<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Uğur Mumcu &#8211; Azim ve Karar</title>
	<atom:link href="https://www.azimvekarar.net/tag/ugur-mumcu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.azimvekarar.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sun, 02 Feb 2025 21:08:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>BİZ SUSMUYORUZ (*)</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/biz-susmuyoruz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Feb 2025 21:08:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Suay KARAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[Muammer Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[Susmuyoruz]]></category>
		<category><![CDATA[TCK 163. madde]]></category>
		<category><![CDATA[Uğur Mumcu]]></category>
		<category><![CDATA[UMAG]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://azimvekarar.net/?p=6805</guid>

					<description><![CDATA[Suay Karaman Değerli katılımcılar, hepinizi Tüm Öğretim Elemanları Derneği adına dostlukla selamlıyorum; 32. Adalet ve Demokrasi Haftası’nda başta Uğur Mumcu ve Muammer Aksoy olmak üzere yitirdiğimiz tüm yurtsever aydınlarımızı saygıyla anıyoruz. Evet her yıl anıyoruz ama yeterince anlamıyoruz. Eğer yeterince anlasaydık, Muammer Aksoy’un Türk Ceza Kanunu’nun 163. maddesinin kaldırılmasına karşı verdiği mücadeleyi desteklerdik. Değerli Aksoy; [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Suay Karaman</strong></p>



<p>Değerli katılımcılar, hepinizi <strong>Tüm Öğretim Elemanları Derneği</strong> adına dostlukla selamlıyorum; 32. Adalet ve Demokrasi Haftası’nda başta Uğur Mumcu ve Muammer Aksoy olmak üzere yitirdiğimiz tüm yurtsever aydınlarımızı saygıyla anıyoruz. Evet her yıl anıyoruz ama yeterince anlamıyoruz. Eğer yeterince anlasaydık, Muammer Aksoy’un Türk Ceza Kanunu’nun 163. maddesinin kaldırılmasına karşı verdiği mücadeleyi desteklerdik. Değerli Aksoy; “<em>163. madde kalkarsa Türkiye şeriat devletine doğru gider</em>” demişti. Eğer 163. madde kaldırılmasaydı, bugün şeriata doğru koşar adım yol almazdık.</p>



<p>Eğer yeterince anlasaydık, Uğur Mumcu’nun imam hatip liseleri hakkındaki sözlerine destek olur, mücadele ederdik. İmam hatip mezunlarının vali, kaymakam, emniyet müdürü gibi kritik görevlere geleceğini ve devletin yönetiminde olacağını yıllar önce söylemişti Uğur Mumcu.</p>



<p>Günümüzde imam hatip mezunlarının tüm kurum ve kuruluşları sardığı görülmektedir; ülkemizi yöneten kadroların büyük çoğunluğu imam hatip okullarından yetişmiştir. Bugün okul öncesinden başlayarak tüm eğitim kurumlarında çağdaş, bilimsel, laik eğitim terk edilmiş ve dinsel içerikli eğitim başlamıştır. Milli eğitimde imamlar derslere girmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere, birçok dini vakıf, cemaat ve derneklerin okullardaki etkinliklere katıldıkları bilinmektedir. Üniversitelerde de yönetim görevlerine hep imam hatip, ilahiyat mezunları atanmaktadır. Alınan akademik personelin birçoğu da dincileşme yolunda ilerlemektedir. Bazı örnekler vermek istiyorum:</p>



<p>Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Temel İslam Bilimleri bölümü Tasavvuf Tarihi Anabilim dalı başkanı Prof. Dr. Rifat Okudan: “<em>insanın cinsel ilişki sırasında ‘şeyhini’ düşünmesi durumunda, şeyhin güzel ahlakının bereketinin doğacak çocuğa geçeceğini</em>” savunan bir makaleyi Tasavvuf adlı derginin Haziran 2003 tarihli 10. sayısında yazmıştır.</p>



<p>İlahiyatçı ve hukukçu Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden emekli Prof. Dr. Cevat Akşit’in bir televizyon kanalında “seks” ile ilgili konuşması şöyleydi: “<em>Cinsel münasebet esnasında afedersiniz eşeklerin yaptığı gibi tamamen soyunmayın. Çünkü orada melekler vardır, siz soyunursanız melekler dışarıya çıkar, şeytan odada tek kalır ve oluşacak çocukta şeytanın nasibi olur.</em>”</p>



<p>28 Şubat 2009 tarihinde Habername internet sitesinde yayınlanan Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Çeker’in yazısı şöyleydi; “<em>Müzik için haram diyemeyiz ama helâl de diyemeyiz. İçeriği İslâm&#8217;a uygun olmalıdır. Ama kadın sesi içeren müzik kesinlikle caiz değildir.”</em> Daha sonra Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne geçen bu akademisyenin söylemleri insanın kanını donduracak niteliktedir: “<em>Kadın yüzünü de kapamalı. Kadının evden çıkması caiz değil. Saç boyama caiz değil. Parfümlüye cennet haram. Dekolte giyinen, tahrik eden kadının tecavüze uğraması sürpriz değil</em>.”</p>



<p>Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Hayrettin Karaman “<em>oruç tutmayan, namaz kılmayan memur olmasın</em>” demektedir. Kendi internet sitesinde ise “<em>ülkemizde Hanefî mezhebine göre müziğin icrası da, dinlenmesi de haramdır</em>” görüşünü aktarmaktadır.</p>



<p>Konya Karatay Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi İslam Ekonomisi ve Finans Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hamdi Döndüren; “<em>Çalgı aletleri, bunları çalmak, satmak ya da şarkı söylemekten para kazanmak, nefsi azdıran, örneğin diri bir kadının ya da şarabın heyecan verici niteliklerini anlatan şarkılar caiz değildir</em>” demektedir.</p>



<p>Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Mantık Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Emiroğlu, 22 Kasım 2018 tarihinde Güzelbahçe Müftülüğü tarafından düzenlenen ‘Peygamberimiz ve Gençlik” adlı konferansta çocukların evlenebileceğini, kızların âdet görmesinin tedavi edilmesi gerektiğini, kızların tesettüre girmelerini, edepli olmalarını savunmuş ve laikliğin en büyük tehlike olduğunu söylemiştir.</p>



<p>İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi dekanı Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz: “<em>İstanbul’da 15 bin cami olmalı, en az 10 bin camiye ihtiyaç var</em>” sözleriyle, bilimden ne anladığını ortaya koymuştur. İstanbul’da 3500 camiye karşılık, ilk, orta ve lise dahil 2700 okul olduğunu bilmeyenler, din adına atış ve satış yapmaktadır.</p>



<p>Bu tip akademisyenler sadece ilahiyatçılar arasında yoktur, diğer branşlarda da vardır. Örneğin Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Hüseyin Çaksen’in MS hastalığı ile ilgili makalesi şöyle: “<em>bilimsel olarak kanıtlayamasak da, MS hastalığının temel nedeninin Allah’tan gelen bir ceza, sınav ya da ödül olduğuna kuvvetle inanıyoruz.</em>” Başka bir makalesi şöyle: “<em>Epilepsi ve Meditasyon Olarak Kur&#8217;an Tilaveti</em>”, bir başkası da şöyle: “<em>Tesettür Ergen Kızları ve Kadınları Cinsel Tacizden Korur</em>”</p>



<p>Ülkemizin şiddetle teknik eğitime gereksinimi varken, dini eğitim ile cumhuriyet devrimlerinin altı oyulmaktadır. Ancak umutsuzluğa yer yoktur; Atatürk’ün çocukları mutlaka yine başaracaktır. Çağdaş, bilimsel ve laik eğitime dönmek için bütün öğretim kademelerini içine alan köklü bir eğitim reformu yapılmalıdır. Gereğinden fazla olduğu belirlenen imam-hatip okulu ve ilahiyat fakültesi kapatılmalıdır. Ülkemizde tüm ibadet Türkçe olarak yapılmalıdır.</p>



<p>Ülkemizin aydınlık geleceği olan çocuklarımız, düşünen, sorgulayan, haksızlıklar karşısında boyun eğmeyen, mücadele eden, insanlık değerlerine saygılı, bilime, sanata, müziğe, edebiyata, doğaya ve spora ilgi duyan, sevgiyle beslenmiş bireyler olarak barış içinde yetişmelidir. Bunu sağlamak için <strong>Tüm Öğretim Elemanları Derneği</strong> olarak asla susmayacağız ve örgütlü mücadele edeceğiz. Ulusalcı tüm kuruluşları da örgütlü mücadeleye çağırıyoruz. Atatürk’ün ilke ve devrimlerinin yolumuzu aydınlatacağı bilimle dolu, demokratik, laik, çağdaş eğitimli aydınlık ve hukuk dolu günlerde buluşmak üzere hepinize saygılarımı sunuyorum ve teşekkür ediyorum.</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 3 Şubat 2025</strong></p>



<p><strong>(*)</strong>: 32. Adalet ve Demokrasi Haftası çerçevesinde 30 Ocak 2025 tarihinde 15 Demokratik Kitle Örgütünün düzenlediği “<strong>Biz Susmuyoruz</strong>” adlı etkinlik konuşması.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CUMHURİYET ŞEHİDİ UĞUR MUMCU</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/cumhuriyet-sehidi-ugur-mumcu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Jan 2024 13:02:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hüseyin ÖZBEK]]></category>
		<category><![CDATA[Uğur Mumcu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://azimvekarar.net/?p=5878</guid>

					<description><![CDATA[Hüseyin Özbek Uğur Mumcu, emek yanlısı, antiemperyalist, ulusal bağımsızlıkçı, sosyalist eğilimli olduğunu söyler. İdeolojik tercihi, Cumhuriyetin temel ilkeleri, kuruluş felsefesi ile uyumlu, Türkiye’nin ulusal çıkarlarını savunan, etnik bölücülükle arasına sınır çeken bir sosyalizmdir. Ülkeye ve dünyaya Ankara merkezli bakar: &#8220;Ben görüş olarak sosyalist eğilimliyim. Yani emekçi sınıfların toplumda yönetimi ele almasını istiyorum…Ben sosyalist bilincimi her [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Hüseyin Özbek</strong></p>



<p>Uğur Mumcu, emek yanlısı, antiemperyalist, ulusal bağımsızlıkçı, sosyalist eğilimli olduğunu söyler. İdeolojik tercihi, Cumhuriyetin temel ilkeleri, kuruluş felsefesi ile uyumlu, Türkiye’nin ulusal çıkarlarını savunan, etnik bölücülükle arasına sınır çeken bir sosyalizmdir. Ülkeye ve dünyaya Ankara merkezli bakar:</p>



<p><em>&#8220;Ben görüş olarak sosyalist eğilimliyim. Yani emekçi sınıfların toplumda yönetimi ele almasını istiyorum…Ben sosyalist bilincimi her gün artırıyorum….<strong>Ulusal bağımsız sol!</strong>&nbsp;Ben sosyalist eğilimliyim, işçi sınıfının, emekçi sınıf ve tabakaların demokratik yollarla iktidara gelmesini istiyorum. Bu görüşümden hiç ama hiç vazgeçmedim.&#8221;</em></p>



<p>SSCB, Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki ideolojik maskeli nüfuz kavgasının, çıkar çatışmasının, ülkemizdeki sol akımları Moskova ve Pekin ekseninde ikiye böldüğü bir süreçte, her iki tarafa eleştiriler yöneltir.&nbsp;<strong>Dünyaya sol pencereden fakat Türkiye prizmasından bakar.</strong>&nbsp;Bu bakışı nedeniyle kendilerini sosyalist-devrimci olarak tanımlayan kimi kişi ve çevreler tarafından eleştirilecektir.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Türkiye merkezli bakışını, bütün bu eleştirilere ve devlet yanlısı olmakla suçlamalara karşı ısrarla savunacaktır. Cumhuriyetin ulus devlet üniter yapı temelinde kurulmuş olmasını, Türkiye’nin içinde bulunduğu zor coğrafyada var olmanın zorunlu koşulu olarak görür. Atatürk ilkeleri, ekonomik ve siyasal bağımsızlık, hukuk devleti, çağdaş demokrasi&nbsp; ekseninde oluşan sosyalist ideolojiye inancını hiç kaybetmez.&nbsp;</p>



<p>Emperyalizm ve&nbsp;<strong>emperyalizmin sol maskeli uzantılarıyla</strong>&nbsp;ve sol söylemli etnik bölücülükle sert tartışmalara girer. Solculuk, devrimcilik adına silahlı eylemleri savunanları, halktan kopuk, silahlı terörü etkili bir devrimci yöntem olarak savunanları uyarır ve sert biçimde eleştirir. 12 Mart döneminde, teorik olarak çekici gelen şehir ve kır gerillacılığı denemelerinin trajik sonuçlarını hatırlatır. Bu tür söylem ve eylemleri&nbsp;<strong>‘Çıkmaz Sokak’</strong>&nbsp;olarak niteler ve yadsır:&nbsp;</p>



<p><em>&#8220;Bunun adı solculuk mu? Yoksul erlerin üstüne kurşun yağdıran, banka soyan eşkıyalık mıdır solculuk? Böyleyse, yerin dibine batsın böyle solculuk&#8230; Bunun adı milliyetçilik mi? Savcıları, yargıçları, üniversite öğretim üyelerini, emniyet müdürlerini öldüren, yurttaş kanı içen canavarlık mıdır milliyetçilik? Böyleyse, yerin dibine batsın böyle milliyetçilik&#8230;&#8221;</em></p>



<p>12 Eylül öncesi ülke genelinde yaygınlaşan, silahlı çatışmaya dönüşen, ideolojik kavgaların, bölücülüğün, Ortadoğu’nun, emperyal destekli teokratik rejimlerinin ülkemize yönelik köktendinci faaliyetleri karşısında son derece kararlı bir tavır sergiler. Emperyal çevrelerin ve kimi teokratik Arap rejimlerinin açık/örtülü desteği ile palazlandırılan yeşil sermayenin ekonomik olarak önün açılmasının, bu tür siyasi eğilimlerin ileride ülkenin yönetimine hakim olacak bir güç kazanmasına yol açacağını çok önceden görmüş, yetkilileri ve toplumu uyarmak için çaba göstermiştir.&nbsp; Soldan sağa, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi ile sorunlu geniş bir siyasal yelpaze, Mumcu’nun kamuoyunda karşılık bulan çıkışlarından ve direncinden rahatsızlık duymaktadırlar.</p>



<p>Ülkenin içine yuvarlandığı terör sarmalının olası sonuçları, yaratacağı fay kırıkları onu endişelendirmektedir. Cumhuriyet’in kuruluş değerlerine duyarsızlaşmış, aymazlık içindeki iktidarlar döneminde ülkenin bölünme tehlikesiyle karşı karşıya kalacağını, içinden çıkılması zor bir kaosa sürüklendiğine dikkat çeker.&nbsp;&nbsp;</p>



<p><em>&#8220;İşçisiyle, köylüsüyle, öğrencisi, öğretim üyesiyle, askeri ve sivili ile, okumuşu ve okumamışı ile yurttaşların kanını bu ölçüde sorumsuzca akıtan bir başka &#8216;çok partili hayat&#8217; var mı yeryüzünde?&#8221;</em></p>



<p>Batı ve SSCB arasındaki kutuplaşma ve güç mücadelesinde birinin yanında saf tutmak yerine, Ankara merkezli, milli çıkarlara öncelik veren tutumun gereğini yapmaya çalışır. Sovyet bloğunun ayakta olduğu bir dönemde Türkiye’ye yönelik istikrarsızlaştırmanın tek yanlı ve tek cepheli olmadığını, Bulgaristan üzerinden yapılan silah kaçakçılığının yıkıcı etkilerini kanıtlarıyla sergiler. Kimi mafyatik oluşumların, silah ve uyuşturucu kaçakçılarının Sosyalist Bulgaristan (!) himayesindeki faaliyetlerini belgeleriyle ortaya çıkarır.</p>



<p>Ülkemizdeki etnik bölücülüğün,&nbsp;<strong>siyasal Kürtçülüğün</strong>, tarihsel süreci ve geldiği aşama konusundaki çalışmalarını makale ve kitap olarak kamuoyu ile paylaşır. Katlinden kısa bir süre önce,&nbsp;<strong>7 Ocak 1993</strong>&nbsp;tarihli yazısında batının ve İsrail’in bölgeye yönelik stratejik hesapları bilinmeden Türkiye ve komşu ülkelerdeki&nbsp; Kürtçülüğün ne anlama geldiğini ve kime hizmet ettiğinin anlaşılamayacağına değinir. Türkiye’deki kimi sol çevrelerin, emperyal merkezlerin bölgemizdeki jandarmalığına soyunmuş Kürtçü yapılanmaların, sol ve antiemperyalist olarak nitelenmesindeki tuhaflık ve kötü niyeti acımasızca eleştirir.</p>



<p>Kamu kaynaklarını yağmalamanın, bankaların için boşaltmanın, hayali ihracatın, her türlü sahteciliğin, halkı dolandırmanın önüne geçilmeyiş ve cezalandırılmayış nedeninin, yolsuzlukla iç içe geçmiş kirli siyaset olduğunu sık sık gündeme getirir. Siyasetin zirvelerine tırmanmış, bakanlık koltuğuna oturmuş kimi siyaset erbabının yolsuzluğunu, kamuya verdiği zararı tüm delilleriyle ortaya koyar, Yazılı ve görsel medyanın kimi etkili yazar, gazeteci ve programcıların, patronlarının iş takipçiliğini yaptığını, patron değiştirdiğinde görüş değiştirdiğini, kamuoyunu kirli bilgi ile yanılttığını belgeler. Kimi medya starlarının, televizyonların reyting rekoru kıran programcılarının kurumlarını nasıl dolandırdığını, işiyle ilgili olmayan kişisel harcamalarını, sahte/naylon faturalarla nasıl şişirerek tahsil ettiğini, nasıl resmi evrakta sahtecilik yaptıklarını kişisel harcamalarını nasıl devlete ödettiklerini kanıtlarıyla ortaya koyar.</p>



<p>Gazetecilikte çığır açan, tarz yaratan, yazılarıyla sözleriyle ilkeler oluşturan, model yaratan Uğur Mumcu’nun kişilik ve kimliğine ilişkin en iyi tanımlar yine kendisine aittir:</p>



<p><em>&#8220;Ben Atatürkçüyüm&#8230;. Ben, cumhuriyetçiyim&#8230; Ben lâikim&#8230; Ben antiemperyalistim&#8230; Ben tam bağımsız Türkiye&#8217;den yanayım&#8230; Ben insan hakları savunucuyum&#8230; Ben, terörün karşısındayım&#8230; Ben, yobazların, hırsızların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım. Dün sabaha değin, araştırarak yazdığım hiçbir konuyu yalanlayamadınız. Öyleyse vurun, parçalayın, her parçamdan benim gibiler beni aşacaklar doğacaktır.&#8221;</em></p>



<p>Uğur Mumcu, tam da bu kimliği ve bu özelliği nedeniyle katledilecektir. Uğur Mumcu’nun örnek kimliği ve Cumhuriyet’in yaratmak istediği yurttaş modeliyle birebir örtüşen mücadele pratiği onun ölüm nedeni olacaktır.</p>



<p>Acı olan, tetikçilerin suikasttaki sorumlulukları yargılama sürecinde kanıtlanmış, arkalarındaki molla rejimi vesikalık fotoğraf gibi açığa çıkmış iken, katlinden 31 yıl sonra Mumcu’nun, hala&nbsp;<em>“faili meçhul”</em>&nbsp;bir suikastın kurbanı olarak anılmakta oluşudur!</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 24.01.2024</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
