YENİ ORTAÇAĞ VE YENİPAPALAR

YENİ ORTAÇAĞ VE YENİPAPALAR
8 Mart 2026 11:56
5
A+
A-

Süleyman Çelik

Amerika’nın İran’ı kuşatmasından beri, küresel emperyalistler tarafından yönlendirilen gazete ve tv’lerde her gün, iki ülkenin savunma bütçeleri ve silah güçleri karşılaştırılıyor, aradaki çok büyük dengesizlik karşısında Rusya ile Çin’i de işin içine katarak onların güçleri de toplanıyor; gene de ortaya çıkan uçurum karşısında, İran’ın yenilmesinin kaçınılmaz olduğu kafalarımıza sokulmaya çalışılıyor…

Acaba gerçekten öyle mi olacak?

Norveçliler, herhangi bir sorunu çözemediklerinde, pes etmeden önce “bir de Mustafa Kemal gibi düşünelim derler. Çünkü onlar, “Mustafa Kemal’in imkansızı mümkün kıldığını” öğrenmişler…

Gelin biz de bu sorunun yanıtını bulabilmek için Mustafa Kemal’e bakalım!..

***

Atatürk, Samsun’a gitmek üzere Bandırma Gemisi ile yola çıktığında, işgalci İngiliz askerleri Kızkulesi açıklarında gemiyi durdurup aradılar…

Arama bittikten sonra Mustafa Kemal kaptana, “ne aradıklarını” sordu…

Kaptanın, “efendim, silah ve cephane arıyorlarmış” yanıtı üzerine, bugün İran önlerindeki Amerikan gemileri gibi, Dolmabahçe önlerinde demirli bulunan düşman zırhlılarını göstererek dedi ki:

Bu sersem adamlar işte böyle… Yalnız demire, çeliğe ve silah gücüne dayanırlar. Maddeden başka bir şey bilmezler. Bağımsızlık ve özgürlük uğrunda savaşa kararlı bir ulusun kudret ve gücünü anlamaktan acizdirler. Biz silah ve cephane değil, bağımsızlık ruhu, ülkü ve inanç dolu kafa götürüyoruz.”

***

Çerkes Ethem Bey zenginlerden haraç alan, bu arada halkı da soyan bir çete reisi idi. Yunan işgali başlayınca, işgalcilerin kendilerine de yaşam hakkı tanımayacağını anlayan, Demirci Mehmet Efe vd. çeteler gibi Ethem de direnişe katılmaya başladı. Henüz ‘Düzenli Ordu’ oluşturamamış Ankara Hükümeti, Padişah’ın kışkırtmasıyla çıkan iç isyanları bastırmak için bu çetelerden yararlanmaya çalıştı. Bunlar hukuk/ yasa tanımaksızın çok sert ve acımasız davrandıkları, adeta önlerine çıkanı astıkları için isyanları kolayca bastırıyor ama bu arada halka da zulmediyor, ziynetlerine, mallarına el koyuyor ve getirip kentlerde satıyor; böylece daha da güçleniyorlardı.

İşte Yozgat isyanını bu şekilde bastırdıktan sonra Ankara’ya dönen Ethem Beyi, Atatürk ve İsmet Paşa istasyonda karşılar, birliklerini denetlerler.

Gerisini İnönü anılarında şöyle anlatıyor:

Oradan ayrılırken Atatürk’e sordum: ‘Her biri tepeden tırnağa silahlı. Bunun kendilerine verdiği güven ve büyüklük duygusu ile herkese tepeden bakıyorlar. Bugün memlekete hakim olan kimdir? Bunlar mı, biz miyiz?’

Atatürk: ‘Biziz, çünkü akıl bizdedir” dedi…

O halde bağımsızlık ruhu, ülkü ve inanç dolu kafanın içinde akıl da olmalı.

Aklın işe yaraması için bilgi ve bilimle donatılmış olması gerektiğini de gene Atatürk İfade etmiştir.

***

Gerçekten Atatürk Samsun’a çıktığında, silahı, cephanesi, parası, ordusu vb. hiçbir şeyi olmadığı gibi ardında bir devlet de yoktu. Tersine, başında halkın kutsadığı Halife Sultan sanı taşıyan Padişahın bulunduğu, kendi devleti de kendisine düşmandı!..

Tüm bunlara karşın, binlerce yıldır bağımsızlık ve özgürlük uğruna savaşmış Türk milletinin kafasındaki “bağımsızlık ruhu, ülkü ve inancı” harekete geçirerek, imkansızı mümkün kıldı. Zamanın süper gücü İngiltere ve yanındaki diğer işgalcileri kapı dışarı edip, tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu!..

***

Atatürk’ü örnek alıp, onun gibi düşünen başkaları da vatanlarını kurtardılar…

Örneğin, Fidel Castro

Üst yapı devrimcisi” diyerek burun kıvırdıkları Atatürk’ü beğenmeyen bir grup mandacı ruhlu solcu, 1996’da yapılan Habitat toplantısı için İstanbul’a gelmiş olan Castro’yu ziyaret ederek, “kendisine ve Küba devrimine olan hayranlıklarını” açıklarlar. Laf arasında birisi, “bizim şanssızlığımız sizin gibi bir önderimizin olmayışı” der. Castro, hemen bunun sözünü keser:

“Atatürk var ya! Biz ondan esinlenerek devrim yaptık. ‘O başardıysa biz de başarırız’ dedik. O’nun Bandırma gemisi ile Samsun’a çıkması gibi, biz de Granma gemisi ile Küba’ya çıktık ve biz de başardık. O dünyanın en büyük devrimcisidir. Onun yaptığı devrimleri kimse yapamaz. Kendinize başka önder aramayın” diyerek lafını ağzına tıkayınca, Uğur Mumcu’nun “LİBOŞ” dediği, günümüzde Haçlı/ Siyonist emperyalistleruşaklık yapan bunlar, kös kös oradan ayrılırlar.

İşte Castro ve arkadaşlarının, Amerikan emperyalizminin uşağı Batista diktatörlüğünü yıkarak kurdukları, ABD’nin burnunun dibindeki küçücük bir ada olan Küba Cumhuriyeti, acımasızca sürdürülen, gıda ve ilaç dahil, her türlü ambargo ve ablukaya karşın 1959’dan beri dimdik ayakta durmaktadır. Hatta Amerika, adayı ele geçirmek için, “Domuzlar Körfezi Çıkarması” gibi askeri harekatlar da yapmış, ama başaramamıştır.

***

Diğer bir örnek, Vietnam’ı bağımsızlığa kavuşturan, halkının “Ho amca” dediği, Ho Chi Minh’dir.

Vietnam, eski bir Fransa sömürgesiydi. Ho Amca önce Fransızlara karşı bağımsızlık savaşı başlattı. General Giap komutasındaki Vietnam güçlerinin, 1964’de Dien Bien Phu’da Fransız kuvvetlerini ağır bir yenilgiye uğratmasıyla Vietnam’dan çekilmeye karar veren Fransa’ya, Amerika “bana bırak!..” dedi ve devraldı…

Ho Amca önderliğindeki yurtsever Vietnamlılar, bu kez Amerika’ya karşı savaşmaya başladılar…

Amerika 1975’e kadar süren bu savaşta, İsrail’in Gazze’de işlediği insanlık suçlarından çok daha fazlasını işledi. Atom dışında, napalm dahil, 2 milyon tondan fazla bombayı halkın üzerine konfeti gibi yağdırdı. Bu bombaların etkisiyle, elbiseleri ile birlikte derileri de yanan çocuklar, acı içinde sokaklara fırladılar. Yalnız insanları değil, ormanları bile yaktılar. Suları zehirlediler. Kısaca doğaya da kitlesel katliam uyguladılar!..

Tüm bunlara karşın, sonunda yenildiler ve 300 bin askerini yitirdikten sonra kös kös çekip gittiler…

İşte, Atatürk’ün dediği, bağımsızlık ve özgürlük uğrunda savaşa kararlı bir ulusun kudret ve gücü bir daha görülmüş oldu…

****

Ancak başarı için halkın başındakine güvenmesi / inanması, onun da aklı ve bilimi kılavuz edinmiş olması gerekir.

Maduro örneğinde olduğu gibi, eğer halkı açken o sarayında kuş sütü ile besleniyor, lüks içinde yaşıyor; komutanlar dahil, atadığı kişileri liyakata göre değil, biata göre yapıyorsa; altının oyulduğunun ayırdına varmaksızın gösteriş için yurt dışı geziler yapıyor, gezdiği yerlerde harcamaları ve yedikleriyle haber oluyorsa emperyalistler kolayca o adamın yatak odasına girer ve alıp götürürler!..

İran’a gelince!..

İran’ın ve bizim de içinde bulunduğumuz Ortadoğu, geçmişte sahip olduğu bereketli topraklar, günümüzde de enerji kaynakları nedeniyle her zaman dünyanın çekim merkezi olmuş; Mısır, Hitit, Roma, Selçuklu, Osmanlı, Rusya, İngiltere ve Amerika’ya kadar tüm imparatorlukların iştahını kabartmış ve kabartmaya devam etmektedir!..

Böyle bir coğrafyadaki ülkelerin yöneticileri, ortak çıkarlarının, “emperyalistleri bölgeden uzak tutmak ve içişlerine karışmaksızın barış içinde bir arada yaşamak” olduğunu algılayabilecek akıl ve sağduyudan yoksun olurlarsa, o bölgede kavga, kargaşa, savaş, terör, kan, göz yaşı ve acı eksik olmaz…

Bölgeden bir kuyruklu yıldız gibi geçip giden Atatürk, kısa yaşamında böyle bir barış ortamı oluşturmak istemiş, bu amaçla komşularıyla paktlar kurarak sömürgecileri bölgeden uzak tutmaya çalışmıştır. Bu kapsamda Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Sadabat Paktı’nı kurmuştur…

Bundan çok rahatsız olan emperyalistler önce, Türkiye’yi örnek alarak kendileri de ülkelerinde devrimler yapmak isteyen Afganistan Kralı Emanullah Han ile İran lideri Rıza (Baba) Şah’ı tahtlarından indirmişler, Atatürk’ten sonra da bölgeye tamamen egemen olmuşlardır. Öyle ki Türkiye bile emperyalistlerin güdümüne girmiştir. Günümüzde İslam ülkeleri yöneticilerinin tümü, cüzdanlarıyla emperyalistlere bağlıdırlar!..

***

Aydınlanma Devrimi ile aklı özgürleşen insanların, kendi akıllarına güvenecek/ kimsenin peşinden gitmeyecek ve böylece “özgürlük, eşitlik ve kardeşlik” içinde bir arada yaşayabilecekleri umudu doğmuştu. Fakat insanların kanını emmeden yaşayamayan sömürgenler, aydınlanma ışığını kısa sürede söndürdüler ve insanlık Ortaçağ karanlığına geri döndü.

Ortaçağda papalar kutsamadıkça imparatorlar/ krallar tahtlarına oturamazlardı. Dün Beyaz Saray’da Trump’ı kutsayan Yenipapalar (Neokonlar) “dünyanın egemeni biziz” demek istediler.  Gerçekten Amerikan Başkanın kim olacağına, sözde demokratik ülkelerde kimin iktidarkimin muhalefet rolü oynayacağına, hatta Papa’nın kim olacağına bile bunlar karar veriyor!..

Birkaç yıl önce, kendisiyle yapılan bir söyleşide İoanna Kuçuradi Hoca’nın söylediği gibi, dünyanın yeni bir aydınlanma devrimine gereksinimi var.

Tek tesellimiz, dünyada hala İspanya Başbakanı Pedro Sanchez gibi insanların yaşıyor olması…

Azim ve Karar, 08.03.2026