VENEZUELA DERSİ : AYDINIMIZIN SÜREGEN AÇMAZI
Ceyhun Balcı
Dün Venezuela emperyalizmin saldırısına uğradı. Seçilmiş başkan zorbaca ülkesinden kaçırıldı.
Görünürde narko-terörle suçlansa da çok dile getirilmeyen sorun Venezuela’nın Bolivarcı yönetim döneminde emperyalce yağmalanmasına kapıların kapatılmasıydı.

Bir Kemalist olarak antiemperyalist duruşu en başa yazmak temel ilkem olmuştur. Bunu yaptığınızda ülkedeki ve dünyadaki gelişmeleri yorumlamak kolaylaşır. Hataya düşmek de neredeyse olanaksızlaşır.
Dün sabah Venezuela başkanının ve dolayısı ile de halkının başına gelene üzüldüm. Chavez’le başlayan Bolivarcı dönemin kazanımlarının yitirilmesi olasılığı bile yeterince ürpertici geldi bana.
Doğal olarak, televizyonun başına geçtim.
Muhalif (!) kanal SZC’de konu irdelendi ve yorumlandı. Konukların biri geldi diğeri gitti gün boyunca.
Muhalif kanal olmanın ötesinde kendisini Atatürkçülükle etiketleyen ve kurucu değerleri önemsediğini düşündüren bu kanala çıkanların söze şöyle başlamasını beklerdim.
“ABD’nin Venezuela’da yaptığı haydutluktur, kural tanımazlıktır!”
Benim izleyebildiğim kadarı ile bu keskin ve amasız, fakatsız duruşu bir tek Bartu Soral sergiledi.
Bu bir tümcelik net söylemi esirgeyenler bakın nelerle uğraştılar.
Birisi, Amerikan Delta Gücü’nün Maduro’yu kaçırma görevini başarıyla ve tereyağından kıl çeker gibi yerine getirdiğini ballandırarak ve ABD’ye yakınlığını saklamayacak denli etkili anlattı.
Arada, işi magazine dökmeyi de unutmadı söz alanlar.
Bir başkası, Venezuela’nın petrol varsılı olduğuna göndermede bulunarak böylesi bir ülkede yaşanan yoksulluğu öne çıkarttı. Bir ölçüde hak verilebilirdi bu görüşe. Ancak, Venezuela’nın petrol varsılı olmasına karşılık ablukada ve ambargoda bir ülke olduğunu görmezden gelmek kanımca önemli eksiklikti. Farkında olarak ya da olmayarak emperyalist saldırganlığı aklamış olmaktaydı konuşmacı.
Bunca görüş çeşitliliğinde Maduro’nun diktatörlüğüne, otokratlığına vurgu yapılmasa olmazdı. Diktatör Maduro’nun halk gözünde destekten yoksun olduğunu yaldızlı sözlerle yansıtan katılımcı açıkça belirtmekten kaçınsa da diktatörün sonu tadında bir sonuca ulaşmakta sakınca görmüyordu.
Hemen eklemeliyim!
Bu görüşleri dile getirenlerin tümü (gardrop) Atatürkçüsüydü. Hem de katıksız!
Bugünkü haberlere baktığımda Ankara’da Venezuela’ya yapılanı kınama etkinliklerine rastladım. İlginç nokta şuydu bu etkinliklere katılanlar bakımından.
Türkiye’de emperyalist proje olduğu belgeli olan açılımın ve etnikçi siyasetin hemen her zaman kuyruğu olmakta sakınca görmeyenlerin “antiemperyalist” duruşu tüm zamanların haberi olmaya aday bir çelişki gibi göründü gözüme.
İnsanları satın alma yoluyla ayartmada öteden beri hünerli olan emperyalizm bu yeteneğini bir kez daha konuşturmuş anlaşıldığınca. Yoksa, korunaklı bir yerde olduğu kuşkusuz olan Maduro kolaylıkla kaçırılabilir miydi?
Böylelikle boş kaleye gol atan takım gibi davranabilen ABD’nin haydutluğuna bir çift kınama sözünü çok görenlerin emperyal güzellemeciliği yapmakta sakınca görmemeleri vicdan ve insaf eksikliği içinde olmalarının yanı sıra ahlâk yoksunu olduklarını da düşündürdü bana.
Bu konulara çokça eğilmiş, kült yazılar yazmış olan Attilâ İlhan’ın anısına saygıyla!
Hiçbir şey değilse bile ahlâk Venezuela halkının yanında durmayı, dolayısı ile de antiemperyalist tutum almayı zorunlu kılmaktadır.
Azim ve Karar, 04.01.2026