<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Azim ve Karar</title>
	<atom:link href="https://www.azimvekarar.net/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.azimvekarar.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 20 Apr 2026 21:36:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>SÖMÜRGE VALİSİ</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/somurge-valisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2026 21:29:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Suay KARAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[Sömürge Valisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=8034</guid>

					<description><![CDATA[Suay Karaman Sömürge valisi gibi davranıp konuştuğu için ABD Büyükelçisi Tom Barrack’a kızıyoruz, istenmeyen adam ilan edilsin diyoruz. Ancak aşağıdaki yazı, bazı gerçekleri açıklıyor. Çünkü hitap şekli zaten bizimkilerin ABD Büyükelçisini, sömürge valisi olarak kabullendiğinin kanıtı. Diplomatik pasaporta sahip eski bir milletvekiline ABD’nin turist vizesi vermesi için Dışişleri Bakanlığının yazdığı rica yazısındaki kullanılan ifadeler ne [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Suay Karaman</strong></p>



<p>Sömürge valisi gibi davranıp konuştuğu için ABD Büyükelçisi Tom Barrack’a kızıyoruz, istenmeyen adam ilan edilsin diyoruz.</p>



<p>Ancak aşağıdaki yazı, bazı gerçekleri açıklıyor. Çünkü hitap şekli zaten bizimkilerin ABD Büyükelçisini, sömürge valisi olarak kabullendiğinin kanıtı.</p>



<p>Diplomatik pasaporta sahip eski bir milletvekiline ABD’nin turist vizesi vermesi için Dışişleri Bakanlığının yazdığı rica yazısındaki kullanılan ifadeler ne kadar rahatsız edici. Bu dil diplomasi dili değildir, Türkiye Cumhuriyeti Devleti&#8217;ni küçük düşürme dilidir.</p>



<p>Bağımsız bir ülkenin Dışişleri Bakanlığı, ülkesindeki bir elçiliğe bu şekilde yazı yazmaz. Üstelik Dışişleri Bakanlığı&#8217;nın bilgisiz, iş bilmez personeli her kimse, adı bile yazılmamış.</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 21 Nisan 2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AKIŞA KAPILMAK</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/akisa-kapilmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2026 06:24:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ceyhun BALCI]]></category>
		<category><![CDATA[akış]]></category>
		<category><![CDATA[dijital distopya]]></category>
		<category><![CDATA[dijital ütopya]]></category>
		<category><![CDATA[zevk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=8029</guid>

					<description><![CDATA[Ceyhun Balcı Yazıyı bağlarken ABD’den gelen haber bir babanın (!) 7’si kendisininki olmak üzere 8 çocuğun canına kıydığını bildirmekteydi. Üçte birini bile tamamlamadığımız 2026’da ABD ölçeğinde 116 silahlı toplu öldürme girişimi yaşanmış. Her güne bir saldırı düşmüş. Okul saldırılarından sonra, önce MHP Genel Başkanı Bahçeli, hemen ardından da içişleri bakanı yaşananlarla dijitalleşme arasında bağ kuran [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Ceyhun Balcı</strong></p>



<p><strong>Yazıyı bağlarken ABD’den gelen haber bir babanın (!) 7’si kendisininki olmak üzere 8 çocuğun canına kıydığını bildirmekteydi. Üçte birini bile tamamlamadığımız 2026’da ABD ölçeğinde 116 silahlı toplu öldürme girişimi yaşanmış. Her güne bir saldırı düşmüş.</strong></p>



<p>Okul saldırılarından sonra, önce MHP Genel Başkanı Bahçeli, hemen ardından da içişleri bakanı yaşananlarla dijitalleşme arasında bağ kuran açıklamalar yaptılar.</p>



<p>Haksız sayılmazlar.</p>



<p>Ancak, bu ikilinin ve onlara katılan başkalarının bu açıklamaları yaşamımızda her geçen gün daha çok yer tutan bilişimin yarattığı sorunları irdelemekten çok sorumluluğu ve dikkati başka yere yöneltme amaçlıydı.</p>



<p>Okul saldırganları konusunda olayın yerine olguyu onun da yerine kişiyi ve dar çevreyi koyan yaklaşımlar önemli noktaları gözden kaçırmayı kaçınılmaz kılıyor.</p>



<p>Bu çağda bilişimle içli dışlı olmaktan doğal bir durum yok elbette.</p>



<p>Bu içli dışlılığın tutkuya dönüştüğü de kuşkusuz.</p>



<p>Her ne kadar, başlangıçta bilişimin toplumun demokratikleşmesine ve eşitsizlikleri azaltmasına yarayacağı öngörülmüş olsa da ütopya değil distopya sahne aldı yaşamda.</p>



<p>Dijitalleşmeden kaçınılması neredeyse olanaksızdır günümüzde.</p>



<p>Buna karşılık, dijitalleşmenin olumsuzluklarını gidermek ya da en azından toplumu korumak olasıdır.</p>



<p>Bu noktada görev çoğu durumda demir yumruğunu esirgemeyen devlete düşmektedir. İleri gelenlerden suçu dijitalleşmeye atmak yerine etkin rol almaları beklenmelidir.</p>



<p>Yönetenleri hedef alan en küçük eleştirel sosyal medya paylaşımının bile anında sert karşılık bulabildiği ortamda hiç kimse <strong>“devlet bu olumsuzlukların hangi birine yetişsin”</strong> diye sormamalıdır.</p>



<p>Diğer yandan, bilişimi toplum yararına değil de dar çevrenin çıkarları adına kullananlar da yabana atılamaz.</p>



<p><strong>“Zevk”</strong> duygusunun güdülenebilmesi toplumun bilişim yoluyla yanlış yönlendirilmesi için önde gelen kötüye kullanım aracı olmaktadır.</p>



<p>Konuya ilişkin ilk tanımlamaları ve çalışmaları Prof Dr Mihaly Csikentmihalyi kazandırmış alan yazınına.</p>



<p>Buna bağlı olarak <strong>“akış” (flow)</strong> kavramıyla tanışmamızı da Csikentmihalyi’ye borçluyuz.</p>



<p>Zevk, iki başlıkta tanımlanmış.</p>



<p>İlki atasal kalıt olan olumlu duygudur. Yeterli beslenme ve soyumuzu sürdürme dürtüsü bu zevk türünün önde gelen ürünleridir. Akış’ı tetikleyen zevk türü değildir bu kalıtsal özelliğimiz.</p>



<p>Tartışmamıza konu olan zevk duygusu doğumsal olmaktan çok edinsel özellik taşımaktadır.</p>



<p>Csikszentmihalyi, çağımızın yaygın araçlarından dijital oyunların akış etkinliklerinin başında geldiği görüşündedir.</p>



<p>Oyunların önde gelen özelliği oyuncuyu bağımlılığa sürüklemesidir.</p>



<p>Akış, kişi için olumlu deneyim duygusu yaratmada önemli rol oynamaktadır.</p>



<p>Akademisyen Braxton Soderman’ın akışa kapılmayla kendisini gösteren özellikli zihinsel durumun kişiyi dış dünyadan kopartma ve mutluluğun yalnızca bir amaca kilitlenmeyle olanaklı olduğu algısını saptaması önemlidir. Bu noktada, kişinin gerçek dünyadan kopması ve başkalarıyla bağlantı kurmak yerine bu bağlantının tümüyle ortadan kalkması da bir o kadar önemlidir. Tam da burada, bağımlılığın tamamlayıcı öğe olması şaşırtıcı değildir.</p>



<p>Günümüz sosyal medyası yaşları 15-30 arasında değişen çok sayıda akranın biribirleriyle etkileşebilmeleri için biçilmiş kaftandır.</p>



<p>Bu ortamın çok ilgi gören alanlarından birisi çaba göstermeden parasal kazanç sağlama fırsatları sunuyor görünmesidir. Bir yandan kumar diğer yandan sıradışı kazanç umudu veren yatırım araçları bu ortamda bolca boy göstermektedir.</p>



<p>Umutsuzluğun ve geleceksizliğin dizboyu olduğu ortamda gençlerin kendilerini bu ve benzeri <strong>“fırsatlardan(!)” </strong>uzak tutması kolay olmamaktadır.</p>



<p>Büyük yıkımlara yol açsa da ekonomik yitimler bir şekilde üstesinden gelinmesi olası sonuçlardandır.</p>



<p>Buna karşılık, acıklı sonuçlara neden olan, <strong>“canına kıyma”</strong> ve <strong>“cana kıyma” </strong>gibi etkileşimlere neden olabilen <strong>“akışa kapılma”</strong> çok daha yıkıcı ve geri dönüşü olanaksız sonuçlara yol açmaktadır.</p>



<p>Bu gibi olumsuzluklara neden olan sayısal oyunlara ilişkin haberler ve yorumlar ortamdan neredeyse hiç eksik olmamaktadır.</p>



<p>Akıntıya kapılmaya benzer bir durum olarak da görülebilir <strong>“akışa yenik düşerek”</strong> gerçek dünyadan kopmak.</p>



<p>Bilişim çağının kavramlarından birisi olarak yaşamımızda yer almaya başlayan <strong>“akış”</strong> başka birçok etkenle birlikte irdelenmeyi beklemektedir.</p>



<p>Bilişimi ve dijitalleşmeyi sorumlu tutmak kendi sorumluluğunu karartmak bakımından işe yarasa da sorunu çözmeye en küçük katkısı olmayan baştan savmacı bir tutumdur.</p>



<p>Sanatın, kültürün, sporun ve başka yararlı etkinliklerin okul dışına itildiği günümüzde akışa kapılarak (kendilerine ve başkalarına) zararlı olan bireyleri, ailelerini, yakın ve uzak çevrelerini suç odağı olarak tanımlamak elbette çokça alıcı bulabilir.</p>



<p>Buna karşılık, sorun olduğu yerde kalır ve giderek büyüyerek bir sonraki sarsıcılığına dek sessizliğe bürünebilir.</p>



<p>Başka pek çok şey gibi bilişim de iki tarafı keskin bıçaktır.</p>



<p>Bilişim, bir yandan devrime eşdeğer yolun taşlarını döşerken diğer yandan yıkıcı olumsuzlukların kaynağı da olabilmektedir.</p>



<p>Teknolojinin oligarşiye hizmet sağlayan bir olgu olmaktan çıkartılması yaşamsal önemdedir.</p>



<p>Akışa kapılmak çağın kaçınılmaz gereği değildir.</p>



<p>Devlet tam da burada gereklidir.</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 20.04.2026</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="713" height="1024" src="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-8-713x1024.jpeg" alt="" class="wp-image-8030" srcset="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-8-713x1024.jpeg 713w, https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-8-209x300.jpeg 209w, https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-8.jpeg 756w" sizes="(max-width: 713px) 100vw, 713px" /></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEHŞET</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/dehset/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2026 21:34:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Suay KARAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[C31K]]></category>
		<category><![CDATA[Cihannüma Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Mahiye Morgül.]]></category>
		<category><![CDATA[Okullarda Şiddet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=8026</guid>

					<description><![CDATA[Suay Karaman Ülkemizde dehşet verici olaylar yaşanıyor. Hemen hemen her gün bir şiddet olayı duyuyoruz. 14 Nisan Salı günü Şanlıurfa’nın Siverek ilçesindeki Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ne silahlı saldırı düzenlendi. Av tüfeğiyle saldırıyı yapan lisenin 19 yaşındaki eski bir öğrencisi, 16 kişiyi yaraladıktan sonra kendini öldürdü. 15 Nisan Çarşamba günü&#160; Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesindeki [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Suay Karaman</strong></p>



<p>Ülkemizde dehşet verici olaylar yaşanıyor. Hemen hemen her gün bir şiddet olayı duyuyoruz. 14 Nisan Salı günü Şanlıurfa’nın Siverek ilçesindeki Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ne silahlı saldırı düzenlendi. Av tüfeğiyle saldırıyı yapan lisenin 19 yaşındaki eski bir öğrencisi, 16 kişiyi yaraladıktan sonra kendini öldürdü.</p>



<p>15 Nisan Çarşamba günü&nbsp; Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesindeki Ayser Çalık Ortaokulu&#8217;na silahlı saldırı düzenlendi. 8. sınıf öğrencisinin yaptığı saldırıda bir öğretmen ve 9 öğrenci ölmüş, 13 öğrenci de yaralanmıştı. Saldırganın aldığı bıçak darbesi sonunda öldüğü bildirildi. Bu olayın ardından, C31K (Cehennemin 31. Katı) isimli Telegram kanalında saldırıya ait sansürsüz görüntüler paylaşılmış ve olayı yapan kahraman ilan edilmiştir. Yaklaşık 100 bin üyesi bulunan ve saldırıya ilişkin görüntülerin paylaşıldığı tespit edilen C31K adlı Telegram grubu kapatıldı. Ancak benzer grupların olduğu unutulmamalıdır.</p>



<p>Bu her iki olay kadar olmasa da okullarımızda benzer olaylar yaşanmaktadır, ölenler ve yaralananların olduğu bilinmektedir. Ayrıca akran zorbalığı da büyük boyutlardadır. Olayların sadece güvenlik eksikliği olarak açıklanması, gerçeği bulmamızı engeller. Aile içi şiddet, kişisel psikolojik sorunlar, internet ortamında seyredilen şiddet içerikli yayınlar, televizyonlardaki düzeysiz, içeriği boş, şiddet yanlısı diziler, toplumdaki manevi ve ahlaki çürüme ve en önemlisi de laik, bilimsel, çağdaş eğitimin yozlaştırılması bu olayların nedenlerindendir.</p>



<p>Eğitim alanındaki ilk yozlaşma Türkiye Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletleri arasında imzalanan ikili anlaşma sonucunda 27 Aralık 1949 tarihinde kurulan Fulbright Eğitim Komisyonu ile başlamıştır. Fulbright Eğitim Komisyonu, Türk Milli Eğitim sistemini altüst eden, Türkiye’yi parçalayacak alt yapıyı oluşturan ve Atatürk’ün Türk Milliyetçiliği fikir sistemini yok etmeyi planlayan bir oluşumdur. Bu süreçten günümüze kadar yozlaşmadan iyice payını alan eğitim, AKP iktidarı ile ‘dindar ve kindar’ nesil yetiştirmek amacına çevrilmiştir.</p>



<p>Eğitimimizi 2004 yılından itibaren kendi gereksinimlerine göre düzenleyen siyasi iktidarın öğrencilere ücretsiz dağıttığı ders kitaplarında çocukları psikolojik olarak çöküntüye uğratan şiddete yönelik vahşi görseller bulunmaktadır. “<em>Bu kitaplarla çocuklarımızı canavar ruhlu yetiştiriyorsunuz</em>” diyen eğitimci yazar Mahiye Morgül’e soruşturmalar açıldı. Millî Eğitim Bakanlığı’nın bastırdığı 30 kadar kitaba dava açarak, çocuklarımızı kurtarmak için yola çıkan Mahiye Morgül’e gereken destek siyasiler ve eğitim sendikaları tarafından verilmedi. Okulların savaş meydanına döneceğini&nbsp;2004 yılından beri yazan bir eğitimciye destek vermek yerine, sessiz kalanlar bu olayların sorumlularındandır.&nbsp;Çünkü bir çocuğun canavar ruhlu olması onun kaderidir ama suça bulaşması ise bu sistemle verilen eğitimin sonucudur.&nbsp;Okullarda sanat, spor, kültürel ve sosyal etkinlikler güçlendirilerek öğrencilerin kendilerini ifade edebilecekleri sağlıklı alanlar yaratılmadan, nitelikli eğitimden söz edilemez.</p>



<p>Millî Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında imzalanan ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES)’ projesi kapsamında imam, vaiz gibi din görevlileri, okullara ‘manevi danışman’ olarak görevlendirilerek öğrencilere değerler eğitimi verilmeye başlanması da bilimsel, laik ve çağdaş eğitime karşı başka bir darbedir. Şimdi Milli Eğitim Bakanı’nın istifası istenmektedir.</p>



<p>Kurucusu olduğu Cihannüma Derneği’nin genel başkanlığından gelme Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in istifa etmesiyle sorunlar çözülmez. Onun yerine gelecek olan da aynı yoldan yürüyecektir. Siyasi iktidar değişmeden, olumlu hiçbir gelişmenin olmayacağı bilinmelidir.</p>



<p>Okullar, çocukları suçtan koruyacak, ruh sağlığını destekleyecek en önemli kurum olmalıyken, bugün okulların birçoğu bu işlevini yitirmiş durumdadır.&nbsp;Okullarımızda yaşanan korkunç katliamlar nitelikli bilgiden uzak, hastalıklı, kokmuş ve çürümüş bir yönetim anlayışının ürünüdür. Atatürk ve cumhuriyet devrimlerini yok etmeye çalışanlarla, Andımızın kaldırılmasını onaylayanlarla, Arapça İstiklal Marşı okutulmasına göz yumanlarla, tarikat yurtlarında yaşanan çocuk istismarlarına tepki vermeyenlerle eğitimdeki sorunlar çözülemez. Her okula polis yerleştirerek de bu olayların önlenemeyeceği bellidir.</p>



<p>Bu arada iki çocuk iki okul bastı diye 23 Nisan Bayramını iptal etmeye çalışmak isteyenler var ama kırk yıldır elli bin kişinin katili PKK terör örgütünün başını ve DEM partiyi iptal etmek akıllarına gelmiyor. Başbakan eskisi Ahmet Davutoğlu’nun, okullarda yaşanan acıları bahane ederek 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamalarının iptalini istemesi de kesinlikle art niyetli bir tekliftir. Bu nedenle 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızı büyük bir coşku ile kutlamalıyız.</p>



<p>“<em>Eğitimdir ki bir milleti; ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder</em>” diyen eşsiz liderimiz Atatürk’ün “<em>Vatanı korumak, çocukları korumakla başlar</em>” sözünü aklımızdan çıkarmamalıyız. Çocuklarımızı, kadınlarımızı, insanlarımızı, ormanlarımızı, tüm canlılarımızı, göllerimizi, ırmaklarımızı, denizlerimizi, yer altı ve yer üstü zenginliklerimizi koruyamadan, vatanımızı koruyamayacağımızı anlamak zorundayız.</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 20 Nisan 2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TÜRKİYE TARIMININ  ÇÖKÜŞÜNDE EMPERYAL KAPİTALİZMİN PAYI VAR MI?</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/turkiye-tariminin-cokusunde-emperyal-kapitalizmin-payi-var-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2026 20:56:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mustafa KAYMAKÇI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=8024</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa Kaymakçı Bir önceki “Tarımda Üretim Çıkmazına Seçenek Var Mı?” adlı yazımda, “Türkiye’de tarımda üretim çıkmazını tetikleyen iki ana etmen var.Bunlardan birincisi, iç etmenler,ikincisisi de emperyal kapitalizm ya da &#160;dış etmenler” demiş ve&#160; &#160;“İç Etmenler Açısından Tarımsal Üretimde Gerilemenin Nedenleri ve Çıkış Yollar” üzerinde durmuştum. &#160;Bu yazımızda ağırlıklı olarak emperyal kapitalizm ya da&#160; dış etmenlerin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Mustafa Kaymakçı</strong></p>



<p>Bir önceki “<em>Tarımda Üretim Çıkmazına Seçenek Var Mı?”</em> adlı yazımda, “Türkiye’de tarımda üretim çıkmazını tetikleyen iki ana etmen var.Bunlardan birincisi, iç etmenler,ikincisisi de emperyal kapitalizm ya da &nbsp;dış etmenler” demiş ve&nbsp; &nbsp;“İç Etmenler Açısından Tarımsal Üretimde Gerilemenin Nedenleri ve Çıkış Yollar” üzerinde durmuştum.</p>



<p>&nbsp;Bu yazımızda ağırlıklı olarak emperyal kapitalizm ya da&nbsp; dış etmenlerin payı &nbsp;özetlenecek.</p>



<p><strong>&nbsp;Emperyal Kapitalizmin Tarım Sektöründe Uygulanmasının Tarihsel Süreci?</strong></p>



<p>1980’li yıllara değin dünya, iki kutbun yönlendiriciliğindeydi. Bir yanda reel sosyalizm, bir yanda emperyal kapitalizm ve kurumları dünyayı şekillendiriyordu. Emperyal kapitalizm, anılan yıllara değin özellikle çevre ülkelerinde köylülüğü, bir başka deyişle küçük üreticiliği destekleme politikalarını sürdürdü. Ancak temel amacı, özellikle çevre ülkelerinde ortaya çıkabilecek toplumsal muhalefetin devrimci hareketlere dönüşümünü engellemek, daha doğrusu onları düzenin sınırları içinde kalmalarını yönlendirmekti.</p>



<p>Türkiye, 1980&#8217;li yılların başından itibaren uluslararası denilen,ancak Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği’nde&nbsp; tekelci şirketlerin&nbsp; güdümünde olan Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü gibi kuruluşlarının baskısı ve yönlendirmesiyle, tarımında da liberalleşme politikalarını uygulamaya başladı. Türkiye tarımının liberalize edilmek istenmesinin ardındaki ana gerçek, merkez ülkelerdeki tarımsal ürün ve girdi&nbsp; stoklarının çok yüksek düzeylere ulaşarak sorun oluşturması yanında tarım tekellerinin kendi ülkelerinde tıkanmaları nedeni ile dünya pazarlarını işgal etme isteği idi.</p>



<p>Kısaca,Türkiye&#8217;de uygulana gelen tarım politikalarının, büyük ölçüde dış dinamikler ya da küreselleş(tir)me ya da daha doğrusu emperyalizm ile bağlantılı olduğu görülmektedir.</p>



<p><strong>Emperyal Kapitalizm Nasıl Hayata <a>Geçirildi</a><a href="#_msocom_1">[L1]</a>&nbsp;?</strong></p>



<p>•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sermaye, mal ve hizmetler akışında çevre sınırlamalar gevşetildi ve azaltıldı.</p>



<p>•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sıcak para hareketlerine konan sınırlamalar kaldırıldı.</p>



<p>•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Eskiyen teknoloji ve üretim birimleri, Türkiye’ye kaydırıldı.</p>



<p>•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Menkul kıymet borsaları kuruldu.</p>



<p>•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sendikasızlaşmaya ivme verildi.</p>



<p>•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kamu şirketleri değişik araçlar kullanarak özelleştirilmeye başlandı, süreç devam ediyor. Türkiye&#8217;de 1980&#8217;lerden bu yana, özellikle 2000&#8217;li yıllardan sonra hız kazanan özelleştirme uygulamaları kapsamında Tekel, Seka ,Petkim, Tüpraş, Türk Telekom, şeker fabrikaları, SEK, Zirai Donatım Kurum,YEM Sanayi,Gübre Sanayi ,elektrik dağıtım şirketleri ve limanlar gibi sanayi,hizmet &nbsp;ve tarım kamu kurumları satıldı&nbsp; ya da devredildi.</p>



<p>•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Gıda sektörü ve organize gıda perakendeciliğinde tekelleşme oldu&nbsp; ve yabancı firmalarının denetimine girdi.</p>



<p>•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Batı, kimi zamanlar denetim altında tuttukları Dünya Borsa Fiyatları’nda yüksek düzeyde indirim yaparak ellerindeki&nbsp; tarım&nbsp; stokları eritti. Ancak bu ithalat,Türkiye tarımına büyük zarar verdi ve vermeye devam ediyor. Kanımca bilginiz vardır.Tarım&nbsp; ürünleri ithalatı&nbsp;&nbsp;&nbsp; 2024’de&nbsp; 344.2 milyar dolar, ihracatı ise&nbsp; 261.9 milyar dolar gerçekleşti.</p>



<p>•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; “<em>AB&nbsp; ve&nbsp; ABD’de Tarımda Desteklemeler Yoktur</em>”aldatmacası, neo-liberal kurumlarla Türkiye’de egemen kılındı. Bu kapsamda Türkiye’de&nbsp; kimi bilim adamları, yazarlar ve siyasetçiler fonlandı. Örneğin televoloji adı verilen kişilerle ,Antonio Gramsci’nin “<em>İnsanların beyinlerini işgal edebilirseniz, kalpleri ve elleri de arkadan gelecektir”</em>&nbsp; deyişi gerçekleştirildi.</p>



<p>Oysa Batı için öncelikle besin güvenliği nedeni ile tarım sektörü en fazla gözetilen ve korumacılığın en yüksek düzeyde olduğu bir sektördü.</p>



<p>Bu günümüzde de sürdürülmektedir.</p>



<p>Özet olarak, kendi tarımlarında korumacılık egemen olduğu halde, Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü gibi aracı kurumların kullanarak&nbsp; ,Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’ni dayatmalarıyla &nbsp;ile Türkiye tarımında serbestleşme çıkış yolu olarak gösterildi.</p>



<p><strong>Çözüm var mı?</strong></p>



<p>Türkiye Tarımı’nda çöküşün nedenini salt emperyal kapitalizme ya da&nbsp; &nbsp;dış etmenlere bağlamak istemem. Bu kolaycılıktır.</p>



<p>Belirleyici olan iç etmenlerdir.</p>



<p>Bu da geçtiğimiz yazıda dile getirmeye çalıştığım <strong>&nbsp;&nbsp;</strong>önermelerin &nbsp;tabandan gelmesiyle&nbsp; oluşturulacak bir siyasi irade ve&nbsp; bu siyasi iradenin iktidarıyla olası.</p>



<p>Ancak &nbsp;emperyal kapitalizmin payı da kesinlikle dikkate alınmalı. Uluslararası tarım ve gıda emperyalizmine karşı siyasi koşulların oluşturulabilmesi, temel konularımızdan biri olmalı.</p>



<p>Burada Dünya milletlerinin düşmanı Henry Kissinger&#8217;a atfedilen <em>&#8220;Petrolü denetlerseniz ülkeleri, gıdayı&nbsp; denetlerseniz insanlığı yönetirsiniz&#8221; i</em>fadesini unutmamak gerekiyor.</p>



<p>Bu ifade, tarım ve gıdanın 20. yüzyıldan itibaren emperyal&nbsp; kapitalizm stratejinin&nbsp;&nbsp; jeopolitik bir silah ve&nbsp; denetim aracı olarak kullanıldığını göstermiyor mu?(*)</p>



<p><strong>(*) Bakınız: Kaymakçı, Mustafa (Ed.,) Açlık ve Emperyalizm. İlkim Ozan Yayınları, Antalya</strong></p>



<p><strong>Azim ve Karar, 19.04.2026</strong></p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p><a id="_msocom_1"></a></p>



<p>&nbsp;<a href="#_msoanchor_1">[L1]</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ABD’YE BİR ABDÜLHAMİT GEREK</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/abdye-bir-abdulhamit-gerek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Apr 2026 20:23:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ceyhun BALCI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=8019</guid>

					<description><![CDATA[Ceyhun Balcı Kırk gün savaşına ateşkes arası. Dile getirdiği hiçbir amaca ulaşamayan ABD için can simidi oldu bu ateşkes. Birkaç günle başlayan savaşa süre biçme haftalara uzadı. Uzadıkça da İran direnci gösterdi kendini. Vatan savunmasının yanı sıra düşmanın gözünü kör, kulağını sağır etti üslerini, radarlarını vurarak. Özetle, savaşın yitireni olmadı İran. Umulmadık bu durum karşısında [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Ceyhun Balcı</strong></p>



<p>Kırk gün savaşına ateşkes arası. Dile getirdiği hiçbir amaca ulaşamayan ABD için can simidi oldu bu ateşkes.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="756" height="425" src="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-7.jpeg" alt="" class="wp-image-8021" srcset="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-7.jpeg 756w, https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-7-300x169.jpeg 300w" sizes="(max-width: 756px) 100vw, 756px" /></figure>



<p>Birkaç günle başlayan savaşa süre biçme haftalara uzadı. Uzadıkça da İran direnci gösterdi kendini.</p>



<p>Vatan savunmasının yanı sıra düşmanın gözünü kör, kulağını sağır etti üslerini, radarlarını vurarak.</p>



<p>Özetle, savaşın yitireni olmadı İran.</p>



<p>Umulmadık bu durum karşısında ABD-İsrail mola almak durumundaydı.</p>



<p>Bu ateşkes işte o moladır.</p>



<p>Savaşta kural tanımayan ABD-İsrail haydutluğu kimse kuşku duymasın ki öncelikle toparlanmayı hemen sonrasında da yeniden saldırıyı düşünecektir.</p>



<p>Durum böyleyken, haydut üst perdeden ses çıkartarak daha çok kendi iç kamuoyunda baskın güç olduğu izlenimi oluşturmayı göz ardı etmiyor.</p>



<p>ABD, İran’ın ateşkes koşullarına sessiz kalarak onay verdiyse de İslâmabad’da aslına döndü.</p>



<p>İran savaş alanında üstünlük kurmamış gibi teslim olmasını isteniyor.</p>



<p>Elbette bu istek karşılık bulmuyor.</p>



<p>Yazının başlığına geliyorum.</p>



<p>Yıl 1897.</p>



<p>Osmanlı-Yunan savaşı patlıyor.</p>



<p>Bir ay süren savaşın kazananı Osmanlı.</p>



<p>Osmanlı ordusunun Atina’ya yürümesinin önüne Rusların girişimiyle geçiliyor.</p>



<p>Savaşı kazanan Osmanlı masada Teselya’yı yitiriyor.</p>



<p>Bu yetmemiş gibi Girit’e Hıristiyan vali atanmasına onay veriyor kazanan Osmanlı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="168" height="300" src="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-6.jpeg" alt="" class="wp-image-8020"/></figure>



<p>Tarihte savaşta kazanıp, masada yitirmenin başka örnekleri var mı bilemiyorum.</p>



<p>Bilemediğim için, kendi tarihimizden örneğe başvurmak zorunda kaldım.</p>



<p>Bu nedenle, savaşta kazanamadığı halde masada kazanmaya çalışan ABD’ye <strong>“bir Abdülhamit gerek”</strong> demek zorunda kaldım.</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 14.04.2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>NATO</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/nato/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Apr 2026 21:07:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Suay KARAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[NATO]]></category>
		<category><![CDATA[NATO Çok Uluslu Kolordu Karargâhı]]></category>
		<category><![CDATA[NATO Deniz Unsur Komutanlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=8015</guid>

					<description><![CDATA[Suay Karaman 4 Nisan 1949 tarihinde 12 ülke tarafından imzalanan Kuzey Atlantik Antlaşması&#8217;na dayanarak kurulan NATO’nun (North Atlantic Treaty Organization &#8211; Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü), temel amacı, üye ülkelerin herhangi bir dış saldırıya karşı ortak savunma yapmasını sağlamak ve Kuzey Amerika ile Avrupa arasındaki güvenliği güçlendirmektir. Merkezi Brüksel’de bulunan NATO&#8217;nun kurucu ülkeleri Amerika Birleşik Devletleri, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Suay Karaman</strong></p>



<p>4 Nisan 1949 tarihinde 12 ülke tarafından imzalanan Kuzey Atlantik Antlaşması&#8217;na dayanarak kurulan NATO’nun (North Atlantic Treaty Organization &#8211; Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü), temel amacı, üye ülkelerin herhangi bir dış saldırıya karşı ortak savunma yapmasını sağlamak ve Kuzey Amerika ile Avrupa arasındaki güvenliği güçlendirmektir. Merkezi Brüksel’de bulunan NATO&#8217;nun kurucu ülkeleri Amerika Birleşik Devletleri, Belçika, Birleşik Krallık, Danimarka, Fransa, Hollanda, İtalya, İzlanda, Kanada, Lüksemburg, Norveç ve Portekiz’dir.</p>



<p>Türkiye, 19 Eylül 1950 tarihinde TBMM’nin onayı olmadan Amerikan emperyalizmine hizmet için Kore’ye asker göndermiş ve bunun sonucunda 18 Şubat 1952 tarihinde NATO&#8217;ya katılmıştır. Bugün NATO’nun üye sayısı 32 olmuştur. NATO, soğuk savaş döneminde Sovyetler Birliği tehdidine karşı bir denge unsuru olarak kurulmuş ve günümüzde de üye ülkelerin güvenliğini korumaya devam eden uluslararası askeri ittifaktır. Ancak bugün Sovyetler Birliği dağılmış, Rusya’nın ise tehdit durumu söz konusu değildir. Günümüzde NATO, ABD’nin çıkarları için çalışan bir örgüt konumuna getirilmiştir.</p>



<p>28 Şubat tarihinde emperyalist ABD ve haydut devlet İsrail’in, İran’ı vurmasıyla başlayan yeni süreç NATO ile ABD’yi karşı karşıya getirdi. NATO’yu, ABD olmadan kâğıttan kaplan olarak niteleyen ABD Başkanı Donald Trump; İran’da yardımına gelmedikleri için NATO üyelerine “<em>bizim yanımızda değilse biz neden onların yanında olalım ki?”</em> diyerek, kızgınlığını ifade etti. Türkiye’yi ise diğer NATO üyelerinden ayırarak; “<em>Türkiye bizi son derece destekleyici oldu. Bence Türkiye şahaneydi, harikaydı. Onlar istediğimiz şeylerin dışında kaldılar. Bence Erdoğan harika bir lider</em>” diyerek, İran’a karşı Türkiye’nin de tutum alması için algı operasyonuna başladı.</p>



<p>Bunun yanında 4, 9, 13 ve 30 Mart günlerinde İran’dan ateşlendiği belirtilen füzelerin Türk hava sahasına yöneldiği ve Doğu Akdeniz’de bulunan NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından düşürüldüğü bildirilmişti. Ancak ortada yanıt bekleyen kritik sorular bulunmaktadır: atıldığı iddia edilen füzelerin radar izi nerede, hangi rota ile geldi, ne kadar yüksekte düşürüldü? Bu soruların yanıtı bulunmayınca, akıllara başka olasılıklar gelmektedir. Ayrıca Milli Savunma Bakanlığı’nın, görüntüsü belli olmayan füzeleri İran&#8217;dan bizim topraklarımıza doğru atılmış füzeler olarak nitelendirmesi ise tuhaftır.</p>



<p>Bu füzelerle ilgili yapılan yorumların amacı, Türkiye&#8217;yi İran&#8217;a karşı bir savaşa sürükleme çabasıdır ve zaten ABD’nin de isteği budur. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İran’dan Türkiye’ye füze fırlatıldığı yönündeki iddiaların tamamen asılsız olduğunu bildirerek “<em>İran iyi komşuluk ilkesine bağlıdır. Türkiye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı duyuyoruz. Muhtemel iddiaların incelenmesi için ortak teknik iş birliğine hazırız</em>” dedi.</p>



<p>Emperyalist ABD ve haydut devlet İsrail, İran’daki savaşa başından beri NATO’nun dahil olmasını istemektedir. Bunu sağlayabilmek için NATO anlaşmasının 5. maddesine sığınmaktadır. Bu maddeye göre; <em>“Avrupa veya Kuzey Amerika’daki bir müttefike yönelik silahlı saldırı, tüm üyelere yapılmış sayılır. Bu madde, ‘birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için’ prensibiyle, saldırıya uğrayan üyeye askeri kuvvet kullanımı dahil gerekli yardımın yapılmasını taahhüt eder.”</em> İşte ABD, bu maddeyi uygulamak için İran’dan atıldığı söylenen füzelere sığınmaktadır. Ancak İran’ın bu zorlu savaşta kendisine yeni bir cephe açarak NATO’yu da devreye sokması akıl ve mantık ile açıklanamaz.</p>



<p>2004 yılından beri Yunanistan Ege Adalarımızı işgal etti ama NATO’dan hiç ses çıkmadı. Bizim siyasi iktidarımızdan da tepki verilmedi; üstelik işgal hala her boyutuyla sürmektedir. Ayrıca ABD, Yunanistan’da bizim sınırımıza yakın yerlerde üs kurmaktadır. Biz de el yükseltelim, bölücü ve dinci terör örgütlerinin arkasında başta ABD olmak üzere bazı NATO ülkelerinin olduğu gerçeğini unutmamalıyız; ülkemizin parçalanması, emperyalizmin en büyük arzularından biridir. Bu durumda NATO’ya üye olmanın ne işe yaradığı sorgulanmalıdır.</p>



<p>26 Mart 2026 tarihinde Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan basın açıklamasında, NATO&#8217;nun Adana’da Çok Uluslu Kolordu Karargâhı kurma sürecinde olduğu bildirildi ve ardından da İstanbul Boğazı Anadolu Kavağı’nda Deniz Unsur Komutanlığı kurulacağı bilgisi paylaşıldı. Böyle bir ortamda NATO’nun Türkiye’de iki yeni karargâh kuracağının açıklanması, ülkemizin güvenliği açısından son derece tehlikeli bir girişimdir. Zaten Adana İncirlik ve Malatya Kürecik üsleri ülkemiz adına tehdit oluşturmaktadır.</p>



<p>Adana&#8217;da kurulacak NATO Çok Uluslu Kolordu Karargâhı, İran ve Ortadoğu içindir. Bu karargâh Türkiye için değil NATO adına, bir başka deyişle ABD ile İsrail’in bölge planlarına hizmet edecektir. Açıkça İsrail&#8217;in güvenliğine ve bölgede kurmaya çalıştığı baskının hizmetine yöneliktir. Dolayısıyla bölgemizde devam eden savaş sürecinde kurulması planlanan bu karargâhın Ortadoğu, Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika olmak üzere bölgeden kaynaklanacak tehditlere odaklanacağı yönündeki yorumlar tamamen gerçek dışıdır.</p>



<p>İstanbul&#8217;da Anadolu Kavağı&#8217;nda kurulacak NATO Deniz Unsur Komutanlığı’nın ise komşumuz Rusya için kurulacağı bellidir. Bu, ülkemiz için yaşamsal derecede önemli olan Montrö Sözleşmesi’nin ortadan kaldırılmasına yönelik bir girişimdir. Böylece ülkemizin güvenliğinin temel taşlarından biri olan önemli bir uluslararası sözleşmeyi kendi elimizle yok etmiş olacağız. Planlanan NATO makyajlı bu girişim ile zaman içinde Montrö Sözleşmesi’ni ortadan kaldırarak, Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelerin, özellikle ABD savaş gemilerinin Karadeniz’e serbestçe girişi sağlanacaktır. Kısaca bu girişim Türkiye’nin kendi eliyle Karadeniz’i NATO’ya açması anlamına gelmektedir.</p>



<p>Türkiye, NATO maskesi altında kuşatılmak istenmektedir. Adana ve İstanbul Boğazı’ndaki iki NATO yapısı, birbirini bütünlemektedir. Bu girişimler, Türkiye&#8217;nin güvenliği ve çıkarları için büyük tehdittir. Bu arada Türkiye, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde ikinci kez NATO Zirvesi&#8217;ne ev sahipliği yapacak; bu zirvede ülkemizin güvenliğini olumsuz yönde etkileyecek nasıl kararlar çıkacağını da hep birlikte göreceğiz.</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 13 Nisan 2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ISLAS MALVİNAS’TAN İRAN’A</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/islas-malvinastan-irana/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 13:59:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ceyhun BALCI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=8008</guid>

					<description><![CDATA[Ceyhun Balcı Bu yazı kafa karışıklığını gidermeye katkısı olması umuduyla kaleme alındı. Islas Malvinas da neresi diyeceklere haritaya bakınız derim. İran’a ABD-İsrail emperyalist saldırısı gün gibi ortadayken kafaların karışık olması anlaşılır gibi değil. Antiemperyalist duruş olmayınca bu ve benzeri karmaşaya şaşırmak gereksiz. Kırk beş yıl önceye gidip bugüne ışık tutmaya çalışalım. Yıl 1982. Arjantin’de tarihin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Ceyhun Balcı</strong></p>



<p>Bu yazı kafa karışıklığını gidermeye katkısı olması umuduyla kaleme alındı.</p>



<p>Islas Malvinas da neresi diyeceklere haritaya bakınız derim.</p>



<p>İran’a ABD-İsrail emperyalist saldırısı gün gibi ortadayken kafaların karışık olması anlaşılır gibi değil.</p>



<p>Antiemperyalist duruş olmayınca bu ve benzeri karmaşaya şaşırmak gereksiz.</p>



<p>Kırk beş yıl önceye gidip bugüne ışık tutmaya çalışalım.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="693" height="510" src="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-4.jpeg" alt="" class="wp-image-8009" srcset="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-4.jpeg 693w, https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-4-300x221.jpeg 300w" sizes="auto, (max-width: 693px) 100vw, 693px" /></figure>



<p>Yıl 1982.</p>



<p>Arjantin’de tarihin en kanlı diktatörlüklerinden birisi iş başında.</p>



<p>Birleşik Krallık’ın kolonisi olan Islas Malvinas’a Arjantin askeri çıktı. Haritaya bakıldığında kime ait olması gerektiği ortadadır bu adaların.</p>



<p>Yeri gelmişken bir öğüt. Günün birinde Arjantin’e yolunuz düşerse sakın Falkland sözcüğü çıkmasın ağzınızdan. Islas Malvinas demeyi yeğleyin!</p>



<p>Diyelim ki, zorda kalan Arjantin diktası dikkat dağıtmak ve biraz olsun rahatlamak için kolay zafere yönelmişti. Bunu fırsat bilen Birleşik Krallık uzaklardan gelerek kolonisine sahip çıktı. Altı haftalık savaş sonunda Arjantin yenildi. Adalardaki Birleşik Krallık egemenliği yenilendi.</p>



<p>Bu sırada doğal olarak ülkeler saflarını belli etti.</p>



<p>Dün gibi anımsıyorum.</p>



<p>Fidel’in Kübası ikilemsiz Birleşik Krallık’ın karşısında yer aldı. Dolayısı ile Arjantin’in yanında saf tutmuş oldu.</p>



<p>Şimdi soralım.</p>



<p>Antiemperyalist duruşu gereği Arjantin’den yana tutum sergileyen Fidel ve Kübası faşizme mi omuz vermiş oldu?</p>



<p>Kıssadan hisse!</p>



<p>İran halkının saldırganlığa karşı duruşunu destekleyenler İran’da molla rejimine mi arka çıkmış oldular?</p>



<p>Sorun sıralaması yapma yeterliliğine sahip olanlar için elbette en küçük sorun yok. Güncel sorun emperyalist saldırganlık olduğuna göre öncelik haydudu savuşturmaya verilmelidir. İran’ın mollası, teokratik rejimi ve başka sorunları sonranın konusudur.</p>



<p>Sonranın konusu olmanın ötesinde İran halkının sorunudur. Emperyalist saldırganlığa onurlu ve dirençli bir duruşla karşı koyabilen İran halkı bu sorunu da çözme yeterliliğine sahiptir.</p>



<p>İran’da yaşananları izleyenler bilecekler.</p>



<p>İran’da yönetimle sorunu olan ve hatta bu nedenle yargılama sonucu hüküm giymiş olanlar bile koşarak ülkelerine dönüyorlar. Bu soylu ve duyarlı davranış bile birincil sorunun ne olduğunu yeterince anlatmıyor mu?</p>



<p>Yine de anlaşılmadıysa aşağıdaki acıklı görsele bir göz atılıversin ne olur!</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="697" height="389" src="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-5.jpeg" alt="" class="wp-image-8010" srcset="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-5.jpeg 697w, https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-5-300x167.jpeg 300w" sizes="auto, (max-width: 697px) 100vw, 697px" /></figure>



<p><strong>Azim ve Karar, 07.04.2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AKBELEN TALANI</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/akbelen-talani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 21:01:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Suay KARAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[Akbelen Ormanı]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Işık]]></category>
		<category><![CDATA[İkizköy Muhtarı]]></category>
		<category><![CDATA[Nejla Işık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=8004</guid>

					<description><![CDATA[Suay Karaman Akbelen Ormanı, Muğla&#8217;nın Milas ilçesine bağlı İkizköy Mahallesi&#8217;nde bulunan bir ormanlık alandır. Yaklaşık 750 hektarlık bir alanı kapsayan bu orman çam, çınar, kestane, kızılağaç, meşe gibi çeşitli ağaç türlerine ev sahipliği yapmaktadır. 2023 yılının Temmuz ayında Yeniköy Termik Santraline yakıt sağlayan İkizköy linyit madeninin genişletilmesi için Akbelen Ormanı’nın büyük bir bölümü, %50 İÇTAŞ [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Suay Karaman</strong></p>



<p>Akbelen Ormanı, Muğla&#8217;nın Milas ilçesine bağlı İkizköy Mahallesi&#8217;nde bulunan bir ormanlık alandır. Yaklaşık 750 hektarlık bir alanı kapsayan bu orman çam, çınar, kestane, kızılağaç, meşe gibi çeşitli ağaç türlerine ev sahipliği yapmaktadır.</p>



<p>2023 yılının Temmuz ayında Yeniköy Termik Santraline yakıt sağlayan İkizköy linyit madeninin genişletilmesi için Akbelen Ormanı’nın büyük bir bölümü, %50 İÇTAŞ Enerji ve %50 LİMAK Enerji’nin ortaklığındaki Yeniköy-Kemerköy Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş. tarafından kesildi. Bunun üzerine protestolar başladı ve güvenlik güçleri müdahalede bulundu. Yapılan protestolar ulusal medyanın ilgisiyle karşılandı ve ses getirdi. Ancak aynı yıl Ağustos ayı sonunda ormanın yüzde altmışı yok edildi.</p>



<p>19 Temmuz 2025 tarihinde TBMM’de kabul edilen 7554 sayılı maden yasası ile büyük bir talan başladı. Bu yasa ile madencilik etkinliklerinin her koşulda yapılmasına olanak sağlayacak düzenlemeler getirilerek, ülke genelindeki zeytinlikler, tarım alanları, ormanlar ve koruma altındaki alanların madencilik işletmelerine açılması sağlanmıştır. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na (EPDK) acele kamulaştırma yetkisi tanınarak, toplumsal rıza ve mülkiyet hakkı göz ardı edilmiştir. Bu yasa ile maden ve enerji yatırımlarında çevresel denetimler devre dışı bırakılarak, halkın katılımı yok sayılmış ve talan süreçleri kolaylaştırılmıştır. Bunun yanında mera, yaylak ve kışlak alanları yenilenebilir enerji projelerine açılarak, kırsal alanların yok edilmesine ve gıda güvenliğinin zedelenmesine yol açılacaktır. Bu yasanın anayasaya, ilgili koruma yasalarına ve uluslararası çevre anlaşmalarına aykırı olduğu bilinmektedir. Ancak hukukun olmadığı yerde, her türlü keyfi ve talan yasaları çıkarılabilmektedir.</p>



<p>Bu yasa TBMM’de görüşülürken, Türkiye’nin 30 ilinden gelen köylülerin oluşturduğu ‘Toprağımızı Vermiyoruz Platformu’ üyeleri, yasa teklifinin geri çekilmesi için TBMM önünde eylem yaptılar, açlık grevine başladılar. Ancak siyasi iktidar ve yandaşları bu protesto gösterileriyle hiç ilgilenmeyip, bu talan yasasına oy verdiler.</p>



<p>10 Ocak 2026 tarihli Cumhurbaşkanı Kararı ile, Milas sınırları içinde yer alan, IV. grup maden (linyit) sahasında üretimin sürdürülebilmesi gerekçesiyle 7 köyde toplam 679 parselin, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına hükmedildi. Acele kamulaştırma kararı, bölgedeki köylüler için yalnızca bir mülkiyet sorunu değil; barınma, geçim ve yaşam hakkı sorunu anlamına gelmektedir. Zeytinlikler, tarım alanları ve yerleşim yerlerini kapsayan parsellerin kamulaştırılmasıyla birlikte, çok sayıda yurttaş, evini terk edecektir. Akbelen’de daha önce yaşanan ağaç kıyımı ve maden genişletme girişimlerinin ardından gelen bu karar, yöre halkı tarafından güçlü şekilde protesto edilmeye başlandı.</p>



<p>Yeniköy-Kemerköy Enerji’nin termik santraline kömür sağlamak için, Akbelen Ormanı çevresindeki zeytinliklerin ve tarım arazilerinin ‘acele kamulaştırılmasına’ karşı köylüler dava açtı. Açılan dava kapsamında 30 Mart tarihinde bilirkişi keşfi yapıldı. Keşif heyetinin bölgede yaptığı çalışmanın hukuksuz olduğunu anlatmak isteyen köylüler, jandarma barikatıyla karşılaştı. İkizköy Muhtarı Nejla Işık’ın kızı, İkizköy Çevre Komitesi üyesi, psikoloji eğitimi almış 26 yaşındaki Esra Işık, bu haksız duruma tepki göstererek, protesto gösterisinde bulundu, isyan etti. Ancak bu isyan, keşif heyetinde rahatsızlık yarattı ve şikayetçi oldular.</p>



<p>Esra Işık, 30 Mart gecesi saat 23:50 civarında İkizköy’deki evinden göz altına alındı. Geceyi Milas Jandarma Karakolu’nda geçiren Esra Işık, 31 Mart tarihinde çıkarıldığı mahkemede keşif heyetine ‘görevini yaptırmama’ ve ‘hakaret’ suçlamasıyla haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklandı. Ülkemiz çöl olmasın diye gecesini gündüzüne katarak direnen Esra Işık’ın suçu ne? Enerji ve maden şirketlerini koruyan yasaya karşı toprağını, köyünü, geleceğini savunduğu için, “bölgede sayılan ağaçlar bizim ömrümüz” dediği için, “İkizköy ve Karacahisar, Yeniköy-Kemerköy Enerji’nin çiftliği değil” dediği için, bu haksızlığa, bu hukuksuzluğa ses çıkardığı için özgürlüğü elinden alındı.</p>



<p>Bu tutuklama, köylünün sesi kesilsin, yapılan keşifler hızlıca bitsin, köylülerin tapularına çökülsün ve köylüler buralardan gitsin diye yapıldı. Amaç gözdağı ve korku salarak, bu toprakları talan etmektir. Ancak ne olursa olsun topraklarını savunan köylülerin mücadelesi sonuna kadar sürecek ve ülkemizin her yerinden de destek çağrıları gelecektir.</p>



<p>12.624 km<strong><sup>2</sup></strong> olan Muğla il sınırlarının yaklaşık %50 kadarına maden ruhsatı verildi. Şu ana kadar 100 km<strong><sup>2</sup></strong> arazi maden sahasına dönüştürüldü; bunun 30 km<strong><sup>2</sup></strong> si orman alanı, 70 km<strong><sup>2</sup></strong> si nitelikli tarım alanı ve zeytinlik. Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy termik santralları içinde bulunan yirmiden fazla köy, kömür madenleri nedeniyle yok edildi; şimdi 90 köy daha yok edilecek. Toprakları, evleri ellerinden alınan köylüler nereye gidecek ve nasıl geçinecek? İşte ‘milletin efendisi’ köylülerimiz, bunun mücadelesini vermektedir ve destek beklemektedir.</p>



<p>Keşif dosyalarda ‘parsel’ diye geçen bu toprak, o değerli köylüler için alın teriyle yoğrulmuş ekmek demektir, kutsal bir emektir, her mevsim yeniden kurulan yaşam demektir. Şimdi o köylülerin hafızası, geçmişi ve geleceği olan bu toprak, yağma düzeninde yok olup gidecek ve direnenler tutuklanacak. Bu düzenin değiştirilmesi için örgütlü ama bilinçli ve nitelikli eylemlere gereksinim olduğunu ne zaman anlayacağız?</p>



<p>Muğla cezaevine gönderilen Esra Işık’ın, yazdığı kısa ama özlü mektup yapılanların özetidir;</p>



<p>“Ben toprağımı savundum. Ben onurumuzu savundum. Zehra ninemizin, Hatice teyzemizin ve nicelerinin yolundan yürüyorum.</p>



<p>Alnım açık, başım dik. Mücadelemizin bayrağını köylülerime bıraktım. Buradan çıktığımda o bayrağı tekrar devralıp en önde yürüyeceğim.</p>



<p>Ben bu toprakların kızıyım.</p>



<p>Ben bir köylü kızıyım.</p>



<p>Mücadeleden gurur duyuyorum.</p>



<p>Buradan yeniden sözüm olsun:</p>



<p>Mücadelemizi de onurumuzu da haysiyetimizi de satmayacağız.</p>



<p>Milas bir şirketten büyüktür.</p>



<p>Vazgeçmeyeceğiz.”</p>



<p>Yaşadığımız bu kara düzende acilen çıkartılan maden yasalarıyla ülkemiz talan ediliyor. Ülkemizin yer altı ve yer üstü zenginliklerini, doğasını yok eden maden yağmalarına karşı direnmek en kutsal görevdir. Yurtseverlik memleketin taşını toprağını, ağacını, ormanını, ırmağını, denizini, gölünü, suyunu kısaca her şeyini savunmak demektir.</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 6 Nisan 2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TARIMDA ÜRETİM ÇIKMAZINA SEÇENEK VAR MI?</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/tarimda-uretim-cikmazina-secenek-var-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Apr 2026 22:55:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mustafa KAYMAKÇI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=7999</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa Kaymakçı &#160;Önce bir tespit yapalım. Türkiye’de tarımda üretim çıkmazını tetikleyen iki ana etmen var.Bunlardan birincisi, iç etmenler.ikincisisi de dış etmenler. &#160;Bu yazımızda ağırlıklı olarak iç etmenler özetlenecek.Ancak uluslararası tarım ve gıda emperyalizminin payını,bir başka deyişle dış etmenlerin de dikkate alınması gerekiyor. Üstelik İran-ABD Savaşı nedeniyle 2026 yılı ve yakın gelecekte dış etmenlerin payı da [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Mustafa Kaymakçı</strong></p>



<p>&nbsp;Önce bir tespit yapalım. Türkiye’de tarımda üretim çıkmazını tetikleyen iki ana etmen var.Bunlardan birincisi, iç etmenler.ikincisisi de dış etmenler.</p>



<p>&nbsp;Bu yazımızda ağırlıklı olarak iç etmenler özetlenecek.Ancak uluslararası tarım ve gıda emperyalizminin payını,bir başka deyişle dış etmenlerin de dikkate alınması gerekiyor. Üstelik İran-ABD Savaşı nedeniyle 2026 yılı ve yakın gelecekte dış etmenlerin payı da yükselecek gibi gözüküyor.</p>



<p>Örneğin İran-ABD Savaşı’nda Hürmüz Boğazı kriziyle,petrol,gübre ve lojistikteki aksama ve fiyat artışları&nbsp; küresel tarımı tehdit ettiği gibi Türkiye’yi de etkileyecek.Gübrede de dışa bağımlı bir ülke olan yurdumuzda buğday,pirinç ve mısır gibi&nbsp; temel ürünlerde,üretimin&nbsp; olumsuz olarak düşüşü söz konusu olacak .FAO’ya göre kriz devam ederse,2026’nın ilk yarısında küresel gübre fiyatları ortalama yüzde 15-20&nbsp; daha yüksek olacak.</p>



<p>&nbsp;<strong>İç Etmenler Açısından Tarımsal Üretimde Gerilemenin Kök Nedeni Ne?</strong></p>



<p><strong>Türkiye Tarımının kök sorunu,uygulanan&nbsp; tarım politikalarının tarımsal işletmelerin büyük bir çoğunluğunu oluşturan aile işgüçü temelli küçük ve orta ölçekli işletmelerden yana olmaması.</strong></p>



<p><strong>Politikalar, tarımın şirketleşmesi üzerine inşa edilmiştir.</strong></p>



<p>Tarım politikalarının tarımsal işletmelerini büyük bir çoğunluğunu oluşturan aile işgüçü temelli küçük ve orta ölçekli işletmeler için düzenlenmediği taktirde çıkış yolu yoktur.</p>



<p><strong>Tarımda Üretim Çıkmazının Manzarası</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Tarım Yasası’na göre 2026 yılında çiftçiye milli gelirin yüzde 1’i  olan 772 milyar destek verilmesi gerekiyormuş, Oysa hazineden  bu yıl için ayrılan para  168 milyar para imiş .</li>



<li>Tarımda  çalışan kişi sayısı 2024 yılında 4 milyon 948 binden iken 2025 yılında 4 milyon 560 kişiye düşmüş, bir başka deyişle 388 bin çiftçi tarımsal üretimden kopmuş.Üstelik çiftçilerin yaş ortalaması, gençleşmek yerine yaşlanmış ve 59 yaş olmuş.</li>



<li>Çiftçinin borcu 2000’li yılların başına göre 187 kat artmış.</li>



<li>Tarımsal üretim, 2025 yılında bir yıl öncesine değin yüzde 8.8 küçülmüş.Sonuçta çiftçi para kazanamadığı için tarımdan çekilmiş,</li>



<li>Tarımsal üretim düştüğü için Türkiye tarım ürünleri ithalatçısı olmuş. Tarım  ürünleri ithalatı    2024’de  344.2 milyar dolar, ihracatı ise  261.9 milyar dolar .Üstelik tüketici de tarım ürünlerine artan fiyatlar nedeniyle erişemez  bir duruma gelmiş.</li>
</ul>



<p><strong>&nbsp;Tarımda Üretim Çıkmazına Seçenek Var Mı?</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Yapılması gereken ilk iş, piyasa fiyatıyla üreticinin maliyetleri  arasındaki fark kadar destek verilmesidir. Ancak  çözümü salt desteğe bağlamak çözüm değil.Destek ne kadar artarsa,pazarlama kanalında yer alan  pazarlamacılar  ve  sanayici de o oranda fiyat düşürüyor.</li>
</ul>



<p>Fiyat belirlenirken bu destekler düşüldüğü için üreticiye pek yansımıyor. &nbsp;Üstelik Tarım yasasına göre çiftçiye verilen destek, yukarıda değinildiği üzere tahahhüt edilen miktar olan yüzde 1’in &nbsp;&nbsp;ancak üçte bir kadar bile olmamıştır. Devlet çiftçiye borçludur.</p>



<p><strong>Tarım sektöründe,tarımsal&nbsp; çıktıların (süt,et,sebze vb) değerlendirilmesinde az sayıda örgütlenmiş&nbsp; ya da büyük alıcının çok sayıda küçük üreticiyle karşı karşıya geldiği bir piyasa&nbsp; egemendir.</strong></p>



<p><strong>Oligopson piyasası olarak adlandırılan bu yapıda, alıcılar pazar gücüne sahiptir, fiyatları doğrudan etkiler.</strong></p>



<p>Bu genellikle tarım ürünleri&nbsp; ya da hammadde gibi sektörlerde görülür. Alıcılar arasında yoğun bir rekabet yerine işbirliği&nbsp; ya da stratejik davranışlar &nbsp;vardır. Kısaca&nbsp; üreticilerin ürünlerini pazarlamakta zorlandığı,ürünlerini ucuza satmak zorunda kaldığı, alıcıların ise piyasaya&nbsp; egemen olduğu bir düzen &nbsp;söz konusu.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Oligopson piyasa düzenine karşı temelde çözüm,üreticilerin kooperatifleşerek sanayileşmesi.</li>
</ul>



<p>Bir başka deyişle,küçük çiftçilerin sanayi kurumlarını kurarak&nbsp; ürünlerini piyasaya kendilerinin sunması.</p>



<p><strong>Ancak tarımsal amaçlı kooperatifler güçlenilceye kadar TARIMSAL KİTLER yeniden kurulmalı. Bu konu ,Türkiye kamuoyunda hemen hemen hiç gündeme getirilmiyor.Var&nbsp; olan politikaları eleştirenler bile kamucu politikalara değinmiyor. Sanki herkes serbest piyasacı.</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Aile işgüçü temelli küçük ve orta ölçekli işletmelerin kuracakları  Tarımsal amaçlı kooperatiflere gelir için Çiftçi Kayıt Belgesi verme hakkı verilmeli, pazarladığı ürünlerde KDV yüzde 1’e düşürülmeli ve en az 10 yıl süreyle Üst birlikleri olan birim kooperatiflere kurumlar vergisi muafiyeti sağlanmalı.</li>



<li>Tarımsal Kooperatif örgütlenme ile ilgili tek bir bakanlık sorumlu olmalıdır ve ürüne dayalı  tarımsal kooperatifleşme  olmamalı.</li>



<li>Kooperatiflere finans sağlayacak bir Kooperatifçilik Bankası Kurulmalı.</li>



<li>Tarımsal amaçlı kooperatifler ilçe ya da büyük belde/köy temelinde örgütlenmeli.</li>



<li>Aile çiftçiliği temelinde üreticilerin yine kooperatifler  aracılığıyla  sanayici  ve pazarlamacı  olmalı . Yaratılan artı değerin  büyük bir kısmı ancak bu model ile çiftçide kalabilir ve  tüketici de daha ucuza tarım ürünlerine ulaşabilir.</li>



<li>Yapılan bir araştırmaya göre lojistik hizmetlerin gıda üzerindeki payı,kimi durumlarda yüzde 18 kadar kadar yükselmektedir. Örneğin,İstanbul ya da İzmir’de kurulmuş büyük fabrikalar sütlerini binlerce uzaklıktaki kentlerden  almaktadırlar .<strong>Bu durum,meyve ve sebze  için de  geçerlidir. Lojistik hizmetlerin düşürülmesi için çözüm, büyük tüketim merkezlerini çeperlerinde tarım bölgelerinin oluşturulması gerekiyor.</strong></li>



<li>Stok üretim yapmadan, toplum gereksinmesinin önceliği,toprak ve  iklim koşulları  dikkate alınarak  kaynakların iyi değerlendirilmesi ve israfın önlenmesi için tarımsal üretim planlanması yapılmalı.</li>
</ul>



<p>Şimdi,bu yazıyı okuyanların sorması gereken bir soru var.</p>



<p>Bütün bu önermeler yaşama geçirilebilir mi?</p>



<p>El cevap. Çözüm,bu önermelerin tabandan gelmesiyle&nbsp; oluşturulacak bir siyasi irade ve&nbsp; bu siyasi iradenin iktidarıyla olası.Tek bir yasama döneminde bile böylesine bir dönüşümün gerçekleştirilebilir. &nbsp;Ancak iç etmenlerin yanı sıra yukarıda değindiğim üzere uluslararası tarım ve gıda emperyalizmine karşı siyasi koşulların oluşturulabilmesi, temel konularımızdan biri.</p>



<p>Dünya milletlerinin düşmanı Henry Kissinger&#8217;a atfedilen &#8220;<em>Petrolü denetlerseniz ülkeleri, gıdayı&nbsp; denetlerseniz insanlığı yönetirsiniz</em>&#8221; ifadesini unutmamak gerekiyor.</p>



<p>Bu ifade, tarım ve gıdanın 20. yüzyıldan itibaren emperyal&nbsp; stratejinin&nbsp; &nbsp;jeopolitik bir silah ve &nbsp;denetim aracı olarak kullanıldığını göstermiyor mu?<strong>(*)</strong></p>



<p><strong>(*) Bakınız: Kaymakçı,Mustafa (Ed.,) Açlık ve Emperyalizm. İlkim Ozan Yayınları, Antalya</strong></p>



<p><strong>Azim ve Karar, 04.04.2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SPORUN İSRAİL’LE SINAVI</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/sporun-israille-sinavi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Apr 2026 18:20:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ceyhun BALCI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=7994</guid>

					<description><![CDATA[Ceyhun Balcı İsrail son yarım yüzyıldır bölgenin şiddet kaynağıdır. Katildir demek abartı olmaz. Gazze’de iki yılı aşkın süredir 10 binlerce sivilin ölümünden sorumludur İsrail. İran’a yönelik saldırının daha ilk gününde 200’e yakın çocuğun ölümünden ABD’yle birlikte sorumludur. Spor dostluğun, kardeşliğin ve barışın önde gelen aracıysa İsrail’in bu ortamlardaki varlığı sorgulanmalı. Bir önceki ayki kış olimpiyatlarında [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Ceyhun Balcı</strong></p>



<p>İsrail son yarım yüzyıldır bölgenin şiddet kaynağıdır. Katildir demek abartı olmaz.</p>



<p>Gazze’de iki yılı aşkın süredir 10 binlerce sivilin ölümünden sorumludur İsrail.</p>



<p>İran’a yönelik saldırının daha ilk gününde 200’e yakın çocuğun ölümünden ABD’yle birlikte sorumludur.</p>



<p>Spor dostluğun, kardeşliğin ve barışın önde gelen aracıysa İsrail’in bu ortamlardaki varlığı sorgulanmalı.</p>



<p>Bir önceki ayki kış olimpiyatlarında boy gösterdi İsrail.</p>



<p>Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin kılı kıpırdamadı diyelim. Üye ülkelerden birisinin bile aklına gelmedi mi harekete geçmek?</p>



<p>Başka birçok ortamda da İsrail’in hem milli takımlar hem kulüpler düzeyinde varlığını sürdürdüğünü ibretle izliyoruz.</p>



<p>Türkiye için durum biraz daha farklı.</p>



<p>Türk takımlarıyla karşılaşması olan İsrail takımları güvenlik kaygıları nedeniyle Türkiye’ye gelemiyorlar. Türk takımı, İsrail takımı ile sahasındaki maçları seçtiği Avrupa ülkelerinden birisinde yapıyor.</p>



<p>Eğer spor dediğimiz etkinlik dostluğun, kardeşliğin, barışın aracıysa İsrail’in bu ortamdaki varlığı kabul edilemez.</p>



<p>İsrail hem ulusal hem takım düzeyindeki sporlardan uzaklaştırılmalıdır.</p>



<p>Bireysel sporlarda ise sporcu katılabilir ancak tıpkı Rusya ve Belarus’a titizlikle yapıldığı gibi bayrağını dalgalandırmasına engel olunmalıdır.</p>



<p>Uluslararası ölçekte girişimler gereklidir.</p>



<p>Türkiye bu girişimlere öncülük etmelidir.</p>



<p>Spor bakanlığı, spor federasyonlarının harekete geçmesini sağlamalıdır.</p>



<p>Diğer yandan, dış ortamda spor karşılaşmalarına çıkan ve dolayısı ile de İsrail takımlarını karşısında bulan kulüplerimiz ilgili kurumlara nezdinde girişimlerde bulunmalıdır.</p>



<p>Özellikle profesyonel sporları düzenleyen oluşumlar devlet içinde devlet gücüne erişmiş durumdadır günümüzde. İşin ticari boyutunu her şeyin önüne koyan bu oluşumların İsrail’in dışlanması isteklerini kulak arkası etmeleri bir olasılıktır.</p>



<p>Buna karşılık, girişimde bulunmak da insanlık görevidir.</p>



<p>Hiçbir şey elde edilemese bile tarihe not düşmek, tarihin doğru yanında yer almak da önemlidir.</p>



<p>Bir yurttaş olarak üç büyük spor kulübümüze konuyla ilgili başvuruda bulundum. Kulüp olarak uluslararası kurumlara başvuru görevini yerine getirmenin kendilerine düştüğünü anımsattım.</p>



<p>GS’li okurlar alınganlık göstermesin. Bu seçkin kulübümüze resmi internet sitesinden gönderdiğim ileti Hata 500’le geri döndü.</p>



<p>BJK ve FB’den iletilerine geri bildirim almadım.</p>



<p>Bu olayın bence öncüsü olması gereken spor bakanlığı ve federasyonların duyarlılık göstermesi için CİMER’e de başvuruda bulundum. Henüz yanıt almadım. CİMER’den gelen geri bildirimde başvurumun ilgili kurumlara iletildiği bilgisi verildi.</p>



<p>Yazıyı kaleme alalı birkaç hafta olmuştu. Paylaşmakta geciktim.</p>



<p>İyi ki gecikmişim.</p>



<p>Yine İspanya, yine Pedro Sanchez Türkiye’den gelmeyen yanıtı verdi.</p>



<p><a href="https://www.facebook.com/share/p/1DYrXocLPD/?mibextid=wwXIfr">https://www.facebook.com/share/p/1DYrXocLPD/?mibextid=wwXIfr</a></p>



<p>Haziranda ABD’de yapılacak dünya kupasında İsrail varsa biz yokuz diyerek bir kez daha yerkürenin namusunu kurtardı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="512" height="640" src="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/israil-varsa-biz-yokuz.jpg" alt="İsrail varoluşundan bu yana ve son olarak da Gazze'de, İran'da yaptıklarıyla çocuk katili devlet olarak nitelenebilir. Böyle bir devletin bayrağı spor alanlarında dalgalanmamalıdır." class="wp-image-7996" srcset="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/israil-varsa-biz-yokuz.jpg 512w, https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/israil-varsa-biz-yokuz-240x300.jpg 240w" sizes="auto, (max-width: 512px) 100vw, 512px" /></figure>



<p>Türkiye’de toplumda olduğu gibi yönetenlerde de bir İsrail öfkesi olduğu kuşkusuzdur. ABD’den esirgenen bu öfkenin İsrail’e yöneltildiği gerçektir.</p>



<p>Ancak, söylemin eylemle tamamlanması zamanı gelmiştir. Söylemde kalanın zamanla anlamsızlaştığı, silinip gittiği kesindir.</p>



<p>Türk kulüpleri, spor federasyonları spor bakanlığı öncülüğünde İsrail’in spor ortamından uzaklaştırılması için uluslararası girişimlerde bulunmalıdırlar.</p>



<p>Ortada bir de İspanya gibi güvenilebilecek bir bağlaşık varken bu fırsat kaçırılmamalıdır.</p>



<p>Bu girişim ülkemize saygınlık kazandıracağı gibi yerine getirilmesi gereken bir insanlık görevi olarak da karşımızda durmaktadır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="756" height="378" src="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-3.jpeg" alt="" class="wp-image-7995" srcset="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-3.jpeg 756w, https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-3-300x150.jpeg 300w" sizes="auto, (max-width: 756px) 100vw, 756px" /></figure>



<p><strong>Azim ve Karar, 04.04.2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
