BİR ZAMANLAR BOLLUK VE UCUZLUK İÇİNDE OLAN GÜZEL YURDUM, TÜRKİYE’M!
Süleyman ÇELİK
1979-1981 yılları arasında, İngiltere Nottingham Üniversitesi’nde doktora sonrası araştırmacı olarak çalıştım. İngiltere’de en çok şaşırdığımız şey, tarımsal ürünlerin az ve çok pahalı oluşuydu. Zaten yerli ürün yok denecek kadar azdı. Daha çok Hollanda ve İspanyol ürünleri satılıyordu.
Bunlar hem, o yıllarda yurdumuzda bedava verilse kimsenin yüzüne bakmayacağı kadar kalitesiz, hem de çok pahalı idi. Bu nedenle insanlar çok az miktarlarda satın alabiliyorlardı. Örneğin, tane ile meyve- sebze, dilimle küçük kavun karpuz alıyor; hatta bir salkım üzüm bile alamıyor, salkımdan kopardıkları bir cıngılı satın almakla yetiniyorlardı.
Biber örneği üzerinden bir anımızı anlatmak istiyorum:
Bizdekiler gibi, çeşit çeşit ve güzel biberler yoktu. Sadece kalın/ etli ve lezzetsiz dolmalık bir biber vardı. Bunu salatalara vs. koymak mümkün olmadığı için almıyorduk.
Bir gün markette alışveriş yaparken, eşim yapacağı bir yemekte kullanmak üzere bu biberlerden bir tane almak istedi. “Ama ben satıcıdan tek bir biber istemeye utanırım” dedi. “Sorun değil, ben alırım” dedim.
Hayatımızda ilk kez, tek bir biber satın aldığımız için gülerek marketten çıktık, gidiyorduk ki üniversitede doktora öğrencisi olan bir İngiliz kız arkadaşla karşılaştık.
Bize, “neden güldüğümüzü?” sordu. Olayı anlatınca çantasını açtı ve içinden yarım bir biber çıkararak, “bunda gülünecek bir şey yok. Bakın, ben yarım biber aldım” dedi…
***
Sonunda iki yıl bitti ve 1981 Ekim ayında, bir perşembe gecesi güzel yurdumuza döndük.
Evde hiçbir şey olmadığı için cumartesi günü, Sıhhiye Pazarına (Ankara) gittik.
Pazara girince, profildeki fotoğrafta görüldüğü gibi bolluk ve bereketi görünce adeta hipnotize olduk. Fiyatlar da İngiltere’dekine göre bedava gibiydi!..
Utanmasam, orada secdeye yatar gibi yapıp bu güzel vatanın topraklarını öpecektim.
Biber örneğine gelecek olursak; kılı, sivrisi, çarlistonu, çıtır dolmalık ve acılısı/ acısızı ile tezgahlara değil, yere serilmiş örtülerin üzerine harman yapar gibi yığılmışlardı.
Kendimizden geçtik ve çılgınlar gibi alışverişe başladık. Arabanın bagajını doldurmuş olarak eve döndüğümüzde, sadece 4 kilodan fazla biber almış olduğumuzu gördük…
***
İşte sevgili gençler, 45 yıl önce yurdumuz böyle bolluk ve bereket içindeydi.
45 yıl sonra bugün, biz de artık tane ile meyve- sebze alabiliyor, ya da sadece bakıp geçiyoruz!..
Milletimiz artık çöp bidonlarından yiyecek arıyor ya da pazar artıklarını toplamaya çalışıyor!..
Cumhuriyet’in tüm kazanımlarını, tüm yer üstü ve yer altı kaynaklarımızı yabancılara sattık.
Satacak bir şey kalmayınca şimdi köprülerimiz ve yollarımız satılığa çıkarıldı…
Yollarımızın satılmasının, evimizin içindeki koridorların yabacılara satılmasından ne farkı var?..
Dahası, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kalmış 500 milyar dolar dış borçtan daha çok dış borç edindik.
Milletten toplanan vergiler, bu borçların faizini ödemeye yetmiyor!..
***
Her şey küresel emperyalistlerin o yıllarda bize dayattıkları, yeni sömürgecilik yöntemi olan neo-liberalizmi uygulayacak partileri başımıza getirmeleriyle başladı…
Başımıza geçen bu partiler, kendilerini iktidar ya da muhalefet koltuğuna oturtan efendilerinin istekleri doğrultusunda Türk tarım ve hayvancılığını öldürdüler!..
Sonuçta, Roma’dan Osmanlı’ya kadar, binlerce yıl dünya imparatorluklarının askerlerini beslemiş olan bu bereketli topraklar, kendi insanlarını besleyemez oldu!..
Artık eti Güney Amerika’dan, mercimeği Kanada’dan, buğdayı Ukrayna’dan vs. satın alıyoruz.
***
Nazım Hikmet‘in dediği gibi, “…kabahat senin, -demeye dilim varmıyor ama- kabahatin çoğu senin, canım kardeşim…”
Çünkü bu partileri başımıza getiren sensin, ey halkım!..
Biliyorum, “ana akım medya” denilen, iktidarı ya da muhalefeti destekleyen tv kanalları ve gazeteler (hatta sosyal medya), haberleri ve herbokolog yorumcuları aracılığı ile, kendilerini fonlayan emperyalistlerin isteği doğrultusunda algı operasyonları yaparak senin beynini yıkıyor ve istediklerini iktidar, istediklerini muhalefet yapıyorlar!..
Ama sen de biraz oku, düşün ve sorgula, canım kardeşim!..
Fazla değil, 100 yıl önce yaşadıklarımızı anımsa!..
0nlarca yıl süren savaşlarda, erkekler askerde olduğu için ekilmediğinden tarla niteliğini kaybetmiş araziler ve işgalciler tarafından yakılıp yıkılmış köyler nedeniyle, kuru ekmekle de olsa halkın karnını doyurmak için buğday ithal etmek zorunda olan yeni bir devlet kurulmuş…
Ama akıl ve bilimi kılavuz edinmiş olan bu genç devletin Kurucusu, kısa sürede tarımı canlandırmış; milletinin karnını doyurduğu gibi, ürettiği domates, portakal gibi tarım ürünlerini satarak fabrikalar kurup ülkenin sanayileşmesini de sağlamış!..
O yıllarda yaşanmış olan “1929 Dünya Büyük Ekonomik Krizi“ne karşın, Cumhuriyet tarihinin en yüksek kalkınma hızı (sanayide ve tarımda büyüme; fert başına düşen gayrı safi milli hasıla (GSMH/KİŞİ) artışı vs) elde edilmiş, parası değer kaybetmek bir yana değer kazanmış, bütçe açığı, cari açık, enflasyon vs. yok… ve benzer başka ekonomik göstergelerde görüleceği üzere bir mucize gerçekleştirilmiş. Üstelik hiç borç alınmadığı gibi Osmanlı’dan kalan 500 milyar dolar dış borç da ödenmiş.
Ey halkım! Bu mucizeyi gerçekleştiren “Mucize Adam“ın uyguladığı politikayı uygulama sözü vermeyen, O’nun yolundan gitmeyen, O’nun ilkelerini ve değerlerini savunmayan partilere artık oy verme!..
Unutma!
Demokraside güç sendedir…
İstemediğin kimseyi seçmek zorunda değilsin…
“Kötüler içinde daha az kötüsünü seçmek” zorunda da değilsin…
Bunu, O Mucize Adam, “daha az kötü, kötülerin en kötüsüdür (ehveni şer, şerlerin en kötüsüdür)” diye ifade etmiştir.
Sen istersen bütün partiler önünde secde eder ve senin gösterdiğin yola dönerler…
Yeter ki onların yalanlarına kanma. “Benim adım Hıdır, tuttuğum parti budur” diyerek ülkeyi bu hale getirmiş olanların peşinden, tıpış tıpış gitme!..
Tek kılavuzun akıl ve bilim, arkasından gideceğin tek adam da o mucize adam, Atatürk olsun.
Senden oy istemeye gelenlere, “Atatürk’ün yoluna dönmezseniz size oy yok” de ve verme!..
O zaman “el mi yaman, bey mi yaman” görecek ve senin istediğin yola döneceklerdir!..
Bunun için biraz okuyup, düşünerek sorgulaman yeterlidir!..
Azim ve Karar, 18.02.2026