MİLLİ DEĞİL ÜMMİ EĞİTİM!..
Süleyman Çelik
“Eğitimdir ki, bir milleti özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum halinde yaşatır veya bir milleti kölelik ve yoksulluğa terk eder… Eğitim, dini , uluslararası veya milli olabilir… Türk Cumhuriyeti’nin yeni kuşağa vereceği eğitim, millî eğitim olacaktır… (Bunun nedenini) kısa bir örnek ile açıklayacağım: Yeryüzünde üç yüz milyondan fazla Müslüman var…(ne yazık ki tümü) şunun veya bunun tutsaklık ve hor-görü zincirleri altındadır. Aldıkları manevî eğitim ve ahlâk, onlara bu tutsaklık zincirlerini kırabilecek insanlık niteliğini verememiştir, veremiyor. Çünkü eğitimlerinin hedefi millî değildir.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II, s. 198)
“Milli Eğitim” derken ne kastettiğini Atatürk, Sakarya Muharebesi sürerken, 16 Temmuz 1921’de topladığı Birinci Maarif Kongresi’nde açıklamıştır:
“Milli Eğitim derken hurafelerden, yabancı fikirlerden, doğudan ve batıdan gelebilen bütün etkilerden uzak, tarihi ve milli karakterimize uygun bir kültürü kastediyorum.”
1930 Cumhuriyet Bayramında, Ankara Türk Ocağı’ndaki kutlamalarda, AP muhabiri Doroty Ring’in, “Türkiye ne zaman Batılılaşacak, Amerikanlaşacak?” sorusuna verdiği yanıt da bu tanımını tamamlamaktadır:
“Türkiye bir maymun değildir. Hiçbir milleti taklit etmeyecektir. Türkiye ne Amerikanlaşacak, ne Batılılaşacaktır. O, sadece özleşecek, özüne dönecektir…”
Milli eğitim alarak tarihini ve dilini öğrenip, ulusunu/ atalarını tanıyacak çocuk ulusal bilinç (milli şuur) kazanacak ve hiç kimseyi taklit etme gereksinimi duymaksızın özüne dönecektir…
Bu nedenle, “milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir” diyen Atatürk, kurtuluşundan hemen sonra geldiği Bursa’da, 17 Eylül 1922’de, öğretmenlere şunları söylemiştir:
‘’Ordularımızın kazandığı zafer, sizin, siz eğitim ordularımızın zaferi için, yalnız ortam hazırladı. Gerçek zaferi siz kazanacaksınız, yaşatacaksınız ve kesinlikle başarıya ulaşacaksınız.”
Bu sözleri doğrultusunda öğretmenliği en yüce meslek olarak öne çıkardı:
Öğretmen aylıklarını milletvekili aylığı ile eşitledi. Gittiği her yerde öğretmenlerle özel, söyleşi tarzında toplantılar yaparak karşılaştıkları sorunları dinledi. İllere atanan öğretmenleri valilerin karşılaması buyruğunu verdi. Toplantıya geldiğinde, ayağa geç kalktığı için bir genç öğretmeni cezalandırmak isteyen bir valiyi (Kastamonu) görevden aldı vs…
***
Öğretmenliği kutsadı/ öğretmenleri yüceltti amma elde ne yeteri kadar öğretmen vardı ne de var olan öğretmenler, düşündüğü eğitimi verebilecek şekilde yetiştirilmişlerdi!..
Dahası bu amaca uygun ders kitapları da yoktu…
Öğretmeni bırakın, bakan bulmakta zorlanıyordu. TBMM’nin açılışından, 1938’e kadar geçen 18 yılda, 15 milli eğitim bakanı ile çalıştı. Gözüne kestirdiği birini bakan yapıyor, fakat beklentilerini veremeyince görevden alıyor, yeni birini atıyordu. Bu şekilde kimleri 3-5 ay, kimileri 1-2 yıl bakanlık yaptı.
En uzun Mustafa Necati bakanlık yaptı (4 yıl). Tam, “aradığım bakanı buldum” diyordu ki onu da ölüm elinden aldı. Yeri doldurulamayacak genç bakan, apandisit patlaması sonucu öldü. Falih Rıfkı Atay, “Atatürk’ün ilk defa hıçkırıklarla ağladığını bu ölüm akşamı görmüştüm. ‘Ne evlattı O’ diye hayıflanıyordu” diye anlatır…
Öğrencilerin ulusal bilinç kazanması için ulusunun tarihini öğrenmesi gerekti, ama ortada böyle tarih kitabı yoktu. Var olan tarih kitaplarında sadece Osmanlı ve biraz da İslam tarihi anlatılıyordu. Oysa geride binlerce yıllık Türk tarihi vardı. Bunu araştırmak için Türk Tarih Kurumu’nu kurdu. Kurumun uzmanlarıyla birlikte, liseler için 4 ciltlik tarih kitabı yazdı…
Girdiği bir derste öğrencilerin geometri öğrenmekten çok, Arapça ve Farsça sözcükleri ezberlemeye çalışmış olduklarını görünce; oturdu, bugün hala kullanılan sözcüklerle bir geometri kitabı yazdı ve sorunun köklü çözümü için Türk Dil Kurumu’nu kurdu…
Aynı zamanda okullarda ‘Yurttaşlık Bilgisi’ olarak okutulan, ‘Yurttaşlar İçin Medeni Bilgiler’ adını verdiği, ‘Toplumbilime (sosyoloji) Giriş’ kitabını yazdı…
Yetmedi; memleketi dolaşarak millet mekteplerinde dersler verdi…
15 yıllık kısa zaman diliminde, diğer devlet işlerinin yanında eğitime de bu kadar emek verdikten sonra aramızdan ayrılınca, yerine gelenler yaptıklarını geliştirebilecek değil, anlayabilecek ve dolaysıyla koruyabilecek bilinç, bilgi ve birikimden yoksun oldukları için yapılanları yıkmaya başladılar…
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, başımızda en yakın çalışma arkadaşı İsmet İnönü olmasına karşın, Atatürk’ün ‘tam bağımsızlıkçı ve emperyalizm karşıtlığı’ temel ilkelerini terk edip, savaş kaybetmiş gibi, Amerika’ya teslim olduk.
Lozan’ı imzalamamış olan Amerika, gökte aradığını yerde bulmuş oldu. Yapılan “Fulbright Anlaşması” ile Milli Eğitim Bakanlığı’na el koyunca ilk iş olarak lise tarih kitabını attılar. Atatürk’ün kapattığı misyoner okulları benzeri, yabancı dilde eğitim yapan maarif kolejleri (daha sonra adları Anadolu lisesi olacak) ile imam-hatip okullarını açtılar.
Böylece milli eğitimin yerini uluslararası ve dini eğitim almış oldu. Başat amaç, öğrencilerin ulusal bilinç kazanmasını önlemekti. Yazarları arasında Atatürk’ün de bulunduğu tarih kitabının atılmasını ve Dil Devrimi’nin dışlanmasını da bu kapsamda değerlendirmek gerek.
Haçlı emperyalistlerin dini eğitim dayatmasının amacı laik demokratik Cumhuriyeti yıkıp, “Ilımlı İslam Cumhuriyeti” dedikleri, Suudi Arabistan benzeri Şeriat devleti kurmaktı. Onlara, “tutsaklık ve hor-görü zincirleri altında yaşayacak ve Haçlı emperyalistlere hizmet edecek” insanlarlazımdı! Nitekim, CIA elemanları Graham Fuller ve Samuel Huntington yazdıkları, ‘Yeni Türkiye Cumhuriyeti’ ve ‘Medeniyetler Çatışması’ adlı kitaplarında bunu açıkça dile getireceklerdi!..
Ayrıca bu eğitim sistemiyle halkın bir kesimi Batı kültür emperyalizminin, diğer kesimi de Arap kültür emperyalizminin boyunduruğuna sokularak, birbirine karşıt insanlar yetiştirilecekti. Böylece Türkiye Cumhuriyeti’nin parçalanıp yıkılmasının önü açılacaktı!..
Bu politikayı Menderes ve Demirel, tarikat ve cemaatlerin önünü açmak gibi, daha da geliştirerek sürdürdüler. Zaten bunları da iktidar koltuğuna ABD oturtmuştu…
Fakat 1961 Anayasasının sağladığı özgürlükler sayesinde, unutturulmuş olan Atatürk’ün tam bağımsızlıkçı ve emperyalizm karşıtı devrimci ilkeleri anımsanmaya başlandı. Bu arada 1964’de Kıbrıs’ta, Türklere yönelik soykırımı Türkiye’nin önlemek istemesini ABD engelleyince, emperyalizm karşıtlığı, başta gençler olmak üzere toplumda yayılmaya başladı…
Gelişmelerden rahatsız olan ABD, “bizim oğlanlar” dediği, Amerikancı generallere, önce 12 Mart (1971), ardından da 12 Eylül (1980) darbelerini yaptırarak Ordu’dan, bürokrasiden, üniversitelerden vs. Atatürkçüler atıldı; yerlerine tarikat ve cemaatçiler dolduruldu. Özgürlükçü olduğu için halkı uyandıran 1961 Anayasası atıldı. Yapılan yeni Anayasa ile din eğitimi anayasaya sokuldu. Bu anayasaya göre hazırlanan YÖK Yasası ile üniversitelerin medreseleşmesinin önü açıldı…
Ortam bu şekilde hazırlandıktan sonra, neo-liberalizmi uygulayarak Türkiye’yi küresel/ Haçlı/ Siyonist emperyalistlere sunması için Özal iktidara getirildi!..
Böylece, Graham Fuller’in kitabına adını verdiği “Yeni Türkiye Cumhuriyeti”ni oluşturmak üzere, yeni sömürgecilik (neo-liberalizm) sistemine uygun, “Ilımlı İslam Cumhuriyeti” kurulmasının önü açıldı. Bu görev, daha sonra iktidara getirilen AKP’ye verildi!..
“Dindar ve kindar kuşaklar yetiştireceğiz” diyerek işe başlayan AKP, bu amaçla bir yandan tarikat/ cemaat ve dinci vakıflar aracılığı ile sıbyan mekteplerinden medreselere kadar, Osmanlı’yı batıran sistemi geri getirirken, bir yandan da örgün eğitimi büyük oranda özelleştirdi.
Tarikat/ cemaat ve dinci vakıflardan, misyonerler ve paragözlere kadar herkesin cirit attığı özel okullarda, asgari ücretin altında aylık verilen öğretmenlerle, öğrencilere ne öğretilebileceğini kimse sorgulamıyor.
“ÇEDES” ve benzeri projelerle Diyanet İşlerinin, hatta tarikat/ cemaat ve dinci vakıfların Bakanlığa paydaş olduğu devlet okullarında da “ümmi eğitim” sistemi uygulanıyor. Artık “Milli Eğitim Bakanlığı”, “Ümmi Eğitim Bakanlığı” oldu!..
Her ne kadar sık sık “ümmet kardeşliğinden” söz edilse de “ümmi eğitim” derken, ‘ümmet bilinci’ oluşturacak ve ‘ümmet kardeşliği’ sağlayacak bir eğitimden söz etmiyorum.
Zaten İslam dünyasında ne ümmet bilinci ne de ümmet kardeşliği var. Çünkü 100 yıl önce Atatürk’ün dediği gibi, “İslam ülkeleri, eğitimleri millî olmadığı için, hala emperyalistlerin ‘tutsaklık ve hor-görü zincirleri altında’ yaşıyor”. O zaman 300 milyon olan Müslümanlar, şimdi 1,5 milyarı geçti. Ama 15 milyon Yahudi ile baş edemiyorlar.
Hem ulusal bilinçten hem de ümmet bilincinden yoksun olan Müslümanlar, Haçlı/ Siyonist emperyalistlerin ”böl ve yönet” politikası doğrultusunda birbirlerine düşman olmuşlar. Öyle ki “bu bir Haçlı seferidir” diyerek Afganistan’a, Irak’a, Libya’ya, Suriye’ye saldıran Haçlı/ Siyonist emperyalistlerin yanında yer alıyorlar!
Bazıları, milyonlarca Müslümanı öldürüp Müslüman kadınlara/ kızlara tecavüz eden Haçlı/Siyonist askerlerinin, “ülkelerine salimen dönmeleri için” dua ediyor. Bazıları, Haçlı/Siyonist emperyalistlerin Müslümanları öldürmek için kullandıkları silah ve mermilerin parası ile diğer savaş giderlerini ödüyor. Hatta İsrail’in Gazze’de soykırım yapmak için kullandığı silah ve mermilerin de parasını da fazlasıyla Müslüman ülkeler ödedi…
Bu bakımdan “ümmi eğitim” derken, “ümmet bilinci yetiştirmeye yönelik eğitim” değil, “cehalet eğitimi” demek istiyorum!..
24 Yılın sonunda ortaya çıkan tablo bunun göstergesi:
Üniversite giriş sınavları (Yükseköğretim Kurumları Sınavı, YKS) sonuçları ortada. Temel Yeterlik Testinde de Alan Yeterlik Testinde de alınan sonuçlar, eğitimin dibe vurmanın da ötesinde, dibin de altına düştüğünü gösteriyor. Özellikle matematik ve fen bilimlerinde sonuçlar, ülkenin geleceği bakımından düşündürücü!..
Bilindiği gibi, ilkokuldan üniversiteye kadar, sınıf geçmek ve mezun olmak için yapılan sınavlarda, ortalama en az yüz üzerinden 50 almak gerekir. Bu genel kural üniversite girişte uygulansa, yani YKS’da ‘yüz üzerinden 50 net doğru yanıtı olmayanlar’ üniversiteye giremeyecek olsa, üniversitelerin kontenjanlarının % 80’i boş kalır. Yani lise mezunlarının ancak % 20’si üniversiteye girebilir.
Uygulama bu şekilde olsa, üniversiteye girmeyi hak eden % 20 diliminin içindeki öğrenciler kaliteli devlet üniversitelerini tercih edecekleri için, seçim yatırımı olarak açılmış devlet üniversiteleri ile para kazanmak ya da Cumhuriyet karşıtları yetiştirmek amacıyla açılmış özel üniversiteler öğrenci bulamayacaktır…
Bu nedenle, iktidara geldiğinde 70 olan üniversite sayısını 208’e çıkarmış olmakla övünen AKP, açtığı üniversitelerin öğrencisiz kalacağını görünce barajı kaldırdı ve artık sıfır değil, eksi netle bile üniversitelere girilebiliyor.
Üniversitelerden başarısızlık nedeniyle atılma olmadığı için bunlar mezun olur ve yarın başımıza da geçebilirler!..
“Dindar ve kindar kuşaklar yetiştirme” projesine göre uygulanan eğitimle gelinen bu aşamada, medyaya yansıyan haberlerden, Atatürk ve Cumhuriyete kin duyan epey insan yetiştirildiği anlaşılıyor!..
Dindar kuşaklar yetiştirilip yetiştirilmediği ise tartışmalı!
Bu eğitim sisteminin toplumsal yaşama yansımasına bakacak olursak:
Ulusal bilinçten yoksun oldukları için kimlik bunalımı yaşayan çocuklar ve ergenler arasında şiddet arttı. Birbirlerini, hatta öğretmenlerini öldürmeye başladılar. Çeteler kurdukları ve suç örgütleri tarafından tetikçi, uyuşturucu baronları tarafından torbacı olarak kullanıldıkları görülüyor.
Abdurrahman Dilipak gibi yazarların yazısına bakarsak, AKP iktidarı sayesinde varsıllaşmış kesimin çocuklarının dindar Müslüman değil, misyoner okullarında yetişenler gibi Frenkleşerek “Süslüman” olduklarını, “alkolsüz şampanyalı partiler” vb. etkinlikler düzenlediklerini öğreniyoruz!..
Gene medyaya yansıyan haberlerden, muhafazakar ailelerin imam hatip mezunu çocukları arasında uyuşturucu kullanımı, kumar ve fuhuşun yaygınlaştığı görülüyor!..
Sonuç olarak, “milli eğitim” verilmediği gibi, “manevi eğitim” de verilmediği; “Türk İstiklal ve Cumhuriyeti’ni koruyacak, ulusal bilinç sahibi” gençler yerine, Haçlı/ Siyonist emperyalistlerin istediği Yeni Türkiye’nin kurulmasına direnmeyecek, hatta yardım edecek gençler yetiştirilmeye başlandığı gözleniyor!..
Azim ve Karar, 01.02.2026