NEREDE BU DEVLET?

22 Ağustos 2026 13:59
1
NEREDE BU DEVLET?

Türkiye’nin başkenti Ankara’nın göbeğinde birisi aylardır diğer haftalardır süren iki hak arama direnişi var.

Eskişehir’deki Doruk Madencilik emekçileri hak ettiklerinin peşinde. Daha iyi bir toplu sözleşme ya da kazanç öylesine uzakta ki sözü bile edilemiyor.

Direnişin ilk perdesi sözde anlaşmayla sonuçlanmıştı. İki çift eleştiri tümcesini paylaşsanız kapınıza polis yığabilen güçteki devlet o sözde anlaşmaya “kefil” sıfatıyla katılmıştı.

Her şeyin sahibi devlet meydanı boş bulan bir iş insanı bozuntusuna kefil oldu.

Oysa, kudretli devlet bu iş insanının haksız ve sorumsuz davranışı karşısında madene el koymanın yanı sıra daha önce eline geçirdiği kamusal alanlara el atarak emekçinin hakkının bir an önce teslimini sağlayabilirdi.

Çeşme’de İş Bankası kampı komşuluğunda  yer alan ve bir zamanlar Et ve Balık Kurumu’na ait olan son derece değerli alan işçisinin hakkını ödememek için direnene aittir. Bu benim rastlantıyla farkına vardığım. Söz konusu holding üzerinde başka hangi kamusal varlıkların olduğunu kestirmek güç.

Devlet ,devlet olup bu varlıklara el koyabilir.

Ankara’nın göbeğindeki insanlık dramına son verebilir.

Diğer başlığımız er gazilerin direnişi üzerine.

Çerçeve Yasa’yı TBMM’den geçiren iktidar bir sonraki aşamaya geçerek “yeni Anayasa” düşü görmeye başladı bile.

Bir süredir hiçe sayılan anayasayı kendisine uydurmak isteyenler er gazilerin duygusal ve bir o kadar haklı eylemine kulaklarını tıkadılar, gözlerini kapattılar.

Hiç şaşırtıcı sayılmaz onbinlerce kişinin canını yitirmesinden sorumlu terör örgütüyle çok da gerekli olmayan bir biçimde masaya oturabilenlerin gazi sevmezliği.

İktidar, seçimini PKK ile anlaşma yönünde kullanınca gazilerin çığlığı Ankara’da yankılandığıyla kalıyor.

Her iki eyleme duyarsızlığın önde gelen nedenlerinden birisi iktidarın “ben hata yapmam” saplantısı kaynaklıdır.

Yaptığı her işin ve uygulamanın doğruluğu varsayımından yola çıkan iktidar hatadan dönmeyi geri adım olarak görüyor. Geri adım atmayı da gururuna yediremiyor. “Çoğulcu” değil ama “çoğunlukçu” yaklaşım bu kaba anlayışın biricik kaynağıdır.

Diğer yandan, bu çok haklı iki direnişin direnenlerin utkusuyla sonuçlanmasının önemli bir kapıyı aralama olasılığı iktidarın bir diğer korkusudur.

Aralanacak kapıdan geçmek isteyenlerin çokluğu iktidarın karabasanı olup çıkmıştır.

Gazilerin eylemine kolluk gücüyle engel olma girişimi devletin polisinin gözyaşı dökmesi pahasına devreye sokulmuştur.

“Nerede bu devlet” sorusu hiç bu kadar haklılıkla sorulmamıştı.