KAPİTALİZMİN YARATTIĞI  KÜLTÜREL ve İDEOLOJİK HEGEMONYAYA KARŞI ÇIKMAKSIZIN VENEZUELA  OLAYINI KAVRAMAK OLASI MI?

KAPİTALİZMİN YARATTIĞI  KÜLTÜREL ve İDEOLOJİK HEGEMONYAYA KARŞI ÇIKMAKSIZIN VENEZUELA  OLAYINI KAVRAMAK OLASI MI?
8 Ocak 2026 23:56
5
A+
A-

Mustafa Kaymakçı

ABD ordusu önce Venezuela’nın başkenti Karakas’ı bombaladı. Venezuela hükümetinden yapılan ilk açıklamada olay, “ABD’nin bir saldırısı” olarak nitelendirildi ve  ABD’nin hedefinin “Venezuela petrolü ve mineralleri” olduğu belirtildi. Saldırılar üzerine ülkede olağanüstü hâl (OHAL) ilan edildi.

Son olarakta Venezuela lideri Nicolas Maduro’yu “çete lideri” olarak tanımlandı ve yargılanmak amacıyla ABD’ye getirildi.

ABD’nin uluslararası hukuka aykırı davranışı ise uygar geçinen  Avrupa’daki yöneticiler tarafından olumlu karşılandı,örneğin Britanya Başbakanı Starmer: “ABD’nin Venezuela müdahalesine üzülmedik” dedi.

Açıkcası,Trump’ın Maduro’ya uyguladığı yöntem , Britanya’nın yerine geçen finans kapitalizmin şimdiki patronu olan ABD’nin  devlet aygıtını doğrudan devreye  sokmasının,bir başka deyişle kimilerinin yeni emperyalizmin bir gösterisi oldu.

Türkiye’de ise,önce Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politikaları Kurul Üyesi Cemil Ertem, X hesabından yaptığı paylaşımda Washington’u suçladı, Venezuela yönetimine destek verdi.

Ertem, “Soykırımcı ABD, Ortadoğu’da katil İsrail’le birlikte yaptığı emperyal haydutluğa Venezuela’ya saldırarak devam ediyor. Venezuela halkının ve Başkan Maduro’nun yanındayız! Bu haydutluk cezasız kalmamalı” ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Trump’ın “Maduro’yu ele geçirdik” açıklamasından kısa süre sonra Cemil Ertem ABD’yi eleştirdiği paylaşımını sildi.

Basınımızda da ,sağ ve sol döneklerin dışında  ABD’nin Venezuela’ya yönelik Amerikan saldırısını karşı çıkıldığı görüldü..

Ancak ABD’nin Venezuela’ya yönelik Amerikan saldırısının,  temelde emperyalizmi yaratan kapitalizmden  kaynaklandığını  dile getiren yaklaşımlar, basında    birkaçı dışında yer almadı.

Kimi parti sözcüleri de,bir yandan sözde ABD’in haydut devlet yaklaşımına karşı çıkarken  Maduro’yu suçlayan söylemlerini dile getiriyorlar. Venezuela’da  kaynakların küresel merkezlerin denetimi dışında tutulması yaklaşımına karşı emperyalizm saldırısını adeta saklamak istiyorlar.

Emperyalizmi Yaratan Kapitalizm, Kültürel ve İdeolojik Bir Hegemonya mı Kurdu?

Emperyalizmi yaratan kapitalizm, kültürel ve ideolojik bir hegemonyaya sahip. Bu hegemonya Türkiye’de olduğu üzere daha çok egemen sınıfların değerlerine göre işleyen bir düzen kurmuş. Aslında, hegemonik yaklaşım ve araçlarıyla birer toplumsal özne olan emek eksenli diğer sınıfların çıkarlarının da neoliberalizm tarafından gerçekleştirileceğine inandırılmış .

Böylece emekçi sınıfsal, iktidar mücadelesinden vazgeçilerek ya da bu mücadeleye izin verilen sınırlar içerisinde ve hedef doğrultusunda yürütülmesi sağlanmış.   Bir “toplumsal özne” yerine , bir “toplumsal nesne” olmayı kabullendirilmiş.

Bu amaçla, çeşitli araçlarla emekçi kesimlerin beyinleri yıkanmış.

Hegemonya sonucu günümüzde Türkiye’deki partilerin büyük bir çoğunluğu da, iktidarlarını sürdürmek ya da iktidara yönelik ekonomi-politik programlarında daha eşitlikçi bir düzenin sermaye akışının başlamasıyla çözülebileceğini savlıyorlar ve işi “serbest piyasa”ya bırakmak eğilimi taşıyorlar.

Aslında dünyada ve ağırlıklı olarak 1980’li yıllardan beri Türkiye’de uygulanan ekonomi-politikalar bu değil miydi? Bu politika bağlamında özelleştirmeler ile devletin piyasa malları üretimi, piyasayı düzenlemede kural koyucu işlevi ve sosyal devletle ilgili kamu hizmetleri gibi başlıca üç müdahale alanından çekilmesi gerçekleştirilmedi mi?

Böylelikle, tekelci sermayeye yeni kar alanları açılmadı mı? Devlet, sosyal niteliğinden uzaklaştırılarak, devlet-yurttaş ilişkisi yerine tüketici ilişkisi oluşturularak yurttaşın devletle bağı, en alt düzeye indirilmedi mi?

Hegemonik yaklaşım sonucu toplumun kabullendiği neoliberalizmin ipliğini pazara nasıl çıkartalım?

Hegemonik yaklaşımın kültürel ve ideolojik araçlarından biri de sinema ve TV’lerindeki diziler.

Bu kapsamda ABD Hollywood filmlerinin dünyada egemenliği söz konusu.

Anılan filmler,   çoğunlukla kapitalist tüketimi aşılayan, aynı zamanda beyaz adamı üstünlüğünü kanıtlamaya çalışan oryantalist  türde.

Filmler de gerilim giderek yükselir ve en sonunda bütün sorunlar ortadan kalkar  ya da bir kahraman vardır ve bu kahraman bütün Dünyayı kurtarır gibi düşünceler aşılanır.

En tipikleri de kovboy filmleridir. Vahşi olarak gösterilen Amerikan yerlilerine karşı  Onların varlıklarını  ortadan kaldıran beyaz adamları  alkışlarız.

Bir başka örnek Komiser Kolumbo dizisi.Türkiye’de de çok sevilmişti. Alt sınıfın bir temsilcisi pejmürde detektif Kolombo, üst sınıflardaki suçlulara yakalar ve yargı önünü çıkartır, böylece düzenin  kendisini aklayabileceği ve herkese eşit davrandığı kanıtlanırdı ,daha doğrusu  emek eksenli sınıfların gazı alınırdı.

Türkiye’deki  film ve diziler de aynı doğrultuda.

Özelikle dizilerde,  insanların tüketim tutkusunu dizginlerinden boşanmış bir şekilde beslediği gözlemleniyor. Genel olarak üst-orta sınıf, genç seyirciye yönelik, ticari kaygıların başat rol oynadığı neoliberal  yaklaşımlara yatırım yapılıyor. Kimi dizilerde de, tıpkı Amerikan filim ve dizilerde olduğu üzere  toplumun farklı dinamiklerinin çatışma ya da  çekişmeleri anlatılıyor, toplumsal bir sağaltım oluşturulmaya çalışılıyor.

Ancak “Hegemonya nasıl kırılabilir” ya da yedinci sanat “Sinema” ile neoliberalizmin ipliğini pazara çıkaran  filmler de vardır.

Geliniz, bu bağlamda yabancı üç filmden bir anımsatma yapalım ve biraz rahatlayalım.

Bunlardan ikisi, Fransız yönetmen Costa-Gavras’a ait.

“Missing / Kayıp” Neyi Anlatıyordu?

Birincisi,1982’de Cannes’da «Altın Palmiye Ödülü”nü, Yılmaz Güney-Şerif Gören’in “Yol” filmiyle paylaştığı “Missing / Kayıp” filmi.

Kayıp filmi, Şili´de demokratik yollardan işbaşına gelen Salvador Allende´nin devrildiği 1973 Şili Askeri Darbesi sırasında kaybolan ABD´li gazeteci Charles Horman´ın gerçek hikayesinden uyarlanmıştı.

Filmde, Amerikalı orta boy bir iş adamı olan bir babanın, darbe sırasında öldürülen oğlunu arayışı anlatılır. Geniş ölçüde tutuklamaların olduğu günlerde Amerikalı yazar ve yapımcı Charles Horman evinden alınır ve ondan sonra, kendisinden haber alınamaz. Eşinin iki hafta boyunca yaptığı araştırmalar da yarar getirmez. Bunun üzerine Charles´ın babası oğlunu aramak için ABD´den Şili´ye gelir.

Baba Horman, Şili´de kaybolan oğlunu ararken Şili darbesine ilişkin birtakım ipuçları elde eder. Takip ettiği ipuçları onu, oğlu Charles’ın siyasal nedenlerle cunta tarafından ortadan kaldırıldığı sonucuna götürür. Baba, oğlunu bulmaya çalışırken, özellikle Şili’de yaşayan CIA ve iş adamları bağlantılı kendi yurttaşları tarafından da türlü güçlüklerle karşılaştırılır.

Filmin en önemli vurgusu, babanın ABD Büyükelçisi ile yaptığı görüşmede şekillenir. Baba, büyükelçiye ABD’nin darbenin neden destekleyicisi ve düzenleyicisi olduğunu sorar. Aldığı cevap kapitalizmin iç yüzünü ortaya çıkaracak şekilde çarpıcıdır. Büyükelçi, «ABD şirketlerinin çıkarları için askeri darbenin desteklenmesi gerekiyordu ve sizin varlığınız da bu darbelere borçludur der.

“Le Capital / Kapital’’de Çağdaş bir Robin Hood!

’Le Capital / Kapital’’de ise yine Costa-Gavras, küresel güç odaklarının bankalarla birlikte nasıl hareket ettiğini anlatıyor. Filmde, Avrupa’nın en büyük bankasının yönetim kurulu başkanı olan Marc Tourneuil’e göre; tek patron paradır, lüks bir yaşam salt varsıllara verilmiş bir haktır. Zenginleri daha zenginleştiren, yoksulları giderek yoksullaştıran Marc kendini “Çağdaş bir Robin Hood(!)” olarak algılar. Banka oyunlarıyla yoksullardan çalıp varsıllara verir.

Costa-Gavras, yaptığı son röportajlarından birinde de:

«Kapitalizmin köleleriyiz. Kapitalizm sarsılınca bizde sarsılıyoruz. O gelişip yeni zaferler kazandıkça kutlamalar yaşıyoruz. Bu canavardan bizi kim kurtaracak? Kendi kendimizi mi özgür kılacağız? Kapitalizmin kime, nasıl yaradığını kesinlikle çözmemiz gerekiyor” demişti.

Parazit”, Kapitalist Sistemin Acımasızlığını mı Gösteriyor?

Üçüncü filim ise; Güney Kore yapımı, Bong Joon-ho imzalı “Parazit”.

Çünkü filim, Güney Kore bağlamında yaşamakta olduğumuz sınıflı kapitalist sistemin acımasızlığını şiddet ögeleriyle yansıtıyor.

Filmin konusu özetle şöyle:

Filmde üç aile var. Birinci aile, üst sınıf katmanında ve her türlü olanağa sahip Park ailesi.

Kim ailesi ise yarı bodrum sayılabilecek bir dairede yaşıyor, ana-baba, kız ve erkek çocukların düzenli bir işi ve geliri yok.

Üçüncü ailenin kadını Park ailesinin hizmetçisi, kocası da Park ailesinin bilinmeyen ininde yaşamakta olan bir düzen kaçağı.

Olaylar Kim ailesinin Park ailesinin yanına yardımcı olarak işe girmesiyle başlıyor. Burada bir üst sınıfa geçmek için Kim ailesi her türlü yalanı ve dolanı mübah (yapılmasında sakınca görülmeyen) görüyor. Çocuklar Park ailesinin öğretmen ve sanat terapisti, baba şoförü ve ana hizmetçisi oluyor.

Ancak üçüncü ailenin ortaya çıkmasıyla cinayetlere kadar uzanan olaylar başlıyor. Cinayetleri işleyen baba Kim, polisten Park ailesinin bilinmeyen ininde saklanarak kurtuluyor ve orada dünya ile ilişkisini kesiyor ve üç aile de darmadağın oluyor.

Filmin sonu ise yıllar sonra, Genç Kim’in babasını kurtarmak için o lüks evi satın alabilecek bir yaşama ulaşıp ulaşamayacağında düğümleniyor.

Film özünde ne anlatıyor?:

Neoliberal sistem, egemenliğini alt sınıfları sömürmesine bağlıdır ve bu amaçla birbirlerini kırdırmaktan kaçınmaz.

Neoliberal sistem, sisteminin doğal ve kaçınılmaz olduğunu kabul ettirir.

Neoliberal sistem, “özelikle yoksul sınıfların çocuklarına çok çalışır ve iyi eğitim alırsan sınıf atlayabilirsin” umudunu pazarlar.

Yoksul sınıflar arasında da bir üst sınıfa geçmek için olağan üstü acımasız bir rekabet vardır. Bu kapsamda daha aşağıya inmeme, eldekini yitirmeme mücadelesi için hiçbir ahlaki kaygı duymayabilirler.

Çevrenin düzensiz kullanımından doğan afetler bile, yoksullara başka yansır.”

Özetle “Parazit” filmi dünyaya ayna tutuyor.

Film, “Dünyada Egemen Olan Neoliberal Kapitalist Sisteme Karşı Seçenek Nedir?” sorusunu da seyirciye bırakıyor diye düşünüyorum.

Uzağa gitmeye gerek var mı? İçinde yaşamakta olduğumuz sistem bu değil mi?

Sonuç olarak kapitalizmin yarattığı  kültürel ve ideolojik hegemonyaya karşı çıkmaksızın Venezuela  olayını kavramak olası değil.

Bu kapsamda Dünyada ve Türkiye’de de olduğu hegemonik yaklaşımın  araçlarından biri  olan sinema  ve TV dizilerinin işlevine de dikkati çekmek ,onlara karşı seçenekler üretme zorunluğu vardır diye düşünüyorum.

Azim ve Karar, 08.01.2026