KEMALİSTİZ, DEVRİMCİYİZ

KEMALİSTİZ, DEVRİMCİYİZ
19 Ocak 2026 00:15
2
A+
A-

Suay Karaman

( Sayın Çiğdem Çimen’in kendi wordpress sitesinde 16 Ocak 2026 tarihinde benimle yaptığı röportaj:  https://cgdemm.wordpress.com/2026/01/15/suay-karaman-kemalistiz-devrimciyiz/ )

1) ‘’Kemalistiz, Devrimciyiz‘’ söylemi, yıllardır sizinle özdeşleşen, hayata karşı duruşunuzu anlatan bir ifade değil mi?  Bu çizgi doğrultusunda yaşayan Suay Karaman, kimdir? Kendinizi, okurlarımıza tanıtabilir misiniz?

Merhaba, Mustafa Kemal Atatürk’ün nefesini hissettiğimiz bu topraklarda Kemalist ve Devrimci olmak olağanüstü bir duygudur. Bununla gurur duymaktayız.

Ben 1959 İstanbul doğumluyum; Jeoloji Mühendisliği Bölümü ve İşletme Bölümü mezunuyum. Lisans üstü çalışmalarımı Trafik Planlaması ve Uygulaması anabilim dalında ve Hayvancılık İşletme Ekonomisi anabilim dalında tamamladım.

1983 yılında ODTÜ Mimarlık Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak başlayan akademik hayatım, Hacettepe Üniversitesi, Gazi Üniversitesi ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nde sürdü; 2024 yılında emekli oldum.

1993 yılında “Fotogrametri” ile “Bilgisayara Giriş ve Basic” kitaplarını yayınladım. Mart 2019 tarihinde “İnadına Cumhuriyet” ve Kasım 2021 tarihinde “Türkiye Uçuyor” adlı kitaplarımı yayınladım. Bir süre Cumhuriyet ve Ulus Gazeteleri’nde yazı yazdım, halen “Azim ve Karar” Sitesinde haftalık yazı yazmaktayım.

“Parçalanma Dil ile Başlar” makalemle, Dil Derneği tarafından 26 Eylül 2016 tarihinde 84. Dil Bayramı’nda “Ülkemize ve Türkçemize Emeği İçin”, Onur Ödülü’ne layık görüldüm. Atatürkçü Düşünce Derneği’nin eski Genel Sekreteri’yim. 1961 Anayasası ve Çağdaş Demokrasi Vakfı’nın Başkanı’yım. Halen Tüm Öğretim Elemanları Derneği’nin (TÜMÖD) Genel Sekreteri’yim. Evli ve iki çocuk babasıyım.

2) Akademik kariyeriniz, ülkemizin geleceği öğrencileriniz ile olan ilişkiniz, üyesi olduğunuz ve üst kademelerinde görev aldığınız dernekler kısacası uzun zamandır azim ve kararlılık ile sürdürdüğünüz mücadeleyi sizden dinleyebilir miyiz?

1983 yılında başlayan akademik yaşantım, 1986-1987 yılları arasındaki 16 ay Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki Asteğmenlik görevimin dışında yaklaşık 40 yıl sürdü. İşimi hep severek yaptım, keyif aldım, ders vermekten zevk aldım, öğrencilere yeni bilgiler öğretmek beni mutlu ediyordu. Verdiğim bazı derslerle ilgili ders kitapları da yazmıştım. Bu sürede birçok öğrencim oldu ki birçoğuyla halen görüşmekteyiz. Öğrencilerim benim için çok değerli ve ülkemizin sorunlarıyla ilgilenen bir profil çizmekteler ki zaten ben de böyle öğrencilere ders vermekten zevk almaktayım. Üniversitede gerek ders verirken gerek yöneticilik yaptığımda bölüm başkanlığım sırasında ve yüksekokul müdürlüğüm sırasında siyaset ile akademisyenliği birbirinden ayırdım. Tüm öğrencilerime karşı objektif ve eşit davrandım, siyasi görüşlerine göre değerlendirmedim ve not vermedim. Zaten olması gereken de buydu, beni yetiştiren değerli eğitimcilerden böyle görmüştüm ve aynısını uygulamaya çalıştım.

1989 yılından beri Tüm Öğretim Elemanları Derneği’nin (TÜMÖD) üyesiyim, yönetim kurullarında görev aldım. TÜMÖD, tüm üniversitelerde üyesi olan bir akademik dernek. 2008-2010 yılları arasında Atatürkçü Düşünce Derneği’nde Genel Sekreter olarak görev yaptım, halen de üyesiyim. 2020 yılından beri 1961 Anayasası ve Çağdaş Demokrasi Vakfı’nın başkanı olarak görev yapmaktayım.

1975 yılında denemeler yazmaya başladım ve o günden beri sürekli yazmaktayım. Genellikle ülkemizle ilgili, ülkemizin aydınlık günlere ulaşması için çeşitli konularda yazmaktayım. 2020 yılında değerli Zahide Uçar ile birlikte “Azim ve Karar” internet sitesini kurduk ve yazılarımızı orada yayınlıyoruz. Çünkü artık yazılı medyada bizim yazılarımız yayınlanmıyordu, o yüzden internet sitesi açtık. Gerçi daha önce bazı internet sitelerinde yazılarımız yayınlanıyordu ama orada da bazı sorunlar çıktığı için biz “Azim ve Karar” sitesini açmaya karar verdik.

3) Makale ve köşe yazılarınız ile birçok mecrada yer almaktasınız. ‘’İnadına Cumhuriyet’’ ve “Türkiye Uçuyor” adında eserler yayınladınız. Kaleminiz ile umudu aşılamaya devam ediyorsunuz. Bizlere, bu çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz? Yeni bir kitap çalışmanız var mı?

İnadına Cumhuriyet, 1976 ile 2007 yılları arasındaki, Türkiye Uçuyor ise 2008 ile 2010 yılları arasındaki yazılarımı topladığım kitaplarım. Bu kitaplar ülkemizin ve dünyanın sorunları ile çözüm önerilerine genel bir bakış açısı yaratmayı amaçlıyor. Okuyucuya unuttuklarını anımsatmak, belirli konularda düşünmelerini sağlamak, ufuk açmak ve sorgulamak gibi önermeler de amaçlar arasında sayılabilir. İnadına Cumhuriyet kitabının başlığı, ülkemizde cumhuriyete düşman olanlara karşı bir başkaldırı olarak düşünülebilir. Türkiye Uçuyor’un başlığında ise siyasi iktidarın yaptıklarına göndermeyi amaçladım.

“Sorospu Çocukları” ve “Jön Türklerden Bön Türklere” adlı kitaplarımı yayına hazırlamaktayım. Hatta bir de şiir kitabı hazırlığım var.

4) Bizlere ışık tutan yazılarınız gibi değerli konuklarınız ile gerçekleştirdiğiniz yayınlarınız ile de rehber olmaktasınız. Aydınlık yarınlar adına birçok programa imza atmaktasınız. Bu programlarınız, hangileridir? Sizi, izlemek isteyenler hangi yayın kanallarını takip etmeli?

Artık eskisi gibi televizyon programlarına çıkamıyoruz, belki yasaklıyız, belki de çekiniyorlar. Genellikle YouTube kanallarına çıkıyorum. Önce “Medya Siyaset TV” YouTube kanalına çıkıyordum, sonra bu kanalda her hafta salı günleri saat 22:00’da bir konuk ile “Azim ve Karar” adlı program yapmaya başladım. 2021 Ekim’inden beri 141 program yaptım. Program her hafta salı günleri saat 22:00’da canlı izlenebilir ya da YouTube kanalından her zaman izlenebilir.

5) Bugüne kadar birçok değerli isim ile birlikte birçok panel, konferans ve söyleşide yer aldınız. Yeni yılda da bu tür etkinliklerde yer alacak mısınız?

30 yılı aşkın bir süreden beri birçok söyleşiye katıldım. Hepsi huzur içinde uyusun Cevat Geray, Mümtaz Soysal ve özellikle Alpaslan Işıklı ile birçok söyleşiye katıldım. Özellikle Alpaslan Işıklı ile söyleşilerde bulunarak, birçok yeni bilgi öğrenme fırsatım oluyordu. Şimdi yine söyleşilere gidip, toplumu aydınlatma amacıyla sürekli kentten kente dolaşıyorum. Eşsiz liderimiz Atatürk’ün bize emanet ettiği ülkemizi karanlığa karşı savunmak için bu etkinlikleri yapmak zorundayız. Daha önceleri üniversitelere çok sık giderdik söyleşi için ama şimdi değişen yönetimler yüzünden bizleri üniversiteye çağırmıyorlar. Ancak yine de özellikle öğrenci topluluklarının çağrılarına yanıt vermeye çalışıyorum.

6) 2002 ve sonrasını ele almak gerekirse, geçmişi tarafsız ve doğru bir şekilde bilmek gerekiyor değil mi? Bugün yaşadıklarımız, hangi gelişmelerin bir sonucu?

İşin esası bu günleri 10 Kasım 1938 tarihinden sonra ele almak gerekir. Çünkü Atatürk’ten sonra yavaş yavaş devrim, niteliğini yitirmeye başlamıştı. Yıllardır sağ iktidarların yönetimindeki ülkemiz, özellikle 2002 yılından sonra AKP iktidarı ile geriye doğru çağ atladı.  Ülkemizde Ergenekon, Balyoz gibi birçok sahte davalar yaşadı, insanlar haksız yere tutuklandı, kimisi sağlığını, kimisi hayatını yitirdi. Sonra hepsinin kumpas olduğu ortaya çıktı. Günümüzde de yine benzer davalar yaşanmaktadır. 2017 yılında sahte oylarla rejimimiz değiştirilirken sessiz kaldık. Bugün aklınıza gelen tüm sektörlerde kötü durumdayız. Laik, bilimsel ve çağdaş eğitim yerine dinci bir eğitim uygulanmaktadır. Sanayi, tarım, hayvancılık yok edilmek üzeredir. Ekonomiden söz etmeye bile gerek yok; açlık, işsizlik, yoksulluk, enflasyon alıp başını gitmiştir. Açlık sınırının altındaki en az ücret (asgari ücret) ve emekli maaşları ile toplum perişandır. Bunların yanında hukuk yok edilmiştir, hukuk dışı tutum ve davranışlar büyük boyutlardadır, siyaset tükenmiş durumdadır. Terör sorunuyla birlikte ülkemizin bölünme sorunu da gündemdedir. ‘Terörsüz Türkiye’ masalıyla toplum sürekli uyutulmaktadır. Terör örgütünün bebek katili başına ‘kurucu önder’ diyerek, ayağına gidilmektedir. Büyük bir siyasi krizin içinde bulunan ülkemizde toplum iktidardan da muhalefetten de beklenti içinde değildir. Ancak bunun böyle gitmeyeceği de bilinmektedir.

7) 27 Mayıs 1960 Devrimi’ni, günümüzde nasıl okumak gerekiyor? Bu bağlamda, saygıdeğer babanız Suphi Karaman’ı saygı ve rahmet ile anıyorum. Böyle bir değerin evladı olmak nasıl bir duygu? Kıymetli babanız, o süreci nasıl anlatırdı? O yıllardan bugüne dair neler söylemek istersiniz?

Ülkesini, içine düştüğü kardeş kavgasından kurtarmak için, geleceğini ve hayatını ortaya atmaktan, devrim yoluna baş koymaktan çekinmeyen ve büyük tarihi deneyimi ile ülkemizin yakın geçmişinin önemli tanıklarından olan babam Suphi Karaman, Milli Birlik Komitesi’nin çekirdek kadrosundaydı. 27 Mayıs öncesinde Kurmay Yarbay rütbesiyle KKK Kurmay Şubesi Müdürü idi. Babamın bu kilit göreve atanmasıyla birlikte, ihtilalin önemli noktalarına komiteden arkadaşlarının getirilmesi sağlanmıştır. Babam gözüpek bir devrimciydi, cesaretli ve kendine güveni olan Mustafa Kemal’in askeri, Türk subayı idi. Böyle bir babanın çocuğu olmak inanılmaz mutluluk verici ve gururlu bir duygu. Öncelikle anne ve babamdan aldığım sevgi, dostluk, saygı ve hoşgörü ile bunların yanındaki değerli bilgiler, bu günlere ulaşmamdaki en büyük etkendir.

27 Mayıs 1960 Devrimi olarak adlandırılan tarihsel olay, ayrıntılı incelemeleri gerektiren toplumsal bir davranışın ürünüdür. 27 Mayıs 1960 İhtilali, tartışmasız bir devrimdir. İhtilal, toplum yapısında biriken çelişkilerin bir gün patlayışı sonucunda ortaya çıkan ve bir grubun yönetime el koymasıyla, devletin siyasal ve sosyal yapısında oluşan ani ve şiddetli değişikliklerdir. Devrim, özünde toplumsal gelişmenin önünü açan bir güç taşır ve bir toplumdaki siyasal ve ekonomik kazanımların toplumun geniş kesimleri yararına hızla değişmesidir. 27 Mayıs Devrimi’nin topluma kazandırdığı en büyük yapıt olan 1961 Anayasası’yla getirilen yeni ve çağdaş kurumlarla, sosyal hukuk devletiyle, özgür seçimlere gidilmesiyle ve bütün bunların on yedi ay gibi çok kısa bir zaman içinde başarılmasıyla, 27 Mayıs tartışmasız bir devrim niteliğini kazanmıştır.

27 Mayıs Devrimcileri, seçkin subaylardı, ülke ve dünya sorunları hakkında engin bilgiye sahiplerdi. Yaşamları boyunca sürekli yeni bilgiler öğrenmek için okuyan, düşünen ve sorgulayan aydın insanlardı. Atatürk ilkelerine bağlı, kendilerini sürekli geliştiren yurtsever ve cesur subaylardı. Anayasa gereği Tabii Senatör olarak Cumhuriyet Senatosu’nda görev yaptıkları zaman, ülkemizin hemen hemen her sorunuyla yakından ilgilenmişler, görüş ve çözüm önerilerini dile getirmişlerdir.

Günümüzde ne yazık ki 27 Mayıs 1960 için “demokrasiye darbe” söyleminde bulunanlar çoğalmaktadır. Çünkü doğru kaynakları okumadan, araştırmadan, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar kulaktan dolma söylemlerle kolaycılığı seçmektedirler. Üstelik 27 Mayıs’ı ABD yaptırdı diyecek kadar da bilgiden yoksundurlar. ABD darbe yaptırdığı hangi ülkede 1961 Anayasası gibi çağdaş bir anayasa yapılmasına öncülük etmiştir? 27 Mayıs 1960 öncesinde Türkiye’de sadece adı demokrat olan bir parti vardı ve hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla demokrasiyi yok ediyordu. Sadece 18 Nisan 1960 tarihinde kurulan ‘Meclis Tahkikat Komisyonu’ bile o günlerde demokrasi olmadığının kanıtıdır, çünkü bu bir sivil darbedir. İşte 27 Mayıs 1960, demokrasiyi katleden Demokrat Parti’nin sivil darbesine karşı yapılmıştır. Dilerim başka bir zaman 27 Mayıs 1960 Devrimi ile ilgili daha detaylı görüşme yaparız.

8) Günümüz Türkiye’si, sizin pencerenizden nasıl görünüyor? Türk Milleti’nin duruşu ve tepkisi hakkında ne yönde görüş belirtirsiniz?

Günümüz Türkiye’sinde çok sıkıntılar bulunmaktadır. Ekonomik, siyasi, ticari, eğitimsel birçok krizle birlikte yaşamaktayız. Halkın büyük çoğunluğu açlıkla boğuşmaktadır. Ülkemizin ekonomik verileri sürekli kötüye gitmektedir. Atatürk dönemindeki denk bütçe yerini büyük açık bütçelere bırakmıştır. Devlet yatırımları durmuş, yap-işlet-devret ile yapılan yatırımlar bütçeye büyük yük olmaktadır. Geçiş garantili yollar, köprüler, hasta garantili hastaneler büyük açıklara neden olmaktadır. Ulusal değerlerimiz özelleştirme talanıyla yağmalanmaktadır. Bunların yanında yolsuzluk ve rüşvet alıp başını gitmektedir. Bugün Türk Milleti çaresiz bir durumda bulunmaktadır ama bunun da sonu gelecektir. Toplum olarak yurtsever yönetimlere olan özleme mutlaka ulaşılacaktır.

9) Ülkemizin kurucusu, Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün başkentimiz Ankara’ya geliş yıl dönüm tarihi olan 27 Aralık’ta, günümüzün ‘’Kızılca Günü’’ olarak nitelendirilebilecek tarihi anlar yaşandı. 27 Aralık 2025 tarihi, sizin için neyi ifade ediyor? O gün yaşanılanlara dair gözlemlerinizi ve geleceğe yönelik etkisi açısından görüş ve düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?

27 Aralık 2025 tarihinde eşsiz liderimiz Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı öncesinde kongrelerin ardından Ankara’ya gelişinin 106. yılında, sadece sosyal medyadan yapılan çağrı ile çok soğuk bir havada on binlerce yurtsever cumhuriyet aydını ülkemizin dört bir yanından Anıtkabir’e koştu. İşte ülkemizin yoğun gündemine karşın, ‘terörsüz Türkiye’ masalına inanmayan yurtseverler Anıtkabir’de buluştu. Organizasyonun iyi olmamasına ve iletişim kopukluğuna karşın ilgi yüksek ve coşkuluydu.

Bu Anıtkabir yürüyüşü gelecek için umut doluydu, cesaret vericiydi. Türk Milletinin bağımsızlık mücadelesinde önemli bir yere sahip olan “Milletin Bağımsızlığını Yine Milletin Azim ve Kararı Kurtaracaktır” ifadesi 27 Aralık Cumartesi günü Anıtkabir’de kendini bir kez daha gösterdi. Siyasi iktidar ve destekçileri terörist başı bebek katilinin ayağına giderken, Türk Milleti Anıtkabir’e Ata’sına gitti; işte aradaki fark bu işte.

Bundan sonra daha iyi organize edilen ve on binlerin değil yüz binlerin, milyonların buluştuğu demokratik eylemlerde bulunmak gerekmektedir. Çünkü bu ülke bizimdir; iç ve dış emperyalist güçlere karşı birlik olmalıyız, vatanımızı korumalıyız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çocukları, gençleri kesinlikle bunu başaracaktır, başarmak zorundadırlar.

10) Bu çektiğimiz sancılı günlerden, bu sıkıntılardan kurtulmamız için neler yapmamız gerekir, önerileriniz nelerdir?

Bugün ülkemizde genel durum ve görünüm çok parlak değildir. Ancak içinde Atatürk sevgisi taşıyanlar için umutsuzluğa yer yoktur. Atatürk’ün ilkelerini özümseyerek, bilinçli ve kararlı bir şekilde tüm yurtseverlerin örgütlenerek yapacağı haklı ve demokratik bir mücadele ile umuda ve aydınlığa doğru yeniden yol alınacağını düşünüyorum. Bunun için tüm yurtseverlerin bir araya gelerek, güçlerini birleştirmesi gerekmektedir. Çözümün Kemalizm’in muhteşem Altı Ok’unda olduğunu bilerek, il il, ilçe ilçe, köy köy, mahalle mahalle dolaşarak bütün bu olumsuzlukların ve ülkemizin üstündeki kara bulutların topluma anlatılması gerekmektedir.

Kısacası alanlara inerek, anayasal hakkımız olan doğru eylemlere imza atmalıyız. Direnmek, sadece düşünmek ya da anlatmak değildir, kesinlikle eyleme geçmektir. Güçlü bir direniş için doğru, yerinde ve zamanında demokratik eyleme gereksinim vardır. İşte bu eylemler için kararlı ve bilinçli biçimde örgütlenmek gerekir. Başarının ancak örgütlü toplumlarla gerçekleştiğini unutmamalıyız.

Atatürk’üngençleri olarak, kimsesizlerin kimsesi cumhuriyetimizin bekçileriyiz, koruyacağız, sahip çıkacağız ve daima Atamızınizinde yürüyeceğiz. Laik ve demokratik cumhuriyetimize, Anayasamızın değişmez maddelerine, toprak bütünlüğümüze kastedenlerin, hukukun üstünlüğüne inanmayanların ülkemizin sahipsiz olmadığını bilmeleri gerekir. Mustafa Kemaller bu ülkede bitmeyecektir. Artık Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ile Bursa Nutku’nu yüksek sesle haykırmanın zamanı gelmiştir. Atatürk’ün gençlere emanet ettiği Türkiye Cumhuriyeti’nin sonsuza dek yaşatılması için, hepimizi büyük görev ve sorumluluklar beklemektedir. Mustafa Kemal Atatürk’ün çağdaş uygarlık yolunda daima ileriye doğru gideceğimiz ışıltılı günler için çok çalışmalıyız.

Teşekkür ederim.

Azim ve Karar, 19 Ocak 2026

ETİKETLER: ,