AKBELEN TALANI
Suay Karaman
Akbelen Ormanı, Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy Mahallesi’nde bulunan bir ormanlık alandır. Yaklaşık 750 hektarlık bir alanı kapsayan bu orman çam, çınar, kestane, kızılağaç, meşe gibi çeşitli ağaç türlerine ev sahipliği yapmaktadır.
2023 yılının Temmuz ayında Yeniköy Termik Santraline yakıt sağlayan İkizköy linyit madeninin genişletilmesi için Akbelen Ormanı’nın büyük bir bölümü, %50 İÇTAŞ Enerji ve %50 LİMAK Enerji’nin ortaklığındaki Yeniköy-Kemerköy Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş. tarafından kesildi. Bunun üzerine protestolar başladı ve güvenlik güçleri müdahalede bulundu. Yapılan protestolar ulusal medyanın ilgisiyle karşılandı ve ses getirdi. Ancak aynı yıl Ağustos ayı sonunda ormanın yüzde altmışı yok edildi.
19 Temmuz 2025 tarihinde TBMM’de kabul edilen 7554 sayılı maden yasası ile büyük bir talan başladı. Bu yasa ile madencilik etkinliklerinin her koşulda yapılmasına olanak sağlayacak düzenlemeler getirilerek, ülke genelindeki zeytinlikler, tarım alanları, ormanlar ve koruma altındaki alanların madencilik işletmelerine açılması sağlanmıştır. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na (EPDK) acele kamulaştırma yetkisi tanınarak, toplumsal rıza ve mülkiyet hakkı göz ardı edilmiştir. Bu yasa ile maden ve enerji yatırımlarında çevresel denetimler devre dışı bırakılarak, halkın katılımı yok sayılmış ve talan süreçleri kolaylaştırılmıştır. Bunun yanında mera, yaylak ve kışlak alanları yenilenebilir enerji projelerine açılarak, kırsal alanların yok edilmesine ve gıda güvenliğinin zedelenmesine yol açılacaktır. Bu yasanın anayasaya, ilgili koruma yasalarına ve uluslararası çevre anlaşmalarına aykırı olduğu bilinmektedir. Ancak hukukun olmadığı yerde, her türlü keyfi ve talan yasaları çıkarılabilmektedir.
Bu yasa TBMM’de görüşülürken, Türkiye’nin 30 ilinden gelen köylülerin oluşturduğu ‘Toprağımızı Vermiyoruz Platformu’ üyeleri, yasa teklifinin geri çekilmesi için TBMM önünde eylem yaptılar, açlık grevine başladılar. Ancak siyasi iktidar ve yandaşları bu protesto gösterileriyle hiç ilgilenmeyip, bu talan yasasına oy verdiler.
10 Ocak 2026 tarihli Cumhurbaşkanı Kararı ile, Milas sınırları içinde yer alan, IV. grup maden (linyit) sahasında üretimin sürdürülebilmesi gerekçesiyle 7 köyde toplam 679 parselin, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına hükmedildi. Acele kamulaştırma kararı, bölgedeki köylüler için yalnızca bir mülkiyet sorunu değil; barınma, geçim ve yaşam hakkı sorunu anlamına gelmektedir. Zeytinlikler, tarım alanları ve yerleşim yerlerini kapsayan parsellerin kamulaştırılmasıyla birlikte, çok sayıda yurttaş, evini terk edecektir. Akbelen’de daha önce yaşanan ağaç kıyımı ve maden genişletme girişimlerinin ardından gelen bu karar, yöre halkı tarafından güçlü şekilde protesto edilmeye başlandı.
Yeniköy-Kemerköy Enerji’nin termik santraline kömür sağlamak için, Akbelen Ormanı çevresindeki zeytinliklerin ve tarım arazilerinin ‘acele kamulaştırılmasına’ karşı köylüler dava açtı. Açılan dava kapsamında 30 Mart tarihinde bilirkişi keşfi yapıldı. Keşif heyetinin bölgede yaptığı çalışmanın hukuksuz olduğunu anlatmak isteyen köylüler, jandarma barikatıyla karşılaştı. İkizköy Muhtarı Nejla Işık’ın kızı, İkizköy Çevre Komitesi üyesi, psikoloji eğitimi almış 26 yaşındaki Esra Işık, bu haksız duruma tepki göstererek, protesto gösterisinde bulundu, isyan etti. Ancak bu isyan, keşif heyetinde rahatsızlık yarattı ve şikayetçi oldular.
Esra Işık, 30 Mart gecesi saat 23:50 civarında İkizköy’deki evinden göz altına alındı. Geceyi Milas Jandarma Karakolu’nda geçiren Esra Işık, 31 Mart tarihinde çıkarıldığı mahkemede keşif heyetine ‘görevini yaptırmama’ ve ‘hakaret’ suçlamasıyla haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklandı. Ülkemiz çöl olmasın diye gecesini gündüzüne katarak direnen Esra Işık’ın suçu ne? Enerji ve maden şirketlerini koruyan yasaya karşı toprağını, köyünü, geleceğini savunduğu için, “bölgede sayılan ağaçlar bizim ömrümüz” dediği için, “İkizköy ve Karacahisar, Yeniköy-Kemerköy Enerji’nin çiftliği değil” dediği için, bu haksızlığa, bu hukuksuzluğa ses çıkardığı için özgürlüğü elinden alındı.
Bu tutuklama, köylünün sesi kesilsin, yapılan keşifler hızlıca bitsin, köylülerin tapularına çökülsün ve köylüler buralardan gitsin diye yapıldı. Amaç gözdağı ve korku salarak, bu toprakları talan etmektir. Ancak ne olursa olsun topraklarını savunan köylülerin mücadelesi sonuna kadar sürecek ve ülkemizin her yerinden de destek çağrıları gelecektir.
12.624 km2 olan Muğla il sınırlarının yaklaşık %50 kadarına maden ruhsatı verildi. Şu ana kadar 100 km2 arazi maden sahasına dönüştürüldü; bunun 30 km2 si orman alanı, 70 km2 si nitelikli tarım alanı ve zeytinlik. Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy termik santralları içinde bulunan yirmiden fazla köy, kömür madenleri nedeniyle yok edildi; şimdi 90 köy daha yok edilecek. Toprakları, evleri ellerinden alınan köylüler nereye gidecek ve nasıl geçinecek? İşte ‘milletin efendisi’ köylülerimiz, bunun mücadelesini vermektedir ve destek beklemektedir.
Keşif dosyalarda ‘parsel’ diye geçen bu toprak, o değerli köylüler için alın teriyle yoğrulmuş ekmek demektir, kutsal bir emektir, her mevsim yeniden kurulan yaşam demektir. Şimdi o köylülerin hafızası, geçmişi ve geleceği olan bu toprak, yağma düzeninde yok olup gidecek ve direnenler tutuklanacak. Bu düzenin değiştirilmesi için örgütlü ama bilinçli ve nitelikli eylemlere gereksinim olduğunu ne zaman anlayacağız?
Muğla cezaevine gönderilen Esra Işık’ın, yazdığı kısa ama özlü mektup yapılanların özetidir;
“Ben toprağımı savundum. Ben onurumuzu savundum. Zehra ninemizin, Hatice teyzemizin ve nicelerinin yolundan yürüyorum.
Alnım açık, başım dik. Mücadelemizin bayrağını köylülerime bıraktım. Buradan çıktığımda o bayrağı tekrar devralıp en önde yürüyeceğim.
Ben bu toprakların kızıyım.
Ben bir köylü kızıyım.
Mücadeleden gurur duyuyorum.
Buradan yeniden sözüm olsun:
Mücadelemizi de onurumuzu da haysiyetimizi de satmayacağız.
Milas bir şirketten büyüktür.
Vazgeçmeyeceğiz.”
Yaşadığımız bu kara düzende acilen çıkartılan maden yasalarıyla ülkemiz talan ediliyor. Ülkemizin yer altı ve yer üstü zenginliklerini, doğasını yok eden maden yağmalarına karşı direnmek en kutsal görevdir. Yurtseverlik memleketin taşını toprağını, ağacını, ormanını, ırmağını, denizini, gölünü, suyunu kısaca her şeyini savunmak demektir.
Azim ve Karar, 6 Nisan 2026