TÜRKİYE TARIMININ ÇÖKÜŞÜNDE EMPERYAL KAPİTALİZMİN PAYI VAR MI?
Mustafa Kaymakçı
Bir önceki “Tarımda Üretim Çıkmazına Seçenek Var Mı?” adlı yazımda, “Türkiye’de tarımda üretim çıkmazını tetikleyen iki ana etmen var.Bunlardan birincisi, iç etmenler,ikincisisi de emperyal kapitalizm ya da dış etmenler” demiş ve “İç Etmenler Açısından Tarımsal Üretimde Gerilemenin Nedenleri ve Çıkış Yollar” üzerinde durmuştum.
Bu yazımızda ağırlıklı olarak emperyal kapitalizm ya da dış etmenlerin payı özetlenecek.
Emperyal Kapitalizmin Tarım Sektöründe Uygulanmasının Tarihsel Süreci?
1980’li yıllara değin dünya, iki kutbun yönlendiriciliğindeydi. Bir yanda reel sosyalizm, bir yanda emperyal kapitalizm ve kurumları dünyayı şekillendiriyordu. Emperyal kapitalizm, anılan yıllara değin özellikle çevre ülkelerinde köylülüğü, bir başka deyişle küçük üreticiliği destekleme politikalarını sürdürdü. Ancak temel amacı, özellikle çevre ülkelerinde ortaya çıkabilecek toplumsal muhalefetin devrimci hareketlere dönüşümünü engellemek, daha doğrusu onları düzenin sınırları içinde kalmalarını yönlendirmekti.
Türkiye, 1980’li yılların başından itibaren uluslararası denilen,ancak Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği’nde tekelci şirketlerin güdümünde olan Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü gibi kuruluşlarının baskısı ve yönlendirmesiyle, tarımında da liberalleşme politikalarını uygulamaya başladı. Türkiye tarımının liberalize edilmek istenmesinin ardındaki ana gerçek, merkez ülkelerdeki tarımsal ürün ve girdi stoklarının çok yüksek düzeylere ulaşarak sorun oluşturması yanında tarım tekellerinin kendi ülkelerinde tıkanmaları nedeni ile dünya pazarlarını işgal etme isteği idi.
Kısaca,Türkiye’de uygulana gelen tarım politikalarının, büyük ölçüde dış dinamikler ya da küreselleş(tir)me ya da daha doğrusu emperyalizm ile bağlantılı olduğu görülmektedir.
Emperyal Kapitalizm Nasıl Hayata Geçirildi[L1] ?
• Sermaye, mal ve hizmetler akışında çevre sınırlamalar gevşetildi ve azaltıldı.
• Sıcak para hareketlerine konan sınırlamalar kaldırıldı.
• Eskiyen teknoloji ve üretim birimleri, Türkiye’ye kaydırıldı.
• Menkul kıymet borsaları kuruldu.
• Sendikasızlaşmaya ivme verildi.
• Kamu şirketleri değişik araçlar kullanarak özelleştirilmeye başlandı, süreç devam ediyor. Türkiye’de 1980’lerden bu yana, özellikle 2000’li yıllardan sonra hız kazanan özelleştirme uygulamaları kapsamında Tekel, Seka ,Petkim, Tüpraş, Türk Telekom, şeker fabrikaları, SEK, Zirai Donatım Kurum,YEM Sanayi,Gübre Sanayi ,elektrik dağıtım şirketleri ve limanlar gibi sanayi,hizmet ve tarım kamu kurumları satıldı ya da devredildi.
• Gıda sektörü ve organize gıda perakendeciliğinde tekelleşme oldu ve yabancı firmalarının denetimine girdi.
• Batı, kimi zamanlar denetim altında tuttukları Dünya Borsa Fiyatları’nda yüksek düzeyde indirim yaparak ellerindeki tarım stokları eritti. Ancak bu ithalat,Türkiye tarımına büyük zarar verdi ve vermeye devam ediyor. Kanımca bilginiz vardır.Tarım ürünleri ithalatı 2024’de 344.2 milyar dolar, ihracatı ise 261.9 milyar dolar gerçekleşti.
• “AB ve ABD’de Tarımda Desteklemeler Yoktur”aldatmacası, neo-liberal kurumlarla Türkiye’de egemen kılındı. Bu kapsamda Türkiye’de kimi bilim adamları, yazarlar ve siyasetçiler fonlandı. Örneğin televoloji adı verilen kişilerle ,Antonio Gramsci’nin “İnsanların beyinlerini işgal edebilirseniz, kalpleri ve elleri de arkadan gelecektir” deyişi gerçekleştirildi.
Oysa Batı için öncelikle besin güvenliği nedeni ile tarım sektörü en fazla gözetilen ve korumacılığın en yüksek düzeyde olduğu bir sektördü.
Bu günümüzde de sürdürülmektedir.
Özet olarak, kendi tarımlarında korumacılık egemen olduğu halde, Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü gibi aracı kurumların kullanarak ,Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’ni dayatmalarıyla ile Türkiye tarımında serbestleşme çıkış yolu olarak gösterildi.
Çözüm var mı?
Türkiye Tarımı’nda çöküşün nedenini salt emperyal kapitalizme ya da dış etmenlere bağlamak istemem. Bu kolaycılıktır.
Belirleyici olan iç etmenlerdir.
Bu da geçtiğimiz yazıda dile getirmeye çalıştığım önermelerin tabandan gelmesiyle oluşturulacak bir siyasi irade ve bu siyasi iradenin iktidarıyla olası.
Ancak emperyal kapitalizmin payı da kesinlikle dikkate alınmalı. Uluslararası tarım ve gıda emperyalizmine karşı siyasi koşulların oluşturulabilmesi, temel konularımızdan biri olmalı.
Burada Dünya milletlerinin düşmanı Henry Kissinger’a atfedilen “Petrolü denetlerseniz ülkeleri, gıdayı denetlerseniz insanlığı yönetirsiniz” ifadesini unutmamak gerekiyor.
Bu ifade, tarım ve gıdanın 20. yüzyıldan itibaren emperyal kapitalizm stratejinin jeopolitik bir silah ve denetim aracı olarak kullanıldığını göstermiyor mu?(*)
(*) Bakınız: Kaymakçı, Mustafa (Ed.,) Açlık ve Emperyalizm. İlkim Ozan Yayınları, Antalya
Azim ve Karar, 19.04.2026