ÜNİVERSİTENİN SUSKUNLUĞU (*)

ÜNİVERSİTENİN SUSKUNLUĞU (*)
2 Şubat 2026 00:37
3
A+
A-

Suay Karaman

33. Adalet ve Demokrasi Haftası’nda başta Uğur Mumcu ve Muammer Aksoy olmak üzere yitirdiğimiz tüm yurtsever aydınlarımızı özlemle ve saygıyla anıyoruz. Anılarının yolumuza ışık saçtığının bilincindeyiz. Bu bilinçle mücadelemize kararlı şekilde devam ediyoruz.

12 Eylül 1980 darbesinden sonra 6 Kasım 1981 tarihinde çıkarılan 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu (YÖK), Ocak 1981 tarihinde Şili’deki faşist cuntanın çıkardığı yasanın kötü bir kopyasıdır. YÖK yasasıyla birlikte üniversitelerde toplu tasfiyeler başlamış, akademisyenler susturulmuş, çağdaş ve özerk üniversite yok edilmiştir. Özellikle 2002 yılından günümüze üniversitelerde liyakat yerine, din temeline dayanan atamalar yapılmış, laik, çağdaş ve bilimsel eğitim yara almıştır.

Bugün ülkemizde hukuk yok edilirken hukuk fakültelerinden ses çıkmamaktadır. Gülünç enflasyon hesaplarıyla toplum uyutulurken, iktisat fakülteleri tepki vermemektedir. Mühendisliği hiçe sayan projeler gündeme getirilirken, mühendislik fakülteleri sessizdir. Sanat katledilirken, güzel sanatlar fakültelerinden ve konservatuvarlardan ses duyulmamaktadır. Yolsuzluklar, cinayetler, tecavüzler alıp başını gitmişken, laik ve bilimsel eğitim yerine dine dayalı eğitim yapılırken üniversitelerden ses çıkmamaktadır. Günümüzde suskun üniversite olgusuyla karşı karşıyayız. Susan üniversitelerde bilim yapılmaz, yapılamaz.

Ülkemizin şiddetle bilime, teknolojiye ve üretime ihtiyacı varken, teknik meslek liselerini kapatarak, yerine imam hatip okulları açılmaktadır. Milli eğitimde ilk, orta ve lisede dini içerikle yetişen nesiller, üniversiteye gelince de farklı olmuyorlar. AKP, 2002 yılında iktidara geldiği zaman imam hatip okullarında okuyan öğrenci sayısı yaklaşık 70.000 idi. Bugün ise yaklaşık 1.370.000 öğrenci imam hatip okullarında okumaktadır. 2002 yılında 20 İlahiyat Fakültesinde 500 öğrenci varken, bugün 112 İlahiyat Fakültesinde 12.000 öğrenci vardır. Bunun yanında 30 İslami İlimler Fakültesi de açılmıştır. Ülkemizde yıllardır ve sistemli bir şekilde laik ve bilimsel eğitim terk edilmektedir. Bugün birçok üniversitelerde bilimden uzak şekilde eğitim verilmektedir. Demokratik ve laik cumhuriyetimizi dinsel kurallarla yönetmeyi hedefleyen siyasi iktidar, düşünmeyen, sorgulamayan dindar ve kindar nesil yetiştirme projesi ile bilimsellik yerine inanç temelinde eğitime yön vermektedir.

Laiklik, devletin ve toplumun dini kurallardan arınmasıdır; devlet ve toplum düzeninin akıl ve bilime dayandırılmasıdır. Laiklik, aklın sorgulanmasıdır. Ancak özellikle 2002 yılından sonra üniversitelerimizde büyük sorunlar başlamıştır. Şimdi bunlarla ilgili örneklere bakalım:

Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden Prof. Dr. Rifat Okudan, insanın cinsel ilişki sırasında ‘şeyhini’ düşünmesi durumunda, şeyhin güzel ahlakının, bereketinin doğacak çocuğa geçeceğini savunan makalesini Tasavvuf dergisinin Haziran 2003 tarihli 10. sayısında yazmıştır.

28 Şubat 2009 tarihinde Habername internet sitesinden bir alıntıdan söz etmek istiyorum. Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Öğretim Üyesi Prof. Orhan Çeker; “Müzik için haram diyemeyiz ama helâl de diyemeyiz. İçeriği İslâm’a uygun olmalıdır. Ama kadın sesi içeren müzik kesinlikle caiz değildir.” Daha sonra Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne geçen bu profesörün söylemleri insanın kanını donduracak niteliktedir: “Kadın yüzünü de kapamalı, Kadının evden çıkması caiz değil, Saç boyama caiz değil, Parfümlüye cennet haram, Dekolte giyinen, tahrik eden kadının tecavüze uğraması sürpriz değil.”

Marmara Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Hayrettin Karaman “oruç tutmayan, namaz kılmayan memur olmasın” demektedir. Kendi internet sitesinde ise “ülkemizde Hanefî mezhebine göre müziğin icrası da, dinlenmesi de haramdır. Bir değneğin, bir çubuğun bir yere ahenkli bir şekilde vurulması bile bu hükme dahildir ve haramdır” hükmünü aktarmaktadır.

Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hamdi Döndüren; “Çalgı aletleri, bunları çalmak, satmak ya da şarkı söylemekten para kazanmak, nefsi azdıran, örneğin diri bir kadının ya da şarabın heyecan verici niteliklerini anlatan şarkılar caiz değildir” demektedir.

12 Haziran 2016 günü TRT 1 televizyonunda Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden, Prof. Dr. Mustafa Aşkar; “namazı hayvanlar kılmaz, namaz kılmayan hayvandır” demişti. Şimdi anlaşıldı; kedileri ve köpekleri namaz kılmadıkları için öldürüyorlar.

Necmettin Erbakan Üniversitesi Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi eski dekanı Prof. Dr. Mehmet Karalı’nın Kasım 2018 tarihindeki sözleri ilginçtir: “Yerel seçimlerde kadın başkan adaylarına oy vermeyeceğim. Evde oturup çocuk baksınlar” diye buyurmuş.

Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Mantık Anabilim Dalından emekli öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim Emiroğlu, 22 Kasım 2018 tarihinde Güzelbahçe Müftülüğü tarafından düzenlenen ‘Peygamberimiz ve Gençlik” adlı konferansta konuşmuştur. Konuşmasında çocukların evlenebileceğini, kızların âdet görmesinin tedavi edilmesi gerektiğini, kızların tesettüre girmelerini, edepli olmalarını savunmuş ve laikliğin en büyük tehlike olduğunu söylemiştir.

İlahiyatçı ve hukukçu Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden emekli Prof. Dr. Cevat Akşit’in bir televizyon kanalında ‘seks’ ile ilgili konuşması şöyleydi: “Cinsel münasebet esnasında affedersiniz eşeklerin yaptığı gibi tamamen soyunmayın. Çünkü orada melekler vardır, siz soyunursanız melekler dışarıya çıkar, şeytan da odada tek kalır ve oluşacak çocukta şeytanın nasibi olur.”

Adıyaman Üniversitesi eski Rektörü ve Yıldız Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa Talha Gönüllü, kişisel sosyal medya hesabında ‘kadın ile tokalaşmanın ateş tutmaktan korkunç olduğu’ düşüncesini paylaşarak, kamusal alandaki dinselleşmeyi gözler önüne serdi. Yaptığı paylaşıma gelen tepkilere “bunlardan rahatsız olanlar İslam’a karşı” diyen eski rektör şöyle yanıt verdi: “Nikâhsız olarak çok izbe yerlerde ve hatta bazen kamu alanlarında olmadık yerlerde nahoş durumda olma durumları toplumun geleceği için endişe vermektedir.”

“Teyze kızı, amca kızı, hala kızı, dayı kızı hepsi caiz olan evliliklerdir” diyen Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu, Gaziantep İslam, Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörlüğü’ne atanmıştı. Bazı televizyonların dinden sorumlu şovmeni olarak kabul edilen bu profesör banyoda çıplak yıkanmama tavsiyesinde bulunmuştu.

Aralık 2019 tarihinde Mardin Artuklu Üniversitesi kampüsünde bulunan ve Mardin Anakent Belediyesi’ne bağlı Gençlik Merkezi bünyesindeki Genç Kafe’ye asılan afiş şöyleydi: “Genel ahlak kurallarına uymayan öğrencilerimizin kafeye girişi yasaklanacaktır.” Şimdi akıllara şöyle bir soru gelebilir: genel ahlak kuralları arasında ‘bademlenmek’ var mı?

Yalova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ebubekir Sifil, bir erkeğin farklı illerde evi ve eşi olabileceğini, bu durumun ‘meşru’ olduğunu öne sürmüştür. Bu akademisyen daha önce de “deve idrarı” ile ilgili açıklamalarda bulunmuş ve deve idrarının şifalı olduğunu söylemişti. Sosyal medyada yeniden gündem olan 2019 yılındaki bir videosunda “namaz kılmayan öldürülebilir” diyen Sifil, şu ifadeleri kullanmıştı: “Bir adam var çok laubali davranıyor. Efendim, aslında namazın önemini biliyor. Kılmamak için herhangi bir meşru mazereti yok. Yani eli sağlam ayağı sağlam suya kavuşmuş, abdest alma sıkıntısı yok, namaz kılma sıkıntısı yok, zaman sıkıntısı yok vesaire. Bu adam keyfi olarak namazı sürekli biçimde aksatıyorsa cezaya çarptırılır. Çağırılır, azarlanır. Çağırılır, tekdir edilir. Çağırılır, dövülür. Devam ederse taziren öldürülebilir.”

Bingöl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Hasan Kılıç, ‘Tarla Bitkileri Islahı’ ders notlarına, tarla bitkileri dışında çeşitli Risalei Nur külliyatından sözler eklemiş ve dersin içeriğinde Risalei Nur külliyatına yer vermiştir. 2018 yılında “Kur’an Işığında Tahıl Bitkileri” adlı kitabı yazmıştır.

Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Arapça Konuşma Kulübü tarafından 18 Aralık 2019 tarihinde Dünya Arapça Günü dolayısıyla etkinlik düzenlendi. Etkinlikte konuşan İlahiyat Fakültesi eski Dekanı Prof. Dr. Yusuf Doğan “Arapça kutsal bir dildir” dedi. Sözlerine şöyle devam etti: “Tabii bir kısmı Arap ülkeleri bir kısmı da Arap olmayan ülkeler tarafından Arapça konuşuluyor. ‘Biz o Kur’an’ı Arapça indirdik’ buyuruyor. Bu yönüyle Arapça kutsal bir dildir. Diğer yönüyle Allah Resulü bu dili konuşmuş, bu dille tebliğini yapmıştır. Aynı zamanda Arapça olmadan da ibadetinizi yapamazsınız. Bunun yanı sıra İslami kaynaklarınız hadis, tefsir, fıkıh olmak üzere birçok eserimiz, temel kaynaklarımız Arapça olarak yazılmıştır.”

19 Aralık 2019 tarihinde Kırıkkale Üniversite’sinde Genç Kalemler Topluluğu ile Bilim ve Sanat Topluluğu’nun, Dünya Arapça Günü ile ilgili gerçekleştirdiği etkinliğe ait broşürlerde, İstiklal Marşı’nın Arapça okunmasının programda yer aldığı görüldü. Program sırasında İstiklal Marşı, bir öğrenci tarafından Arapça şiir olarak okundu. İstiklal Marşımız sadece Türkçe okunur. Türkçe dışında başka bir dilde okunamaz. Türkçe ezana karşı çıkanların, Arapça İstiklal Marşı okutmaları şehitlerimize, gazilerimize ve Türk Milletine saygısızlıktır, hakarettir. Bunun Türk Bayrağını indirmekten farkı yoktur.

Bazı televizyon kanallarının kadrolu provokatör akademisyenleri bulunmaktadır. Bunlardan biri İstanbul Medipol Üniversitesi, Hukuk Fakültesi’nden ve daha sonra Esenyurt Üniversitesi rektörlüğü de yapan Prof. Dr. Selman Öğüt’tür ve en büyük özelliği Atatürk’ten nefret etmesidir. Sürekli şunu söylüyor: “Bu ülkede Kemalistler ezanı Türkçe okuttu.” Ezan Türkiye’de Türkçe okunabilir tıpkı İran’da Farsça okunduğu gibi. Türkçe ezana karşı çıkanlar, buna karşılık İstiklal Marşı’nı Arapça okutuyorlar. Türklüğün en büyük düşmanı ümmetçiliktir.

Yıldız Teknik Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Bedri Gençer, kişisel sosyal medya hesabından yaptığı paylaşım ile 24 Ocak 2020 Cuma akşamı Elazığ depreminin nedenini çocuk yaştaki evliliklerinin yasaklanmasına bağladı. Bu akademisyen katıldığı bir seminerde boşanan kadınların ‘hafif kadınlar’ olduğu imasında bulunmuştu. Aslında böyle söyleyerek kendisinin ‘hafif profesör’ olduğunu saklamaya çalışmaktadır.

Sakarya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu 23 Eylül 2016 tarihinde Haber Türk televizyonunda katıldığı bir programda, “Ebu Bekir el Bağdadi (1971-2019) ile Atatürk aynı kefededir tarih önünde.” demiştir. Ebu Bekir el Bağdadi, kendisini İslam halifesi ilan eden ve terör örgütü İŞİD’in kurucusudur. Aynı programda “İsviçre medeni kanununu ülkeye getiren kişi (Atatürk) milli midir degil midir cevabı size bırakıyorum” demişti. 22 Şubat 2018 tarihinde Kütahya Belediyesi tarafından düzenlenen “Vefatının 100. Yılında Ulu Hakan 2. Abdülhamid Han” adlı konferansta şunları söyledi: “Google’ı kullanan, ilk icat eden Sultan Abdülhamid Han’dır.” 16 Aralık 2020 günü Akit Tv’de katıldığı programda şunları söyledi: “üniversite ve apartlar fuhuş yuvasına döndü” dedi. Esasında Fethullah Gülen’in müridi olan bu ve benzer kişiler, 15 Temmuz sonrası can havliyle ‘reisçi’ görünmek için ‘ne iş olursa yaparım’ diyerek, tipik bir Fetö davranışı sergilemektedir.

İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır, 29 Haziran 2025 tarihinde katıldığı bir televizyon programında sivrisineklerle konuştuğunu iddia etti ve şunları söyledi: “Bilimsel bir toplantı için Cidde’ye gittim. Deniz kenarında iki katlı bir otel çok hoşuma gitti… Odanın camını bir açtım Türkiye’ye benzettim, içerisi sivrisinek doldu ağzına kadar. Çok da yorulmuştum otele söylemeden… Dedim ki Süleyman aleyhisselamla benim farkım ne o bunların dilini biliyordu ama ben bilmiyordum. Fakat bunlar benim dilimi biliyordu. Sivrisineklere dedim ki: Yanıma gelirseniz otel idaresine söylerim, sizi öldürürler. Sabaha kadar bir tane sivrisinek yanıma gelmedi.”

Sebahattin Zaim Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Arı, okuma oranı arttıkça, üzüntüsünün de arttığını söyleyerek, cahil ve okumamış halka daha çok güvendiğini belirtmişti, daha sonra YÖK denetleme kuruluna üye olarak atandı. Diyanet İşlerinin eski başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, laikliği hiçbir değeri tanımamak olarak tarif etmişti. Bundan önceki başkan Prof. Dr. Mehmet Görmez, bütün üniversitelere cami yapımını başlatmıştı.

Yükseköğretim Kurulu ve Diyanet İşleri Başkanlığı iş birliğiyle İstanbul Üniversitesi, öğrencilere yönelik olarak ‘Hafızlık ve Kuranı Kerim’i Güzel Okuma Yarışmaları’nı 2026 yılında üçüncü kez düzenleyecektir. 17 Aralık 2025 tarihinde Yükseköğretim Kurulu ‘Üniversite Öğrencileri Arasında Umre Ödüllü Gençlik Bilgi Yarışması’ ile ilgili tüm üniversitelere yazı göndermişti.

Yükseköğretim Kurulu, 12 Ocak 2026 tarihinde tüm üniversitelere gönderdiği bir yazıyla, üniversitelerde cuma namazı vakitleri ile çakışabilecek nitelikteki mesai, ders, sınav ve uygulamalara ilişkin düzenlemelerin, din ve vicdan hürriyetinin fiili kullanımını ve eğitim-öğretim faaliyetlerinin sürekliliğini birlikte gözeten bir yaklaşımla yeniden değerlendirilmesi; söz konusu faaliyetlerin, cuma namazı saatlerinde yerine getirilecek ibadetleri aksatmayacak şekilde planlanması ve gerekli idari tedbirlerin alınması gerektiğini hatırlattı. Bu yüzden cuma namazı için akademik ve idari personel ile öğrenciler için gerekli kolaylıkların sağlanması istendi.

Bilim üreten ve eğitim veren üniversitenin mantığı akılcılıktır. Üniversiteler bir değerler bütünüdür; bu değerler öğrencilerin ve öğretim elemanlarının ürettikleri patent, araştırma, makale, kitap gibi eserlerle ölçülür. Ülkemizde artık akademik değerler önemini yitirmiştir çünkü bilim üretmesi gereken üniversiteler dini değerlere göre yönetilmeye başlanmıştır. Üniversite diplomalarının değerinin kalmadığı bir ortamda akademik unvan ile diploma sahteciliği ortaya saçılmıştır. Sahte profesörün, hukuk fakültesi dekanlığı ve rektör yardımcılığı yaptığı, sahte belgelerle yüzlerce profesör ve doçent atandığı haberlere yansıdı. Şaibeli dergilerde para karşılığı yapılan yayınlarla doçent ve profesör olanlar çok yaygındır.

Liyakat sahibi olmayanların yönetici olduğu günlerden geçmekteyiz. Bazı hukuk fakültelerinin dekanları hukukçu değil; ilahiyat, veteriner, ziraat kökenlidir ama bu dekanlar hukukçu yetiştirmektedir. Oysa fakültelerde dekan yalnızca idari kişi değildir, aynı zamanda kurum kimliğini temsil eder.

Yüksek lisans ve doktora tezi yazım şirketleri kuruldu. Bilimsel yayınlarda sahtecilik gündelik yaşama dönüştü, merkezi sınavlarda sahtekarlıkların yapıldığı ortaya saçıldı. 2022 yılında yapılan incelemede 73 rektörün uluslararası yayını olmadığı, yayını olan 71 rektörün yayınlarına hiç atıf yapılmadığı belgelendi. Arkasında bilimsel aktivitesi olmayan rektörlerin üniversitelerini de geliştiremeyeceği bellidir.

Cehalet; bilime, sanata, spora, kültüre, tarihe, insanlığa düşmandır. Görüldüğü gibi ülkemizin asıl sorunu cehalettir, irticadır. Fransız yazar Emile Zola (1840-1902) şöyle diyor: “İrtica, saltanatını, bir ülkenin eğitimini ele geçirerek kurar ve böylece kökleşir kalır. Okullarda beyinleri yıkanan kuşaklar, yönetimde görev aldıkları zaman ülke çıkarlarının değil, kendilerini eğitenlerin sözcüleri olacaklardır.”

Ülkemizin aydınlık geleceği olan çocuklarımız, düşünen, sorgulayan, mücadelci, insanlık değerlerine saygılı, bilime, sanata, müziğe, edebiyata ve spora ilgi duyan, sevgiyle beslenmiş bireyler olarak barış içinde yetişmelidir. Bunun için öncelikle üniversitelerin suskunluğuna son verilmelidir. Eğitimdeki ve ülkemizdeki emperyalist kuşatmayı yok etmek için hepimizi önemli görev ve sorumluluklar beklemektedir. İşte bu yüzden örgütlü mücadeleye gereksinim vardır; demokratik kitle örgütlerinde buluşmalıyız. Akademik elemanları TÜMÖD çatısı altında buluşmaya davet ediyoruz. Atatürk’ün ilke ve devrimlerinin yolumuzu aydınlatacağı laik, çağdaş ve bilimsel eğitimle dolu günlerde buluşmak üzere hepinize saygılarımı sunuyorum ve teşekkür ediyorum.

Azim ve Karar, 2 Şubat 2026

(*): 33. Adalet ve Demokrasi Haftası çerçevesinde 27 Ocak 2026 tarihinde TÜMÖD’ün düzenlediği “Üniversitenin Suskunluğu” adlı etkinlik konuşması.