DEHŞET
Suay Karaman
Ülkemizde dehşet verici olaylar yaşanıyor. Hemen hemen her gün bir şiddet olayı duyuyoruz. 14 Nisan Salı günü Şanlıurfa’nın Siverek ilçesindeki Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ne silahlı saldırı düzenlendi. Av tüfeğiyle saldırıyı yapan lisenin 19 yaşındaki eski bir öğrencisi, 16 kişiyi yaraladıktan sonra kendini öldürdü.
15 Nisan Çarşamba günü Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesindeki Ayser Çalık Ortaokulu’na silahlı saldırı düzenlendi. 8. sınıf öğrencisinin yaptığı saldırıda bir öğretmen ve 9 öğrenci ölmüş, 13 öğrenci de yaralanmıştı. Saldırganın aldığı bıçak darbesi sonunda öldüğü bildirildi. Bu olayın ardından, C31K (Cehennemin 31. Katı) isimli Telegram kanalında saldırıya ait sansürsüz görüntüler paylaşılmış ve olayı yapan kahraman ilan edilmiştir. Yaklaşık 100 bin üyesi bulunan ve saldırıya ilişkin görüntülerin paylaşıldığı tespit edilen C31K adlı Telegram grubu kapatıldı. Ancak benzer grupların olduğu unutulmamalıdır.
Bu her iki olay kadar olmasa da okullarımızda benzer olaylar yaşanmaktadır, ölenler ve yaralananların olduğu bilinmektedir. Ayrıca akran zorbalığı da büyük boyutlardadır. Olayların sadece güvenlik eksikliği olarak açıklanması, gerçeği bulmamızı engeller. Aile içi şiddet, kişisel psikolojik sorunlar, internet ortamında seyredilen şiddet içerikli yayınlar, televizyonlardaki düzeysiz, içeriği boş, şiddet yanlısı diziler, toplumdaki manevi ve ahlaki çürüme ve en önemlisi de laik, bilimsel, çağdaş eğitimin yozlaştırılması bu olayların nedenlerindendir.
Eğitim alanındaki ilk yozlaşma Türkiye Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletleri arasında imzalanan ikili anlaşma sonucunda 27 Aralık 1949 tarihinde kurulan Fulbright Eğitim Komisyonu ile başlamıştır. Fulbright Eğitim Komisyonu, Türk Milli Eğitim sistemini altüst eden, Türkiye’yi parçalayacak alt yapıyı oluşturan ve Atatürk’ün Türk Milliyetçiliği fikir sistemini yok etmeyi planlayan bir oluşumdur. Bu süreçten günümüze kadar yozlaşmadan iyice payını alan eğitim, AKP iktidarı ile ‘dindar ve kindar’ nesil yetiştirmek amacına çevrilmiştir.
Eğitimimizi 2004 yılından itibaren kendi gereksinimlerine göre düzenleyen siyasi iktidarın öğrencilere ücretsiz dağıttığı ders kitaplarında çocukları psikolojik olarak çöküntüye uğratan şiddete yönelik vahşi görseller bulunmaktadır. “Bu kitaplarla çocuklarımızı canavar ruhlu yetiştiriyorsunuz” diyen eğitimci yazar Mahiye Morgül’e soruşturmalar açıldı. Millî Eğitim Bakanlığı’nın bastırdığı 30 kadar kitaba dava açarak, çocuklarımızı kurtarmak için yola çıkan Mahiye Morgül’e gereken destek siyasiler ve eğitim sendikaları tarafından verilmedi. Okulların savaş meydanına döneceğini 2004 yılından beri yazan bir eğitimciye destek vermek yerine, sessiz kalanlar bu olayların sorumlularındandır. Çünkü bir çocuğun canavar ruhlu olması onun kaderidir ama suça bulaşması ise bu sistemle verilen eğitimin sonucudur. Okullarda sanat, spor, kültürel ve sosyal etkinlikler güçlendirilerek öğrencilerin kendilerini ifade edebilecekleri sağlıklı alanlar yaratılmadan, nitelikli eğitimden söz edilemez.
Millî Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında imzalanan ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES)’ projesi kapsamında imam, vaiz gibi din görevlileri, okullara ‘manevi danışman’ olarak görevlendirilerek öğrencilere değerler eğitimi verilmeye başlanması da bilimsel, laik ve çağdaş eğitime karşı başka bir darbedir. Şimdi Milli Eğitim Bakanı’nın istifası istenmektedir.
Kurucusu olduğu Cihannüma Derneği’nin genel başkanlığından gelme Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in istifa etmesiyle sorunlar çözülmez. Onun yerine gelecek olan da aynı yoldan yürüyecektir. Siyasi iktidar değişmeden, olumlu hiçbir gelişmenin olmayacağı bilinmelidir.
Okullar, çocukları suçtan koruyacak, ruh sağlığını destekleyecek en önemli kurum olmalıyken, bugün okulların birçoğu bu işlevini yitirmiş durumdadır. Okullarımızda yaşanan korkunç katliamlar nitelikli bilgiden uzak, hastalıklı, kokmuş ve çürümüş bir yönetim anlayışının ürünüdür. Atatürk ve cumhuriyet devrimlerini yok etmeye çalışanlarla, Andımızın kaldırılmasını onaylayanlarla, Arapça İstiklal Marşı okutulmasına göz yumanlarla, tarikat yurtlarında yaşanan çocuk istismarlarına tepki vermeyenlerle eğitimdeki sorunlar çözülemez. Her okula polis yerleştirerek de bu olayların önlenemeyeceği bellidir.
Bu arada iki çocuk iki okul bastı diye 23 Nisan Bayramını iptal etmeye çalışmak isteyenler var ama kırk yıldır elli bin kişinin katili PKK terör örgütünün başını ve DEM partiyi iptal etmek akıllarına gelmiyor. Başbakan eskisi Ahmet Davutoğlu’nun, okullarda yaşanan acıları bahane ederek 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamalarının iptalini istemesi de kesinlikle art niyetli bir tekliftir. Bu nedenle 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızı büyük bir coşku ile kutlamalıyız.
“Eğitimdir ki bir milleti; ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder” diyen eşsiz liderimiz Atatürk’ün “Vatanı korumak, çocukları korumakla başlar” sözünü aklımızdan çıkarmamalıyız. Çocuklarımızı, kadınlarımızı, insanlarımızı, ormanlarımızı, tüm canlılarımızı, göllerimizi, ırmaklarımızı, denizlerimizi, yer altı ve yer üstü zenginliklerimizi koruyamadan, vatanımızı koruyamayacağımızı anlamak zorundayız.
Azim ve Karar, 20 Nisan 2026