GIDA İHRACATINI  ARTIRMAK ÇİFTÇİNİN FAKİRLEŞMESİNİ ENGELLEDİ Mİ?

GIDA İHRACATINI  ARTIRMAK ÇİFTÇİNİN FAKİRLEŞMESİNİ ENGELLEDİ Mİ?
28 Haziran 2026 22:44
3
A+
A-

Mustafa Kaymakçı

Ekonomist Doç.Dr.Elif Karaçimen’in “Tarımda Gerileyen Türkiye Gıdada Nasıl İhracatçı Oldu?”adlı çalışmasını öğrenmiş ve daha sonra  ilgili çalışmaya erişmiştim.

Karaçimen’nin çalışması;Türkiye’nin dışa bağımlı neoliberal politikalarının temelinde Türkiye tarımının ve gıda sanayimizin,eskilerin deyimiyle  “Hal-i pür melalini”,Türkçesi  “acıklı ve perişan durumu”nu sahneye koyuyor.

Karaçimen’e Göre Gıda İhracatı Nasıl  Artmış ve Bedeli Ne Olmuş ?

•             “Türkiye gıda sanayi, tarımsal hammaddeyi   ithal eden ve  bu ürünleri düşük işçilik maliyetleriyle işleyerek  dışa satan bir  özelliğe sahipmiş. Ancak ürettiği artık değer ülkede kalmıyormuş. Artık değere el koyanlar onu büyük ölçüde dışarıya aktarıyorlarmış. Türkiye bu zincirin işleme ve  dağıtım halkasında duruyor; bu arada yerli üretim kapasitesi geriliyor  ve ülke yabancı üreticiye pazar oluyormuş.

•             Cargill, Bunge, Olam, ADM, CP Standard ve  BRF gibi Türkiye’nin gıda ve tarım sektöründe etkinlik  gösteren çokuluslu şirketler, çoğunlukla sıfırdan yatırım yapmıyorlar, var olan yerli firmaları satın alıyorlarmış. Bu şirketler, işlenmiş ürün üretimi yanı sıra tohum,gübre üretimi, işleme, depolama ve dağıtım gibi  tedarik zincirinin her halkasında etkinlik gösteriyorlarmış. Bu durum Türkiye’nin uluslararası işbölümü içindeki konumunu da şekillendiriyormuş.

•             Türkiye’nin gıda sektörü  büyümesine karşın, yerli sermaye birikimini güçlenmiyormuş. Büyüme, dışarıdan hammadde alıp dışarıya işlenmiş ürün göndererek elde ediliyor; zincirdeki artık değerin  büyük bir kısmı  , küresel şirketlerin kasalarında  birikiyormuş.

•             Özetle Türkiye, küresel gıda zincirinin bir halkası olarak giderek derinleşmekte olan küresel gıda krizi ve gıda güvenliği sorunları içinde, emperyalizme bağımlı, neoliberal modelin elinde tutsak bir ülkeymiş.”

Gıda İhracatı Artarken Tarımın ve Çiftçinin Durum Nedir?(*)

Karaçimen’in görüş ve tespitlerini  paylaşıyorum.

Yıllardır kaleme aldığım yazılarda  dışa bağımlı neoliberal politikalarla  tarımın ve gıda sektörünün  durumlarını gün ışığına çıkarmaya çalışan tarımcılardan biri olmuştum. Bu kapsamda özellikle tarımın içinde bulunduğu açmazları yinelemekten yarar görüyorum.

•             Türkiye’de ekilebilen tarım alanları azalmıştır. 2002 yılında toplam tarım alanı yaklaşık 26,5 – 26,6 milyon hektar düzeyindeydi. 2024 yılı itibarıyla 24 milyon 24 bin hektara gerilemiştir. 2002 yılından bu yana  yüzde 9,6 oranında daralan tarım arazisinde, 2,5 milyon hektardan fazla (yaklaşık Ankara yüz ölçümü kadar) bir kayıp yaşamıştır. Nadas alanları ise 2024 yılında 2 milyon 655 bin hektara düşmüştür.

Ürün temelinde, örneğin buğday ekim alanları 2002 yılında 9,3 milyon hektar iken 2024 üretim sezonunda Türkiye’de buğday ekiliş alanlarının yaklaşık 6,7 ila 7,5 milyon hektara gerilemiş bulunmaktadır .

•             Tarım alanlarının azalmasıyla birlikte tarımda çalışan insan sayısı düşmüştür. TÜİK verilerine göre 2002 yılında tarım sektöründe çalışan sayısı 7 milyon 458 bin kişi iken, bu sayı 2025 yılı yaklaşık 4,56 milyon olarak gerçekleşmiştir. Son 23  yılda tarım sektöründe 2 milyon 898  bin kişi işinden olmuştur. Bu durum,çiftçiliği bırakan insanların şehirlere akımını hızlandırmıştır. Ancak şehirlerde sanayi ve hizmet sektörlerdeki büyüme hızı yeterli olmadığı için tarımdaki göç, var olan işsizlik oranının daha da artmasına neden olmuş,ortaya çıkan  yoksulluk  sadaka ekonomisini yaratmıştır.

•             1980 yılında Türkiye nüfusu 44.7milyon, sığır sayısı 15.8 baş milyon ve koyun sayısı 49 baş milyon idi.Buna göre bir kişiye düşen sığır sayısı 0.35,koyun sayısı 1.09 dolayında olmuştur. 2025 yılında Türkiye nüfusu 86 milyondur.Bu sayıya 3.2 milyon civarında sığınmacı sayısı eklendiğinde  nüfusumuz 89.4 milyona çıkmış durumdadır. Aynı yıl sığır sayısı 17.79 baş,koyun sayısının da 46.7 baş olduğu bildirilmektedir. Buna göre 2025 yılında insan başına sığır sayısının 0.19 başa ,koyun sayısının da 0.52  başa gerilediği gözlemlenmektedir.

•             Tarım ürünleri ithalatı hız kazanmıştır.2002–2025 arasında tarım ürünleri ihracatı 125,5 milyar dolar,tarım ithalatı ise 182,5 milyar dolar gerçekleşmiştir. Dış ticaret açığı 57 milyar dolardır . İthalata 57  milyar dolar fazla ödenmesi ile yabancı ülkelerin çiftçisinin zengin edilmiştir. Bir başka deyişle “Fakir Türk Çiftçisi”,”Zengin Batı Çiftçisi”ne yardım etmiştir.

Ürün temelinde, 2003-2024 yılları arasında yaklaşık 105 milyon ton buğday ithalatı yapılmıştır.Bu ithalat için 29 milyar doların üzerinde bir tutar ödenmiştir . Türkiye, 2000’li yıllara kadar buğday ithalatında kendine yetebilirken, günümüzde dünyanın en fazla buğday ithal eden ülkelerinden biri haline gelmiştir. Bu ithalat, Cumhuriyet döneminin rekoru olmuştur. Aynı dönemde de milyon 1,1 milyon ton şeker ithalatına da 552 milyon dolar ödeme yapılmıştır.

Hayvan ithalatında da hızlı bir  artış olmuştur. Son 15 yılda canlı hayvan ve kırmızı et ithalatına toplamda 531 milyar lira (yaklaşık 15,5 milyar dolar) ödeme yapılmıştır. 2025 yılında ise Türkiye, tarihinin en yüksek ikinci canlı hayvan ithalatını gerçekleştirerek 739 bin 706 baş hayvan ithal etmiştir .

•             Kimi  çiftçiler tarım desenini  değiştirmek zorunda kalmışlardır. Örneğin pamuktan para kazanamayan çiftçiler, hayvancılık için mısır silajı ve yoncaya yöneldiler. Bu da pamuk ithalatını gündeme getirmiştir. 2002-2024 yılları arasında Türkiye’nin pamuk ithalatı, yerli üretimin tüketimi karşılayamaması nedeniyle genel bir artış eğilimi göstermiş ve Türkiye dünyanın en büyük pamuk ithalatçıları arasına girmiştir. 2025 yılı itibarıyla Türkiye, 1 milyon tonun üzerinde pamuk ithal ederek bu ithalat için 1 milyar 727 milyon dolar civarında döviz ödemiştir. 2026 yılı Nisan ayı itibarıyla yayımlanan raporlara göre, Türkiye pamuk ihtiyacının  yüzde 75’ini ithalatla karşılar duruma  gelmiştir  .

Tarımda Gerileyen Türkiye Gıdada  İhracatçı olmanın Bedelini Nasıl Ödemektedir?

•             Tarımsal hammadde ithalatında (bitkisel hammadde, canlı hayvan ve karkas,gübre,tarım ilacı,tohum vb) patlama olmuştur.

•             Aile işgücü temelli küçük ve orta  ölçekli tarım işletmelerinde çiftçilik  yapanlar fakirleşmiştir. Tohumu alırken, gübreyi atarken, ürününü satarken uluslararası sermayenin güdümündeki yabancı ve yerli  tekellere bağımlılığı giderek artmıştır.

•             Gıda sanayi,yabancı ve yabancılara bağımlı şirketlerin güdümüne girmiştir.

•             Tüketicinin de sağlıklı gıdaya erişimi giderek olanaksız bir duruma gelmiştir.

•             Kırsal kesimin erimesiyle şehirlerimizde alt yapı sorunlarından işsizliği değin çok sayıda sorun artmıştır.

Tarımda ve Onun Ürünü olan Gıdada Bağımlığı Kırmanın Seçeneği Var mı?

Türkiye’nin önünde ekonominin diğer dallarında olduğu üzere tarımsal üretimde de iki seçenek var.

Birinci seçenek: Ara malı ve hammadde ithalatına dayalı ekonomi politika bağlamında tarım modelini sürdürmek. Uygulanmakta olan budur- merkez ülkelerin izin ve uygun gördüğü ölçüde-  tarımsal üretim olacaktır.

İkinci seçenek ise: İthal İkameci  ve daha eşitlikçi ekonomi politika ve bu modelle bağlantılı  “Tarım Politikaları “ üretmekten geçmektedir. Model, aynı zamanda insan-doğa eksenli çevreyi koruyan,  sağlıklı gıdayı doğal kaynaklarından sağlayan  ve  kendisiyle barışık bir “Planlı Kalkınma Modeli” olmalıdır. Bu bağlamda temel konulardan birisi,devletin  üreten büyük çoğunluk için ekonomiye,yeniden kitleri kurarak  müdahalesidir.

Bir başka deyişle,temel seçenek, bağımsızlığa yönelerek kapitalist merkezlerin, daha açık deyişle emperyalistlerin onayını almadan, kendi gücüne dayanan bu kalkınma eylemini gerçekleştirmektir.

Neoliberal sistemin değiştirilemez yaklaşımını değiştirmek olasıdır. Çözümün kendimizden geçtiğine inandığımız ve örgütlendiğimiz ölçüsünde buna olanak vardır. Önümüzdeki “en canlı örnek ise, Mustafa Kemal Atatürk öncülüğünde gerçekleştirdiğimiz Cumhuriyettir.”

Cumhuriyetçi eylemin iki önemli dayanağı yeniden oluşturulmalıdır.

Bunlardan birincisi, ulusal politikaların üretilmesidir. Ulusal politikalar, bütün ulusal sınıf ve katmanların birlikte oluşturacağı oydaşma (konsesüs) ile sağlanabilecektir.

İkincisi ise oluşturulacak bu politikaların yaşama geçirilmesidir. Bu da ancak planlı ve devletçilik yanı ağır basan karma ekonomik model ile gerçekleşebilir.

Tarım kesiminde de üreticilerin örgütlenmesi ile yaratılacak güç, ulusal programın temel güçlerinden birisi olacaktır.

(*) Kaymakçı,M.,2025.Türkiye Tarımı (Emperyalist Saldırı ve Çözümler).Pankuş Yayınları;
Kaymakçı,M.,2026. Türkiye Tarımı: Tarımsal Üretimde Çöküşün Nedenleri ve Çözüm Yolları. Dağarcık Türkiye 2026 Yıllığı. Baskıda

Azim ve Karar, 28.06.2026