<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Suay Karaman &#8211; Azim ve Karar</title>
	<atom:link href="https://www.azimvekarar.net/tag/suay-karaman/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.azimvekarar.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Mar 2023 08:30:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>TÜMÖD GENEL SEKRETERİ SUAY KARAMAN’IN AÇIKLAMASI</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/tumod-genel-sekreteri-suay-karamanin-aciklamasi/</link>
					<comments>https://www.azimvekarar.net/tumod-genel-sekreteri-suay-karamanin-aciklamasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Feb 2023 17:44:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Suay KARAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Suay Karaman]]></category>
		<category><![CDATA[TÜMÖD]]></category>
		<category><![CDATA[Üniversitelerin Kapatılması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://azimvekarar.net/?p=4866</guid>

					<description><![CDATA[Deprem sonrası dayanışmanın devam ettirilmesi ve öğrencilerin psikolojilerinin normale döndürülmesi açısından üniversitelerde yüz yüze eğitime ara verilmesi yanlıştır. Bunlar düşünülmeden alınan bu yanlış karar, eğitimin içini iyice boşaltacaktır. Ülkemizin en ciddi sorunu olan yetersiz eğitimden hatta eğitimsizlikten kaynaklanan cehalet nedeniyle ciddi sıkıntılar yaşamaktayız. Nitelikli eğitim olmadan, bilim olmadan yaşadığımız bu cehaleti aşamayacağımız bilinmelidir. Normale dönüş [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Deprem sonrası dayanışmanın devam ettirilmesi ve öğrencilerin psikolojilerinin normale döndürülmesi açısından üniversitelerde yüz yüze eğitime ara verilmesi yanlıştır. Bunlar düşünülmeden alınan bu yanlış karar, eğitimin içini iyice boşaltacaktır.</p>



<p>Ülkemizin en ciddi sorunu olan yetersiz eğitimden hatta eğitimsizlikten kaynaklanan cehalet nedeniyle ciddi sıkıntılar yaşamaktayız. Nitelikli eğitim olmadan, bilim olmadan yaşadığımız bu cehaleti aşamayacağımız bilinmelidir.</p>



<p>Normale dönüş çabaları içerisinde depremin yarattığı ruhsal sarsıntı ve çöküntünün atlatılmasında üniversitelere de görev düşmektedir. Bunun yolu öğrencileri okulda, akademik ve idari personeli de iş yerlerinde tutmaktır. Deprem sonrası insanları hayattan uzaklaştırmak yanlıştır; yalnızlaştırmak yerine hayata katmak ve olabildiğince bir arada tutmak gerekir.</p>



<p>Üniversitelerde eğitime ara veren bu karar, zaten küresel salgın nedeniyle uzaktan (çevrimiçi) eğitim yapan üniversiteler için tekrar bir yıkım olacaktır. Ülkemizde eğitimin uzaktan olması ve bütün üniversitelerin kapalı tutulmasının ülkemize faydası değil, zararı olacaktır. Öğrenci yurtları kullanılacak diye üniversite eğitimi uzaktan eğitime dönmemelidir. Oteller, misafirhaneler, konteynır ve boş konutların kullanılması, bu sorunu çözebilecekken, ülkemizdeki tüm üniversiteleri kapatmak, çok yanlış bir karardır. Deprem bölgesindeki öğrencilerin evi hasar gördüğü için eğitimi uzaktan izlemeleri de olanaklı değildir. Deprem bölgesindeki kentler için üniversite öğrenimine ara verilebilir. Bunun yanında çözüm odaklı başka seçenekler de düşünülebilir. Depremden sonra üniversitelerde yüz yüze eğitim yapılmasının sosyalleşmeye, normalleşmeye ve psikolojik iyileşmeye katkısının olacağını düşünmeden, eğitimi uzaktan yapma kararı yanlıştır ve tekrar gözden geçirilmelidir.</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 13 Şubat 2023.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.azimvekarar.net/tumod-genel-sekreteri-suay-karamanin-aciklamasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TANRI’DANDIR</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/tanridandir/</link>
					<comments>https://www.azimvekarar.net/tanridandir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Aug 2022 21:04:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Suay KARAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[KPSS]]></category>
		<category><![CDATA[ÖSYM]]></category>
		<category><![CDATA[Suay Karaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://azimvekarar.net/?p=4126</guid>

					<description><![CDATA[Suay Karaman Uzun yıllardan beri hatta AKP iktidarından da önce Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından gerçekleştirilen sınavlarda hırsızlık yapıldığı ve soruların verildiği bilinmektedir. Bu sahtekârlık olayı önce 17-25 Aralık 2013 yolsuzluk ve rüşvet olaylarının ve özellikle de 15 Temmuz 2016 olayının ardından, Fethullah Gülen cemaati ile ipler kopartılınca gün ışığına çıkartıldı. ÖSYM; Yükseköğretim [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Suay Karaman</strong></p>



<p>Uzun yıllardan beri hatta AKP iktidarından da önce Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından gerçekleştirilen sınavlarda hırsızlık yapıldığı ve soruların verildiği bilinmektedir. Bu sahtekârlık olayı önce 17-25 Aralık 2013 yolsuzluk ve rüşvet olaylarının ve özellikle de 15 Temmuz 2016 olayının ardından, Fethullah Gülen cemaati ile ipler kopartılınca gün ışığına çıkartıldı.</p>



<p>ÖSYM; Yükseköğretim Kurumları Sınavından (YKS), Tıpta Uzmanlık Sınavına (TUS), Kamu Personel Seçme Sınavından (KPSS), Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavına (ALES), Üniversitelerarası Kurul Yabancı Dil Sınavından (ÜDS), Adalet Bakanlığı Hâkim adayları sınavları ile İçişleri Bakanlığı Kaymakam adayları sınavlarına kadar daha pek çok kurum için sınav gerçekleştirmektedir. Ancak yapılan her sınavdan sonra kusurların, yanlışların, sahtekârlıkların ortaya çıkması, ÖSYM’ye olan güveni bitirmiştir ve böylece durumun kötülüğü gözler önüne serilmiştir.</p>



<p>Fethullah Gülen cemaati ile yollar ayrıldıktan sonra bile gerek siyasi iktidar yanlılarına, gerekse farklı cemaat ve tarikatlara soruların düzenli olarak verilmeye devam ettiği ve yapılan sınavların çoğunda sahtekârlık olduğu bellidir. Sınavlara olan güven yitirilince, geleceğe olan güvenimizi de yitiririz. Gençlerin geleceğe olan güvenleri bitince, yurt dışına gitme isteği ağır basmakta ve böylece beyin göçü başlamaktadır.</p>



<p>Yapılan birçok sınavda belirli dershanelerin ya da deneme sınav soruları kitapçıklarında bazı soruların benzerleri görüldü ama ilgililer inandırıcı açıklamalar yapmadılar. Bazı sınavlar iptal edildi ama yeterli ceza verilmediği için, sahtekârlıklar ve yolsuzluklar tekrarlandı.</p>



<p>2010 yılında yapılan KPSS’de önceden sorular verildiği için öğretmen olacaklarla ilgili sınav iptal edilmişti. Ancak diğer alanlar iptal edilmedi ve tüm soruları doğru yapanların hepsi kamu görevlisi oldu. Kimi kaymakam oldu, kimi devletin yüksek görevlerine gelecek bölümleri kazandılar. ÖSYM, 6 Mayıs 2012 tarihinde yapılan “Avukatlar İçin Adli Yargı Hâkim ve Savcı Adaylığı Yarışma Sınavı”nda, “sınavı üstün başarı ile kazanan dört evli çiftin yanıt kâğıtlarındaki “tıpkılılık” ve “derece yapmış bazı adayların soru kitapçıkları üzerinde hiçbir işlem yapmaksızın matematik sorularında %100 doğru yapmış olmaları” nedeniyle sınavı iptal etmişti. Soruşturma açıldı ama ne yetkililer, ne de sınavda sahtekârlık yaptıkları belirlenenler için gerekli ceza verilmedi. Sahtekârlık yaparak bu sınavı kazananlar, şimdi adliyelerde hukuk uygulamakta ve adalet dağıtmaktadırlar. Böyle bir uygulamanın olduğu yerde hak, eşitlik, adalet olmaz.</p>



<p>2022 KPSS’de sınav sorularının bir bölümünün bilinen bir yayınevinin yayımladığı kitapçıktaki sorularla ve yanıt şıklarıyla aynı olduğu yönünde kamuoyuna bilgi yansıdı. Bunun üzerine tepkiler çoğalınca ÖSYM Başkanı görevden alındı ve yerine İsmailağa cemaatine övgüler düzen, destekçisi olan bir öğretim üyesi atandı. Ardından sınav iptal edildi. Ortada suç olduğu kesin ama suçluyu ve cezayı görmek mümkün olmuyor. Yine milyonlarca gencin emeği ile okuyup, başararak kamuda bir işe girebilme istekleri, hayalleri ve gelecekleri çalındı. İşin gerçeği 2022 KPSS, sorular verildiği için iptal edilmedi, soruların verildiği ortaya çıktığı için iptal edildi. Sahtekârlık yapıldığı ortaya çıkartılamayan birçok sınav sonucunda, kimlerin kamuda hangi görevlere geldiği, ne işler yaptığı, kimlere hizmet ettiği şimdilik bilinmemektedir.</p>



<p>Bu arada son ÖSYM olayında siyasi iktidarın ve AKP genel başkanının farklı hareket ettikleri görüldü. Birçok büyük skandal, sahtekârlık ve yolsuzluğu görmezden gelenler hemen tepki verip, Devlet Denetleme Kurulu’nu göreve çağırdı, ÖSYM Başkanını görevden aldı ve sınav iptal edildi. Buna benzer pek çok olayla ilgilenmeyenlerin birden bire tepki vermesi de ilginçtir. KPSS’nin iptal edilmesi olumludur ancak yeterli değildir, çünkü sınav sahtekârlığında adı geçenlerin, yargı önüne çıkarılmaları gerekir. Ama benzer şekilde sahtekârlık yapılan sınavlarla makam alanlardan adalet sağlamalarını beklemek kuşkuludur. Zaten bu kadrolarla yenilenecek KPSS’de yine sahtekârlık yapılmayacağının garantisi de yoktur.</p>



<p>Askeri okulların sınavlarında Fethullah Gülen yanlılarına sorular verilirken birlikte yürüyenlerin “kandırıldık” demesi, bizler için inandırıcı değildi. Zaten “ne istediler de vermedik?” sözü başlı başına bir itiraftır. Ülkemizde yapılan sınavlardaki sahtekârlıkların parti ve tarikat bağlantılı olduğu ortaya çıkmıştır. ÖSYM tarafından gerçekleştirilen sınavlarda sürekli olarak bu skandal yaşandı. Bu ve benzer pek çok olayda görüldüğü gibi adaletsizliğin, hukuksuzluğun, eşitsizliğin büyük boyutlara ulaştığı bir ortamda, ahlak nedir, doğru nerededir diye sorulması gerekmektedir. Adaletin ve hukukun bitirildiği yerde, toplumun karışıklığa ve çatışmaya sürükleneceği bilinmelidir. Zaten son zamanlarda yapılan kışkırtmaların ve cem evlerine saldırı olaylarının bu yönde olduğunu da aklımızdan çıkarmamalıyız.</p>



<p>Her konuda yalan yanlış, saçma sapan açıklamalarda bulunan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ÖSYM konusunda nasıl bir açıklama yapacağı da merak konusudur. Diyanet İşleri Başkanlığı&#8217;nın dini konulardaki karar ve danışma organı olan Din İşleri Yüksek Kurulu&#8217;nun her gün artan hayat pahalılığının sorumluluğu için “fiyatları tayin eden, darlık ve bolluk veren Allah’tır” söylemi üzerine, ÖSYM sahtekârlıklarından da Tanrı’yı sorumlu tutabilirler. Çünkü din ile toplumu uyutanlardan ve Tanrı ile halkı kandıranlardan her şey beklenir.</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 8 Ağustos 2022.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.azimvekarar.net/tanridandir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİR İRADE</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/bir-irade/</link>
					<comments>https://www.azimvekarar.net/bir-irade/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 31 Jul 2022 21:46:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Suay KARAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Davutoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Babacan]]></category>
		<category><![CDATA[Bir İrade]]></category>
		<category><![CDATA[BOP]]></category>
		<category><![CDATA[Fullbright]]></category>
		<category><![CDATA[Rockefeller]]></category>
		<category><![CDATA[Suay Karaman]]></category>
		<category><![CDATA[Tayyip Erdoğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://azimvekarar.net/?p=4093</guid>

					<description><![CDATA[Suay Karaman 25 Temmuz akşamı TRT ortak yayınına katılan AKP genel başkanı, gündeme ilişkin sorulara yanıt verdi. Sabah gazetesinden bir yazarın “bir dönem sizinle yol yürüyen ve önemli makamlara gelmiş isimler ayrı partiler kurdular. Geriye dönüp bakınca onlar için bir tanımınız ya da değerlendirmeniz oluyor mu zaman zaman?” sorusuna verdiği yanıt ilginçti. Tayyip Erdoğan’ın yanıtı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Suay Karaman</strong></p>



<p>25 Temmuz akşamı TRT ortak yayınına katılan AKP genel başkanı, gündeme ilişkin sorulara yanıt verdi. Sabah gazetesinden bir yazarın <strong>“</strong>bir dönem sizinle yol yürüyen ve önemli makamlara gelmiş isimler ayrı partiler kurdular. Geriye dönüp bakınca onlar için bir tanımınız ya da değerlendirmeniz oluyor mu zaman zaman?” sorusuna verdiği yanıt ilginçti.</p>



<p>Tayyip Erdoğan’ın yanıtı şöyleydi: “onu onların düşünmesi lazım. Onların nasıl ihanetin içerisinde olduklarını kendilerinin düşünmesi lazım. Onlar o makamlara kendi layık oldukları için gelmediler. O makamlara getirildiler. Eğer onlara bakanlık verildiyse, başbakanlık verildiyse, hepsi onlara bir irade o makamları verdi. Onlar bunun kıymetini bilemedi.” Yani kısaca eski başbakanı Ahmet Davutoğlu ve eski bakanı Ali Babacan&#8217;ın layık olmadıkları halde o makamlara “bir irade” tarafından getirildiğini söyledi. Bu açıkça yapılan bir itiraftır, ”bir irade”nin itirafıdır; emperyalizmin maşası olmanın sonucudur.</p>



<p>Acaba Tayyip Erdoğan da, başbakanlığa layık olduğu için mi geldi, yoksa “bir irade” mi getirdi? Sözünü ettiği o “bir irade” layık olmayanları bakan, başbakan makamlarına getirirken Tayyip Erdoğan’ın tepkisi olmuş mu? Bunları açıklaması gerekir. En önemlisi o “bir irade” nedir, kimdir, kimlerdir? Layık olmayan kişiler, belirli makamlara neden getirilmişlerdir? Türk Milleti, o “bir irade”yi bilmek istiyor, ivedilikle açıklanması gerekir.</p>



<p>Tayyip Erdoğan’ın bu sözlerine Gelecek Partisi genel başkanı Ahmet Davutoğlu şu yanıtı verdi: “Erdoğan da hesap vermeye hazır olacak. Hukuki dava açmayı düşünüyorum. Kimse başbakanlık yapmış birini ihanetle suçlayamaz. Tayyip Erdoğan&#8217;ın zihnindeki sadakat, körü körüne kendisine, şahsına sadakattir. Asla! Hiçbir Müslüman, şahsa sadakatle yükümlü değildir. Allah&#8217;a, millete ve ilkelere sadakatle yükümlüdür. Sayın Erdoğan neden beni genel başkan ilan etti? Bu kadar layık olmayan birine ülkeyi nasıl emanet etti? Bir hiçtim de niye emanet etti?”&nbsp;</p>



<p>DEVA Partisi genel başkanı Ali Babacan ise bu konuda şunları söyledi: ”Sayın Erdoğan siz de ben de o makamlara gökten inmedik. Milletin iradesi ve partinin ortak aklı bizi göreve getirdi. 13 sene layıkıyla Dışişleri ve Ekonomi bakanlıkları yaptım. Madem keramet sizde 2018’den beri kaç bakan değişti, buldunuz mu çare? Halep oradaysa arşın burada.”</p>



<p>Bugün AKP iktidarını eleştiren Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan, ülkemizi yıkmakla görevli siyasi iktidarın önemli makamlarında bulunan, ulusal çizginin dışındaki özel yıkım ekibinin içindeydiler. Bu ikilinin ülkemizin yer altı ve yer üstü zenginliklerinin peşkeş çekilmesinde, ulusal varlıklarımızın satılmasında, yanlış dış politika uygulanmasında, demokratik ve laik cumhuriyetimizin yok edilmesine öncülük yapılmasında büyük sorumlulukları bulunmaktadır.</p>



<p>Emevi Camisinde namaz kılma sevdalısı Ahmet Davutoğlu, Suriye sorununda küresel talimat gereği stratejik rezilliğin baş uygulayıcısıdır. Ali Babacan, Kemal Derviş politikalarının sıkı takipçisi ve küresel mafyanın sözcüsü olarak ulusal ekonomimizi batıranlardandır. Ülkemizi her konuda bataklığa sürükleyenler, neden bu makamlara getirilmektedir. Şimdi akıllara, o “bir irade”nin ne olduğu, kim olduğu sorusu gelmektedir.</p>



<p>Tayyip Erdoğan, 2002 yılı ortalarında, ABD Savunma Bakanı eski yardımcısı olarak görev yapan Richard Perle ile gizli bir görüşme yapmıştı. 3 Kasım 2002 seçimlerinden hemen sonra, 10 Aralık 2002 tarihinde Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı George Walker Bush ile Beyaz Saray’da görüşmüştü. Bu görüşme sırasında Tayyip Erdoğan AKP genel başkanı değildi ve siyasi yasaklıydı. Başbakan olduktan sonra Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) eş başkanı olduğunu söylemişti. Tayyip Erdoğan’a bu makamları ve unvanları da hangi iradenin verdiği açıklanmalıdır.</p>



<p>Ülkemizi yönetenler uzun zamandan beri, belirli makamlara kendileri layık oldukları için gelmemekte, küresel bir planlama sonucunda getirilmektedir. Görevleri bitince de yeni sürümleri ortaya çıkartılmaktadır. Bugün iktidar da, muhalefet de o “bir irade” sonucunda görevlendirilmiştir. İşte o “bir irade” Rockefeller bursudur, Fullbright anlaşmasıdır, BOP eş başkanlığıdır, benzeri sömürge anlaşmalarıdır; kısaca emperyalizmdir ve ülkemizi yönetmektedir. Ne acı ki bizler izliyoruz; bu utanç hepimize yeter. Emperyalizmi dize getiren eşsiz liderimiz Atatürk’ün Türkiye’si, “bir irade” ile yönetilemez. Atatürk’ün emaneti tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti, Ankara’dan yönetilir.</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 1 Ağustos 2022.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.azimvekarar.net/bir-irade/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YARGININ DURUMU</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/yarginin-durumu/</link>
					<comments>https://www.azimvekarar.net/yarginin-durumu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 Jul 2022 21:03:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Suay KARAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[Av-avcılar]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Bulut]]></category>
		<category><![CDATA[Suay Karaman]]></category>
		<category><![CDATA[Tecavüz tehtidi]]></category>
		<category><![CDATA[Yargının Durumu]]></category>
		<category><![CDATA[Zülal Kalkandelen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://azimvekarar.net/?p=4075</guid>

					<description><![CDATA[Suay Karaman Cumhuriyet Gazetesi yazarı Zülâl Kalkandelen’in önceden beri hayvan hakları, at yarışları, av ve avcılarla ilgili yazıları bir takım kişileri rahatsız ediyordu. Temmuz 2020 tarihinde katıldığı televizyon kanallarında av hakkında söyledikleri, sosyal medyada avcıların hedefi haline geldi. İnsanlar gibi hayvanların da yaşam hakkını savunan Zülâl Kalkandelen’e bazı kendini bilmez avcılar, tehdit mesajları göndererek, hakaret [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Suay Karaman</strong></p>



<p>Cumhuriyet Gazetesi yazarı Zülâl Kalkandelen’in önceden beri hayvan hakları, at yarışları, av ve avcılarla ilgili yazıları bir takım kişileri rahatsız ediyordu. Temmuz 2020 tarihinde katıldığı televizyon kanallarında av hakkında söyledikleri, sosyal medyada avcıların hedefi haline geldi. İnsanlar gibi hayvanların da yaşam hakkını savunan Zülâl Kalkandelen’e bazı kendini bilmez avcılar, tehdit mesajları göndererek, hakaret ettiler ve cinsiyetçi saldırılarda bulundular. Hayvanları çıkarı için sömüren ya da katleden herkesin hakaret ettiği Zülâl Kalkandelen, sürekli hedef haline getirilmektedir.</p>



<p>Bu yayınlar üzerine avcı olduğu öğrenilen İsmail Bulut adlı kişi Kalkandelen’e sosyal medya üzerinden küfür ve tehdit mesajları gönderdi. Kalkandelen, kendisine gönderilen mesajı sosyal medya hesabında yayımladı; 14 Temmuz 2020 tarihinde gönderilen ahlak yoksunu ve iğrenç mesaj şöyleydi: “<em>Ulan kahbe &nbsp;a…na kodumun kahbesi akıllı ol avcılara dil uzatma bak seni g…den bağırta bağırta s… bunu böyle bil ha</em>”.&nbsp;Doğal olarak bu kişi hakkında suç duyurusunda bulunuldu. Ancak yapılan bu suç duyurusu için uzun süre sonra kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi.</p>



<p>Konunun üzerine giden Kalkandelen, ilgili kişi hakkında 2021 yılı başında ikinci kez suç duyurusunda bulundu. İlk suç duyurusunda kovuşturmaya yer yok kararını gören savcı bile bu karara şaşırdı ve Siber Suçlar Şubesi&#8217;nde soruşturma açıldı. Olay, önce uzlaştırma için arabulucuya gitti ama Kalkandelen kabul etmedi ve 6 Mayıs 2022’de kamu davası açıldı.</p>



<p>İstanbul 13. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 22 Haziran 2022 tarihinde verdiği karar çok tartışılacak niteliktedir: “<em>Her ne kadar sanık İsmail Bulut’un, müşteki Zülâl Kalkandelen’e hakaret ve tehdit suçlarını işlediğinden bahisle mahkûmiyet istemi ile kamu davası açılmış ise de, sanığın üzerine atılı bulunan bu suçları işlediğine dair mahkûmiyetine yeterli delil ve kanaat elde edilemediğinden CMK’nin 223/2e maddesi gereğince beraatine karar verilmiştir.</em>”</p>



<p>Verilen bu kararda “suçları işlediğine dair mahkûmiyetine yeterli delil ve kanaat elde edilememesi” nasıl açıklanabilir? Üniversite giriş sınavı sorularını çalarak hâkim ve savcı olup görev yapan fetö ve artıklarından adalet beklemek gerçekçi değildir. Bağımsız yargı, siyasi iktidara tam bağımlı duruma getirildiği için, adalet beklemek hayalleri boştur. Eğer bu tehditlerin çok azı AKP’li birilerine yapılsaydı, yer yerinden oynar, hemen tutuklanır ve mahkûm edilirdi. İşte yargımızın getirildiği durum gözler önüne serilmektedir.</p>



<p>Zülâl Kalkandelen’e tecavüz tehdidinde bulunan İsmail Bulut İstanbul’da yaşamakta ve gazeteye geleceğini söyleyip, telefon numarasını istemektedir. Herşey ortada ve çok açık ama yargı, suçları işlediğine dair yeterli delil ve kanaat elde edemiyor. Kalkandelen’in tecavüze uğraması, ya da öldürülmesi mi gerekiyor yeterli delil ve kanaat olması için? Ülkemizde adalet böyle mi sağlanacak?</p>



<p>Bugün ülkemizde tüm değerler baştan aşağı değiştirilmiştir. Ahlaksızlık, dolandırıcılık, hırsızlık, rüşvet, şiddet, taciz, tecavüz, yolsuzluk ve diğer bütün iğrençlikler siyasi iktidarın koruması altındadır. Bu yüzden Zülâl Kalkandelen’in insanlarla ve hayvanlarla yaptığı değerli ve erdemli davranışlara ve özellikle laikliğe sahip çıkmasına saldırı yapılmakta ve tehdit edilmektedir. Bunun sonucunda da saldırganlar korunmaktadır.</p>



<p>Kişilerin fikirlerini beğenmeyebilirsiniz, karşı da çıkabilirsiniz ancak küfürle, tehditle, fiziksel şiddetle saygısızca davranmak, insan olana yakışmaz. İşte bu yaşananlar bilgi toplumu olamamanın ezikliğidir ve üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir konudur.</p>



<p>Bu arada gerek Zülâl Kalkandelen, gerekse diğer insanlar, böyle saldırılarda yalnız bırakıldıkları için, saldırganlar cesaretlenmektedir. Üstelik yargının kararları da böylelerine güven vermektedir. Toplum olarak her türlü ahlaksızlığa, tecavüze ve şiddete gerekli tepkileri verip, mağdur olanların yanında olmamız gerektiğini de unutmamalıyız.</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 25 Temmuz 2022.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.azimvekarar.net/yarginin-durumu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>UÇAĞA KAFA ATMAK</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/ucaga-kafa-atmak/</link>
					<comments>https://www.azimvekarar.net/ucaga-kafa-atmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 17 Jul 2022 21:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Suay KARAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[Egzoza Fanilya]]></category>
		<category><![CDATA[Suay Karaman]]></category>
		<category><![CDATA[Uçağa Kafa Atmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://azimvekarar.net/?p=4058</guid>

					<description><![CDATA[Suay Karaman 15 Temmuz 2016 denince öncelikle aklımıza, Boğaziçi Köprüsü’nde kemerle boğularak, başı taşla ezilerek, kafası kesilerek katledilen erler ve askeri okul öğrencileri geliyor. 15 Temmuz, linçin normalleştirildiği ve bu vahşeti yapanların cezalandırılmadığı bir şeriat provası olarak belleklerde yer almaktadır. Bugün 28 Şubat davasından hapiste tutulan komutanların, 28 Şubat 1997 kararlarını yayınlarken asıl hedefleri Fethullah [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Suay Karaman</strong></p>



<p>15 Temmuz 2016 denince öncelikle aklımıza, Boğaziçi Köprüsü’nde kemerle boğularak, başı taşla ezilerek, kafası kesilerek katledilen erler ve askeri okul öğrencileri geliyor. 15 Temmuz, linçin normalleştirildiği ve bu vahşeti yapanların cezalandırılmadığı bir şeriat provası olarak belleklerde yer almaktadır.</p>



<p>Bugün 28 Şubat davasından hapiste tutulan komutanların, 28 Şubat 1997 kararlarını yayınlarken asıl hedefleri Fethullah Gülen hareketiydi. 25 Ağustos 2004 tarihinde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in başkanlığında toplanan Milli Güvenlik Kurulu’nda “Türkiye’de Nurculuk Faaliyetleri ve Fethullah Gülen” konusu gündeme gelmiş ve bu gruba karşı bir eylem planının hazırlanması kararı alınmıştı. Ama bu kararlar yerine getirilmeyince, Fethullah Gülen cemaati ülkemizin her yanını sardı. Özellikle AKP iktidarı ile Fethullah Gülen cemaati büyüdükçe büyüdü ve devletin her kademesine sızdı. 17 &#8211; 25 Aralık 2013 tarihli yolsuzluk ve rüşvet olaylarının ardından Fethullah Gülen ile ipler koparıldı. 15 Temmuz olayından sonra ise Fethullah Gülen cemaatine, Fethullahçı Terör Örgütü &#8211; FETÖ adı verildi.</p>



<p>Aslında Fethullah Gülen hareketi, ABD destekli irtica demekti, siyasal İslam demekti, hatta CİA demekti. 15 Temmuz 2016 gecesinin karanlıkta kalan yanlarının mutlaka aydınlatılması gerekir. 15 Temmuz olayını aydınlatmak için Meclis Araştırma Komisyonu kuruldu ve 4 Ekim 2016 günü çalışmalarına başladı. Bu komisyon çok kısa sürede 4 Ocak 2017 tarihinde çalışmalarını bitirdi. Bu sürede 22 toplantı yaptı, 141 kişiyi dinledi. Ancak darbe girişiminin kilit isimleri muhalefetin ısrarlarına karşın komisyona çağırılıp dinlenmedi. Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, MİT Başkanı Hakan Fidan, Başbakan Binali Yıldırım ve Tayyip Erdoğan komisyonda ifade vermediler. AKP&#8217;li üyeler, Orgeneral Akın Öztürk, Tümgeneral Mehmet Dişli, Tuğgeneral Mehmet Partigöç gibi önemli isimlerin komisyona gelip ifade vermesini engellediler. 15 Temmuz olayıyla ilgili birçok soru o gün bugün havada kaldı.</p>



<p>15 Temmuz olayı 250’den fazla yurttaşın ölümüne yol açtı, yüzlerce kişi yaralandı. Suçluların yanı sıra suçsuz insanlar da hapsedildi, işten çıkarıldı, yuvalar yıkıldı, en önemli kurumlar alt üst oldu. Bu konudaki meclis araştırma raporu, gazetecilerin de bulunduğu ortamda Meclis Başkanlığı&#8217;na sunuldu. Sonra bu rapor kayboldu. TBMM’de, muhalefet tarafından verilen araştırma önergeleri siyasi iktidar tarafından reddedildi ve halen bu olay tamamıyla aydınlatılamadı. “FETÖ’nün siyasi ayağı” tartışmaları sürmektedir. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı&#8217;ndaki FETÖ&#8217;nün siyasi ayağının soruşturulması konulu dosya halen açıktır ama bir türlü sonuçlandırılamıyor. “Gel de bitsin bu hasret… Ne istediğiniz de vermedik?&#8230;&nbsp; Bizi kandırmışlar, Rabbim de, milletim de bizi affetsin…” diye seslenilen terör örgütünü besleyenler, destekleyenler ve birlikte olanlar zamanı gelince hesap vereceklerdir.</p>



<p>Fethullah Gülen’le fotoğrafı olanların, destek verenlerin, etkinliklerine övgü düzenlerin birçoğu halen kamu kurumlarında üst düzeyde görev yapmaktadır. Aralarında valiler, kaymakamlar, yargıçlar, rektörler, genel müdürler ve yardımcıları bulunmaktadır. Bunun yanında milletvekili ve bakanları da unutmamak gerekir. Bu durumda FETÖ&#8217;nün devletten temizlendiğini söylemek doğru değildir. Rantı paylaşamayınca, çıkarlar çatıştı ve ortaya sahte bir destan çıkartıldı. TBMM&#8217;nin Atatürk Bulvarı girişinde halen “15 Temmuz Destanı” yazılarının olması, TBMM&#8217;nin manevi şahsiyetine saldırı olduğu kadar, toplumu sindirmek ve korkutmak anlamına da gelmektedir.</p>



<p>15 Temmuz günü yapılan etkinliklerin fotoğraflarına bakınca; Fethullah’a övgü düzenler, ‘devlet büyüğü’ diyenler, Türkçe olimpiyatına katılanlar, destekleyicisi olanlar hep meydanlarda göründü. Hesap vermesi gerekenlerin sözde demokrasi kahramanı kesildiği ülkemizde, bütün bu pisliklerin temizlenmesi gerekir. 15 Temmuz olayının üzerinden altı yıl geçti ama gerek iktidar, gerekse muhalefet laik cumhuriyetin önemini yeterince kavrayamamış, tarikat ve cemaatlerin demokrasilerde yerinin olmadığını anlayamamış ve böylece gerekli dersleri çıkaramamıştır.</p>



<p>14 Temmuz 2022 tarihinde bir televizyon programında AKP eski milletvekili ve Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr. Mazhar Bağlı, 15 Temmuz gecesiyle ilgili olarak “insanlar 11. kattaki apartmanın üzerine çıkararak alçaktan uçan uçağa kafa atarak şehit oldular” dedi. Böylece iyice anlaşıldı ki, 15 Temmuz uçağa kafa atanların ve tankın egzozuna fanila tıkayanların bayramıdır…</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 18 Temmuz 2022.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.azimvekarar.net/ucaga-kafa-atmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ŞİDDET</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/siddet/</link>
					<comments>https://www.azimvekarar.net/siddet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 Jul 2022 21:01:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Suay KARAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Ekrem Karakaya Konya Şehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı]]></category>
		<category><![CDATA[Şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[Suay Karaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://azimvekarar.net/?p=4038</guid>

					<description><![CDATA[Suay Karaman Canlıların, özellikle insanların fiziksel, cinsel, psikolojik ya da ekonomik yönden zarar görmesi ve acı çekmesiyle sonuçlanan hareketler şiddet olarak adlandırılır. 6 Temmuz Çarşamba günü Konya Şehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ekrem Karakaya öldürüldü. Bu katliamı yapan Yunak Devlet Hastanesi güvenlik görevlisinin annesine, 7 Haziran tarihinde Dr. Ekrem Karakaya tarafından başarılı bir ameliyat yapılmış [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Suay Karaman</strong></p>



<p>Canlıların, özellikle insanların fiziksel, cinsel, psikolojik ya da ekonomik yönden zarar görmesi ve acı çekmesiyle sonuçlanan hareketler şiddet olarak adlandırılır. 6 Temmuz Çarşamba günü Konya Şehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ekrem Karakaya öldürüldü. Bu katliamı yapan Yunak Devlet Hastanesi güvenlik görevlisinin annesine, 7 Haziran tarihinde Dr. Ekrem Karakaya tarafından başarılı bir ameliyat yapılmış ancak sonrasında gelişen istenmeyen durumlar sonucunda yaşamını yitirmiş. İşte bir ay sonra kin dolu aklıyla annesinin intikamını aldığını sanan bu katil, bir ocağı söndürmüştür.</p>



<p>Konya 5. Sulh Ceza Hâkimliği bu olaya ilişkin “Milli güvenlik, kamu düzeni ve güvenliği” gerekçesiyle yayın yasağı getirdi ve bu yasağı RTÜK sosyal medya hesabından duyurdu. Yani bir doktorun katledilmesi değil, bunun haberleştirilmesini milli güvenlik sorunu olarak gören zihniyetin, yeni katliamlara yol açacağı bellidir.</p>



<p>Bu olay üzerine sosyal medyadan açıklama yapan ve kendisi de doktor olan sağlık bakanı, üzüntü bildirip önlem alacağına, muhalefete laf çarpıtarak durumu kurtarmaya çalışmıştır. Siyasi iktidarın uyguladığı yanlış yöntemler hem devlet kurumlarında, hem de toplumda şiddetin artmasına neden olurken, ahlak anlayışının da çökmesine yol açmaktadır. Siyasi iktidar, başta sağlık çalışanları olmak üzere hiçbir çalışana değer vermeyince, halk da kendisinde bu şiddet hakkını bulmaktadır. Ülkeyi yönetenlerin ağzından her türlü kirli sözler çıktığı için, bu katliamları yapanlar sistemden cesaret almaktadırlar. Bu şiddetlerin çoğu, yapanların yanına kar kalmaktadır çünkü kısa sürede serbest bırakıldıkları için diğer şiddet yanlıları da cesaretlenmektedir.</p>



<p>Katledilen Dr. Ekrem Karakaya için acil olaylar dışında 2 gün iş bırakma eylemi yapan doktorlara, Konya Kayalar Camisi imamı Ahmet Gür cuma namazında “dün hastanelerin hiçbir tanesi görev yapamadı. Bu doktorların daha fazla öldürülmesini getirir, tahriktir. Sen öldürmez misin, sövmez misin, dövmez misin?” demesi, yeni cinayetlerin habercisidir. Hedef gösteren imam hakkında Konya Valiliği ve Diyanet İşleri Başkanlığı soruşturma başlatıldığını açıkladı, Konya Cumhuriyet Başsavcılığı da resen soruşturma başlatıldığını duyurdu. Doğal olarak bunlardan hiçbir sonuç çıkmayacağı bilinmektedir.</p>



<p>Siyasi iktidarın tüm programları gibi emperyalist bir proje olan sağlıkta dönüşüm programı da iflas etmiştir. Şehir hastanelerinin müşteri odaklı uygulamaları, alınamayan muayene, tetkik ve görüntüleme randevuları, malzeme yetersizlikleri, yapılamayan ameliyatlar sonucunda sağlık sistemi tıkanmıştır. Siyasi iktidar kendi sorumluluğunu hekimlere ve sağlık çalışanlarına yıkmak istemekte ve şiddet odağı haline getirilmesine göz yummaktadır. Sağlıkta emek sömürüsünden, performans sisteminden beslenen medikal kartellerden söz etmeden, ücretsiz sağlık hakkını savunmadan, toplum sağlığına olumlu çözüm getirilemez.</p>



<p>6 Temmuz günü İstanbul’da hakkında 2014 yılında açılan 930 bin liralık tazminat davasını geri çekmedikleri gerekçesiyle avukat Servet Bakırtaş ve davayı açan Öznur Tufan&#8217;ı öldüren katil yakalandı ve tutuklandı. Ama yine ocaklar söndürüldü.</p>



<p>Yaşanan şiddet cehaletin, nitelikli insandan intikam almasıdır. Siyasi iktidar kuralsızlıkla, yasa tanımazlıkla, keyfiyetle, liyakatsizlikle bu yolun önünü açmıştır. Günümüzde eğitimi olmayan ve tek derdi kadınların kıyafeti olan bir tarikat şeyhine gösterilen saygı, ömrünü okulda geçirmiş topluma yararlı olmak için çabalayan bir doktora, bir avukata gösterilmiyor; nitelikli insana tahammül edilemiyor. Siyasi iktidarın toplumu getirdiği konum budur.</p>



<p>Eşsiz liderimiz Atatürk’ün “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz” sözünden, “giderlerse gitsinler” konumuna geldik. Kesinlikle gidiyorlar ama kimi ülkeyi terk ederek, kimi ölerek. Doktorlarımız, avukatlarımız, çalışanlarımız öldürülüyor; kadınlarımız, çocuklarımız öldürülüyor. Ormanlarımız, ovalarımız, yaylalarımız, denizlerimiz, göllerimiz, nehirlerimiz, toprağımız öldürülüyor. Yer altı ve yer üstü zenginliklerimiz yok ediliyor. Ülkemizde her gün cumhuriyet değerlerine, Atatürk ilkelerine saldırı yapılıyor. Bizler gerekli tepkiyi vermeden sessizce izliyoruz, bu utanç hepimizin değil mi?</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 11 Temmuz 2022.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.azimvekarar.net/siddet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>LAİKLİK TEHLİKEDEDİR￼</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/laiklik-tehlikededir/</link>
					<comments>https://www.azimvekarar.net/laiklik-tehlikededir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Suay Karaman]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Jun 2022 21:00:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Suay KARAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[Azim ve Karar]]></category>
		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[Laiklik Tehlikededir]]></category>
		<category><![CDATA[Suay Karaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://azimvekarar.net/?p=3976</guid>

					<description><![CDATA[Suay Karaman Toplum ve devlet yaşamının akla ve bilime dayandırılması, laiklik ilkesini oluşturur. Laiklik ilkesi dini fikirlerle dünya işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. Toplumun binlerce yıl önce konmuş, o günün sorunlarına çözüm getiren kurallara göre yönetilme zorunluluğunun kaldırılmasıdır. Din adına yapılan baskı ve zorbalığın devre dışı bırakılmasıdır. Laiklik aydınlanmanın gerekli ilkesidir, çağdaşlaşmanın olmazsa olmazıdır. Anayasa Mahkemesi tarafından [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Suay Karaman</strong></p>



<p>Toplum ve devlet yaşamının akla ve bilime dayandırılması, laiklik ilkesini oluşturur. Laiklik ilkesi dini fikirlerle dünya işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. Toplumun binlerce yıl önce konmuş, o günün sorunlarına çözüm getiren kurallara göre yönetilme zorunluluğunun kaldırılmasıdır. Din adına yapılan baskı ve zorbalığın devre dışı bırakılmasıdır. Laiklik aydınlanmanın gerekli ilkesidir, çağdaşlaşmanın olmazsa olmazıdır.</p>



<p>Anayasa Mahkemesi tarafından 30 Temmuz 2008 tarihinde AKP’nin “laiklik karşıtı söylem ve eylemlerin odağı olduğu” karara bağlanmıştır. Laik ve demokratik cumhuriyetimizi, “laiklik karşıtı söylem ve eylemlerin odağı olduğu” tescillenen bir partinin yönetmesinin üzerinde önemle durulması gerekmektedir. Çünkü son yıllarda laiklik ilkesi yok edilmektedir.</p>



<p>Diyanet Akademisi’nin kurulması laiklik ilkesine de, öğrenim birliği yasasına da aykırıdır. Ama parlamentodan hiç red oyu almadan kabul edilmiştir. Bu akademi açıkça bir medresedir. Ülkemizde tarikat ve cemaatlerce işletilen birçok sıbyan mektebi ve medrese bu düzenlemeyle yasal ve meşru bir konuma getirilmeye çalışılacaktır. Ayasofya&#8217;nın yanında Fatih Medresesi açılması, Atatürk&#8217;ün kapattığı medreselerin hortlatılmaya çalışılmasıdır. Açılışta konuşan AKP genel başkanı Tayyip Erdoğan; “Bugün bu açılışla, emanete sahip çıkmıyoruz, tek parti zihniyetinin tarihimize sürdüğü bir utanç lekesini daha ortadan kaldırıyoruz” sözleriyle aklı sıra Atatürk’ten, cumhuriyetten ve laiklikten intikam almaktadır.</p>



<p>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 6 Haziran 2022 tarihinde Ankara Adliyesi’nde yaz Kuran kursu açılacağını açıkladı ve çalışanlara mesaj gönderdi. Mesajda, Diyanet İşleri Başkanlığı’nca yaz kursları kapsamında Ankara Adliyesi’nde görev yapan hâkim, Cumhuriyet Savcısı ve personel ile çocukları için adliyenin merkez bina mescidinde 27 Haziran’dan itibaren Kuran Elifbası, Sureler ve Dini Bilgiler Kursu açılacağı bildirilmiş, kadın, erkek, kız ve erkek çocuklarının ayrı ayrı kursa alınacağı belirtilmiştir.</p>



<p>10 Haziran 2022 tarihinde İzmir’in Bornova ilçesinde bulunan imam hatip ortaokulunda harem selamlık eğitim başladığını ve kız-erkek öğrencilerin okulun ayrı katlarına alındığı haberini duyduk. 12 Haziran 2022 tarihinde Isparta’da Mekke Yatılı Kuran Kursu ve Barla Yatılı Kuran kurslarında hafızlığını tamamlayan 167 öğrenci için hafızlık icazet töreni yapıldı. Törende; “Beklediğimiz istikbali kurmamız için, iman tohumlarını etrafa yaymak için, İslamın destanını bayraklaştırmak için, hakkı tutup kaldırmak için, talimi Kuran geliyor. Tevhidi yaymak sevdasıyla, Allah-u ekber edasıyla onlar geliyor” denildi.</p>



<p>Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü, 13 Haziran 2022 tarihinde ilkokul 4. sınıf öğretmenlerini, ilkokul rehberlik öğretmenlerini, ilkokul din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenlerini Eskişehir İl Müftülüğü’nde toplantıya çağırdı. “Okul-Kuran Kursu İş Birliğine Dayalı Örgün Eğitimle Birlikte Hafızlık Projesi” tanıtım toplantısında, öğretmenlerden öğrencilerini projeye yönlendirmeleri talep edildi. Toplantıda bu projenin Milli Eğitim Bakanlığı tarafından uygulandığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından desteklendiği açıklandı. Eskişehir’de üç okulda toplam 187 öğrenciye bu proje kapsamında eğitim verildiği bildirildi.</p>



<p>Ülkemizde ilkokul, ortaokul ve lise sayısı yaklaşık 56 bindir ve toplam 1200 kütüphane bulunmaktadır. Buna karşılık cami sayısı 90 binin üzerindedir; bu hesap bile laik eğitimin neresinde olduğumuzu göstermektedir. Oysa eğitimin temeli bilimdir; bu gerçek, laik bir ülkede unutturulmak, ortadan kaldırılmak istenmektedir. Bu uygulamalar ülke genelinde yaygınlaşarak sürmektedir ve siyasi iktidar tarafından bilinçli olarak yapılmaktadır. Laiklik konusunda muhalefetin sessizliği siyasi iktidara cesaret vermektedir.</p>



<p>93 yaşında hayata veda eden Nakşibendi tarikatına bağlı İsmailağa cemaatinin şeyhi denilen Mahmut Ustaosmanoğlu için 24 Haziran 2022 tarihinde Fatih Camisi&#8217;nde cenaze töreni düzenlendi. AKP genel başkanı Tayyip Erdoğan başta olmak üzere devlet yetkililerinin de katıldığı cenaze töreni, laiklik karşıtı bir gösteriye döndü. Ciddi bir eğitimi olmamasına karşın 1954 yılında İsmailağa Camisi’nin imamlığına başlayan ve görev yaptığı caminin adıyla anılan bu cemaatin başı olan Mahmut Ustaosmanoğlu, tarikat içi birçok adli olayın yanı sıra çocuk istismarları ve suikast haberleri ile gündeme geldi, birçok siyasi ile ilişkiler kurdu.</p>



<p>AKP genel başkanı Tayyip Erdoğan ve pek çok siyasi kişinin mesaj yayınladığı ve cenazeye katılmak için yarıştığı bir ortamda, gazetelere başsağlığı ilanı veren AKP genel başkanı, cenazede yaptığı konuşmada da “önderimizdir” ifadesini kullandı.</p>



<p>İsmailağa cemaati, Ustaosmanoğlu’nun cenazesiyle ilgili gerici bir açıklama paylaştı ve “Mahmut Efendi Hazretlerimizin hanımların cenazelere katılmalarına razı olmadığı kesin olarak bilinen bir husustur. Dolayısıyla hanım kardeşlerimizin, bu hassasiyeti dikkate alıp cenazeye katılmamalarını rica ederiz” ifadelerine yer verildi.</p>



<p>Cemaatçi Mahmut Ustaosmanoğlu’nun “Hikmetli Sözler” adlı kitabında kadınlar hakkında yazdıkları ürkütücüdür ve böyle birinin cenazesine katılanlar da sorgulanmalıdır. ”Ben kadınların dükkân açmasını asla helal görmüyorum. Kadından memur olmaz, kadınlar mektebe gitmez. Duymadık demeyin. Kız çocuğunun orta mektepte, lisede işi yoktur. Benî İsrail’in ilk yıkılışı kadınlar yüzünden oldu. Kadın sokakta gezecek bir şey değildir, erkeğe gözükecek bir şey değildir. Kadın en dayanılmaz şeydir, onu görmeyeceksin. Zaruret olmadan kadınlar alışverişe çıkıyorlar, direksiz kubbeleri yıkacak bunlar. Hemşirelik, subaylık karı işi değildir. Kızını doktor yapmak Allah’a harp açmaktır. Bu karıları kendi başına bırakırsan uçurumdan aşağıya her gün uçarlar. Bir baldız eniştesine gözükmemelidir. Beraber bir sofrada yemek yememelidir. Yalnız olarak bir yolda yürümemelidir. Ey kadınlar; altınlarınızı öttürmeyin, erkeklerin nefsi uyanır. Kadınların vazifesi; ev işleri yapmak, efendisine itaat etmek ve millete, memlekete hayırlı evlat, asker yetiştirmek. Budur kadının vazifesi, başka yok.”</p>



<p>Kadınlara büyük değer veren eşsiz önderimiz Atatürk’ün 30 Ağustos 1925 tarihinde Kastamonu’daki sözlerini anımsamak gerekir: “Bugün ilmin, fennin, tüm kapsamıyla uygarlığın saçtığı ışık önünde filan ya da falan şeyhin yol göstermesiyle maddi ve manevi mutluluk arayacak kadar ilkel insanların Türkiye uygar topluluğunda varlığını kesinlikle kabul etmiyorum.”</p>



<p>Günümüzde Devrim Yasaları yürürlüktedir ama tarikatlara, cemaatlere ve şeyhlik kandırmacasına siyasilerin oy uğruna prim vermeleri, laikliğe aykırı olduğu gibi ülkemizin çıkarlarına da aykırıdır. Bu yol karanlıktır; aydınlık yol ise akıl, bilim, cumhuriyet ve laikliktir.</p>



<p>Yeni CHP genel başkanının 21 Eylül 2010 tarihindeki “laiklik tehlikede değildir” söyleminden, bugünlere geldik. AKP’nin ülkemizi getirdiği durum ortadayken, şeriata doğru gidilirken CHP ve ortaklık yaptığı partilerden laikliğin korunması hakkında hiçbir açıklama yoktur. Laikliğe karşı yapılanlara tepki vermeyenler cumhuriyetçi de olamazlar, Atatürkçü de olamazlar. Bugün laiklik tehlikededir. İşte bu yüzden laikliği korumak, cumhuriyetimizi korumak, ülkemizi korumak gibi çok önemli görev ve sorumluluklarımız bulunmaktadır.</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 27 Haziran 2022.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.azimvekarar.net/laiklik-tehlikededir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CHP’NİN ÇİZGİSİ SOSYAL DEMOKRASİ OLAMAZ          </title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/chpnin-cizgisi-sosyal-demokrasi-olamaz/</link>
					<comments>https://www.azimvekarar.net/chpnin-cizgisi-sosyal-demokrasi-olamaz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Jun 2022 21:01:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Suay KARAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Suay Karaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://azimvekarar.net/?p=3966</guid>

					<description><![CDATA[Suay Karaman 13 Haziran 2022 tarihli “Eski CHP” adlı yazımızda, 7 Haziran 2022 tarihinde yapılan CHP grup toplantısında muhafazakâr genç kadınlara Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun; “Şuna inanmanızı isterim: CHP eski CHP değil, siz eski siz değilsiniz. Artık beraberiz, artık birlikteyiz; aynı değerleri savunuyoruz, aynı değerleri savunmaya devam ediyoruz. Buna da inanmanızı isterim.” sözlerine eleştiri getirmiştik. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Suay Karaman</strong></p>



<p>13 Haziran 2022 tarihli “Eski CHP” adlı yazımızda, 7 Haziran 2022 tarihinde yapılan CHP grup toplantısında muhafazakâr genç kadınlara Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun; “Şuna inanmanızı isterim: CHP eski CHP değil, siz eski siz değilsiniz. Artık beraberiz, artık birlikteyiz; aynı değerleri savunuyoruz, aynı değerleri savunmaya devam ediyoruz. Buna da inanmanızı isterim.” sözlerine eleştiri getirmiştik. CHP’nin kurucusu eşsiz liderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün zamanında yapılanları özetlemiş ve CHP&#8217;nin nasıl bir parti olduğunu vurgulamıştık. Atatürk döneminde yapılanlara bakılınca, Atatürk’ün CHP’sinin sosyal demokrasiyi benimsemediği çok açıktır.</p>



<p>1863 yılında Prusya’da siyasi işçi hareketi olarak ortaya çıkan Sosyal Demokrasi akımı, 1869 yılında Marksizm’in hedeflerine barışçıl yöntemlerle ulaşılması düşüncesiyle olgunlaştı ve 1891 yılında Marksist oldu. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Marksizm’den hızlı bir biçimde koptu. Bu kopuş sonucunda önce emperyalizmin, ardından da kapitalizmin savunucusu noktasına savruldu. Böylece üretim araçlarının devletleştirilmesi hedefinden, eğitim ve sağlıktan ücretsiz yararlanma hakkından vazgeçerek, serbest pazar ekonomisini ve özelleştirmeleri savunarak bugünkü konumuna geldi. Küreselleşen dünya masalıyla birlikte sosyal demokrasi, liberal sol olarak anılmaya başladı ve sosyal demokrat partilerin, muhafazakâr partilerden farkı kalmayınca da, sosyal demokrasi iflas etti. Başlangıçta Marksist hedeflerle açılım yapan sosyal demokrat partiler, günümüzde tüm dünyada küresel sermayeye hizmet etmeye başladılar.</p>



<p>Büyük önderimiz Atatürk’ün tüm yaşamı boyunca ülkemiz için ürettiği fikirler, projeler, eylemler ile bunların oluşturduğu sonuçlar Kemalizm olarak adlandırılmaktadır. Kemalizm, benim yerimde benden ileri olmaktır” diyerek kendi ideolojisini açıklayan Mustafa Kemal Atatürk, akıl ve ilimi manevi mirası olarak göstermiştir. Kemalizm Altı Ok’tur, tam bağımsızlıktır, emperyalizm karşıtlığıdır; Kemalizm sürekli yeniliğe açıklıktır, kendini aşmaktır, geliştirmektir, çağdaş uygarlıktır. 1923 ile 1938 yılları arasında ülkemizde yapılanlar, yaşananlar, her alanda kalkınma hamleleri Kemalizm’in ürünüdür. Bu bağlamda Kemalizm ile sosyal demokrasinin farklı olduğu bilinmelidir.</p>



<p>23 Aralık 1918 tarihinde İstanbul’da Dr. Hasan Rıza başkanlığında Sosyal Demokrat Parti kuruldu. Parti, emperyalist çıkarları koruyan ABD Başkanı Woodrow Wilson’un prensiplerine bağlı olduğunu açıklamış ve Kurtuluş Savaşımıza soğuk bakmıştır. Bu partinin 1922 yılında kendini kapatarak, dağıldığı bilinmektedir. Savaştan sonra Cumhuriyet Hükümeti’nden partinin yeniden kurulması için izin istenmiştir. Bakanlar Kurulu’nun 13 Mayıs 1925 tarihli kararı ile Sosyal Demokrat Parti’nin yeniden kurulmasına izin verilmemiştir. Bu Bakanlar Kurulu kararında Gazi Mustafa Kemal’in de imzası bulunmaktadır. 1930 yılında tekrar partinin kurulması için başvuruda bulunulmuş ancak yine kabul edilmemiştir.</p>



<p>“Türkiye’de Sosyal Demokrasi (1908-1998)” isimli kitabın yazarı Dr. Hasan İleri’ye göre Kemalizm ya da Atatürkçülük ile sosyal demokrasinin bağdaşması mümkün değildir. Sosyal demokrasi emperyalizmin ‘yedek lastiği’ olarak tanımlanmakta ve ulusalcılığın aşılması gerektiğini savunmaktadır. Yani hem Atatürkçü, hem sosyal demokrat olunmaz.</p>



<p>Kemalizm’in benimsediği yaklaşımlar ile sosyal demokrasinin yaklaşımları birbiriyle uyuşmamaktadır. Kemalizm’de ulusal egemenlik kayıtsız şartsız milletindir, sosyal demokrasi ise ulusal egemenliğin aşılmasını amaçlar. Kemalizm tam bağımsızlıkçıdır, sosyal demokrasi ise özgürlükçüdür ama bağımsızlıkçı değildir; İngiltere Kraliçesine bağlılık yemini ederek, özgürlükçü demokrasi altında yaşayan, bağımsız olmayan devletler vardır. Kemalizm’in en önde gelen ilkesi cumhuriyetçiliktir, sosyal demokraside ise cumhuriyetçilik şartı yoktur; birçok sosyal demokrat ülkede kral vardır.</p>



<p>Kemalizm’in devletçilik ilkesi ulusal sermayeyi koruyan, sosyal adaleti benimseyen karma ekonomik görüşü savunurken, sosyal demokrasi devletçi modelden vazgeçmiştir. Kemalizm’in ilkelerinden biri ulusallıktır (milliyetçilik), sosyal demokraside ulusallık yoktur; sosyal demokrasi, Atatürk ilke ve devrimlerini kabullenmek ve onlara uymak zorunda değildir. Kemalizm ulus devletten yanadır, üniter yapıyı benimser, tüm alt kimlikleri birleştiricidir, sosyal demokrasi ise ulus devletlerin parçalanması için ayrılıkçı hareketleri destekler ve ayrıştırma taraftarıdır. Kemalizm’in halkçılık ilkesi ülke kaynaklarının toplumun yararına kullanılmasını ve sosyal devlet ilkesini benimser, sosyal demokrasi ise kendi ülkelerindeki işçi sınıflarının desteğini alabilmek amacıyla, emperyalist sömürüden onlara pay verir. Kemalizm’in laiklik anlayışında devletin din üzerinde Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla kontrolü mevcuttur, ılımlı Hıristiyanlığı savunan sosyal demokraside ise böyle ya da benzer bir kurum olmadığı gibi, kilise dini istediği gibi yorumlar, özgürdür ve tarikatlar serbesttir.</p>



<p>Emperyalizmin ideolojik ve siyasi araçlarından birisi de sosyal demokrasidir. Türkiye’nin milli demokratik devrimini Altı Ok ile açıklanan anlayışlar temelinde geliştiren Mustafa Kemal, “sosyal demokrasi” yerine “halkçılık” ve “devletçilik” anlayışlarını benimsemiş ve uygulamıştır. Kemalist Devrim’in özelliği, emperyalizm karşıtı olmasıdır. İşte bu özellik, Kemalizm ile sosyal demokrasinin ayrıldığı temel noktalardan birisidir.</p>



<p>Atatürk’ün CHP’sinin, uzun yıllar önce Kemalizm’den saptırılarak, sosyal demokrasi yolunda ilerlemesi sağlanmıştır. 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında CHP’nin sosyal demokrasiyi benimsemesi için çalışmalar yapıldı ve bu konuda başarıya ulaşıldı. Günümüzde CHP üyelerinin büyük çoğunluğu, sosyal demokrasiyi ve geçmişini bilmedikleri için “ben sosyal demokratım” diye söze başlamaktadırlar. Kendilerine ‘sosyal demokrat’ diyenlerle gidilecek yolun, aydınlığa ulaşamayacağı da anlaşılacaktır.</p>



<p>7 Haziran Salı günü yapılan CHP grup toplantısında Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun; “Türkiye’nin genç muhafazakâr kadınlarına bir kez daha seslenmek istiyorum. CHP eski CHP değildir. Beraberiz, birlikteyiz. Artık aynı değerleri savunuyoruz.” söylemi yine tepki çekmiştir. CHP’nin eski ya da yeni olması değil, çizgisi önemlidir. Yaşadığımız süreçte Kemalist CHP’ye her zamankinden daha çok gereksinim vardır Böylece CHP çizgisini bulacak ve iktidara doğru emin adımlarla ilerleyecektir.</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 20 Haziran 2022</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.azimvekarar.net/chpnin-cizgisi-sosyal-demokrasi-olamaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>27 MAYIS ÜZERİNE￼</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/27-mayis-uzerine/</link>
					<comments>https://www.azimvekarar.net/27-mayis-uzerine/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 May 2022 21:02:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Suay KARAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[27 Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[27 Mayıs 1960 Devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Engin Altay]]></category>
		<category><![CDATA[Suay Karaman]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://azimvekarar.net/?p=3921</guid>

					<description><![CDATA[Suay Karaman Bugün ülkemizde 1961 Anayasası yürürlükte olsaydı, demokrasinin doğru bir seviyede işleyeceğini, ülkemizin ekonomik verilerinin yüksek düzeyde olacağını ve bunların yanında eğitim, bilim, kültür, sanat hayatının gelişeceğini toplum olarak görebilecektik. Ne yazık ki 27 Mayıs 1960 Devrimi’nin ürünü, dünyanın en çağdaş anayasası olan 1961 Anayasası, 12 Eylül 1980 darbesiyle yürürlükten kaldırıldı ve çağdışı düzenlemeler [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Suay Karaman</strong></p>



<p>Bugün ülkemizde 1961 Anayasası yürürlükte olsaydı, demokrasinin doğru bir seviyede işleyeceğini, ülkemizin ekonomik verilerinin yüksek düzeyde olacağını ve bunların yanında eğitim, bilim, kültür, sanat hayatının gelişeceğini toplum olarak görebilecektik. Ne yazık ki 27 Mayıs 1960 Devrimi’nin ürünü, dünyanın en çağdaş anayasası olan 1961 Anayasası, 12 Eylül 1980 darbesiyle yürürlükten kaldırıldı ve çağdışı düzenlemeler yapılarak bugün yaşadığımız günlere doğru gelindi.</p>



<p>Devrim ile darbenin farkını kavrayamayanlar, sürekli olarak olayları saptırmaya devam etmektedirler. Darbe; halkın kazanılmış haklarını yok etmektir, gasp etmektir. Devrim ise, halka özgürlüğü sağlayan, eşitliği ve çağdaşlığı sunan ilerici bir harekettir. Bu gerçeği görmek istemeyenler ya bilinç ve bilgi düzeyleri eksik, ya da hırslarının esiri olmuşlardır.</p>



<p>27 Mayıs 1960 öncesinde ülkemizde demokrasi yoktu, diktatörlük vardı. Demokrat Parti’nin Anayasa ve hukuk dışı yaptığı tüm uygulamaları bir yana bırakalım. 18 Nisan 1960 tarihinde göreve başlayan ve 15 Demokrat Parti milletvekilinden oluşan Tahkikat Encümeni (Soruşturma Komisyonu) kurulması, demokrasi ile bağdaşmaz. Çünkü bu komisyon, savcıların, askeri ve sivil hâkimlerin tüm yetkilerine sahipti. Yetkileri arasında gazete toplatmak ve basımevleriyle birlikte gazeteleri kapatmak, sansür uygulamak, her türlü evrak, belge ve eşyaya el koymak ve istediği kişilerin tutuklanması vardı. Komisyon kararlarına karşı gelenlerin bir yıldan üç yıla kadar hapisle cezalandırılmaları öngörülmüştü. Komisyon kararlarına itiraz ise mümkün değildi. Bu olay açıkça demokrasiyi ortadan kaldıran, özgürlükleri yok eden bir sivil darbeydi.</p>



<p>27 Mayıs 1960 öncesi yaşanan olayları görmeyenlerin ve 27 Mayıs 1960 İhtilali’ne ‘demokrasiye darbe’ diyenlerin öğreneceği çok şey bulunmaktadır. Demokrasiye darbe söylemi bilgisizlikten olduğu kadar, hem geçmişte, hem de günümüzde yaşanılan sivil darbeyi örtmek için kullanılan bir araçtır.</p>



<p>27 Mayıs 2022 tarihinde Türkiye Barolar Birliği, kurumsal kimliği ile bağdaşmayan bir açıklama yaptı. Yapılan açıklamada: “27 Mayıs Darbesi’nin 62. yılında; ülkemizin demokratikleşme sürecini kesintiye uğratan ve hukuk devletini askıya alan her türlü darbeye ve darbe girişimine karşı demokratik ve laik hukuk devletinin yanında olduğumuzu, her koşulda hukukun üstün ilkeleri ile insan hak ve özgürlüklerini savunacağımızı bir kez daha ilan ederiz.” denildi. Demokrat Parti’nin hukuk dışı tutum ve davranışlarını bilmeden yapılan bu açıklama utanç vericidir. Hukukçuların oluşturduğu Türkiye Barolar Birliği’nin, hukuktan ne anladığı belli değildir, darbenin ne olduğunu da doğru bilmedikleri anlaşılmaktadır. Liyakatin olmadığı yerde, bunlar yaşanır.</p>



<p>Ülkemizi parçalama projesinin ortağı olan siyasi parti temsilcileri de koro halinde her zaman yaptıkları gibi 27 Mayıs 1960 İhtilali için demokrasiye vurulan darbe diyerek, Adnan Menderes’i andılar ve demokrasi kahramanı olduğunu söylediler. Demokrasiyi yıkan birine demokrasi kahramanı demek, ancak kültür, bilinç ve bilgi eksikliğiyle açıklanabilir.</p>



<p>27 Mayıs 1960 İhtilali’ne yıllar sonra CHP’nin bakışı da değişti. Yeni CHP adına sürekli olarak grup başkanvekili Engin Altay konuşturulmakta, 27 Mayıs ile ilgili bilinçsiz ve bilgisiz olarak gerçek dışı sözler söylemektedir. Engin Altay; “İzmir’in işgalini saymazsak Türkiye Cumhuriyeti’nin en kara günüdür. 27 Mayıs darbelerin anasıdır” sözleriyle, demokrasiden de, hukuktan da hiçbir şey anlamadığını kanıtlamaktadır. 27 Mayıs öncesi ülkemizde olmayan demokrasinin, 27 Mayıs ile geldiğinin bile farkında değildir.</p>



<p>Engin Altay, “27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997, 27 Nisan 2007 ve 15 Temmuz 2016 da aynı amaçla demokrasimize yönelik müdahaledir” sözüyle de darbe ile devrim arasındaki farkı anlamadığını kanıtlamaktadır. 27 Mayıs Devrimi gücünü, emekçisiyle, köylüsüyle, gençliğiyle, çalışanıyla, aydınıyla, ordusuyla tüm Türk ulusundan almıştı. 27 Mayıs 1960 Devrimi’nden sonra doğan Engin Altay, doğru kaynakları okumadığı için ve başka yerlere boncuk dağıtma işi verildiği için bunlardan haberi yoktur. 20 yıldır parlamentoda bulunan birisinin şov yapmadan, kendisini yetiştirmesi gerekirdi.</p>



<p>27 Mayıs 1960 Devrimi’nin olumsuz yanı idam cezalarının onaylanmasıdır. İdamların yapılmaması için çırpınanların emekleri boşa çıkartılmış ve çeşitli baskılarla idamlar gerçekleştirilmiştir. İdamlar, devrimi yapanlar değil, devrimcilerin arasına gizlenmiş iktidarı halka devretmemek için dikta rejimini getirmek isteyen Silahlı Kuvvetler Birliği tarafından baskıyla yaptırılmıştır. İdam cezalarını hiç kimse için onaylamak doğru değildir çünkü idam cezası insanlık onuruyla bağdaşmamaktadır.</p>



<p>Her askerî harekâtın aynı kefeye koyulmasının yanlışlığına düşülmemesi gerekir. Çünkü darbe ile ihtilal ve devrim birbirine karıştırılınca, ortaya bilgi kirliliği çıkmaktadır. Bu bilgi kirliliğinden yararlananlar da yaptıkları sivil darbeyi, topluma ‘askeri vesayetten kurtulma’ olarak nitelemektedirler. Askeri ya da sivil darbe ortamlarının yaşanmaması, hukuk devleti ve demokrasinin hiçbir biçimde kesintiye uğramaması için, ülkeyi yöneten iktidarların hukuk devleti ilkelerine bağlı kalarak, gerçek demokrasiyi etkin hale getirmeleri gerekir. Sivil yönetimler demokrasiyi benimsedikleri ve hukuk ilkelerine bağlı kaldıkları zaman, darbe ortamlarının yaşanmadığı görülecektir. Bugün 1961 Anayasası’na şiddetle gereksinimimiz olduğu günlerden geçmekteyiz; ülkemizin Kemalist ilke ve devrimlerden güç alarak çağdaş uygarlığa ulaşması için örgütlü mücadelemizi sürdürmeliyiz.&nbsp;</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 30 Mayıs 2022.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.azimvekarar.net/27-mayis-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSTANBUL SÖZLEŞMESİ</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/istanbul-sozlesmesi/</link>
					<comments>https://www.azimvekarar.net/istanbul-sozlesmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Jul 2020 05:57:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Suay KARAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Suay Karaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://azimvekarar.net/?p=984</guid>

					<description><![CDATA[Suay Karaman&#160; 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzalanan ve 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe giren “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadaleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi)” Avrupa Konseyi tarafından desteklenmekte ve Avrupa Devletleri&#8217;ni hukuki olarak bağlamaktadır. İstanbul Sözleşmesi, kadına karşı şiddet ve aile içi şiddet konularında temel standartları ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" src="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2020/07/istsozlezme-1-3.jpg" alt="" class="wp-image-986"/></figure>



<p><strong>Suay Karaman&nbsp;</strong></p>



<p>11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzalanan ve 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe giren “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadaleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi)” Avrupa Konseyi tarafından desteklenmekte ve Avrupa Devletleri&#8217;ni hukuki olarak bağlamaktadır. İstanbul Sözleşmesi, kadına karşı şiddet ve aile içi şiddet konularında temel standartları ve devletlerin bu konudaki yükümlülüklerini belirleyen uluslararası bir sözleşmedir. İstanbul Sözleşmesi, kadınlara yönelik her türlü şiddetin önlenmesi, korunması, şiddet durumunda etkili yargılamanın yapılması ve kadın-erkek eşitliğinin etkili şekilde sağlanmasını amaçlamaktadır ve bugüne kadar 46 ülke ile Avrupa Birliği tarafından imzalanmıştır. Ancak bu sözleşmenin bazı maddelerine çekince koymak gerekiyordu, tıpkı Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde olduğu gibi. Çünkü sözleşmedeki bazı sakıncalı maddeler, toplumumuzun gerçekleriyle örtüşmediği gibi ülkemizin bölünmesine de yol açabilecek niteliktedir.</p>



<p>Ülkemizde bu sözleşmeye dayanarak 8 Mart 2012 tarihinde çıkarılan 6284 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun” şiddete karşı güvence olarak görünmektedir. Bu yasa ile şiddete uğrayan ya da uğrama riski bulunan kadınların, çocukların ve aile bireylerinin korunması ile şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak önlemler belirlenmektedir.</p>



<p>Her gün yaşamın her alanında kadınlar öldürülmekte ve şiddete maruz kalmaktadır. Kadın cinayetlerinin arttığı bugünlerde, İstanbul Sözleşmesi’ne karşı da saldırılar artmaya başladı. Şimdi devlet yöneticileri tarafından, 24 Kasım 2011 tarihinde TBMM’de oturuma katılan 247 milletvekilinden bir çekimser dışında 246 milletvekilinin oylarıyla kabul edilen İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme gündeme getirilmektedir.</p>



<p>Eğer doğru yöntemle ve bizim geleneklerimize uyularak yapılan İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddeti önlemek için siyasi iktidarlara yol gösterir, yöntem gösterir. Eğer siyasi iktidarlar buna uyarlarsa, kadına karşı şiddet azalır, tersi durumunda ise şiddet sürekli artarak devam eder. Kadın erkek eşitliği Cumhuriyet Devrimi kazanımıdır; demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti, günümüzde sistematik şekilde katledilen kadınları koruyamamaktadır. Cumhuriyet Devrimlerinden uzaklaşıldıkça, tüm insanlarımıza karşı sorunlar artmaktadır.</p>



<p>Bugün İstanbul Sözleşmesi’ne karşı olmak, kadına şiddeti onaylamak, kadın erkek eşitliğine ve kadının birey olma hakkına karşı çıkmak anlamına gelmektedir. Gericiler, tarikatlar, cemaatler ve bazı aydın insan taklitleri İstanbul Sözleşmesi’ne karşı çıkmaktadırlar. Bu sözleşmenin “Türkiye&#8217;nin başına zabıta diktiğini” söyleyenler ve bu sözleşmeye karşı çıkanların doğru yaptığını sananlar, yargının altın çağını yaşadığı hayalleriyle avunmaktır.</p>



<p>Ülkemizde siyasi iktidarın etkisiyle kadınlara bakış açısı değişmiş ve buna bağlı olarak şiddet uygulanması ve ölüm olayları da artmaya başlamıştır. Bu şiddet, kadın cinayetlerinde 2002 yılından günümüze kadar yaklaşık %1700 oranında artmıştır. 2002 ile 2020 yılları arasında 200 binden fazla kadın cinsel saldırıdan mağdur olmuş ve on binden fazla kadın öldürülmüştür.</p>



<p>AKP’nin bazı yöneticilerinin şu sözleri, kadın ölümlerini arttırdığı bilinmelidir: “Ben kadın erkek eşitliğine inanmıyorum, kadına şiddet abartılıyor” , “Kadın iffetli olacak, herkesin içinde kahkaha atmayacak”, “Tecavüzcü, kürtaj yaptıran kadından daha masumdur”, “Tecavüze uğrayan doğursun, gerekirse devlet bakar.” Bunların yanında diyanet adı verilen ihanet başkanlığının “babanın öz kızına şehvet duyması helaldir” ve benzeri fetvalar vermesi de, kadınlara şiddet ve cinayetlerin nedenlerindendir.</p>



<p>Birleşmiş Milletler Şiddet Raporu’na göre dünyada her gün 137 kadın öldürülmektedir. Ülkemizde 2018 yılında 440; 2019 yılında 474; 2020 yılının ilk altı ayında 248 kadının öldürüldüğü göz önüne alınırsa, kadınlara ne kadar değer verdiğimiz ortaya çıkmaktadır. Eşsiz liderimiz Atatürk; “şuna inanmak gerekir ki, dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir” sözleriyle kadınları yüceltirken, günümüzde kadına yapılan şiddet, taciz ve öldürme olayları alıp başını gitmektedir. Bunları ve her türlü olumsuzluğu önlemenin tek yolu, Atatürk’ün ilke ve devrimlerine sahip çıkarak, gösterdiği hedefe ulaşmaktır.</p>



<p>Azim ve Karar, 27 Temmuz 2020.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.azimvekarar.net/istanbul-sozlesmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
