<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hain Seyit Rıza &#8211; Azim ve Karar</title>
	<atom:link href="https://www.azimvekarar.net/tag/hain-seyit-riza/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.azimvekarar.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Nov 2025 09:08:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>
	<item>
		<title>DERSİM’İN DERSİ (eski bir yazı)</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/dersimin-dersi-eski-bir-yazi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Nov 2025 09:08:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Suay KARAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim İsyanı]]></category>
		<category><![CDATA[Hain Seyit Rıza]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=7608</guid>

					<description><![CDATA[Suay Karaman         Ekonomik kriz, işsizlik, yoksulluk, terör, hukuksuzluk, sivil darbe gibi büyük sorunlarla boğuşan ülkemiz, emperyalist güçlerin isteğiyle Suriye ve İran’ı vurmak için üs olarak seçilmiştir. Bu çok ağır koşullar dururken, emperyalizmden beslenenler ülke gündemini değiştirmek için, Dersim konusunu ortaya sürmüşlerdir. Dersim hakkında belge olarak ileri sürülen yanlı yayınlara sığınarak, soykırım yapıldığını haykıranlar, devletin özür [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Suay Karaman  </strong>       </p>



<p class="wp-block-paragraph">Ekonomik kriz, işsizlik, yoksulluk, terör, hukuksuzluk, sivil darbe gibi büyük sorunlarla boğuşan ülkemiz, emperyalist güçlerin isteğiyle Suriye ve İran’ı vurmak için üs olarak seçilmiştir. Bu çok ağır koşullar dururken, emperyalizmden beslenenler ülke gündemini değiştirmek için, Dersim konusunu ortaya sürmüşlerdir. Dersim hakkında belge olarak ileri sürülen yanlı yayınlara sığınarak, soykırım yapıldığını haykıranlar, devletin özür dilemesi gerektiğini ortaya sürmektedirler. Dersim isyanlarının başı olan Seyit Rıza ve isyancı takıma övgü düzüp, hiçbir zaman olmayan itibarlarının iade edilmesi için girişimler başlatılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dersim bölgesi, Tunceli Kanunu’nun çıktığı 25 Aralık 1935 tarihine kadar eşkıyaların cirit attığı, ağaların ve şeyhlerin korku saldığı, aşiret reislerinin egemenliği altında bir yerdi. Geçim kaynakları son derece sınırlıydı, halk yoksuldu ve sağlık, eğitim, ulaşım gibi olanaklardan da yoksundu. Hükümet idareye yeni bir düzen vermek için, öncelikle Tunceli’yi il yapar ve ardından yeni ilçeler kurar. Bu bölgede kalıcı bir düzen sağlanması amacı ile okul, hastane, yol, köprü yapımı gibi bir dizi reform programı çerçevesinde yeni girişimler başlatır. Yöre halkını sömürü düzeninden kurtararak, insanca bir yaşama kavuşturmayı hedefleyen hükümet, toprak reformunu gerçekleştirmeyi programa almıştır. Tunceli Kanunu, bu yenileşme programının adıdır. Tunceli Kanunu, ortada bir isyan olduğu için, bu isyanı bastırmak için çıkarılmamıştır. Bölgeyi kalkındırmak, insanlara aş, iş, eğitim ve sağlık olanakları sunmak, böylece asayişsizlik ve isyan potansiyelini en aza indirmek için çıkarılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak aşiret reisleri alıştıkları eski düzenlerini sürdürmek istiyorlardı. Köprüler, yollar, okullar yapılmaya başlanır başlanmaz, tepkiler de başlamıştı. Seyit Rıza, aşiret reisleri, toprak ağaları ve yandaşları, devlete baş kaldırdılar. Köprü, yol, okul, karakol yapılmasına ve yeni ilçeler kurulmasına karşı çıktılar. Ellerindeki silahlara dokunulmasına izin vermediler ve vergileri pazarlık usulü vereceklerini bildirdiler. Fransızlar, bu eşkıyalara silah ve para yardımı yaparak, bu isyanı kendi çıkarları için fırsat olarak değerlendirdiler. Çünkü Fransa, Hatay’ı elinden kaçırmak istemiyordu. Başbakanın “hikâyesi yürek burkucudur” dediği Seyit Rıza’nın İngiltere Dışişleri Bakanı’na yazdığı yalvaran mektup, tüm ihaneti açıklamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hükümet, isyan eden aşiret reislerini yola getirmek için araya elçiler koymuş ama bu eşkıyalar barışı reddetmişlerdir. Tepkiler giderek eyleme dönüşmüş ve 21 Mart 1937 gecesinden itibaren telefon telleri kesilmiş, köprüler yakılıp yıkılmış, askeri karakollar basılmaya başlanmış, askeri birliklere aynı anda baskınlar düzenlenmiş, subay ve askerler şehit edilmiştir. Yola, köprüye, okula ve her türlü yeniliğe direnen derebeyi Seyit Rıza, cumhuriyet rejimine karşı ayaklanmıştır. Savaşta ve diplomaside büyük utkular kazanan genç cumhuriyetin kökleşmesi ve sağlamlaşması için özellikle devrimleri yaşama geçirmesi gerekiyordu. Bu yüzden, devrimlerin önünü kesebilecek her türden ortaçağ artığının direncine hoşgörülü olmak olanaksızdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dersim isyanını bastırmak için yapılan harekatlarda 1937 yılında yaklaşık üç yüz kişi, 1938 yılında ise yaklaşık üç bin kişi yaşamını yitirmiştir. O tarihte Tunceli’nin nüfusu yaklaşık on beş bin kişiydi. Bugün sahtekarlar, şeriatçılar, laik cumhuriyet ve Atatürk düşmanları utanmadan, yetmiş binden fazla insanın öldüğünü ve soykırım yapıldığını söylemektedirler. Devletler, isyanları silahla bastırırlar; çiçekle karşılayarak bastırılan isyan görülmemiştir. Cumhuriyet döneminde yapılan tüm isyanlar gerici harekettir, bölücü harekettir, cumhuriyete karşı yapılan&nbsp; başkaldırıdır. Bunlardan Şeyh Sait ve Dersim isyanı, yabancı ajanların kendi çıkarları için tahrik ettikleri ayaklanmalardandır. Dersim isyanı 1938 Eylül ayında tamamen bastırılmıştır. Aralarında Seyit Rıza’nın da olduğu yedi kişi idam edilmiş, 37 kişi de ağır hapis cezası almıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dersim olaylarının sorumluluğunu İsmet İnönü ve Atatürk’ün üzerine atmak isteyenlerin niyeti, laik cumhuriyetle, Kemalizm’le hesaplaşmaktır. Bu olaylar sırasında 25 Ekim 1937 ile 25 Ocak 1939 tarihleri arasında Başbakan Celal Bayar, Genelkurmay Başkanı ise Fevzi Çakmak’tır. Yandaş basın ve işbirlikçiler, AKP’nin dedesi Celal Bayar’ı, Dersim olaylarında görmezden gelmektedirler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">16 Ağustos 2010 tarihinde Tayyip Erdoğan; “vergi vermediler diye CHP ve onun başkanı İsmet İnönü, Dersim’de masum insanları bombalatarak katletmiştir” gibi ağır bir açıklamada bulunmuştu. Tarihi bilmeden, gerçekleri öğrenmeden yapılan bu açıklamaları gaflet, dalalet ve hatta hıyanet olarak değerlendirmek mümkündür. &nbsp;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dersim konusunda gerçekleri çarpıtarak sunanlara tepkinin çok sert olması gerekirken, birkaç politikacının, gazetecinin ve aydının dışında tepki verilmemiştir ve verilmemeye devam edilmektedir. Üniversitelerimizin tarih bölümlerindeki ya da Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüleri’ndeki sözüm ona unvanlı bilim insanlarınca açıklama yapılması gerekirdi. Genelkurmay Başkanlığı’nın çıkardığı “İç İsyanlar” adlı kitabı, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tekrar gündeme alarak, gerekli açıklamalarda bulunması beklenirdi. Laik cumhuriyet yok edilmeye çalışılırken ve büyük önder Mustafa Kemal Atatürk küçük düşürülmeye çalışılırken, toplumun tepkisizliğini anlamak olanaksızdır. Bu tepkisizlik, ihanete ortak olmaktır. Yapılan bütün isyanlara ve ihanetlere karşın, Tunceli halkı her zaman Atatürkçülüğün yanında olmuş ve Atatürk’ün kurmuş olduğu partinin arkasında durmuştur. Cumhuriyet Halk Partisi’ne %80 oy vererek, destekleyen başka bir ilimiz yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dersim isyanı, bugün PKK terör örgütü adıyla yapılan ayaklanmanın benzeridir. Gelecekte, PKK terör örgütü bizden özür talep edebilir mi? Dersim&#8217;i bombalayan devlet değil CHP; PKK terör örgütüyle görüşen AKP değil devlet diyenler, kendi söylediklerine inanıyorlar mı? Bugün Dersim ayaklanmasını bastıranlardan hesap sormaya kalkanlar, yarın denize dökülen Yunan askerlerinin de hesabını sorarlar mı? Ermeni iddiaları konusunda devlet, özür diler mi, toprak verir mi? Soros’un TESEV’inin kurucularından Kemal Kılıçdaroğlu, Dersim olayları için “özür yetmez, topraklar iade edilsin” diyerek, neye hizmet ettiğinin bilincinde midir? Bunun sonucunda Ermeni’lere toprak verilmesinin gündeme gelebileceğinin farkında mıdır?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><br>Dersim olayları için kendi siyasi çıkarlarını gözeterek, özür dileyen başbakan’ın, aslında Kahramanmaraş, Çorum, Sivas olaylarından ve kendi iktidarları boyunca işlenen cinayetlerden, yapılan hukuksuzluklardan özür dilemesi gerekir. 19 Mayıs 1919 tarihinden başlayarak, 10 Kasım 1938 tarihine kadar Ulusal Kurtuluş Savaşı, kurtuluş, kuruluş ve devrim yıllarında emperyalist işbirlikçisi ve ortaçağ kalkışmalarının isyanlarının bastırılması, bir devrim olayıdır ve devrim özür dilemez. İşte Dersim’in dersi ortaya çıkmıştır; devlete ihanet edenlerden özür dilenmez. Çünkü ihanetçiler, emperyalizmle işbirliği yaparak, vatanı bölmek ve satmak isteyen alçaklardır. Özür dilemesi gereken taraf, düşmanla işbirliği yaparak isyan eden alçaklardır..</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İlk Kurşun Gazetesi, 28 Kasım 2011.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>LİMAN VON SANDERS VE DERSİM</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/liman-von-sanders-ve-dersim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Nov 2025 08:53:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Konuk Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Dersim]]></category>
		<category><![CDATA[Hain Seyit Rıza]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=7603</guid>

					<description><![CDATA[Süleyman Çelik Dün Dersim İsyanının elebaşları Seyit Rıza ve uşaklarının idam edilişinin yıldönümüydü. Bu nedenle vatan haini tüm odaklar anma toplantıları yaparak, Cumhuriyete ve Atatürk’e kinlerini kustular. Dersim eskiden nasılmış? Onu bir yabancıdan öğrenelim ve Cumhuriyet’ten sonra nasıl olmuş, ona da bakalım… *** Alman Askeri Kurul Başkanı olarak 1914’de Osmanlı’ya gelmiş, Birinci Dünya Savaşı’nda, önce [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Süleyman Çelik</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Dün Dersim İsyanının elebaşları Seyit Rıza ve uşaklarının idam edilişinin yıldönümüydü. Bu nedenle vatan haini tüm odaklar anma toplantıları yaparak, Cumhuriyete ve Atatürk’e kinlerini kustular.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dersim eskiden nasılmış?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onu bir yabancıdan öğrenelim ve Cumhuriyet’ten sonra nasıl olmuş, ona da bakalım…</p>



<p class="wp-block-paragraph">***</p>



<p class="wp-block-paragraph">Alman Askeri Kurul Başkanı olarak 1914’de Osmanlı’ya gelmiş, Birinci Dünya Savaşı’nda, önce Çanakkale’de 5. Ordu, ardından Sina ve Filistin cephesinde Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı yapmış olan Mareşal Liman von Sanders’in&nbsp; Osmanlı’da kaldığı 5 yılın anılarını içeren “Türkiye’de beş yıl” adında bir kitabı var.&nbsp; Bu kitabı</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;Savaşın sonunda İngilizler tarafından tutuklanıp sürüldüğü Malta’da ,1919’da yazmış (T.İş Bankası Yayınları, 2012)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kitabın, Birinci Dünya Savaşı’nda Doğu Cephesi’nin anlatıldığı bölümünde, ‘Sarıkamış faciasından sonra saldırıya geçen Rusların, Erzurum, Erzincan, Muş, Bitlis ve Van’ı ele geçirmesi üzerine’,&nbsp; Enver Paşa’nın, “2. ve 3. Orduların birlikte yapacakları bir karşı saldırı ile kaybedilen toprakların kurtarılmasını emrettiği,” bildiriliyor….</p>



<p class="wp-block-paragraph">Osmanlı’daki adıyla Liman Paşa, yapılacak bu hareketle ilgili, bir rapor yazıyor ve Alman İmparatoru Kayzer Wilhelm II’ye gönderiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Raporun giriş kısmında, birlikte görev yapacak 2. ve 3. Ordularının konumlarını anlatırken, yazılan not dikkat çekici:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Geri çekilmiş olan 3. Ordu’nun Tirebolu- Kemah hattında, 2. Ordu’nun Temur Bey- Kiğı- Oğnut- Muş’un güneyi- Bitlis hattında bulunduğunu” yazdıktan sonra, “ancak” diyor, “2. ve 3. Ordular arasında, şimdiye kadar Osmanlıların olduğu kadar, Rusların da giremediği vahşi Kürtlerle yerleşik olan Dersim bulunuyor” (s.187).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Budapeşte’den Yemen’e, Kafkaslar’dan Fas’a kadar her tarafı fethedip bir “Dünya İmparatorluğu” kuran Osmanlı, buraya neden giremedi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü, sarp kayalar ve derin vadilerle dolu bir coğrafi yapıya sahip olduğu için, yabancıların girmesinin çok zor olduğu bu bölgede, adının başına “Seyit” ekleyip “Peygamber Torunu” olduğunu öne sürerek, din istismarı yoluyla halkı sömüren bir aile, feodal bir derebeylik düzeni kurmuştu. Kendisine sığınan eşkıya ve katil gibi kanun kaçaklarından oluşturduğu çetelerle bir yandan halkı soyarken, bir yandan da istemediği kişilerin bölgeye girmesine izin vermiyordu. Devletin vergi memurları ya da mültezimler ve asker almaya gelen jandarma da giremediği için, halk da bu durumdan memnundu. Hem vergi vermiyor hem de çocukları askere gidip ölmüyordu. Sömürgene verdiklerini ise, dini lider olduğu için sevap sayıyorlardı&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">1915’de zorunlu göç (tehcir) uygulamasından kaçan çok sayıda Ermeni’nin de Dersim’e sığındığı, bunların daha sonra kendilerini gizleyerek Alevi- Kürt olduklarını öne sürdükleri biliniyor!..</p>



<p class="wp-block-paragraph">***</p>



<p class="wp-block-paragraph">İstese, elbette Osmanlı buraya girerdi. Ancak o toprakları ele geçirmeye değer görmedi. Oysa Cumhuriyet için toprak değil, insan önemliydi. Öncelik, Türkiye’nin diğer yerlerindekiler gibi, oradaki insanların da din sömürücüsü, sahtekar derebeyin elinden kurtarılması; eğitim, sağlık, ulaşım gibi uygarlık alt yapısının oluşturulması, özgür birey olmalarının sağlanması idi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu nedenle diğer iller gibi Tunceli’ye de yol, köprü, sağlık ocakları ve en önemlisi okullar yapılmaya başlandı. Ancak devlet yapıyor, günümüzde PKK’nın yaptığı gibi, ertesi gün, İngiliz ve Fransız ajanlarınca yönlendirilen derebeyinin adamları dinamitleyerek yıkıyor, çalışan işçileri ve olayları engellemeye çalışan jandarmaları öldürüyorlardı. Devlet, birkaç kez nasihat heyetleri göndererek halk düşmanlarını yola getirmeye çalışsa da olmadı. Sonunda eşkıyanın anlayacağı dille konuşmaya karar verildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devlet gücünü gösterdi, derebeylik yıkıldı, eşkıya başı ve adamları hak ettikleri cezayı aldılar. Bu arada eşkıyanın kullandığı gariban insanlar da ne yazık ki zarar gördü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bundan sonra Tunceli huzura, bayındırlığa ve en önemlisi, okula kavuştu. Çalışkan ve zeki Tunceli halkı, Cumhuriyet’in kendisine sağladığı olanakları değerlendirerek, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK), ‘İllerde Yaşam Endeksi’ araştırmasında görüldüğü üzere, ilini eğitimde Türkiye şampiyonu yaptı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">***</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıca Aleviler, Cumhuriyetle birlikte, Osmanlı&#8217;ya egemen Selefi-Sünni inancın baskısından kurtulmuş ve özgürlüklerine kavuşmuşlardır. Bu nedenle Cumhuriyet&#8217;e bağlıdırlar. Cemevlerinde Hz. Ali&#8217;nin fotoğrafının yanına, fotoğrafını asacak kadar Atatürk&#8217;ü severler. Aşık Veysel’den Mahsuni Şerif’e kadar tüm Alevi halk ozanlarının Atatürk’e övgü dolu türküleri vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat ülkemizi bölüp TC&#8217;yi yıkmak isteyen emperyalistler, yeni yeni&nbsp; bölücü odaklar oluşturmaya çalışırlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Önce &#8220;Sağ-Sol&#8221; diye böldüler ve 80 öncesinde 5 bin kadar insanımızı öldürdüler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">70&#8217;lerin sonlarına doğru yeni bir bölücü odak oluşturmaya karar verdiler. Maraş&#8217;ta, Malatya&#8217;da, Çorum&#8217;da, Sivas&#8217;ta Alevi-Sünni çatışmaları başlattılar. Örneğin, Sivas katliamının akşamı Alman İstihbarat Örgütü DNB, katliamın elebaşı 8 kişiyi Almanya&#8217;ya kaçırdı. Daha sonra, İnterpolden yakalama emri çıkartılmasına rağmen bu kişileri Almanya iade etmedi. Bunların hala Almanya’da yaşadıkları biliniyor…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm bunlara karşın, Aleviler hükümetlere/ yöneticilere tepki göstermekle birlikte Devlete ve Atatürk&#8217;e bağlılıklarını sürdürdüler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">***</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama emperyalistlerde oyun çoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun üzerine 1937-38 Tunceli isyanlarında yaşanmış acıları kullanmaya karar verdiler. Tunceli&#8217;de Alevilerin katledildiği yalanını yaymaya başladılar. İsyanın elebaşı Seyit Rıza denen halk düşmanını kahramanlaştırmaya, Atatürk&#8217;ü katliamcı olarak göstermeye başladılar. Özellikle Almanya&#8217;da Türkler arasında oldukça yaygın çalışmalar yapılmakta ve oradaki Aleviler, PKK ve diğer bölücü örgütlerle birlikte TC aleyhine kullanılmaya çalışılmaktadır. Söz konusu etkinliklerin sponsorlarını araştırdığınızda arkasında ya AB fonları ya da Alman vakıfları çıkıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cem Evlerinde Atatürk Fotoğrafının indirilip Seyit Rıza hainin fotoğrafının konulmasının iyi niyetle açıklanacak hiç bir nedeni olamaz. Bunlara en güzel yanıtı rahmetle andığımız Sevgili Kamer Genç veriyor, her yerde, her zaman, “ben Cumhuriyet’in sayesinde okudum ve buralara kadar geldim” diyordu…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne yazık ki Kamer Genc gibi Tuncelili olan ve onun gibi Cumhuriyet sayesinde okuyup devletin en üst makamlarına kadar çıkan Kemal Kılıçdaroğlu, TC&#8217;nin yanında değil, diğer tarafta yer alıyor…</p>



<p class="wp-block-paragraph">***</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kılıçdaroğlu’nun Seyit Rıza’nın akrabası olduğu öne sürülmektedir. Zaten kendisi, ailesinin “Seyit”, yani “Peygamber soyundan geldiğini” öne sürmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pandemi sürecinde konferans, seminer vb. etkinlikler genellikle zoom toplantı şeklinde yapıldı. Katılımcıların evlerindeki bir masada oturarak konuştuğu bu toplantılarda, Cumhuriyetçilerin genellikle arkalarına, kameranın göreceği şekilde, küçük bir Atatürk fotoğrafı koydukları görüldü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kılıçdaroğlu 2023 seçimleri öncesinde, uzun süre mutfağında ya da kütüphanesinde kısa video konuşmaları yapıp sosyal medyada paylaşmaya başlamıştı. Mutfağında konuşurken arkasında babasının fotoğrafı görülüyordu. Kütüphanesinde konuşurken ise tam arkasındaki bir kitap dikkati çekiyordu: “DERSİM’İN yazılmayan hazin HİKAYESİ”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu görüntüye de rastlantı deyip geçebilirdik. Ancak onun içindeki en önemli belgeyi hazırlayan bizzat Kılıçdaroğlu’dur. Bu nedenle hiçbir şey rastlantı değildir!..</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kılıçdaroğlu, devlette yükselip genel müdürlüğe kadar çıktıktan sonra Dersim olaylarını aydınlatmaya karar veriyor. Bu amaçla zamanın Başbakanı Celal Bayar’la görüşmeye çalışıyor. Ama bunu başaramıyor. Bunun üzerine, o zaman İçişleri Bakanlığında göreve yeni başlamış bir müdür olan ve infazları bakanlık adına izlemek üzere bölgeye gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil ile görüşüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte bu kitapta o görüşmeye atfedilen iddialar var: Kılıçdaroğlu, Çağlayangil’in kendisine “askerin halkı bir mağaraya doldurup içeriye zehirli gaz attığını” söylediğini iddia ediyor.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oysa, Çağlayangil ile yaptığı konuşmanın bant kaydında, bu iddiayı Çağlayangil’e Kılıçdaroğlu’nun sorduğu; Çağlayangil’in ise “bu iddianın bir tevatür (söylenti) olduğunu” söylediği görülüyor…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak Kılıçdaroğlu’nun bu iddiası Tunceli’de bir yerel gazete yayınlandığının ertesi günü Alman ARD Televizyonu, bu konuda bir program yaparak Atatürk’ü soykırım yapmakla suçladı….</p>



<p class="wp-block-paragraph">***</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kılıçdaroğlu gibi, ben de doğuluyum. Kılıçdaroğlu’nun memleketine komşu olan benim memleketim de BOP haritasında ve buna göre yapılmış Barzani’nin Rudav adlı televizyonunda gösterilen haritada Kürdistan sınırları içinde görülüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kılıçdaroğlu gibi ben de Cumhuriyetimizin sağladığı olanaklarla okudum. Ben akademisyenliği seçtim. O bürokrasiyi seçmiş. İkimiz de mesleğimizde zirveye çıkmışız. Sonra ben emekli olup sade bir vatandaş olarak yaşamayı seçtim. O politikayı seçmiş ve orada da zirveye çıkmış!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oysa Türkiye Cumhuriyeti kurulmasaydı ben Padişahın kulu, Kılıçdaroğlu da Seyit Rıza’nın kulu olurdu. İkimiz de Atatürk sayesinde özgür birey/ yurttaş olduk.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Azim ve Karar, 16.11.2025</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
