İHANET RAPORU

İHANET RAPORU
23 Şubat 2026 00:02
57
A+
A-

Suay Karaman

Emperyalizmin dillendirdiği ancak içeriği bilinmeyen Kürt sorununu çözmek için 2009 yılında AKP iktidarı tarafından ilk PKK terör örgütü açılımı yapılmıştı. Çözüm süreci denilen bu girişim, sadece AKP ve DTP (günümüzün DEM partisi) tarafından desteklenmişti. CHP ve MHP bu açılıma şiddetle karşı çıkmıştı. CHP genel başkanı Deniz Baykal ve MHP genel başkanı Devlet Bahçeli TBMM’de yaptıkları konuşmalarla bu çözüm süreci ile ülkemizin etnik ayrıştırma sonucunda bölünmeye götürüleceğini, milli bütünlüğümüzün yok edileceğini, üniter yapımızın bozulacağını ve Sevr haritasına doğru gidileceğini söylemişlerdi.

İlk açılımın başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra AKP iktidarının, 2012 yılında Oslo’da PKK terör örgütüyle gizli görüşmeler yaptığı ortaya çıktı. 2013 yılında  çözüm sürecine katkı verecek bir komisyon oluşturdular ve ‘akil insanlar’ adını verdiler. Bu komisyondakilerin ortak özelliği Türk adından, laik cumhuriyetten, büyük önderimiz Atatürk’ten rahatsız olmaları ve ülkemizin bütünlüğünü benimsememeleriydi. Ancak bu oluşum da işe yaramadı.

15 Ekim 2024 tarihinde MHP grup toplantısında konuşan Devlet Bahçeli, PKK terör örgütünün başı, bebek katili Abdullah Öcalan’dan ‘kurucu önder’ diye söz ederek bir barış elçisi yaratmaya soyundu. Örgütü tasfiye etsin, gelsin mecliste konuşsun gibi, eski söylemlerinin tersine bir tutum aldı. Bu gelişmeler üzerine CHP de el yükselterek destek verdi ve iş ‘terörsüz Türkiye’ masalına doğru yürüdü. Temmuz 2025 tarihinde TBMM’de 51 üyeli Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi  Komisyonu kuruldu. 5 Ağustos 2025 tarihinde çalışmaya başlayan bu ihanet komisyonuna İYİ Parti dışındaki partiler katıldı ve toplantılar yapıldı. Sonunda geçtiğimiz hafta raporlarını hazırladılar.

Öncelikle, CHP’nin sözde ‘terörsüz Türkiye’ adıyla oluşturulan komisyona katılması tarihi bir hata idi ve böylece bu ihanet komisyonunu meşrulaştırmıştır. Cumhuriyetimizin kurucu değerleriyle çelişen, ülkemizin üniter yapısını tartışmaya açabilecek nitelikteki bu komisyona ve rapora destek vermek, yanlış bir siyasi tercihti ve bedeli ağır olacaktır.

Hazırlanan bu rapor 18 Şubat Çarşamba günü komisyon tarafından 47 oyla kabul edildi. Oylamada 2 milletvekili ret, 1 milletvekili ise çekimser oy kullandı. AKP, MHP, CHP, DEM Parti, Yeni Yol Partisi, Yeniden Refah Partisi, HÜDA PAR ve DSP rapora ‘evet’ oyu verirken, Türkiye İşçi Partisi ve Emek Partisi ‘hayır’ oyu verdi. CHP’li Türkan Elçi çekimser kaldı. DP’li Haydar Altıntaş üyelikten 25 Kasım 2025 tarihinde ayrılmıştı.

CHP grup başkanvekili Murat Emir sosyal medya hesabından şöyle bir açıklama yaptı: “iktidarın ideolojik diliyle yazılmak istenen komisyon raporuna, CHP’nin kararlı duruşu ile demokrasi şerhini düştük.” Bu açıklamasıyla, kendisinden başka herkesi aptal yerine koydu. Raporun lafta ve rafta kalmaması için sonuna kadar takipçisiyiz diye şov yaptı. Kayyım atamalarının bitmesi, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının eksiksiz uygulanması ve adil yargılanma esaslarının rapora girmesini sağlamakla övünen grup başkanvekili, ülkemizin bölünme sorununu görmezden gelmektedir. İşin özü CHP olarak ihanet komisyonuna katıl, rapora olumlu oy ver ve sonra şerh düştük açıklaması yaparak, akıllarla alay et. Madem çekinceleri vardı, o zaman neden CHP’li üyeler raporu onayladılar? Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran parti, öncelikle kendi tarihine sahip çıkmalıdır ve bu duruma çok açık ve sert bir biçimde tavır alarak yeri göğü inletmelidir.

Raporun açıklanmasından sonra 19 Şubat Perşembe günü basına açıklama yapan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “raporun 47 oyla çok geniş bir siyasal mutabakatla kabul edilmiş olmasını çok kıymetli buluyoruz. Barış olacak, PKK silah bırakacak ama muhatabı cezaevinde kalacak; bu düzlem doğru değil. Artık ‘umut hakkı’ sınırlarını aşmalı ve Sayın Öcalan’ın özgürlüğünü tartışmalıyız” dedi.

Bu arada HDP’li eski Milletvekili Sebahat Tuncel’in, 16 Şubat Pazartesi günü T24 internet gazetesindeki röportajında “Kürtler taktik olarak emperyalistlerle ittifak kuruyor. Ortadoğu’da bu güçlerle ilişki içine girmeden yürümeniz zor” dediği unutulmamalıdır. Bunun açıklaması kısaca şöyledir: biz emperyalizmin güdümündeki uşaklarız. Amacımız emperyalizmden aldığımız talimatla Atatürk Cumhuriyeti’ni yıkmak ve Büyük Ortadoğu Projesini hayata geçirmek. Emperyalistlerin bu topraklardaki planı, Sevr’i hayata geçirerek, Anadolu’yu bölmektir. Bu plan için PKK terör örgütünü kullandıkları da itiraf edilmiş oldu böylece.

DEM Parti İmralı Heyeti bu ihanet komisyonunun raporu oylanırken bebek katili PKK terör örgütünün başının mesajını kamuoyuna açıkladı. Mesajda ‘Kürt varlığının’ yasada tanımlanmasını, vatandaşlık tanımında bir milliyetin empoze edildiğini, kentlerin kendilerini yönetme hakkı olduğunu, ekonomik kurumları olması gerektiğini söylemiş ve AB Özerklik Şartı’nın da genişletilmesini istemiş.

Hazırlanan raporun içeriğinde ‘bebek katili’ ve ‘terör örgütü başı’ olarak tanınan elli binden fazla insanımızın ölümünden sorumlu Abdullah Öcalan’ın ‘sayın’ ve ‘kurucu önder’ olarak nitelendirilerek, meşrulaştırılması, rapor hakkında genel bir bilgi vermektedir. Cumhuriyet dönemini, Kürtlerin dışlandığı ve yok sayıldığı bir dönem olarak niteleyen bu rapor, Kürtçülüğün yasaklanmasının Kürt isyanlarını ürettiğini ileri sürmektedir. Yani tarihteki tüm Kürt isyanları ve PKK terör örgütünün suçları, Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerine yıkılmak istenmektedir.

Raporda siyasi iktidarın sloganı olan ‘Türk-Kürt-Arap kardeşliği’ öne çıkarılmaktadır. İşin özü Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu reddedilmektedir ve bu durum çok ciddi bir kırılma noktasıdır. Türk Milleti tanımı kaldırılarak, Türkiye Cumhuriyeti etnik kimlikler arasında pay edilmek istenmektedir. Raporda, feodal yapıdan, aşiret ağalığından, toprak reformundan, uyuşturucu ticaretinden hiç söz edilmemiştir. Demokratik hayat, PKK terör örgütünü ve uzantılarını kırmamak anlamına gelmez. Raporda ‘silah ve şiddet terk edilmiştir’ yazmasına karşın ne bir pişmanlık beyanı vardır ne de bir özür vardır. Üniter devlete karşı değiliz yazılmaktadır ancak hemen ardından yerel demokrasi, özerklik gibi kavramlar sıralanmaktadır.

Bu rapor ile mevcut anayasamızın ilk dört maddesine aykırı uygulama ve düzenlemelere zemin yaratılacaktır; ne yazık ki toplum yine kandırılacaktır. Önümüzdeki günlerde, gerçek amacın ne olduğunu herkes görecektir. Masum gibi gösterilmek istenen bu rapor, aslında çok açık bir ihanet belgesidir.

CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, ‘21 Şubat UNESCO Dünya Anadili Günü’ dolayısıyla sosyal medyada yayımladığı mesajda Kürtçe’nin kamusal alanda tanınmasının demokratik çözümün temel ilkesi olduğunu savunarak şunları yazdı; “ana dil sorunu yalnızca Kürt yurttaşların meselesi değildir. Süryani, Laz, Çerkez, Arap, Rum ve diğer tüm halkların dilleri Türkiye’nin kültürel zenginliğinin parçasıdır. Bu dillerin kamusal alanda görünür olması, ülkenin bölünmesine değil; demokratik bütünlüğüne katkı sunar.” Kendisine TR 705 kodunun verildiği ülkede nüfusun yaklaşık %30 kadarı İspanyol’dur ama kamusal alanda resmi dil İngilizcedir. Bu söylemler parti programına aykırıdır ama hakkında işlem yapılmamaktadır.

Terör siyasallaştırılarak barış ortamı doğmaz; terörün bitirilmesiyle barış ortamı olur. Bu rapordan barış çıkmaz çünkü bu Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuşatma girişimidir. Terörsüz Türkiye, ancak hainsiz ve ihanetsiz Türkiye ile mümkün olabilir. Ne mutlu Türküm diyene.

Azim ve Karar, 23 Şubat 2026