6 ŞUBAT’IN SUÇLUSU KİM?

6 ŞUBAT’IN SUÇLUSU KİM?
6 Şubat 2026 19:41
2
A+
A-

Türkiye’deki birçok yerleşimi haritadan silen, kimilerinin yüzyılın felaketi nitelemesi yaptığı 6 Şubat deprem(ler)inin üzerinden 3 yıl geçti.

6 Şubat da önceki birçoğu gibi hüzünle, yasla anılmayı hak eder.

Ancak, tüm anmayı duygusallık çıkmazıyla sınırlamak da bir o kadar haksızlıktır.

İnsanlığın günümüzde sağladığı doğa bilimleri birikimi depremde on binlerce can yitirmeyi gereksiz kılar.

Türkiye’nin yer bilimleri ve mühendislik alanlarındaki gelişmişliği göz önüne alınırsa yaşananın toplu cinayete eşdeğer olduğunu algılamak zor olmaz.

6 Şubat’ı izleyen ilk saatlerinde devletsiz olduğumuzu fark ettik.

Çadır satan Kızılay ve bu gibi ivedi durumlara erişmede ve yardımda yeteneği tartışılmaz olan ordunun alana sürülmemesi iki çarpıcı örnektir devletsizliğimize.

Yüz yaşını aşmış Cumhuriyetimiz akıl ve bilim temelleri üzerinde yükselmiştir.

Önce Körfez ve onu izleyerek 6 Şubat depreminde yitirilen onbinlerce can bu temellerin hiçe sayıldığının acı deneyimleri olarak görülmelidir.

Yereliyle, merkezisiyle devlet aygıtları bu can yitimlerinin önde gelen kamusal sorumlularıdır. Onların duyarsız ve adam sendeci tutumları olmasaydı altında kaldığımız yıkıntıları yapı diye ortaya çıkartan düzenbaz yüklenicileri konuşuyor olmazdık.

Tarım alanlarını yapılaşmaya açan, dere yataklarına yerleşilebilir onayı veren, yapıları temelden anahtar teslimine dek denetlemek yerine çürümüşlüğe yol verenleri bir kez daha saptayarak göz ardı edilemeyecek bir başka noktaya değinmekte yarar var.

“Kabahatin çoğu sende kardeşim…” diyerek analım Nazım Hikmet’i.

Türkiye, çok partili yaşamla birlikte ileriye gitmiş görünse de gerilemiştir gerçekte.

Akıl ve bilginin rehberliği bir yana bırakılmış, toplumu oluşturan bireyler oy kaynağı olarak görülmeye başlamıştır.

Son zamanlarda açıkça dışa vurulduğu gibi cehalette feraset aranır olmuştur.

Durum böyle olunca da, varsıllaştırılamayan, kalkındırılamayan toplumun küçük hesaplar peşine düşmesi sağlanmıştır.

Yerleşme ve yapılaşma bu küçük hesapların büyük getiriler sağlayabildiği alanlar olarak kendini göstermiştir.

Tarlan mı var?

İmara açtır.

Ver yükleniciye!

Yarısı senin yarısı benim yöntemiyle yaşamın güvenceye kavuşsun.

Sayısını unuttuğumuz kez yol verilen imar afları işlenen suçları aklamaya yetmemiştir.

Bunlara tepki vermek şöyle dursun, coşkuyla ve sevinçle karşılayan insanımızın bu yaşananlarda hiç mi sorumluluğu yoktur diye sormayı unutmayalım.

Günümüzde, yapıların yenilenmesi ve değerlenmesi aygıtına dönüştürülen “kentsel dönüşüm” de insanımızın övgüsüyle karşılanmıştır. Bu yöntemden yararlanmak için sıraya girilmiştir dense yeridir.

Hiç kuşkusuz, yaşamını sürdürebilmeyi başarı sayan milyonların bu tarakta bezi yoktur. Onlara düşen bir sonraki felakette kendisine sıranın gelip gelmeyeceği kaygısı duymaktan öte değildir.

Özetle, depremler başta olmak üzere pek çok doğal ve doğal olmayan felakete yol açan suça eşdeğer edimler kitleseldir.

Bir suç bu denli kitleselleştiğinde suç olmaktan çıkmaktadır.

Bugün yaşanan ama üzerinde durulmayan önemli ayrıntı budur.

Depreme dirençli kentler Türkiye’ye ve Türk insanına çok ama çok uzaktadır.

Ekonomik gücü olan ne büyüklükte olursa olsun depremde sağ kalır.

Olmayanın da yası tutulur…