EMPERYALİZM GIDAYI BİR SİLAH OLARAK NASIL KULLANIYOR?
Mustafa Kaymakçı
Yıllar önce Amerika Birleşik Devletleri’nin dünya emekçi halklarının bir numaralı düşmanı Dışişleri Bakanı Kissinger, dünya egemenliği konusunda şu düşünceyi aktarıyordu: “Petrolü denetlersen ulusları denetleyebilirsin, gıdayı denetim altına alırsan insanları denetleyebilirsin.” demişti.
Kissinger denilen adamın düşüncesi Türkiye’de de egemen oldu .
Aş, bir başka deyişle gıda sektörü ve organize gıda perakendeciliğinde de tekelleşme ya da yabancılaşma olarak karşımıza çıktı.
Gıda Sektöründe Tekelleşme ve Yabancılaşma Nasıl Gerçekleştirildi?
Gelişmekte olan ülkelerde de olduğu üzere Türkiye’de de uygulanan neoliberal politikalarla; ticaret serbestleştirildi, kamusal düzenlemeler azaltıldı ve de sonra kaldırıldı, yabancı sermayeye eşit muamele hatta avantajlar sağlandı ve de ekonomik istikrar programları adıyla özünde emek ücretlerinin düşürülmesi gerçekleştirildi.
Anılan politikalarla çok uluslu firmalar için yeni bir ticaret ve yatırım ortamı oluşturuldu. Böylece, özelleştirilen kamu şirketleri ile yerli firmalar çok uluslu şirketlerce satın alınmaya başlandı. TV ekranlarında boy gösteren kimi aymaz uzmanlar,bu konuda “rekabete yenik düşüldü” şeklinde yorum yaptılar, daha doğrusu beyinlerimizi yıkamada rol aldılar.
Uygulanan bu politikalarda tarım ve gıda sektörü payını alacaktı. Tekelleşen ve yabancılaşan gıda sanayi, ürünlerini daha yüksek oranda süpermarket zincirleri ile pazarlamaya başladı. Bu şekilde kâr payları yüksek oldu. Aynı zamanda kâr transferlerine olanak sağlandı.
Gelişmekte olan ülkelerin dış ödemeler dengesi bu yolla da giderek bozuldu. Şehirleşme ve gelir dağılımının bozulmasıyla yaratılan ve zenginleştirilen katmanlar için yeni arayışlar ve özentiler ortaya çıkartıldı. Bunlar, çağdaşlaşma diye tüketim toplumuna ve yabancı ürünlere yönelmeye başladılar.
Pazarlama zincirinde kimi sorunların; örneğin kalite ve gıda güvenliği gibi sorunların çözümünün yabancı firmalar ile olası olabileceği beyinlere aktarıldı ve benimsetildi. Gıda sanayinde yeni üretim ve pazarlama teknikleri ortaya çıkarıldı.
Küçük üretici, tarım ve gıda sektöründe devre dışı ya da daha ucuza mal satmak durumunda kaldı.
Gıda Sektöründe Tekelleşme ve Yabancılaşmadan Kimler Kaybediyor?
- Öncelikle küçük ve orta ölçekli tarım işletmeleri kaybediyor, bunlara Türkiye’de yaşanan süt krizinde olduğu gibi büyük işletmeler de eklenebilir. Küçük ve orta ölçekli tarım işletmeleri, gıda firmaları karşısında örgütsüz. Bu durumda ürünlerini yok pahasına gıda firmalarına satmak zorunda kalıyorlar. Üstelik son dönemlerde hızlanan sözleşmeli tarım modeliyle gıda firmalarına tek yanlı bağımlılık egemen olmuş. Kimi gıda firması yetkilileri “Çiftçiler, bizim nikâhlılarımızdır” diyebiliyorlar.
- Küçük ve orta ölçekli gıda firmaları,tekelleşen gıda firmaları karşısında güçsüz kaldı,ya satıldı ya da kapanmak zorunda kaldılar.
- Özellikle kentlerde tüketici büyük çoğunluk giderek yabancılaşan süpermarket zincirlerine mahkum oldu.
- Tarımda, endüstriyel üretim ortaya çıkmış bulunuyor. Ancak endüstriyel tarım,küçük ve orta ölçekli tarım işletmelerinin tasfiyesi yanı sıra çevre sağlığını da olumsuz etkiliyor.
- Kıtalararası ve bölgesel ticareti de gündeme getiriyor. Bu durumda kullanılan katkı maddeleri, gıdaların besleme açısından güvenirliliğini ve faydasını azaltıyor.
- Gıdaların işlenmek üzere ya da işlendikten sonra bölgeler, ülkeler, hatta kıtalararası taşınması, çok büyük bir enerji gereksinmesini de ortaya çıkartıyor.
- Gıda firmaları, reklamlarla hazır-hızlı yiyeceklerin tüketimini özendiriyor. Bu sayede hamburger yiyen, kola ve bira içen, çağdaşlaşmayı böyle sanan tek tip insan tipi yaratılıyor, yaratılmak isteniyor ve farklı kültürler yok ediliyor.
Gıdanın Denetimi ya da Türkiye’nin Geldiği Nokta Ne?
Tarım politikaları uzmanı Ergin Kahveci,ABD Tarım Bakanlığı Dış Tarım Servisi’nin 30 Haziran 2026 tarihinde yayımladığı “Retail Foods Annual-Türkiye” raporunda Türkiye’deki gıda perakende sektörüne ilişkin verileri ayrıntılı şekilde çözümlemiş ve gıda ticaretinde yaşanan dönüşümün sadece perakendeciliği değil, tarımsal üretimin geleceğini de yakından ilgilendirdiğini ifade etmiş.
Kahveci, kaleme aldığı tespitleri şöyle özetlemiş:
- Türkiye’nin toplam perakende pazarı 2025 yılında 224 milyar dolar olmuş.
- Bu miktarın 120 milyar dolarlık bölümünü gıda perakendesi oluşturmuş.
- Türkiye’de yaklaşık 370 bin zincir ve bağımsız market faaliyet gösterirken organize marketlerin payı her geçen yıl artmaya devam ediyormuş
- Dev organize marketler toplam gıda satışlarında 79,3 milyar dolarlık hacme ulaşımış
- Geleneksel bakkal ve küçük perakendecilerin satış hacmi 38,5 milyar dolarda kalmış. Online gıda satışları ise 2,5 milyar dolara yükselmiş.
- İlk 10 market pazarın yüzde 46’sını elinde tutuyormuş.
BİM, Migros, A101, Şok, CarrefourSA, Seç, Ekomini, File, Hakmar ve Macrocenter’dan oluşan ilk 10 market markası 2025 yılında toplam 54,6 milyar dolarlık satış gerçekleştirerek organize market sektörünün yüzde 46’sını denetim altına almış.
Gıda Sektöründe Tekelleşme ve Yabancılaşmaya Nasıl Karşı Çıkılır? (*)
Temelde çözüm;İthal İkameci ve daha eşitlikçi ekonomi politika ve bu modelle bağlantılı “Tarım ve Gıda Politikaları “ üretmekten geçmektedir. Model, aynı zamanda insan-doğa eksenli çevreyi koruyan, sağlıklı gıdayı doğal kaynaklarından sağlayan ve kendisiyle barışık bir “Planlı Kalkınma Modeli” olmalı. Bu bağlamda öncelikli temel konulardan birisi,devletin üreten büyük çoğunluk için ekonomiye,yeniden kitleri kurarak müdahalesidir.
Bir başka deyişle,temel seçenek, bağımsızlığa yönelerek kapitalist merkezlerin, daha açık deyişle emperyalistlerin onayını almadan, kendi gücüne dayanan bu kalkınma eylemini gerçekleştirmektir.
Dile getirilen bu çözüm,kamuculuğa ağırlık veren bir siyasalı zorunlu kılar.
Bununla birlikte günümüzde de yapılacak uygulamalar söz konusudur.
Bu kapsamda gıda sektöründe de tekelleşmeye ve yabancılaşmaya karşı atılabilecek etkili adımlar arasında şunlar sayılabilir:
- Yerel ve geleneksel tarım desteklenmeli: Hibrit ya da GDO’lu tohumlar yerine yerel tohumları kullanarak yöreye özgü tarımsal miras korunabilir.
- Kooperatifler güçlendirilmeli: Aracısız, doğrudan satış modelleriyle çiftçilerin pazarlık gücünü artıracak kooperatifler güçlendirilmeli ve yaygınlaştırılmalı.
- Yerel yönetimler gerekli satış sergilikleri konusunda kooperatiflere destek sağlamalı.
- Tarım ve gıda ürünlerine erişimde destek ve topluluk ağları oluşturulmalı:Tüketicilerin doğrudan üreticilerle anlaştığı Topluluk Destekli Tarım (TDT) gibi oluşumları hayata geçirilmeli .
(*) Bütün bu gelişme ve olasılıkları, namuslu kalabilen tarım ve gıda uzmanlarından biri olarak kaleme almaya çalışıyorum. (Bakınız: Kaymakçı,M.,2025.Türkiye Tarımı(Emperyalist Saldırı ve Çözümler).Pankuş Yayınları; Kaymakçı M., (Ed.,) 2012.Açlık ve Emperyalizm. İlkim Ozan Yayınları)
Azim ve Karar, 19.07.2026