<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Suay KARAMAN &#8211; Azim ve Karar</title>
	<atom:link href="https://www.azimvekarar.net/category/suay-karaman/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.azimvekarar.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 19 May 2026 00:02:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>19 MAYIS</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/19-mayis-3/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2026 23:58:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Suay KARAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[19 Mayıs 1919]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=8121</guid>

					<description><![CDATA[Suay Karaman Birinci Dünya Savaşı’ndan yenilerek çıkan Osmanlı Devleti, şartları çok ağır olan Sevr Antlaşmasını imzalamak zorunda bırakılmıştı. Ordusunun elinden silahları ve cephanesi alınmıştı. Anadolu işgal edilmişti. Uzun savaş yılları boyunca millet yorgun ve fakir bir durumda kalmıştı. Ülkeyi yönetenler aciz, haysiyetsiz, korkak ve alçaktı; üstelik ihanet içindeydiler. Padişahın ise kendini ve tahtını korumaktan başka [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Suay Karaman</strong></p>



<p>Birinci Dünya Savaşı’ndan yenilerek çıkan Osmanlı Devleti, şartları çok ağır olan Sevr Antlaşmasını imzalamak zorunda bırakılmıştı. Ordusunun elinden silahları ve cephanesi alınmıştı. Anadolu işgal edilmişti. Uzun savaş yılları boyunca millet yorgun ve fakir bir durumda kalmıştı. Ülkeyi yönetenler aciz, haysiyetsiz, korkak ve alçaktı; üstelik ihanet içindeydiler. Padişahın ise kendini ve tahtını korumaktan başka bir düşüncesi yoktu.</p>



<p>Bu koşullar altında Mustafa Kemal’in yapacağı tek şey vardı; emperyalist güçler tarafından bağımsızlığı yok edilmek istenen bir ulus için kurtuluş savaşına başlamak. Mazlum milletlerin emperyalizme karşı kazandıkları ilk zaferin başlangıcını oluşturan 19 Mayıs 1919 tarihinde, ordusu silahtan arındırılan bir ülke işgal edilmiş ve bütün kalelerine girilmişti. İşte bu nedenle 19 Mayıs 1919 tarihi, vatanın kurtulması için örgütlenen Anadolu insanının bağımsızlık mücadelesinin başlangıcıdır.</p>



<p>19 Mayıs 1919, emperyalizme karşı kazanılan ilk savaşın adıdır. 19 Mayıs 1919, “<em>yurtta barış, dünyada barış</em>” için yapılan son savaşın başlangıcıdır. 19 Mayıs 1919, ulus bilincinin ilk ışığıdır, egemenliğin millete ait olduğunun belgelenmesidir. 19 Mayıs 1919, çağdaş ülkeler düzeyine çıkmamızı sağlayan ilke ve devrimlerin habercisidir, ülkemizin aydınlık geleceğidir. 19 Mayıs 1919 tarihi, büyük kurtarıcımız &nbsp;Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Samsun’dan ülkemizin üzerine bir güneş gibi doğmasıdır.</p>



<p>19 Mayıs 1919 tarihiyle birlikte eşsiz liderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde, şanlı zaferler birbirini izlemiş, kurtuluş süreci tamamlanmış ve kuruluş aşaması başlamıştır. Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde 1923 ile 1938 yılları arasında gerçekleştirilenler, Kemalist Devrim’in büyük başarılarla oluşturduğu yapılanmanın eseridir ve büyük bir gurur tablosudur.</p>



<p>Günümüz koşullarında Atatürk&#8217;ün ilkelerini ve devrimlerini özümsemeden, uğrunda mücadele etmeden sadece Atatürk’ü sevmek; bizi bugün içinde bulunduğumuz karanlıktan çıkarmaya yetmemektedir. Atatürk’ü anmak değil, anlamak gerekmektedir.</p>



<p>Kurtuluş mücadelemizin başlangıcından 107 yıl sonra, ülkemizde genel durum ve görünüm hiç iyi değildir. Ancak içinde Atatürk sevgisi taşıyanlar için umutsuzluğa yer yoktur. “<em>Umutsuz durum yoktur, umutsuz insanlar vardır, ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim</em>” diyen Atatürk&#8217;ün ilkelerini, devrimlerini özümseyen, tam bağımsızlık ve emperyalizm karşıtlığında bilinçli olarak örgütlenen yurtseverlerin yapacağı haklı ve demokratik bir mücadele ile umuda ve aydınlığa doğru yol alınacaktır.</p>



<p>Bu duygulara 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 19 Mayıs 2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ANADİL</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/anadil/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 17 May 2026 21:02:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Suay KARAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[Açılım]]></category>
		<category><![CDATA[Anadil]]></category>
		<category><![CDATA[Resmi Dil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=8116</guid>

					<description><![CDATA[Suay Karaman 15 Ekim 2024 tarihinde MHP grup toplantısında konuşan Devlet Bahçeli, PKK terör örgütünün bebek katili başı için; “terörün bittiğini, örgütünün tasfiye edileceğini tek taraflı ilan etsin” demişti. 22 Ekim 2024 tarihinde MHP grup toplantısında konuşan Devlet Bahçeli’nin bu kez bebek katili için “tecridi kaldırılsın, terörist başı gelsin, DEM Parti grup toplantısında konuşsun. Terörün [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Suay Karaman</strong></p>



<p>15 Ekim 2024 tarihinde MHP grup toplantısında konuşan Devlet Bahçeli, PKK terör örgütünün bebek katili başı için; “<em>terörün bittiğini, örgütünün tasfiye edileceğini tek taraflı ilan etsin</em>” demişti. 22 Ekim 2024 tarihinde MHP grup toplantısında konuşan Devlet Bahçeli’nin bu kez bebek katili için “<em>tecridi kaldırılsın, terörist başı gelsin, DEM Parti grup toplantısında konuşsun. Terörün bittiğini açıklasın, sonra da umut hakkının kullanılması için başvurusunu yapsın. Hodri meydan, buna varız</em>” demişti. Hatta bu söz üzerine aynı gün CHP grup toplantısında Özgür Özel; “<em>el yükseltiyorum Devlet bey. Ben de Kürtlere bir devlet teklif ediyorum. Kürtlere, tam olarak kendilerine ait hissetmeyen bütün Kürtlere Türkiye Cumhuriyeti Devleti&#8217;nin sahibi olmayı teklif ediyorum</em>” söyleminde bulunmuştu.</p>



<p>Ekim 2024 tarihinden Mayıs 2026 tarihine geldik, bu kepazelikler üzerine yeni olaylar yaşandı, bebek katili terörist başı için kurucu önderlikten, barış koordinatörlüğüne kadar hukuksuz teklifler önerildi. Şimdi bu açılım safsatası el birliğiyle devam ettirilmektedir. 14 Mayıs 2026 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda, DEM Parti’nin ‘Kürtçenin kamusal alanda kullanımının önündeki engellerin araştırılması’ için verdiği önerge görüşüldü. Önergenin görüşülmesine geçilmeden önce partilerin grup önerileri görüşüldü.</p>



<p>DEM Parti Van Milletvekili Gülderen Varlı, Kürt sorununun çözümü yolunda atılacak adımların, onlarca yıldır Kürt halkının karşılaştığı engellerin kaldırılmasını da beraberinde getireceğini, Kürtçenin korunması ve geliştirilmesinin, demokratik toplum ilkeleri ile kültürel çeşitliliğin yaşatılması açısından en iyi yerde durduğunu ifade ederek: “<em>bu nedenle komisyonun kurulması aynı zamanda toplumsal barışın güçlenmesine de katkı sağlayacaktır</em>” diye konuştu.</p>



<p>CHP Ankara Milletvekili Okan Konuralp, CHP’nin 2025 yılında yenilenen parti programında yer alan ilkelere dikkat çekerek, toplumsal sorunların çözüm adresinin eşit yurttaşlık temelinden geçtiğini ifade ederek; “<em>dillerin kaybı aidiyet duygusunu zedeler, ortak yaşam iradesini aşındırır. Ana dil hakkının güvence altında olduğu toplumlarda ise bireyler ülkelerine daha güçlü bağlarla bağlanır, ortak geleceğe daha fazla inanır</em>” diye konuştu.</p>



<p>Yeni Yol Grubu Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan, AKP iktidarı öncesine kadar Türkiye&#8217;nin geçmişten bu yana barındırdığı farklı medeniyet ve kültürlerin bir arada yaşama kültürüyle her milletten, her kültürden insanların barış, huzur ve kardeşlik içerisinde yaşadığı bir ülke olduğunu savundu.</p>



<p>Önerge AKP, MHP ve İYİ Partinin oylarıyla reddedilirken, CHP ve DEM Parti olumlu oy kullandı. Ancak partilerin kullandığı oy sayıları kamuya açıklanmadı. Tüm etnik azınlıkların ana dillerinde eğitim almaları ve anadillerin kamusal alanda kullanımının millet birliğini böleceği çok açıktır. CHP’li milletvekilinin “<em>bireylerin ülkelerine daha güçlü bağlanacağını, ortak geleceğe daha fazla inanacağını</em>” söylemesi PKK terör örgütü ve siyasi uzantısı DEM partinin bile savunamayacağı kadar bölücü bir istektir. Dil birliği, millet birliğinin sağlanmasındaki en önemli olgudur. Dil birliğini bozacak her türlü yaklaşım, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğe karşı yürütülen emperyalist projelerin oyunudur.</p>



<p>Devlet ile vatandaşlar arasındaki tüm resmi işlemlerin resmi dilde yapılması gerekmektedir. Resmi dil, bir ülkede anayasa ile kabul edilen dili tanımlamak için kullanılan terimdir. Bir ülke sınırları dahilinde yaşayan kişiler ya da topluluklar farklı bir dil konuşsalar bile, resmi işlemlerini gerçekleştirirken resmi dil kullanmak durumundadırlar. Anadil ise, insanın çocukken anasından, babasından, evindekilerden ve soyca bağlı olduğu topluluktan öğrendiği dildir. Anadili ne olursa olsun, insanların resmi dili öğrenmeleri, bilmeleri gereklidir. Çünkü ülke içindeki tüm resmi işlemler gerçekleştirilirken, anadil yerine sadece resmi dil kullanılır.</p>



<p>Ülkemizi bölmeye götürecek açılım sürecinde ne yazık ki cumhuriyeti kuran partinin de DEM’lendiği gözlenmektedir. DEM Parti emperyalizmin güdümündedir, PKK terör örgütünün siyasal uzantısıdır. Her konuda görüş bildiren DEM Partinin şimdiki ve önceki bütün sözcüleri, toprak reformu konusuna hiç değinmemektedir. DEM Parti, emekçilerin, çiftçilerin, köylülerin partisi değildir; feodal beylerin, toprak ağalarının, silah ve uyuşturucu ticareti yapanların desteklediği partidir. DEM Parti, ilerici ve devrimci bir parti değildir, etnik temelli ve gerici bir partidir. Kısaca şöyle diyebiliriz: DEM Parti feodalizm üzerinden federalizme ulaşmayı planlayan, ağızlarına hiç toprak reformu almamış gerici partidir. Cumhuriyeti kuran partinin, böyle bir partinin peşine takılıp DEM’lenmesi iyi niyetle açıklanamaz; bu gaflet ve dalaletin de ötesi bir durumdur.</p>



<p>Cumhuriyetimizi kuran partinin genel başkanı ve eşsiz liderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bütün bu yaşananları görseydi 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a çıkar mıydı denilecek günlerden geçmekteyiz. Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başlangıcı olan 19 Mayıs 1919 tarihi, güzel vatanımızın kurtuluşunun başlangıcıdır. Türkiye Cumhuriyeti, 19 Mayıs 1919 tarihindeki o büyük inançtan, o kutsal isyandan, o çelik inattan, o azim ve karardan doğmuştur. Bizlere düşen Atatürk’ü özümseyerek anlamak, ilkelerine sarılmak, devrimlerini içselleştirmek, Misakı Milli sınırlarına sahip çıkmak ve ‘Yaşa Mustafa Kemal Paşa Yaşa’ demektir.</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 18 Mayıs 2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>NEYİN STATÜSÜ?</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/neyin-statusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 May 2026 21:18:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Suay KARAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[Amedspor]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[ODTÜ Bahar Şenliği]]></category>
		<category><![CDATA[Terörist Başına Statü]]></category>
		<category><![CDATA[Zvonimir Boban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=8094</guid>

					<description><![CDATA[Suay Karaman MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 5 Mayıs Salı günü partisinin grup toplantısında yeni bir hamle yaparak yaklaşık 50 bin kişinin ölümünden sorumlu ve bebek katili Abdullah Öcalan teröristi için ‘statü’ çağrısında bulundu. Bu statünün, ‘Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü’ olmasını önerdi. Buradaki siyasallaşmanın anlamı ile terör örgütü elebaşı, bebek katilini meşru ve yasal [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Suay Karaman</strong></p>



<p>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 5 Mayıs Salı günü partisinin grup toplantısında yeni bir hamle yaparak yaklaşık 50 bin kişinin ölümünden sorumlu ve bebek katili Abdullah Öcalan teröristi için ‘statü’ çağrısında bulundu. Bu statünün, ‘Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü’ olmasını önerdi. Buradaki siyasallaşmanın anlamı ile terör örgütü elebaşı, bebek katilini meşru ve yasal siyaset zeminine dahil etmek hedeflenmektedir. İnsanları öldüren terörist başı, barış süreci koordinatörü yapılacak.</p>



<p>PKK terör örgütünün siyasi uzantısı DEM Parti grup toplantısında konuşan eş Genel Başkan Tuncer Bakırhan şöyle dedi; “<em>Sayın Bahçeli&#8217;nin &#8216;Öcalan&#8217;ın statüsü ne olacaktır?&#8217; sorusu tarihidir. Bu soru orta yerde hâlâ duruyor ve hâlâ cevabını beklemektedir sayın iktidar. Bugün sayın Bahçeli&#8217;nin grup toplantısında statü ve yasal adımlar atması konusunda ortaya koyduğu çerçevenin altına imza atıyoruz… Siyaset yol açsın, ülke rahatlasın, yasal adımlar atılsın. Sayın Öcalan&#8217;ın sürece katkı sağlayabileceği özgür çalışma ve özgür iletişim koşulları oluşturulsun. PKK gereğini yapmazsa o zaman toplum çıksın desin ki bu taraf görevini yapmadı.</em>” dedi.</p>



<p>Bu sözlere çocuklar bile kanmaz ama toplumu uyutarak emperyalist projeyi adım adım işletiyorlar. MHP genel başkanının sözlerine Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ve İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu gerekli sert tepkiyi verdiler. Ama diğer partilerden özellikle CHP’den ses çıkmadı. Zaten CHP yönetimi MHP genel başkanının son çağrısına karşı çıkmamaktadır. CHP yönetimi bu suskun ve gizli destek tavrını sürdürürse aldığı cumhuriyetçi ve laik oyların düşeceğinin farkında değildir.</p>



<p>Siyasetteki açılım, spora da yansıtıldı. Diyarbakır’da 1972 yılında Melikahmet Turanspor olarak kurulan futbol takımı, 1990 yılında ismini Diyarbakır Belediye Spor olarak değiştirdi. 1993-94 futbol sezonunda 3. Lige yükseldi. 2014 yılında ismini Amed Sportif Faaliyetler olarak değiştirdi. 2024-25 sezonunda 1. Lige yükseldi ve bir yıl sonra &nbsp;2025-26 sezonunda da son 5 maçında 11 puan yitirmesine karşın süper lige çıkarıldı. Zaten sezon başında bu takımın süper lige çıkarılacağı belliydi; artık futbolda saha içinde değil, saha dışında yapılan eylemlerle sonuca gidiliyor. Bu durumu açılım saçmalığının ürünü olarak kabul etmek gerekir. Amedspor olarak bilinen bu futbol takımının maçlarında bölücü sloganlar atılmakta ve terör örgütü elebaşısının posterleri asılmaktadır. Şampiyonluk kutlamalarında bile olayların yaşandığı, bölücü sloganların atıldığı bir ortamda önümüzdeki sezon süper ligde de benzer olayların çıkması kaçınılmaz olacaktır. Amed isminin Kürtçe ile ilgisi yoktur, Bizans döneminde bu isim kullanılmıştır. Buna karşın PKK terör örgütü ve DEM Parti, Diyarbakır için Amed ismini kullanmaktadır. Amedspor’un eski yöneticisinin “<em>Amedspor Kürdistan milli takımıdır</em>” söylemi üzerinde de düşünmek gerekir.</p>



<p>13 Mayıs 1990 tarihinde Yugoslavya Zagreb’de oynanan Dinamo Zagreb-Kızılyıldız maçındaki küfürleşmeler güvenlik güçlerinin sert müdahalesiyle önlenmeye çalışılmıştı. Ardından Hırvat futbolcu Zvonimir Boban&#8217;ın polise attığı tekme ile başlayan olaylarda 59 polis, 79 taraftar yaralanmıştı. Etnik milliyetçilik ve futbol fanatizmi büyüyerek önce Hırvat &#8211; Sırp savaşını başlatmış ve sonra Yugoslavya&#8217;da iç savaşı ateşleyerek, bölünme sürecine yol açmıştı.</p>



<p>ODTÜ’de her yıl yapılan bahar şenliğine bu kez bölücü terör örgütü elemanlarının çıkardığı olaylar damgasını vurdu. 6 Mayıs Çarşamba günü terör örgütü sempatizanı olan bir sanatçı, konser sırasında dağdakilere selam gönderdi. Bunun üzerine ulusalcı gençler tarafından protesto edildi. Ulusalcı gençlere, bölücü terör yanlısı grup tarafından fiziksel şiddet uygulandı. Türk Bayrağı açan ve “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” sloganı atan ulusalcı gruba karşı yapılan çirkin saldırı bilinçli ve kışkırtma amaçlıdır. Olaylarda yaralananların olması ayrı bir üzüntü kaynağıdır. Türk Bayrağı’na yapılan her saldırının, Türk milletinin birliğine, vatanın bölünmez bütünlüğüne ve milli onurumuza yapıldığı bilinmelidir. Bu saldırıyı yapanların arkasında devletin temel değerlerini aşındıran, vatan toprağını pazarlık konusu yapan, bebek katili terörist başına özgürlük söylemleriyle ayrışmayı körükleyen siyasi anlayış vardır.</p>



<p>Emperyalist güçler, örgütlü olarak cumhuriyetimizin temellerine saldırmaktadır. Terör örgütü ile birlikte sürdürülen sürecin yansımaları her alanda görülmektedir. Terör örgütüyle yürütülen bu sahte barış süreci ile ülkemizde daha kötü olayların olacağı bilinmelidir. Siyasetçiler, emperyalizmin maşası olmadan bu yola karşı durmalı ve laik, demokratik cumhuriyetimize sahip çıkmalıdır. Zaman, emperyalizmin bilinen oyunlarını boşa çıkarma zamanıdır. Bunun için emperyalizmin her türlü oyununa karşı uyanık olmalı ve ülkemizin bağımsızlığını korumalıyız.</p>



<p>Bugün ülkemiz işgal altındadır; tüm kurumlar ele geçirilmiş, bölücü ve dinci örgütler her yere sızmıştır. Atatürk’ün bize emanet ettiği laik cumhuriyetimize de, güzel ülkemize de sahip çıkmak zorundayız ve ‘Gençliğe Hitabe’yi okuyarak, gereğini yapmalıyız.</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 11 Mayıs 2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KELEPÇE</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/kelepce/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 May 2026 21:02:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Suay KARAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[Akbelen]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Işık]]></category>
		<category><![CDATA[Nejla Işık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=8076</guid>

					<description><![CDATA[Suay Karaman Bir kişinin bileklerini birbirine yakın tutmak ve hareket kabiliyetini engellemek amacıyla kullanılan alete kelepçe adı verilir. Kelepçe genellikle güvenlik görevlilerince şüphelilerin kaçmasını önlemek amacıyla kullanılır. Şüphelilerin kaçma durumu yoksa, kelepçe takmanın da bir anlamı yoktur. Muğla, Milas Akbelen Ormanı çevresindeki zeytinliklerin ve tarım arazilerinin acele kamulaştırılmasına karşı çıkan köylüler, 30 Mart tarihinde yapılan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Suay Karaman</strong></p>



<p>Bir kişinin bileklerini birbirine yakın tutmak ve hareket kabiliyetini engellemek amacıyla kullanılan alete kelepçe adı verilir. Kelepçe genellikle güvenlik görevlilerince şüphelilerin kaçmasını önlemek amacıyla kullanılır. Şüphelilerin kaçma durumu yoksa, kelepçe takmanın da bir anlamı yoktur.</p>



<p>Muğla, Milas Akbelen Ormanı çevresindeki zeytinliklerin ve tarım arazilerinin acele kamulaştırılmasına karşı çıkan köylüler, 30 Mart tarihinde yapılan bilirkişi keşfi için demokratik haklarını kullanarak eylem yaptılar. İkizköy Muhtarı Nejla Işık’ın kızı, İkizköy Çevre Komitesi üyesi, psikoloji eğitimi almış 26 yaşındaki Esra Işık da bu duruma tepki gösterdi ve protesto hakkını kullandı. Bu protesto, keşif heyetinde rahatsızlık yarattı ve şikayetçi oldular.</p>



<p>Esra Işık, 30 Mart gece yarısında İkizköy’deki evinden göz altına alındı ve 31 Mart tarihinde çıkarıldığı mahkemede keşif heyetine ‘görevini yaptırmama’ ve ‘hakaret’ suçlamasıyla haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklandı. Bu kokuşmuş talan düzenine karşı 7 yıldır direnen Esra Işık’ın suçu; enerji ve maden şirketlerini koruyan yasaya karşı toprağını, köyünü, geleceğini savunmasıydı. Bu haksızlığa, bu adaletsizliğe ses çıkardığı için hukuksuz olarak özgürlüğü elinden alındı.</p>



<p>İzmir Aliağa Şakran cezaevine gönderilen Esra Işık, 27 Nisan Pazartesi günü ilk duruşma için Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi’ne elleri kelepçeli olarak ve genel kurala aykırı bir şekilde ön kapıdan getirildi. Yaklaşık 8 saat süren duruşmada Esra Işık ve avukatlarının yaptığı savunmalar dikkate alınmayarak, tutukluluğuna devam kararı verildi; ikinci duruşmanın 1 Haziran Pazartesi günü yapılacağı bildirildi.</p>



<p>Vatan toprağı satılamaz; Esra Işık vatan toprağını ve orada yaşayan tüm canlıları savunmuştur. Esra, vatanına, toprağına, geleceğine sahip çıktığı için tutuklandı ve mahkemede tutukluluğuna devam kararı verildi. Duruşma sonrasında Adliye Sarayı önünde açıklama yapan Esra’nın annesi, İkizköy Muhtarı Nejla Işık gözyaşları içerisinde karara tepki göstererek şunları söyledi: “Yıkılmamızı istiyorlar, pes etmemizi istiyorlar, bu yüzden bu kadar baskı. Yıkılmamızı görmek için, gözyaşlarımızı görmek için. Ama göremeyecekler, yıkıldığımızı göremeyecekler, göstermeyeceğiz. Kızım dimdik duruyorsa, biz de dimdik durmaya devam edeceğiz. Er ya da geç adalet tecelli edecek. Biz vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz. Ne evladımızdan vazgeçeceğiz ne topraklarımızdan vazgeçeceğiz ne mücadelemizden vazgeçeceğiz. Doğasını korumak, toprağını korumak suç değil, suç olmamalı. Nasıl evladım dimdik duruyorsa, biz de burada köylülerimizle dimdik ayaktayız. Ama bir ay sonra, ama iki ay sonra. Alnında, göğsünde o vatan sevgisini söndüremeyecekler.”</p>



<p>Yaşanan bu olay tüm Türkiye&#8217;nin sorunudur, ülkemizin çığlığıdır. Çünkü yurdumuzun her tarafı talan edilmektedir, yağmalanmaktadır, bazı özel şirketlere peşkeş çekilmektedir. Ülkemizde kalkınma adına eşsiz doğamız yok edilmektedir; yaylalarımız, ovalarımız, ormanlarımız, bereketli köylerimiz maden çalışmaları yüzünden büyük bir tehdit altında bulunmaktadır. Mersin Arslanköy yaylasında ve çevresindeki yerleşim yerlerinde boksit işletmeciliği yapılmaktadır. Şimdi başka şirketlerin de boksit çıkarmasına izin verilmektedir. Böylece bir milyon ton boksit cevherinin ihraç edilmesi planlanmaktadır. Haftada en az üç gün tonlarca dinamit kullanılarak üretim sahalarındaki patlatmalarla; çevredeki yerleşimlerin hem su gözeleri kaybolacak hem de sularına arsenik ve radyoaktif maddeler karışabilecektir. Tüm içme suları ve deniz, kimyasal olarak zehirlenecek, deniz ve karada tüm canlılar olumsuz şekilde etkilenecektir. Aynı şekilde Çanakkale, Artvin, Giresun, Ordu, Rize, Eskişehir, Bursa, Kütahya, Antalya, Manisa başta olmak üzere birçok yörelerde de doğa ve köyler katledilmek istenmektedir. Madencilik ekonomiye katkı sağlasa da siyanür, açık ocak gibi sürdürülebilir olmayan uygulamalar çevrenin kasıtlı ya da sorumsuz biçimde yok edilmesi riskini yaratmaktadır.</p>



<p>Bütün bunlar yaşanırken Tunceli&#8217;de 5 Ocak 2020 tarihinde kaybolan ve kendisinden bir daha haber alınamayan Gülistan Doku, intihar etti gerekçesiyle soruşturma kapatılmak istendi. Haziran 2024 tarihinde Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı&#8217;na atanan Ebru Cansu, dosyayı yeniden ele aldı ve olayda yaşananlar bir bir gün yüzüne çıkmaya başladı, Gülistan Doku’nun öldürüldüğü ortaya çıkartıldı. Gelişmeler üzerine Gülistan Doku’nun zamanın Tunceli Valisi Tuncel Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel tarafından öldürüldüğü iddiası üzerine birçok görevli tutuklandı. 17 Nisan 2026 tarihinde Mülkiye Başmüfettişliği görevinden açığa alınan Tunceli eski Valisi Tuncay Sonel göz altına alındı. 21 Nisan tarihinde de ‘suç delillerini yok etme’, ‘bilişim sistemindeki verileri bozma’, ‘kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme’, ‘özel hayatın gizliliğini ihlal’ ve ‘resmi belgeyi gizleme’ suçlamalarıyla tutuklandı.</p>



<p>Toprağına sahip çıkan, vatanını savunan ve kaçma şüphesi olmayan Esra Işık’a kelepçe takılırken, hakkında büyük suçlamalar bulunan eski valiye kelepçe takılmaması, hukukun da adaletin de keyfi uygulandığının ve hatta yerlerde süründüğünün kanıtıdır. Ne yazık ki bu durumlarda baroların ve hukuk fakültelerinin sesleri çıkmamaktadır. Örgütlü olup, demokratik yollardan haklarımızı aramanın zamanıdır.</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 4 Mayıs 2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ULUSAL EGEMENLİK</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/ulusal-egemenlik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Apr 2026 21:05:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Suay KARAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[23 nisan]]></category>
		<category><![CDATA[Ulusal Egemenlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=8052</guid>

					<description><![CDATA[Suay Karaman 106 yıl önce açılan Büyük Millet Meclisi’nin kökeni, Ulusal Kurtuluş Savaşı’na dayanmaktadır. Mustafa Kemal’in önderliğinde, dünyada ilk kez emperyalist devletlere karşı zafer kazanılmıştır. Bu meclis hem ülkemizin kurtuluşuna hem de yeni bir devletin kuruluşuna öncülük eden tarihi bir olguya sahiptir. Çürümüş ve yozlaşmış bir imparatorluktan yepyeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması, demokratik ve laik yönetim [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Suay Karaman</strong></p>



<p>106 yıl önce açılan Büyük Millet Meclisi’nin kökeni, Ulusal Kurtuluş Savaşı’na dayanmaktadır. Mustafa Kemal’in önderliğinde, dünyada ilk kez emperyalist devletlere karşı zafer kazanılmıştır. Bu meclis hem ülkemizin kurtuluşuna hem de yeni bir devletin kuruluşuna öncülük eden tarihi bir olguya sahiptir. Çürümüş ve yozlaşmış bir imparatorluktan yepyeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması, demokratik ve laik yönetim biçiminin gerçekleşmesi, çağdaş ve aydınlık bir yaşam biçiminin belirlenmesi ve bunun için yapılan tüm yenilikler, 23 Nisan 1920 tarihinde Mustafa Kemal’in liderlik ettiği Büyük Millet Meclisi’nin attığı o büyük ve kalıcı adımlarla gerçekleşmişti.</p>



<p>Ulusal egemenlik ve tam bağımsızlık olmak üzere devletimizin başlıca iki temel niteliği bulunmaktadır. Ulusal egemenlik, ulusun kendi kendisini yönetmesidir. Tam bağımsızlık, başka bir devletin yönetimi altına girmemektir. Egemenliğin ülke içinde kullanımı ulusal egemenlik, ülke dışında kullanımı ise tam bağımsızlıktır. Emperyalizmi rahatsız eden bu iki temel nitelik, günümüzde türlü işbirliği ve oyunlarla yok edilmek istenmektedir.</p>



<p>Ulusun kendi kendini yönetmesi olan ulusal egemenlik kavramı uzun yıllardan beri yok sayılmaktadır. Ülkemizin her yerine, her işine yabancıların el attığı bir ortamda ulusal egemenlikten söz etmek, artık nostalji halini almaktadır. Bugün 106. yılını kutladığımız ulusal egemenliğin, artık elimizde olmadığını bilmek zorundayız. Çünkü günümüzde ulusal egemenlik, küresel emperyalizme devredilmiştir.</p>



<p>Bu nedenle Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızdan geriye sadece çocuk bayramı kalmıştır denebilir. Ama bugün çocuklarımız da açlık ve sefalete terk edilmiş, her türlü suistimal ve tecavüze uğramakta, yaralanmakta ve öldürülmektedir, psikolojileri bozulmuş durumdadır. İşte bu koşullarda çocuk bayramı kutlanmaktadır. Eşsiz liderimiz Atatürk “vatanı korumak, çocukları korumakla başlar” sözünün çok gerisinde kaldığımız anlaşılmaktadır.</p>



<p>Anayasalarımızın temel hükümlerine bakarak, ulusal egemenlik kavramı hakkında bilgi edinmeliyiz. Ülkemizin ilk anayasası olan 1924 Anayasası’nın egemenlik, yasama, yürütme ve yargı ile ilgili temel hükümleri şöyledir:</p>



<p>Madde 3- Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.</p>



<p>Madde 4- Türk milletini ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi temsil eder ve Millet adına egemenlik hakkını yalnız o kullanır.</p>



<p>Madde 5- Yasama yetkisi ve yürütme erki Büyük Millet Meclisinde belirir ve onda toplanır.</p>



<p>Madde 6- Meclis, yasama yetkisini kendi kullanır.</p>



<p>Madde 7- Meclis, yürütme yetkisini kendi seçtiği Cumhurbaşkanı ve onun tayin edeceği Bakanlar Kurulu eliyle kullanır. Meclis, Hükûmeti her vakit denetleyebilir ve düşürebilir.</p>



<p>Madde 8- Yargı hakkı, millet adına usul ve kanuna göre bağımsız mahkemeler tarafından kullanılır.</p>



<p>Ülkemizin ve dünyanın en çağdaş anayasası olarak nitelendirilen 1961 Anayasası’nın egemenlik, yasama, yürütme ve yargı ile ilgili temel hükümleri şöyledir:</p>



<p>Madde 4- Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletinindir. Millet, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir suretle belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ, kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.</p>



<p>Madde 5- Yasama yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.</p>



<p>Madde 6- Yürütme görevi, kanunlar çerçevesinde, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından yerine getirilir.</p>



<p>Madde 7- Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.</p>



<p>Bugün yaklaşık %70’i değiştirilen 1982 Anayasası’nın egemenlik, yasama, yürütme ve yargı ile ilgili temel hükümleri şöyledir:</p>



<p>Madde 6- Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletine aittir ve millet, egemenliğini Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organlar aracılığıyla kullanır.</p>



<p>Madde 7- Yasama yetkisi, Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;ne aittir ve devredilemez.</p>



<p>Madde 8- Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından Anayasa ve kanunlara uygun olarak kullanılır.</p>



<p>Madde 9- Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.</p>



<p>Tüm anayasalarda ulusal egemenlik, yasama, yürütme ve yargı erkleri açık açık yazılmış ve titizlikle korunmuştur. Ancak 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan halk oylamasında, Yüksek Seçim Kurulu’nun son dakika kararı ile mühürsüz oy pusulalarının geçerli kabul edilmesiyle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı verilen tuhaf bir sisteme geçilmiştir. Yani ülkemizin rejimi sahte oylarla değiştirilerek, egemenlik tek adam yönetimine devredilmiştir. Bugün TBMM yönetimi yerine, siyaset biliminde benzeri olmayan Cumhurbaşkanlığı yönetiminin çok büyük olumsuzluklarını yaşamaktayız.</p>



<p>Cumhurbaşkanının partili olmasıyla, bu makam iç siyasette herkesi kucaklayıcı bir makam olmaktan çıkmıştır. Bugün, TBMM fiilen etkisizleşmiştir. Yürütme erki Cumhurbaşkanı ve bakanlar, Meclise karşı sorumsuzdur. Demokrasinin olmazsa olmazı olan güçler ayrılığı ilkesi fiilen yok sayılarak, bağımsız yargı tamamen yok edilmiştir. Ülkemiz artık Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile yönetilmektedir. Ülkemizde adı konmamış bir sivil darbe yaşanmaktadır.</p>



<p>Bugün genel durum ve görünüm hiç iyi değildir. Ulusun kendi kendini yönettiği ulusal egemenlik kavramı uzun yıllardan beri yok edilmiştir. Demokrasi bitmiş, yerine tek adam diktatörlüğü getirilmiştir. Ancak her durumda mücadeleye devam etmek gerekmektedir. Ulusal egemenlik, tam bağımsızlık, emperyalizm karşıtlığı ilkelerinde birleşerek, Kemalist ilke ve devrimleri özümseyenlerin bir araya gelerek yapacağı örgütlü mücadele sonunda, bu karanlık gidişten aydınlığa çıkmak olasıdır. Bütün bu olumsuzluklara karşın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız Kutlu Olsun.</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 27 Nisan 2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SÖMÜRGE VALİSİ</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/somurge-valisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2026 21:29:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Suay KARAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[Sömürge Valisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=8034</guid>

					<description><![CDATA[Suay Karaman Sömürge valisi gibi davranıp konuştuğu için ABD Büyükelçisi Tom Barrack’a kızıyoruz, istenmeyen adam ilan edilsin diyoruz. Ancak aşağıdaki yazı, bazı gerçekleri açıklıyor. Çünkü hitap şekli zaten bizimkilerin ABD Büyükelçisini, sömürge valisi olarak kabullendiğinin kanıtı. Diplomatik pasaporta sahip eski bir milletvekiline ABD’nin turist vizesi vermesi için Dışişleri Bakanlığının yazdığı rica yazısındaki kullanılan ifadeler ne [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Suay Karaman</strong></p>



<p>Sömürge valisi gibi davranıp konuştuğu için ABD Büyükelçisi Tom Barrack’a kızıyoruz, istenmeyen adam ilan edilsin diyoruz.</p>



<p>Ancak aşağıdaki yazı, bazı gerçekleri açıklıyor. Çünkü hitap şekli zaten bizimkilerin ABD Büyükelçisini, sömürge valisi olarak kabullendiğinin kanıtı.</p>



<p>Diplomatik pasaporta sahip eski bir milletvekiline ABD’nin turist vizesi vermesi için Dışişleri Bakanlığının yazdığı rica yazısındaki kullanılan ifadeler ne kadar rahatsız edici. Bu dil diplomasi dili değildir, Türkiye Cumhuriyeti Devleti&#8217;ni küçük düşürme dilidir.</p>



<p>Bağımsız bir ülkenin Dışişleri Bakanlığı, ülkesindeki bir elçiliğe bu şekilde yazı yazmaz. Üstelik Dışişleri Bakanlığı&#8217;nın bilgisiz, iş bilmez personeli her kimse, adı bile yazılmamış.</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 21 Nisan 2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEHŞET</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/dehset/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2026 21:34:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Suay KARAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[C31K]]></category>
		<category><![CDATA[Cihannüma Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Mahiye Morgül.]]></category>
		<category><![CDATA[Okullarda Şiddet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=8026</guid>

					<description><![CDATA[Suay Karaman Ülkemizde dehşet verici olaylar yaşanıyor. Hemen hemen her gün bir şiddet olayı duyuyoruz. 14 Nisan Salı günü Şanlıurfa’nın Siverek ilçesindeki Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ne silahlı saldırı düzenlendi. Av tüfeğiyle saldırıyı yapan lisenin 19 yaşındaki eski bir öğrencisi, 16 kişiyi yaraladıktan sonra kendini öldürdü. 15 Nisan Çarşamba günü&#160; Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesindeki [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Suay Karaman</strong></p>



<p>Ülkemizde dehşet verici olaylar yaşanıyor. Hemen hemen her gün bir şiddet olayı duyuyoruz. 14 Nisan Salı günü Şanlıurfa’nın Siverek ilçesindeki Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ne silahlı saldırı düzenlendi. Av tüfeğiyle saldırıyı yapan lisenin 19 yaşındaki eski bir öğrencisi, 16 kişiyi yaraladıktan sonra kendini öldürdü.</p>



<p>15 Nisan Çarşamba günü&nbsp; Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesindeki Ayser Çalık Ortaokulu&#8217;na silahlı saldırı düzenlendi. 8. sınıf öğrencisinin yaptığı saldırıda bir öğretmen ve 9 öğrenci ölmüş, 13 öğrenci de yaralanmıştı. Saldırganın aldığı bıçak darbesi sonunda öldüğü bildirildi. Bu olayın ardından, C31K (Cehennemin 31. Katı) isimli Telegram kanalında saldırıya ait sansürsüz görüntüler paylaşılmış ve olayı yapan kahraman ilan edilmiştir. Yaklaşık 100 bin üyesi bulunan ve saldırıya ilişkin görüntülerin paylaşıldığı tespit edilen C31K adlı Telegram grubu kapatıldı. Ancak benzer grupların olduğu unutulmamalıdır.</p>



<p>Bu her iki olay kadar olmasa da okullarımızda benzer olaylar yaşanmaktadır, ölenler ve yaralananların olduğu bilinmektedir. Ayrıca akran zorbalığı da büyük boyutlardadır. Olayların sadece güvenlik eksikliği olarak açıklanması, gerçeği bulmamızı engeller. Aile içi şiddet, kişisel psikolojik sorunlar, internet ortamında seyredilen şiddet içerikli yayınlar, televizyonlardaki düzeysiz, içeriği boş, şiddet yanlısı diziler, toplumdaki manevi ve ahlaki çürüme ve en önemlisi de laik, bilimsel, çağdaş eğitimin yozlaştırılması bu olayların nedenlerindendir.</p>



<p>Eğitim alanındaki ilk yozlaşma Türkiye Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletleri arasında imzalanan ikili anlaşma sonucunda 27 Aralık 1949 tarihinde kurulan Fulbright Eğitim Komisyonu ile başlamıştır. Fulbright Eğitim Komisyonu, Türk Milli Eğitim sistemini altüst eden, Türkiye’yi parçalayacak alt yapıyı oluşturan ve Atatürk’ün Türk Milliyetçiliği fikir sistemini yok etmeyi planlayan bir oluşumdur. Bu süreçten günümüze kadar yozlaşmadan iyice payını alan eğitim, AKP iktidarı ile ‘dindar ve kindar’ nesil yetiştirmek amacına çevrilmiştir.</p>



<p>Eğitimimizi 2004 yılından itibaren kendi gereksinimlerine göre düzenleyen siyasi iktidarın öğrencilere ücretsiz dağıttığı ders kitaplarında çocukları psikolojik olarak çöküntüye uğratan şiddete yönelik vahşi görseller bulunmaktadır. “<em>Bu kitaplarla çocuklarımızı canavar ruhlu yetiştiriyorsunuz</em>” diyen eğitimci yazar Mahiye Morgül’e soruşturmalar açıldı. Millî Eğitim Bakanlığı’nın bastırdığı 30 kadar kitaba dava açarak, çocuklarımızı kurtarmak için yola çıkan Mahiye Morgül’e gereken destek siyasiler ve eğitim sendikaları tarafından verilmedi. Okulların savaş meydanına döneceğini&nbsp;2004 yılından beri yazan bir eğitimciye destek vermek yerine, sessiz kalanlar bu olayların sorumlularındandır.&nbsp;Çünkü bir çocuğun canavar ruhlu olması onun kaderidir ama suça bulaşması ise bu sistemle verilen eğitimin sonucudur.&nbsp;Okullarda sanat, spor, kültürel ve sosyal etkinlikler güçlendirilerek öğrencilerin kendilerini ifade edebilecekleri sağlıklı alanlar yaratılmadan, nitelikli eğitimden söz edilemez.</p>



<p>Millî Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında imzalanan ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES)’ projesi kapsamında imam, vaiz gibi din görevlileri, okullara ‘manevi danışman’ olarak görevlendirilerek öğrencilere değerler eğitimi verilmeye başlanması da bilimsel, laik ve çağdaş eğitime karşı başka bir darbedir. Şimdi Milli Eğitim Bakanı’nın istifası istenmektedir.</p>



<p>Kurucusu olduğu Cihannüma Derneği’nin genel başkanlığından gelme Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in istifa etmesiyle sorunlar çözülmez. Onun yerine gelecek olan da aynı yoldan yürüyecektir. Siyasi iktidar değişmeden, olumlu hiçbir gelişmenin olmayacağı bilinmelidir.</p>



<p>Okullar, çocukları suçtan koruyacak, ruh sağlığını destekleyecek en önemli kurum olmalıyken, bugün okulların birçoğu bu işlevini yitirmiş durumdadır.&nbsp;Okullarımızda yaşanan korkunç katliamlar nitelikli bilgiden uzak, hastalıklı, kokmuş ve çürümüş bir yönetim anlayışının ürünüdür. Atatürk ve cumhuriyet devrimlerini yok etmeye çalışanlarla, Andımızın kaldırılmasını onaylayanlarla, Arapça İstiklal Marşı okutulmasına göz yumanlarla, tarikat yurtlarında yaşanan çocuk istismarlarına tepki vermeyenlerle eğitimdeki sorunlar çözülemez. Her okula polis yerleştirerek de bu olayların önlenemeyeceği bellidir.</p>



<p>Bu arada iki çocuk iki okul bastı diye 23 Nisan Bayramını iptal etmeye çalışmak isteyenler var ama kırk yıldır elli bin kişinin katili PKK terör örgütünün başını ve DEM partiyi iptal etmek akıllarına gelmiyor. Başbakan eskisi Ahmet Davutoğlu’nun, okullarda yaşanan acıları bahane ederek 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamalarının iptalini istemesi de kesinlikle art niyetli bir tekliftir. Bu nedenle 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızı büyük bir coşku ile kutlamalıyız.</p>



<p>“<em>Eğitimdir ki bir milleti; ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder</em>” diyen eşsiz liderimiz Atatürk’ün “<em>Vatanı korumak, çocukları korumakla başlar</em>” sözünü aklımızdan çıkarmamalıyız. Çocuklarımızı, kadınlarımızı, insanlarımızı, ormanlarımızı, tüm canlılarımızı, göllerimizi, ırmaklarımızı, denizlerimizi, yer altı ve yer üstü zenginliklerimizi koruyamadan, vatanımızı koruyamayacağımızı anlamak zorundayız.</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 20 Nisan 2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>NATO</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/nato/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Apr 2026 21:07:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Suay KARAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[NATO]]></category>
		<category><![CDATA[NATO Çok Uluslu Kolordu Karargâhı]]></category>
		<category><![CDATA[NATO Deniz Unsur Komutanlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=8015</guid>

					<description><![CDATA[Suay Karaman 4 Nisan 1949 tarihinde 12 ülke tarafından imzalanan Kuzey Atlantik Antlaşması&#8217;na dayanarak kurulan NATO’nun (North Atlantic Treaty Organization &#8211; Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü), temel amacı, üye ülkelerin herhangi bir dış saldırıya karşı ortak savunma yapmasını sağlamak ve Kuzey Amerika ile Avrupa arasındaki güvenliği güçlendirmektir. Merkezi Brüksel’de bulunan NATO&#8217;nun kurucu ülkeleri Amerika Birleşik Devletleri, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Suay Karaman</strong></p>



<p>4 Nisan 1949 tarihinde 12 ülke tarafından imzalanan Kuzey Atlantik Antlaşması&#8217;na dayanarak kurulan NATO’nun (North Atlantic Treaty Organization &#8211; Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü), temel amacı, üye ülkelerin herhangi bir dış saldırıya karşı ortak savunma yapmasını sağlamak ve Kuzey Amerika ile Avrupa arasındaki güvenliği güçlendirmektir. Merkezi Brüksel’de bulunan NATO&#8217;nun kurucu ülkeleri Amerika Birleşik Devletleri, Belçika, Birleşik Krallık, Danimarka, Fransa, Hollanda, İtalya, İzlanda, Kanada, Lüksemburg, Norveç ve Portekiz’dir.</p>



<p>Türkiye, 19 Eylül 1950 tarihinde TBMM’nin onayı olmadan Amerikan emperyalizmine hizmet için Kore’ye asker göndermiş ve bunun sonucunda 18 Şubat 1952 tarihinde NATO&#8217;ya katılmıştır. Bugün NATO’nun üye sayısı 32 olmuştur. NATO, soğuk savaş döneminde Sovyetler Birliği tehdidine karşı bir denge unsuru olarak kurulmuş ve günümüzde de üye ülkelerin güvenliğini korumaya devam eden uluslararası askeri ittifaktır. Ancak bugün Sovyetler Birliği dağılmış, Rusya’nın ise tehdit durumu söz konusu değildir. Günümüzde NATO, ABD’nin çıkarları için çalışan bir örgüt konumuna getirilmiştir.</p>



<p>28 Şubat tarihinde emperyalist ABD ve haydut devlet İsrail’in, İran’ı vurmasıyla başlayan yeni süreç NATO ile ABD’yi karşı karşıya getirdi. NATO’yu, ABD olmadan kâğıttan kaplan olarak niteleyen ABD Başkanı Donald Trump; İran’da yardımına gelmedikleri için NATO üyelerine “<em>bizim yanımızda değilse biz neden onların yanında olalım ki?”</em> diyerek, kızgınlığını ifade etti. Türkiye’yi ise diğer NATO üyelerinden ayırarak; “<em>Türkiye bizi son derece destekleyici oldu. Bence Türkiye şahaneydi, harikaydı. Onlar istediğimiz şeylerin dışında kaldılar. Bence Erdoğan harika bir lider</em>” diyerek, İran’a karşı Türkiye’nin de tutum alması için algı operasyonuna başladı.</p>



<p>Bunun yanında 4, 9, 13 ve 30 Mart günlerinde İran’dan ateşlendiği belirtilen füzelerin Türk hava sahasına yöneldiği ve Doğu Akdeniz’de bulunan NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından düşürüldüğü bildirilmişti. Ancak ortada yanıt bekleyen kritik sorular bulunmaktadır: atıldığı iddia edilen füzelerin radar izi nerede, hangi rota ile geldi, ne kadar yüksekte düşürüldü? Bu soruların yanıtı bulunmayınca, akıllara başka olasılıklar gelmektedir. Ayrıca Milli Savunma Bakanlığı’nın, görüntüsü belli olmayan füzeleri İran&#8217;dan bizim topraklarımıza doğru atılmış füzeler olarak nitelendirmesi ise tuhaftır.</p>



<p>Bu füzelerle ilgili yapılan yorumların amacı, Türkiye&#8217;yi İran&#8217;a karşı bir savaşa sürükleme çabasıdır ve zaten ABD’nin de isteği budur. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İran’dan Türkiye’ye füze fırlatıldığı yönündeki iddiaların tamamen asılsız olduğunu bildirerek “<em>İran iyi komşuluk ilkesine bağlıdır. Türkiye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı duyuyoruz. Muhtemel iddiaların incelenmesi için ortak teknik iş birliğine hazırız</em>” dedi.</p>



<p>Emperyalist ABD ve haydut devlet İsrail, İran’daki savaşa başından beri NATO’nun dahil olmasını istemektedir. Bunu sağlayabilmek için NATO anlaşmasının 5. maddesine sığınmaktadır. Bu maddeye göre; <em>“Avrupa veya Kuzey Amerika’daki bir müttefike yönelik silahlı saldırı, tüm üyelere yapılmış sayılır. Bu madde, ‘birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için’ prensibiyle, saldırıya uğrayan üyeye askeri kuvvet kullanımı dahil gerekli yardımın yapılmasını taahhüt eder.”</em> İşte ABD, bu maddeyi uygulamak için İran’dan atıldığı söylenen füzelere sığınmaktadır. Ancak İran’ın bu zorlu savaşta kendisine yeni bir cephe açarak NATO’yu da devreye sokması akıl ve mantık ile açıklanamaz.</p>



<p>2004 yılından beri Yunanistan Ege Adalarımızı işgal etti ama NATO’dan hiç ses çıkmadı. Bizim siyasi iktidarımızdan da tepki verilmedi; üstelik işgal hala her boyutuyla sürmektedir. Ayrıca ABD, Yunanistan’da bizim sınırımıza yakın yerlerde üs kurmaktadır. Biz de el yükseltelim, bölücü ve dinci terör örgütlerinin arkasında başta ABD olmak üzere bazı NATO ülkelerinin olduğu gerçeğini unutmamalıyız; ülkemizin parçalanması, emperyalizmin en büyük arzularından biridir. Bu durumda NATO’ya üye olmanın ne işe yaradığı sorgulanmalıdır.</p>



<p>26 Mart 2026 tarihinde Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan basın açıklamasında, NATO&#8217;nun Adana’da Çok Uluslu Kolordu Karargâhı kurma sürecinde olduğu bildirildi ve ardından da İstanbul Boğazı Anadolu Kavağı’nda Deniz Unsur Komutanlığı kurulacağı bilgisi paylaşıldı. Böyle bir ortamda NATO’nun Türkiye’de iki yeni karargâh kuracağının açıklanması, ülkemizin güvenliği açısından son derece tehlikeli bir girişimdir. Zaten Adana İncirlik ve Malatya Kürecik üsleri ülkemiz adına tehdit oluşturmaktadır.</p>



<p>Adana&#8217;da kurulacak NATO Çok Uluslu Kolordu Karargâhı, İran ve Ortadoğu içindir. Bu karargâh Türkiye için değil NATO adına, bir başka deyişle ABD ile İsrail’in bölge planlarına hizmet edecektir. Açıkça İsrail&#8217;in güvenliğine ve bölgede kurmaya çalıştığı baskının hizmetine yöneliktir. Dolayısıyla bölgemizde devam eden savaş sürecinde kurulması planlanan bu karargâhın Ortadoğu, Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika olmak üzere bölgeden kaynaklanacak tehditlere odaklanacağı yönündeki yorumlar tamamen gerçek dışıdır.</p>



<p>İstanbul&#8217;da Anadolu Kavağı&#8217;nda kurulacak NATO Deniz Unsur Komutanlığı’nın ise komşumuz Rusya için kurulacağı bellidir. Bu, ülkemiz için yaşamsal derecede önemli olan Montrö Sözleşmesi’nin ortadan kaldırılmasına yönelik bir girişimdir. Böylece ülkemizin güvenliğinin temel taşlarından biri olan önemli bir uluslararası sözleşmeyi kendi elimizle yok etmiş olacağız. Planlanan NATO makyajlı bu girişim ile zaman içinde Montrö Sözleşmesi’ni ortadan kaldırarak, Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelerin, özellikle ABD savaş gemilerinin Karadeniz’e serbestçe girişi sağlanacaktır. Kısaca bu girişim Türkiye’nin kendi eliyle Karadeniz’i NATO’ya açması anlamına gelmektedir.</p>



<p>Türkiye, NATO maskesi altında kuşatılmak istenmektedir. Adana ve İstanbul Boğazı’ndaki iki NATO yapısı, birbirini bütünlemektedir. Bu girişimler, Türkiye&#8217;nin güvenliği ve çıkarları için büyük tehdittir. Bu arada Türkiye, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde ikinci kez NATO Zirvesi&#8217;ne ev sahipliği yapacak; bu zirvede ülkemizin güvenliğini olumsuz yönde etkileyecek nasıl kararlar çıkacağını da hep birlikte göreceğiz.</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 13 Nisan 2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AKBELEN TALANI</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/akbelen-talani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 21:01:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Suay KARAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[Akbelen Ormanı]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Işık]]></category>
		<category><![CDATA[İkizköy Muhtarı]]></category>
		<category><![CDATA[Nejla Işık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=8004</guid>

					<description><![CDATA[Suay Karaman Akbelen Ormanı, Muğla&#8217;nın Milas ilçesine bağlı İkizköy Mahallesi&#8217;nde bulunan bir ormanlık alandır. Yaklaşık 750 hektarlık bir alanı kapsayan bu orman çam, çınar, kestane, kızılağaç, meşe gibi çeşitli ağaç türlerine ev sahipliği yapmaktadır. 2023 yılının Temmuz ayında Yeniköy Termik Santraline yakıt sağlayan İkizköy linyit madeninin genişletilmesi için Akbelen Ormanı’nın büyük bir bölümü, %50 İÇTAŞ [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Suay Karaman</strong></p>



<p>Akbelen Ormanı, Muğla&#8217;nın Milas ilçesine bağlı İkizköy Mahallesi&#8217;nde bulunan bir ormanlık alandır. Yaklaşık 750 hektarlık bir alanı kapsayan bu orman çam, çınar, kestane, kızılağaç, meşe gibi çeşitli ağaç türlerine ev sahipliği yapmaktadır.</p>



<p>2023 yılının Temmuz ayında Yeniköy Termik Santraline yakıt sağlayan İkizköy linyit madeninin genişletilmesi için Akbelen Ormanı’nın büyük bir bölümü, %50 İÇTAŞ Enerji ve %50 LİMAK Enerji’nin ortaklığındaki Yeniköy-Kemerköy Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş. tarafından kesildi. Bunun üzerine protestolar başladı ve güvenlik güçleri müdahalede bulundu. Yapılan protestolar ulusal medyanın ilgisiyle karşılandı ve ses getirdi. Ancak aynı yıl Ağustos ayı sonunda ormanın yüzde altmışı yok edildi.</p>



<p>19 Temmuz 2025 tarihinde TBMM’de kabul edilen 7554 sayılı maden yasası ile büyük bir talan başladı. Bu yasa ile madencilik etkinliklerinin her koşulda yapılmasına olanak sağlayacak düzenlemeler getirilerek, ülke genelindeki zeytinlikler, tarım alanları, ormanlar ve koruma altındaki alanların madencilik işletmelerine açılması sağlanmıştır. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na (EPDK) acele kamulaştırma yetkisi tanınarak, toplumsal rıza ve mülkiyet hakkı göz ardı edilmiştir. Bu yasa ile maden ve enerji yatırımlarında çevresel denetimler devre dışı bırakılarak, halkın katılımı yok sayılmış ve talan süreçleri kolaylaştırılmıştır. Bunun yanında mera, yaylak ve kışlak alanları yenilenebilir enerji projelerine açılarak, kırsal alanların yok edilmesine ve gıda güvenliğinin zedelenmesine yol açılacaktır. Bu yasanın anayasaya, ilgili koruma yasalarına ve uluslararası çevre anlaşmalarına aykırı olduğu bilinmektedir. Ancak hukukun olmadığı yerde, her türlü keyfi ve talan yasaları çıkarılabilmektedir.</p>



<p>Bu yasa TBMM’de görüşülürken, Türkiye’nin 30 ilinden gelen köylülerin oluşturduğu ‘Toprağımızı Vermiyoruz Platformu’ üyeleri, yasa teklifinin geri çekilmesi için TBMM önünde eylem yaptılar, açlık grevine başladılar. Ancak siyasi iktidar ve yandaşları bu protesto gösterileriyle hiç ilgilenmeyip, bu talan yasasına oy verdiler.</p>



<p>10 Ocak 2026 tarihli Cumhurbaşkanı Kararı ile, Milas sınırları içinde yer alan, IV. grup maden (linyit) sahasında üretimin sürdürülebilmesi gerekçesiyle 7 köyde toplam 679 parselin, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına hükmedildi. Acele kamulaştırma kararı, bölgedeki köylüler için yalnızca bir mülkiyet sorunu değil; barınma, geçim ve yaşam hakkı sorunu anlamına gelmektedir. Zeytinlikler, tarım alanları ve yerleşim yerlerini kapsayan parsellerin kamulaştırılmasıyla birlikte, çok sayıda yurttaş, evini terk edecektir. Akbelen’de daha önce yaşanan ağaç kıyımı ve maden genişletme girişimlerinin ardından gelen bu karar, yöre halkı tarafından güçlü şekilde protesto edilmeye başlandı.</p>



<p>Yeniköy-Kemerköy Enerji’nin termik santraline kömür sağlamak için, Akbelen Ormanı çevresindeki zeytinliklerin ve tarım arazilerinin ‘acele kamulaştırılmasına’ karşı köylüler dava açtı. Açılan dava kapsamında 30 Mart tarihinde bilirkişi keşfi yapıldı. Keşif heyetinin bölgede yaptığı çalışmanın hukuksuz olduğunu anlatmak isteyen köylüler, jandarma barikatıyla karşılaştı. İkizköy Muhtarı Nejla Işık’ın kızı, İkizköy Çevre Komitesi üyesi, psikoloji eğitimi almış 26 yaşındaki Esra Işık, bu haksız duruma tepki göstererek, protesto gösterisinde bulundu, isyan etti. Ancak bu isyan, keşif heyetinde rahatsızlık yarattı ve şikayetçi oldular.</p>



<p>Esra Işık, 30 Mart gecesi saat 23:50 civarında İkizköy’deki evinden göz altına alındı. Geceyi Milas Jandarma Karakolu’nda geçiren Esra Işık, 31 Mart tarihinde çıkarıldığı mahkemede keşif heyetine ‘görevini yaptırmama’ ve ‘hakaret’ suçlamasıyla haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklandı. Ülkemiz çöl olmasın diye gecesini gündüzüne katarak direnen Esra Işık’ın suçu ne? Enerji ve maden şirketlerini koruyan yasaya karşı toprağını, köyünü, geleceğini savunduğu için, “bölgede sayılan ağaçlar bizim ömrümüz” dediği için, “İkizköy ve Karacahisar, Yeniköy-Kemerköy Enerji’nin çiftliği değil” dediği için, bu haksızlığa, bu hukuksuzluğa ses çıkardığı için özgürlüğü elinden alındı.</p>



<p>Bu tutuklama, köylünün sesi kesilsin, yapılan keşifler hızlıca bitsin, köylülerin tapularına çökülsün ve köylüler buralardan gitsin diye yapıldı. Amaç gözdağı ve korku salarak, bu toprakları talan etmektir. Ancak ne olursa olsun topraklarını savunan köylülerin mücadelesi sonuna kadar sürecek ve ülkemizin her yerinden de destek çağrıları gelecektir.</p>



<p>12.624 km<strong><sup>2</sup></strong> olan Muğla il sınırlarının yaklaşık %50 kadarına maden ruhsatı verildi. Şu ana kadar 100 km<strong><sup>2</sup></strong> arazi maden sahasına dönüştürüldü; bunun 30 km<strong><sup>2</sup></strong> si orman alanı, 70 km<strong><sup>2</sup></strong> si nitelikli tarım alanı ve zeytinlik. Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy termik santralları içinde bulunan yirmiden fazla köy, kömür madenleri nedeniyle yok edildi; şimdi 90 köy daha yok edilecek. Toprakları, evleri ellerinden alınan köylüler nereye gidecek ve nasıl geçinecek? İşte ‘milletin efendisi’ köylülerimiz, bunun mücadelesini vermektedir ve destek beklemektedir.</p>



<p>Keşif dosyalarda ‘parsel’ diye geçen bu toprak, o değerli köylüler için alın teriyle yoğrulmuş ekmek demektir, kutsal bir emektir, her mevsim yeniden kurulan yaşam demektir. Şimdi o köylülerin hafızası, geçmişi ve geleceği olan bu toprak, yağma düzeninde yok olup gidecek ve direnenler tutuklanacak. Bu düzenin değiştirilmesi için örgütlü ama bilinçli ve nitelikli eylemlere gereksinim olduğunu ne zaman anlayacağız?</p>



<p>Muğla cezaevine gönderilen Esra Işık’ın, yazdığı kısa ama özlü mektup yapılanların özetidir;</p>



<p>“Ben toprağımı savundum. Ben onurumuzu savundum. Zehra ninemizin, Hatice teyzemizin ve nicelerinin yolundan yürüyorum.</p>



<p>Alnım açık, başım dik. Mücadelemizin bayrağını köylülerime bıraktım. Buradan çıktığımda o bayrağı tekrar devralıp en önde yürüyeceğim.</p>



<p>Ben bu toprakların kızıyım.</p>



<p>Ben bir köylü kızıyım.</p>



<p>Mücadeleden gurur duyuyorum.</p>



<p>Buradan yeniden sözüm olsun:</p>



<p>Mücadelemizi de onurumuzu da haysiyetimizi de satmayacağız.</p>



<p>Milas bir şirketten büyüktür.</p>



<p>Vazgeçmeyeceğiz.”</p>



<p>Yaşadığımız bu kara düzende acilen çıkartılan maden yasalarıyla ülkemiz talan ediliyor. Ülkemizin yer altı ve yer üstü zenginliklerini, doğasını yok eden maden yağmalarına karşı direnmek en kutsal görevdir. Yurtseverlik memleketin taşını toprağını, ağacını, ormanını, ırmağını, denizini, gölünü, suyunu kısaca her şeyini savunmak demektir.</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 6 Nisan 2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>NEVRUZ BAYRAMI</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/nevruz-bayrami/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Mar 2026 21:08:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Suay KARAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[Nevruz]]></category>
		<category><![CDATA[Nevruz Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[terörsüz Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=7981</guid>

					<description><![CDATA[Suay Karaman Nevruz Bayramı, tarih boyunca baharın gelişini, doğanın uyanışını ve yeni başlangıçları simgeleyen bir gün olarak kutlanmaktadır. Her yıl 21 Mart&#8217;ta kutlanan Nevruz Bayramı, bahar ekinoksuna denk gelir ve gece ile gündüzün eşit olduğu günü simgeler. Kültürel değerlerin ve birlikteliğin de sembolü olan Nevruz, ‘yeni gün’ anlamına gelir; Türkiye, Orta Asya ve bazı Balkan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Suay Karaman</strong></p>



<p>Nevruz Bayramı, tarih boyunca baharın gelişini, doğanın uyanışını ve yeni başlangıçları simgeleyen bir gün olarak kutlanmaktadır. Her yıl 21 Mart&#8217;ta kutlanan Nevruz Bayramı, bahar ekinoksuna denk gelir ve gece ile gündüzün eşit olduğu günü simgeler. Kültürel değerlerin ve birlikteliğin de sembolü olan Nevruz, ‘yeni gün’ anlamına gelir; Türkiye, Orta Asya ve bazı Balkan ülkelerinde coşkuyla kutlanır.</p>



<p>Nevruz Bayramında insanlar genellikle ateş yakar, ateş üzerinden atlar, baharın gelişini simgeleyen yemekler hazırlar, şiir okunur, müzik çalınır, dans edilir ve dostluk ile barış mesajları paylaşılarak eğlenilir. Coşku ile yapılan bu kutlamalar, aynı zamanda kültürel miras açısından da zengin bir deneyim sunar.</p>



<p>28 Eylül-2 Ekim 2009 tarihleri arasında Abu Dabi&#8217;de hükümetler arası toplanan Birleşmiş Milletler Manevi Kültür Mirası Koruma Kurulu, Nevruzu Dünya Manevi Kültür Mirası Listesi &#8216;ne dahil etmiştir. Bunun üzerine Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 23 Şubat 2010 tarihinde aldığı kararla 21 Mart tarihini Uluslararası Nevruz Günü ilan etmiştir.</p>



<p>Ülkemizde yıllardır büyük bir coşku ve heyecanla kutlanan Nevruz Bayramı, son yıllarda bazı provokasyonlara özellikle de PKK terör örgütünün yaşa dışı kutlamalarına neden olmaktadır. Özellikle bu yıl Diyarbakır’da yapılan Nevruz kutlamalarında çok üzücü ve ülkemizi bölünmeye götürebilecek olaylar yaşandı. PKK terör örgütünün bebek katili başının ve iki yıl önce TUSAŞ’a saldırıp beş vatandaşımızı şehit eden teröristlerin posterleri açıldı. 25 Aralık 1991 tarihinde İstanbul’da 12 vatandaşımızı yakarak öldüren bir terörist konuşma yaptı. Konuşma yapanların bazıları da teröristler için “<em>şehitlerimiz</em>” dedi.</p>



<p>Nevruz kutlaması öncesinde açıklama yapan DEM Partinin eş genel başkanı Tuncer Bakırhan; “<em>İran meselesi sürecimizi hızlandırmalı. Türkiye Kürt meselesini demokratik yollarla çözerek Orta Doğu’da örnek model bir ülke haline gelebilir. Demokratik ülkelerin ne kadar korunaklı olduğunu ve ne kadar güvende yaşadıklarını hep birlikte görüyoruz.” </em>dedi.</p>



<p>Tuncer Bakırhan’ın Nevruz kutlamasında yaptığı konuşmanın bazı bölümleri şöyle: “<em>Kürtler, Türkiye’de kimliğinin tanınmasını istiyor. Ana dilinde eğitim istiyor. Anayasal güvence istiyor. Yerel demokrasi istiyor. Eşit yurttaşlık istiyor. Kürtler yönetime ortak olmak istiyor. Geçen 27 Şubat’ta sayın Öcalan tarihi çağrısını yaptı. Üzerinden bir yıl geçti. Silahlar sustu, silahlar yakıldı. Şimdi sıra devlette ve iktidardadır. Artık sözden yasaya, temenniden güvenceye, vaatten eyleme geçme zamanıdır. Cezaevindekiler artık özgür olmalıdır. Dağdakiler demokratik siyasete katılabilmeli, sürgündekiler evlerine dönebilmelidir. Sayın Öcalan’ın statüsü ve çalışma koşulları yasal düzenleme ile teminat altına alınmalıdır. Sayın Öcalan’ın elbette bu meydanda halkıyla buluşmasının önü artık açılmalıdır.”</em></p>



<p>Emperyalizmin güdümünde bölücülük kokan bu söylemler için hiçbir soruşturma açılmaması, ülkemizin üzerinde oynanan oyunları göstermektedir. Üstümüze dayadıkları silahla, ülkemiz ‘demokratikleştirme’ adı altında bölünmeye doğru götürülmektedir. Ne yazık ki siyasi partilerin büyük çoğunluğu bu oyunun figüranları arasındadır.</p>



<p>Nevruz Bayramından bir gün önce ABD Ankara Büyükelçisi olan ancak kendisini sömürge valisi sanan Tom Barrack, Türkiye ile PKK terör örgütü arasındaki barış sürecine hayran olduğunu belirtip, bazı yöneticileri övdükten sonra şu açıklamayı yaptı: “<em>Gelinen süreç Kürtlerin yaşadığı dört büyük ülke arasındaki yanlış anlamaların tüm parçalarını kapsıyor. Herkesi bir araya getirme ve Kürtlerin kendi yaşamlarını kendilerinin belirlemesine imkân tanıma fırsatı. Bu yüzden Kürtler için umutluyum. Kürtler harika ve tarihleri de harika. Mirasları etkileyici. Zaman içinde kendi devletlerini kuramamış olmaları üzücü. Bu yüzden hayal kırıklığı yaşadıklarını anlıyorum. Ama umut şu ki, artık bulundukları ülkelerde entegrasyonla hak ettikleri refaha ulaşabilirler.”</em> Kısaca ‘büyük Kürdistan’ tablosu çizilmektedir.</p>



<p>Yani terörsüz Türkiye masalı dedikleri olay şudur: açıkça ABD’nin kılavuzluğunda, gözümüzün içine baka baka, toplumu kandıra kandıra ‘büyük Kürdistan’ın temellerini atıyorlar. Başta ana muhalefet olmak üzere, bu konuya destek veren siyasi partiler de bu ihanete ortaktır.</p>



<p>Nevruz Bayramı sadece Diyarbakır’da değil, birçok kentimizde de kutlandı ve ne yazık ki yine bölücü sloganlar eşliğinde hukuksuz, temelsiz istekler sıralandı, provokasyonlar yapıldı. Emniyet Genel Müdürlüğü, Nevruz kutlamaları öncesi ve sonrasında terör örgütü propagandası yapmak ve örgüt mensuplarına ait fotoğrafların yer aldığı pankartı açmak iddiasıyla 15 kentte toplam 170 kişinin gözaltına alındığını açıkladı. Yapılan bu olaylardan rahatsızlık duyan siyasi parti, sendika ve demokratik kitle örgütlerinden ise güçlü bir tepki gelmediği görüldü.</p>



<p>Diyarbakır’daki kutlamalara mesaj gönderen ana muhalefet partisi genel başkanı, atılan sloganlardan, teröristlerin posterlerinden, yapılan konuşmalardan rahatsız olmamışsa, terörsüz Türkiye masalı tam yol ilerliyor demektir. Bir yılı aşkın süredir hapiste tutulan İstanbul Anakent Belediye Başkanı da PKK paçavraları ve bebek katili terörist başının posterlerinin açıldığı Nevruz meydanında olmayı çok istediğini açıklayarak, önümüzdeki yıl Nevruz Bayramını Diyarbakır’da kravatlı teröristlerle kutlamak dileğinde bulundu. Cumhuriyeti kuran partiye, cumhuriyeti yıktırmak için emperyalistlerin oyununa gelmek işte böyle olur.</p>



<p>Bu arada 28-29 Mart günlerinde ‘Kürt Milli Platformu’ isimli oluşum, çalıştay düzenleyerek kuruluşunu ilan etti. Sözde Kürt ulusal marşı okunarak başlayan çalıştayda, salonda sözde Kürdistan bayrakları açıldı. Platform sözcüsü ise resmi dil, resmi kimlik ve kendi kaderini tayin hakkı talep ettiklerini söyledi. Terörsüz Türkiye masalı meyvelerini vermeye başlıyor.</p>



<p>Terörsüz Türkiye masalının sonucunda yeni bir anayasa yapılarak, ülkemizin bölünmesine kapı açılmak istenmektedir. Fiili olarak anayasayı askıya almış bir iktidarla, ifade özgürlüğünün, demokrasinin, hukukun olmadığı bir ortamda anayasa yapılamayacağı gibi anayasa değişikliği bile yapılamaz. Gerçek ve kalıcı bir çözüm devlet ve terör örgütü arasındaki görüşmelerle değil, toplumun güveni ve desteğini artıracak, toplumun demokrasi, hukuk ve barışa dair umutlarını artıracak adımlarla gerçekleşir. PKK terör örgütünün ardındaki gücün emperyalizm olduğunu bilerek, ülkemizin nerelere sürüklendiğini anlamak zorundayız. Nevruz Bayramını bahane ederek yapılan hukuksuzlukların hesabını soracak, ülkemizin bölünmesine dur diyecek bir makam ya da kişilerin bulunacağı günlere en kısa sürede kavuşmak dileğiyle…</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 30 Mart 2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
