<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mustafa KAYMAKÇI &#8211; Azim ve Karar</title>
	<atom:link href="https://www.azimvekarar.net/category/mustafa-kaymakci/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.azimvekarar.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 15 May 2026 20:45:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>
	<item>
		<title>GÖLGE TARIM BAKANI ÜZERİNE TESPİTLER</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/golge-tarim-bakani-uzerine-tespitler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 20:45:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mustafa KAYMAKÇI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=8114</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa Kaymakçı CHP’nin Gölge Tarım Bakanı üzerine tespitlere geçmeden önce, ekonomi-politik, sosyoloji ve siyaset bilimi&#160; temelinde, varlıklıların daha açıkçası zenginlerin yoksulları temsil edip edemeyeceği konusunu irdelemekte yarar var. Bu durum, &#8220;temsil&#8221; kavramının nasıl tanımlandığına bağlı olarak farklı bakış açılarıyla değerlendirebilir. Neden zenginler,&#160; yoksulları temsil edemezler? •&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; Yaşam deneyimleri&#160; farklıdır. Zenginler, yoksulların günlük&#160; yaşamında gıda, barınma [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mustafa Kaymakçı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">CHP’nin Gölge Tarım Bakanı üzerine tespitlere geçmeden önce, ekonomi-politik, sosyoloji ve siyaset bilimi&nbsp; temelinde, varlıklıların daha açıkçası zenginlerin yoksulları temsil edip edemeyeceği konusunu irdelemekte yarar var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu durum, &#8220;<em>temsil&#8221;</em> kavramının nasıl tanımlandığına bağlı olarak farklı bakış açılarıyla değerlendirebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Neden zenginler,&nbsp; yoksulları temsil edemezler?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong>Yaşam deneyimleri&nbsp; farklıdır. Zenginler, yoksulların günlük&nbsp; yaşamında gıda, barınma ve sağlık gibi&nbsp; temel&nbsp; gereksinimlerine erişim zorluklarını, borçlanma korkusunu&nbsp; ya da güvencesizliğini&nbsp; yaşamadıkları için&nbsp; bilemezler. Söz gelişi,onları &nbsp;kamu hastane kapılarında&nbsp;&nbsp; beklerken görebilir misiniz?</p>



<p class="wp-block-paragraph">•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çıkar çatışması vardır. Var olan kapitalist üretim biçimi ve ilişkileri, zengini daha zengin, fakiri daha fakirleştirir. Bu durumda, bir zenginin yoksulun çıkarını savunması, kendi ekonomik çıkarlarıyla çatışmaz mı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Zenginler,gerek yerel,gerekse merkezi &nbsp;karar mekanizmalarında egemendir. Karar mekanizmalarında doğal olarak zenginler kendi çıkarlarına göre karar üreteceklerdir. Örneğin, borçların yeniden yapılandırılması,vergi incelemelerinden muafiyet,stok/kasa affı gibi şirketlere getirilen aflar. Bu da onlara göre doğaldır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Zenginlerin,&nbsp; yoksulları temsil edebileceklerini savunan görüşler var mı</strong>?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Olmaz olur mu? İnanmak sizlere ait.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kimileri; “<em>zenginlerin eşduyum(empati) yaparak sınıf farkı gözetmeksizin yoksulların haklarını savunabilir.”</em> der. “<em>Temsil gücü, ekonomik durumdan &nbsp;daha çok ahlaki değerlere ve niyetle ilgili olabilir</em>.” diyenler de &nbsp;vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kimileri;“<em>siyasette yoksul halk kitlelerinin haklarını savunan zengin politikacılar olabilir</em>.” der.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kimileri;“<em>zenginlerin sadaka, yardım&nbsp; ya da adil bölüşüm politikaları ile yoksulları gözetmesi &nbsp;olası.”</em> der.Bunun toplumdaki sosyal gerilimleri azaltılması için bir araç olduğunu dile getirmezler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kimleri;” <em>zenginlerin mallarında yoksulların hakkı olduğu vurgulayarak örneğin vakıflar &nbsp;ya da yardım kurumları aracılığıyla yoksullar ve zenginler arasında bir köprü kurulabilir.”der</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sencer Solakoğlu(SS) CHP’nin Tarım ve Orman Politika Kurulu Başkanı&nbsp; olması ne kadar doğru olabilir?</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>SS’nin sahip olduğu Bursa Karacabey’deki  Feyz Çiftliği’nde , 6 bin 250 dönümlük tarım arazisinde   1600 baş sağmal sığır ve toplamda 3623 baş sığır ile et ve süt üretiyor.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye gerçeği ise ne?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye tarım işletmelerinin ortalama büyüklüğü 60 dönüm. Bu kapsamda sığır yetiştiricilerinin&nbsp;&nbsp; büyük bir çoğunluğu küçük ve orta ölçekli köylü işletmelerinden oluşuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">TÜİK verilerine göre, süt sığırcılığı sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin &nbsp;yüzde 83,7’sinin 20’den daha az hayvanı var.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>SS endüstriyel tarım da denilen fabrika tarımı  yapıyor. Sığırları açıkta değil,genellikle bağlı olarak  kapalı  bir  ahırda yaşıyorlar.  Yem önlerine geliyor. Yoğun yem tüketiyorlar. Merada otlamadıkları için sütçü sığırların ürünlerinde (et, süt vb.) omega 3, Konjüge Linoleik Asit (CLA), K Vitamini gibi sağlık açısından sayısız yararları olan, başta kanser olmak üzere yüzlerce hastalıktan koruyan besin ögelerinin sıfır düzeyinde olduğu söylenebilir.</li>



<li>SS, işletmesinde buğday ve mısır gibi yem bitkileri  üretiyor. Bütün kaba yem  ihtiyacının işletmesinde sağlayıp sağlamadığı bilinmiyor.Üstelik  bitkisel üretimi için  yoğun tarım ilaçları, kimyasal gübreler daha disiplinli olsa da kullanılıyor.</li>



<li>SS’nin işletmesinde büyük bir su tüketimi gerekiyor. Hayvan gübresinin lagün denilen havuzlarda toplanması ve toprak altına sızarak yeraltı sularını kirletmesi söz konusu.</li>



<li>SS,ata tohumlarının ıslah edilmemiş yapısını ve verim düşüklüğünü eleştiren açıklamalarıyla gündeme gelmiş bulunuyor.Oysa bunun  nedenlerini tartışmamış.Arkadaşımız Prof.Dr.Tayfun Özkaya’nın  artık Türkiye’nin genelinde dile getirmiş olduğu ata tohumla ilişkin çalışmalarından haberi yok. SS&#8217;nun bu görüşleri, CHP&#8217;nin yerel tohum destekleme politikalarıyla ters düştüğü iddiasıyla çelişmiyor mu? “Bakınz:https://www.google.com/search?q=chp%27nin+g%C3%B6lge+tar%C4%B1m+bakan%C4%B1+sencer+solako%C4%9Flu%27nun+ata+tohumlar”</li>



<li>SS’nin Türkiye gerçekleriyle çelişen yaklaşımları söz konusu.Örneğin Solakoğlu’nun fındık üreticilerini “<em>şımarıklık ve tembellikle”</em> suçlayan ifadelerine  Karadeniz Bölgesi’nde büyük bir tepki çekmiş. “Bakınız:https://www.yenigiresun.net/haber/27027390/findik-ureticilerini-hedef-alan-aciklamalariyla-gundeme-gelen-sencer-solakoglu-“</li>



<li>SS,Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği’nin bir toplantısında hayvan ithalatını övmüş.Türkiye&#8217;nin süt konusunda başarılar yakaladığını ve bakanın(dönemin Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker) başarılı olduğunu   söylemiş.”<em>Bakınız.</em><em> </em><em>https://x.com/ProfKUcuncu/status/2043376794074521620”</em></li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Özetleyelim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zenginler ile yoksullar arasında var olan sistemde&nbsp; bir “<em>sınıf gerçeği</em>” vardır. Kapitalist üretim biçimi ve ilişkilerinin giderek egemen olduğu toplumların&nbsp; sosyo-ekonomik yapılarının temelinde, üretim araçlarına sahip olanlar ile emeğini satarak geçinenler arasında keskin&nbsp; çıkar farklılıkları söz konusudur. Bu kapsamda bireyin, sadece kendi ekonomik durumunu değil, sınıfının ortak çıkarlarını savunması kaçınılmazdır.&nbsp; Bir başka deyişle zenginler, yoksulların günlük yaşam deneyimlerini ve hissettiklerini anlayamazlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu gerçekler ışığında,sınıfsal yapısı ve&nbsp; onun sonucu olarak dünya görüşünden dolayı &nbsp;SS, tarım işletmelerimizin&nbsp; büyük bir çoğunluğunu oluşturan aile işgücü temelli küçük ve orta ölçekli işletmelerinin&nbsp; sorunlarına çözüm üretmesi&nbsp;&nbsp; söz konusu ol(a)maz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Umarız, CHP’nin Gölge Tarım Bakanı olarak SS’yi&nbsp; görevlendirmesi,CHP’nin&nbsp; ekonomi-politik , sosyal ve ekonomik açıdan Türkiye tarımında, dev tarım işletmelerini ve endüstriyel tarımı &nbsp;öne çıkarması tercihinin bir sonucu değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Azim ve Karar, 15 Mayıs 2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DOĞU SORUNUNUN TEMELİNDE FEODALİZM YOK MU? (*)</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/dogu-sorununun-temelinde-feodalizm-yok-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 May 2026 20:56:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mustafa KAYMAKÇI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=8088</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa Kaymakçı Türkiye’de dışa bağımlı neo-liberal ekonominin ve onun bir aracı olan&#160; şirketlerin&#160; getirdiği&#160; nokta; sömürü ve gelir dağılımın bozulması olmuştur. Dışa bağımlı neo-liberal ekonomi, tarımda da&#160; çiftçileri fakirleşmiş, kırlar boşalmaya yüz tutmuş,birim tarımsal ürün artışı gerilemiş ve bunun sonucu&#160; tarımsal ürün ithalatında patlama yaşanmış ve yaşanmakta. Üstelik tüketiciler de&#160; tarım ürünlerine ulaşamaz olmuşlardır. Bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mustafa Kaymakçı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’de dışa bağımlı neo-liberal ekonominin ve onun bir aracı olan&nbsp; şirketlerin&nbsp; getirdiği&nbsp; nokta; sömürü ve gelir dağılımın bozulması olmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dışa bağımlı neo-liberal ekonomi, tarımda da&nbsp; çiftçileri fakirleşmiş, kırlar boşalmaya yüz tutmuş,birim tarımsal ürün artışı gerilemiş ve bunun sonucu&nbsp; tarımsal ürün ithalatında patlama yaşanmış ve yaşanmakta.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üstelik tüketiciler de&nbsp; tarım ürünlerine ulaşamaz olmuşlardır. Bu nedenle&nbsp;&nbsp; kimilerinin neoliberal ekonomiye karşı tavır göstermesi görüntüsüyle ,yine neo-liberal ekonominin bir aracı olan şirketlerle çözüm yolları önermesi&nbsp;&nbsp; tarımdaki çöküşü engelleyemez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye ekonomisi ve tarımının temel çıkmazı bağlamında Güneydoğu ve Doğu &nbsp;Anadolu’da varlığını sürdüren feodalizmin da payı vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Türkiye ekonomisi ve tarımının temel çıkmazında feodalizmin payı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Feodalizm,Türkiye genelinde üç konuyu tetiklemekte.&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Güneydoğu ve Doğu Anadolu’dan Batı şehirlerimize  denetimsiz göçü yaratmıştır. Bu da şehirlerde yapısal sorunları ortaya çıkarmıştır.</li>



<li>Feodal yapı,milli gelirin artmasını engellemiştir. Çünkü bölgede var olan feodalizm tarımsal üretimde verimsizliğe neden olmakta.</li>



<li>Ve emperyal devletler tarafından artık açık bir şekilde destelendiği bilinen PKK  hareketinin ekonomik,politik ve sosyolojik ortamını yaratmıştır.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Prof.Dr. Halil İnalcık,bunun emperyal ayağını şöyle dile getirmiş: “<em>AB ve ABD bugün Kürtleri destekliyor; Ermeniler ve Kürtler, şimdi Amerika’nın Ortadoğu’da yeni “parçala-bağımlı yap” politikasından kendileri için çok ümitliler… Bence bütün bunlar, Avrupa’da 19.yüzyıldaki Doğu Sorunu” politikasının devamından başka bir şey değildi</em>r.”demişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Feodalizm &nbsp;ve Toprak Reformu&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir zamanlar bu ülkede feodalizmi tasfiye etmek için “<em>Toprak Reformu</em>” ile ilgili tartışmalar vardı. Kimileri “<em>Tarım Reformu”,</em> kimileri de&nbsp; ya da “Toprak Devrimi”derdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da varlığını sürdüren feodal düzen ne?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Feodal yapı, bilindiği üzere toplumsal hiyerarşinin toprak sahipliği ve kişisel bağlılık&nbsp; temelinde&nbsp; ortaya çıkan bir sistem . Bu hiyerarşide, Türkiye gündeminde toprak sahibi ağalar, aşiret reisleri, tarikat şeyhleri ve onlardan&nbsp; beslenen etnik,dinsel siyasetçiler&nbsp; ve siyasal yaklaşımlar&nbsp; var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kısaca Kürt ayrılıkçı hareketinin egemen olduğu bölgede toprak mülkiyeti, aşiret örgütlenmesi altında toprak ağalarının denetiminde.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ağalara ait topraklarda yoksul Kürt köylüsü, yarı aç yarı tok varlığını sürdürmeye çalışıyor. Seçimlerde oylar kitlesel olarak atılıyor ve beyler meclise giriyor. Milletvekilleri ve belediye başkanları, genellikle ya toprak ağaları ya da yakınlarından&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toprak ağaları siyasi partileri kendi aralarında paylaşarak her ne şekilde olursa olsun iktidarda kalmayı sürdürüyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanayici ve ticaret erbapları da benzer sınıfsal yapıda. &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kürt köylülerinin kimileri de toprağa bağlı olmaksızın hayvancılık yapıyor, ancak bunların bir kesimi, güvenlik nedeniyle hayvancılığı bırakmak zorunda kalmış. Bölgede eğitim ve sağlık hizmetleri de talebi karşılamaktan uzak.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kentlere gelen yığınlar, sanayi ve hizmet sektörünün yeterince gelişememesi nedeniyle işsiz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geldiğimiz noktada başka bir değişim de söz konusu olmuş. Bölgede ağalara, beylere kooperatif kurdurmuşlar ve onları başlarına geçirmişler. Böylelikle dünyanın hiçbir bölgesinde gözlemlenmeyen bir kooperatifleşme modeli ortaya çıkmış. Bu yeni kooperatifleşmeye “<em>Aga-Koop</em>”adını vermiştim. Şimdi bölgenin yoksul köylüleri, Aga-Koop adı verilen kooperatifin kağıt üstünde eşit(!)ortakları, ancak eskiden olduğu gibi boğaz tokluğuna yaşamaya devam ediyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güneydoğu ve&nbsp; Doğu’da ağalar siyasi partileri kendi aralarında paylaşarak her ne şekilde olursa olsun iktidarda kalmayı bugüne kadar sürdürdüler.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Feodalizmi Rakamlarla İfade Edelim Mi?&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Diyarbakır’da  toprakların yüzde 41’inden fazlası  ailelerin yüzde 3’ünün denetiminde.</li>



<li> Şanlıurfa’da da 10 milyon dekara yakın arazinin yüzde 30’una yakını  ailelerin yüzde 1.5’ine ait.</li>



<li>DEM’li ve Mardin Derik&#8217;teki Kanco aşireti liderlerinden Ahmet Türk&#8217;ün  ailesinin kaç köyü ve ne kadar tarım arazisi  olduğuna dair resmi bir kayıt bulunmuyor. Sosyal medyada 40&#8217;tan fazla köyü ve  30 bin dönem arazi varlığına sahip olduğuna dair iddialar var. </li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Medyadaki haberlere göre;16 Kasım 2024 tarihinde&nbsp; İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, yerine kayyım atanan Ahmet Türk&#8217;ü ziyaret etmek için Mardin&#8217;e gitmiş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türk&#8217;ün evi olan 150 yıllık Kasrı Kanco Konağı&#8217;na araç konvoyuyla geçmiş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İmamoğlu için Ahmet Türk&#8217;ün konağında 600 kişilik yemek verilmiş, 42 oğlak kesilmiş. Etler 5 kazanda pişirilmiş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Temelde sorgulanması gereken,bu gerçekler&nbsp; değil mi?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Feodalizm Sonuçları Neler?</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>İşsizlik ve yoksulluğu yaratıyor.</li>



<li>Bölgede eğitim ve sağlık hizmetleri de talebi karşılamaktan uzak.</li>



<li> İç göçe neden oluyor. Kente göçenlerin arasında daha önce herhangi bir araziye sahip olanların oranı son derece az.</li>



<li> Mevsimlik Tarım İşçiliği ile yoğun bir emek sömürüsü ortaya çıkıyor.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Mevsimlik tarım işçisi aileleri Mart, Nisan ve Mayıs aylarında evden ayrılırlar, daha çok Eylül, Ekim ve Kasım aylarında evlerine dönerler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Göçün en önemli nedeni “ekonomik zorluklar”, bir başka deyişle topraksızlık ya da az topraklılık.Kente göçenlerin arasında daha önce herhangi bir araziye sahip olanların oranı son derece az. Ailelerin sadece&nbsp; yüzde 7’sinin köylerinde tarım arazileri var ve bu arazilerin ortalama büyüklüğü 10 dönümden küçük.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Feodalizm,bir feodal kültür ortaya çıkarmış.                                  </li>



<li>Narin’in katledildiği köyde bu durum ortaya çıkmadı mı? Köyde yaşayanların ve de eski bir milletvekilinin suskunluğu neyi ifade ediyor? Bunun mafya düzeninde “<em>Omerta”</em> denilen  “<em>Suskunluk Yasası</em>”ndan  farkı var mı?</li>



<li>Feodalizm,aşiretler üretiyor. Medyaya yansıyan iki örnek.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">3 Ekim 2025 tarihli medya haberlerine göre Şırnak&#8217;ın Beytüşşebap İlçesi Başaran Köyü’nde&nbsp; Jirki Aşireti’nden Hülya-Emrah Gökçe çifti, 2 gün 2 gece süren düğünle evlenmiş. Damada 3 milyon TL ve geline de 1,5 kilo altın takılmış.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Geçtiğimiz günlerde yönetmen Emin Alper, “Kurtuluş” filmiyle Berlin film festivalinde Gümüş Ayı Büyük Jüri Ödülünü kazandı.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Yönetmen filmin konusunu &nbsp;geliştirirken 2009 yılında emperyalizmin maşası PKK terör örgütünün bölgede kol gezdiği bir tarihte komşu bir korucu köyünden ağır silahlı bir aşiretin , bir nişan töreni sırasında Mardin’in Bilge köyüne baskın düzenleyip çocuk-kadın demeden bir diğer aşiretten 44 kişiyi katlettiği kırımdan esinlendiğini söylüyor.” &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</em></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>  Kitleleri Ucuz Oy Deposu Durumuna Getiriyor.</li>



<li><strong>Ve de ayrılıkçı PKK hareketi, toprak dağımı sonucu ortaya çıkan yoksulluktan besleniyor.</strong></li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Türkiye’de Ekonomi-Politika Yapıcılarına Soralım Mı?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Partilerin seçim programlarında toprak reformunu dile getiren tespit ve önerme var mı? Hani bir zamanlar tartışmasını yaptığımız Toprak Reformu’na&nbsp; oldu?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yoksa bölgedeki milletvekili listeleri yine ağalar ve beylerden mi oluşturuldu?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Terörsüz Türkiye gündeminde Kürt Yoksullarının &nbsp;görüşü alındı mı? &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kürt sorununun çözümüne yönelik pakette, Kürt yoksullarının sendika, kooperatif gibi emek kitle örgütlerindeki temsilcilerinin görüşleri alındı mı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Terörsüz Türkiye paketinde,topraksız köylüler, marabalar, kentlere yığılmış işsizler, boğaz tokluğuna çalışan işçiler, eğitim olanağı bulamamış gençler, kısaca Kürt yoksulları ortada gözükmüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha da vahimi ise onların ekonomik gereksinmelerine, özgürleşme süreçlerine, kısaca insanca yaşamalarına yönelik ekonomik düzenlemeler ortalıkta yok.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onlar adına konuşanlar; meclise girmiş feodal beyler, feodaliteden bağını koparmamış bölgenin sanayi ve ticaret erbapları, özetle Kürt yoksullarından beslenen katmanlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Biz değinelim. Sorunların öncelikle bölgede var olan eşitsiz toprak dağılımından kaynaklandığını dile getiren yazılar da yazıldı, önermeler de yapıldı, ancak iktidar ve muhalefet partileri de bu konunun üzerine gitmek istemiyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Feodalizmi Tasfiye Etmek İçin Çözüm &nbsp;Ne?&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Toprak Reformu’nun ilk aşaması, elbette topraksız ya da az topraklı köylülerin yeter genişlikte topraklandırılmasıdır. Aslında T.C. Anayasası’nın 44. maddesi bunu zorunlu kılmaktadır.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Toprak Reformu salt toprak dağıtımını içermemeli. Aynı zamanda bölgedeki feodal yapıyı tasfiye edecek olan ve temelinde “<em>Toprak Reformu’nu kapsayan Bölgesel Kalkınma Planı</em>” devreye sokulmalı.</li>



<li>Toprak Reformu’yla birlikte bölgede kamu iktisadi kuruluşları eliyle sanayileşmeye ivme kazandırılmalı. Böylesi bir yaklaşımda, Devlet bölgede de yönlendirici ve yatırımcı olmalı.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Konu bir bütünsellik açısından&nbsp; ele alınmaz ise dağıtılan topraklar yeniden güçlülerin eline geçecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu engellemek için toprak reformunun , tarım işletmelerinin kooperatif örgütlenmesiyle ele alınması şart.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burada girdilerin temininden başlayarak çıktıların pazarlanmasına değin kooperatifler temel alınmalı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bağlamda köylüler kooperatifler ile sanayici olmalı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yazımı;Atatürk’ün Toprak Devrimi&nbsp; konusunda yapmış olduğu bir söylemle sonlandırmak istiyorum.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>“1 Kasım 1937’de TBMM Açış Konuşması’nda Atatürk; <em>“ Bir defa memlekette topraksız çiftçi bırakılmamalıdır. Bundan daha önemli olanı ise, bir çiftçi ailesini geçindirebilecek toprağın, hiçbir sebep ve suretle bölünemez bir maliyet alması, büyük çiftçi ve çiftlik sahiplerinin işletebilecekleri arazi genişliği, arazinin bulunduğu memleket bölgesinin nüfus kesafetine ve toprak verim derecesine göre sınıflamak lazımdır</em>”.demişti.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>(*)Ayrıntılı Bilgi için bakınız.Kaymakçı,M.,2025.Türkiye Tarımı(Emperyalist Saldırı ve Çözümler).Pankuş Yayınlarıs.246-247,403-417</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Azim ve Karar, 10.05.2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KAPİTALİZMİN RUHU ÜZERİNDEN DÜNYANIN DÜZENİNİ ANLAMAYA ÇALIŞMAK</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/kapitalizmin-ruhu-uzerinden-dunyanin-duzenini-anlamaya-calismak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Apr 2026 19:32:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mustafa KAYMAKÇI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=8062</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa Kaymakçı Dilerseniz, konuya Britanyalı Max Weber’le başlayalım.Weber; sosyal eylemleri yorumlama, anlama ve eylemin gidişatıyla sonuçlarını toplumu bireysel eylemler üzerinden &#160;çözümleyen bir düşünür olarak biliniyor. Weber, “Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu” eserinde, dini inançların (özellikle Kalvinizm) ekonomik davranışları şekillendirerek modern kapitalizmin doğuşunda nasıl bir &#8220;ruh&#8221; &#160;ya da motivasyon sağladığını &#160;çözümlemiş ve&#160; modern kapitalimin özünde rasyonellik [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mustafa Kaymakçı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Dilerseniz, konuya Britanyalı Max Weber’le başlayalım.Weber; sosyal eylemleri yorumlama, anlama ve eylemin gidişatıyla sonuçlarını toplumu bireysel eylemler üzerinden &nbsp;çözümleyen bir düşünür olarak biliniyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Weber, <em>“Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu</em>” eserinde, dini inançların (özellikle Kalvinizm) ekonomik davranışları şekillendirerek modern kapitalizmin doğuşunda nasıl bir <em>&#8220;ruh&#8221;</em> &nbsp;ya da motivasyon sağladığını &nbsp;çözümlemiş ve&nbsp; modern kapitalimin özünde rasyonellik ve “<em>öngörü vardır</em>”demiş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte bu noktada kapitalizm; “<em>Sahiplenici Bireycilik:Possessive Individualizm</em>” ve “<em>Kibirli Hoyratlık ya da “Hubris: Hybris</em>” olarak adlandırılabilen iki yaklaşımı ortaya çıkarmış bulunmakta .</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sahiplenici Bireycilik Ne?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Sahiplenici Bireycilik’de; birey mal ve hizmetlere sahip olduğu kadar vardır, bunlara ne kadar sahipse kendi potansiyelini gerçekleştirmiş olduğunu sanacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir başka deyişle, topluma hiçbir şey borçlu olmayan, onu sadece araç olarak gören, mal ve hizmetlerin sadece kendine ait olması anlayışı “<em>Sahiplenici Bireycilik”</em> olarak tanımlanabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kibirli Hoyratlık ya da Hubris&nbsp; Ne anlama Geliyor?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Hubris ise, evrende insan eylemine getirilmiş sınırların hiçe saymasını yol açan kibirli hoyratlık olarak ya da bir kişinin yeteneklerini aşırı derecede abartması ya da hata yapabileceğine inanmayı reddetmesi gibi çeşitli şekillerde aşırı düzeyde gurur, güven ve kendini beğenmişlik göstermesi durumunda ortaya çıkıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte bu iki yaklaşım, bireyi doğanın kendisine ait olduğu noktasına, bir başka deyişle kendisi için <em>“öteki</em>”ye ait ne varsa, örneğin, hayvanları, bitkileri, ormanları, tarım alanlarını, denizleri, su kaynaklarını ve emeği ile geçinen büyük çoğunluğu sömürme, kısaca dünyayı yok etme noktasına getirmiş bulunmakta.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kısaca, dünyada yaşamakta olan düzenin &nbsp;kökeninde , protestan ahlakı ve kapitalizmin ruhunun yarattığı &nbsp;“<em>Sahiplenici Bireycilik”</em> ve&nbsp; <em>Kibirli Hoyratlık ya da “Hubris</em>” egemenliğinde şekillenen kapitalizm üretim biçimi ve ilişkileri ve de oryantalizm var.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ve Oryantalizm</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Çok tanımı var ,bana&nbsp; göre en önemlisi Oryantalizm, <em>“Doğu üzerinde egemenlik kurmak, onu kendisinin çıkarı doğrultusunda yeniden yapılandırmak ve otorite sahibi olmak, daha ilerisi Doğu’nun insanları ve topraklarının Batı tarafından ele geçirilmesi amacıyla,bir başka deyişle emperyalizm için&nbsp; geliştirilen Batılı bir söylem</em>”.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burada kapitalizmin çıktısı olan emperyalizmin gizli ve açık(aleni) ya da bilimsel ırkçılık ile bağlantısı olduğunu söylemek&nbsp; gereği &nbsp;de var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gizli ırkçılık,uygarlık(medeni) anlamda geri kalmışlığın emperyalist “<em>modernleşme misyonu</em>” yardımıyla iyileştirilebileceğini ve iyileştirilmesi gerektiğini varsayar. Açık(aleni) ya da bilimsel ırkçılık,fizyolojik/genetik özellikleri üzerinde odaklanmıştır,çünkü bu ikinci sınıf özellikleri değişmez olarak görme eğilimdedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oryantalist yaklaşımda insan&nbsp; toplulukları; uygar(medeni,Batı Avrupalılar ve beyazlar),barbar(Osmanlı İmparatorluğu,Çin,Siyam ve Japonyalar gibi ve Sarılar) ve vahşi(Afrika,Avustralya ve Yeni Zelandalılar ve siyahlar) olarak sınıflandırılmış.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu Üzerinden Oryantalizme Türkiye’den bir Örnek</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’de 13 Şubat 2024 tarihinde Erzincan&#8217;ın İliç İlçesi’ndeki Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri kaynaklı Anagold Madencilik San. ve Tic. A.Ş. tarafından işletilen altın madenindeki faciayla meydana gelen toprak kaymasında 9 işçi toprak altında kaldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun yanında siyanür ve sülfirik asit içeriğine sahip, toksik ağır metal barındıran ve insan sağlığı için son derece tehlikeli olan atık yığının Fırat Nehri’ne uzanan vadi boyunca yaptığı tahribat,oryantalizmin ötekiler&nbsp; için “bırakınız yok olsunlar, bırakınız ölsünler” olarak gözlemlediğimiz sonuçları değil midir?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Batı,kendi ülkelerinde doğayı tahrip edecek girişimleri engellemeye çalışırken Türkiye gibi ülkelerde doğanın tahribatına yol açan yatırımları neden yapar?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, özünde “<em>Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu</em>” değil midir?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu &nbsp;&nbsp;üzerinden Donald Trump’ı Nasıl Yorumlayalım?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Amerika Birleşik Devletleri, kimi zamanlar diploması diliyle Batı’nın&nbsp;&nbsp; sakladığı&nbsp;&nbsp; oryantalist uygulamaları&nbsp; uyguluyordu .</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak Donald Trump,buna da gereksinme duymadı, En çıplak&nbsp; haliyle artık protestan ahlakı ve kapitalizmin ruhu temelinde bir ekonomi-politik izliyor. Burada ABD’nın çıkarlarını diğer kapitalist ülkelerden de üstün&nbsp; görüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Örnekleyelim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kanada ve Grönland’ı diğer kapitalist ülkelerden istemiyor mu?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“BM sistemini çöpe attım</em>!” demiyor mu?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gazze’de &nbsp;kimilerine göre altmış bin &nbsp;&nbsp;&nbsp;insanın ölümüne ses çıkardı mı? Daha doğrusu İsrail’in imha politikasına destek vermedi mi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">İran’a Ortadoğu’ya egemen olmak ve de &nbsp;Çin’in gelişimini engellemek için saldırı yapmadı mı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">İran’da &nbsp;190 genç kızın öldürülmesine neden olmadı mı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya ekonomisini çıkmaza süreklerken acaba&nbsp; O’nu buna sevk&nbsp; eden neydi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yenileyelim, Donald Trump’ı bütün davranış ve uygulamaları, yukarıda değindiğimiz üzere kibirli hoyratlık göstergesi değil mi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özetleyelim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kapitalizmin , “<em>Sahiplenici Bireycilik:Possessive Individualizm” ve “Kibirli Hoyratlık ya da “Hubris: Hybris”</em> olarak adlandırılabilen iki yaklaşımına karşı çıkmaksızın,daha doğrusu&nbsp; kapitalist üretim biçimi ve ilişkilerini anlamaksızın,gerek yurdumuzda,gerekse dünyada gelir dağılımı eşitsizliğine,emperyalizme&nbsp; karşı çıkmak olası&nbsp; değil.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kapitalist düzene karşı yeniden eşitlikçi bir düzen&nbsp; arayışına girmeden “<em>Biz Daha İyi Yönetiriz”</em> sözleri “<em>Timsahın Göz Yaşları Dökmesine&nbsp; Benzer ve Aldatıcıdır</em>.”&nbsp; derim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">******</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sömürüsüz bir dünyayı gerçekleştirmek dileğiyle 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günümüzü kutluyorum</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Azim ve Karar, 1 Mayıs 2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TÜRKİYE TARIMININ  ÇÖKÜŞÜNDE EMPERYAL KAPİTALİZMİN PAYI VAR MI?</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/turkiye-tariminin-cokusunde-emperyal-kapitalizmin-payi-var-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2026 20:56:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mustafa KAYMAKÇI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=8024</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa Kaymakçı Bir önceki “Tarımda Üretim Çıkmazına Seçenek Var Mı?” adlı yazımda, “Türkiye’de tarımda üretim çıkmazını tetikleyen iki ana etmen var.Bunlardan birincisi, iç etmenler,ikincisisi de emperyal kapitalizm ya da &#160;dış etmenler” demiş ve&#160; &#160;“İç Etmenler Açısından Tarımsal Üretimde Gerilemenin Nedenleri ve Çıkış Yollar” üzerinde durmuştum. &#160;Bu yazımızda ağırlıklı olarak emperyal kapitalizm ya da&#160; dış etmenlerin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mustafa Kaymakçı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir önceki “<em>Tarımda Üretim Çıkmazına Seçenek Var Mı?”</em> adlı yazımda, “Türkiye’de tarımda üretim çıkmazını tetikleyen iki ana etmen var.Bunlardan birincisi, iç etmenler,ikincisisi de emperyal kapitalizm ya da &nbsp;dış etmenler” demiş ve&nbsp; &nbsp;“İç Etmenler Açısından Tarımsal Üretimde Gerilemenin Nedenleri ve Çıkış Yollar” üzerinde durmuştum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;Bu yazımızda ağırlıklı olarak emperyal kapitalizm ya da&nbsp; dış etmenlerin payı &nbsp;özetlenecek.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>&nbsp;Emperyal Kapitalizmin Tarım Sektöründe Uygulanmasının Tarihsel Süreci?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">1980’li yıllara değin dünya, iki kutbun yönlendiriciliğindeydi. Bir yanda reel sosyalizm, bir yanda emperyal kapitalizm ve kurumları dünyayı şekillendiriyordu. Emperyal kapitalizm, anılan yıllara değin özellikle çevre ülkelerinde köylülüğü, bir başka deyişle küçük üreticiliği destekleme politikalarını sürdürdü. Ancak temel amacı, özellikle çevre ülkelerinde ortaya çıkabilecek toplumsal muhalefetin devrimci hareketlere dönüşümünü engellemek, daha doğrusu onları düzenin sınırları içinde kalmalarını yönlendirmekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye, 1980&#8217;li yılların başından itibaren uluslararası denilen,ancak Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği’nde&nbsp; tekelci şirketlerin&nbsp; güdümünde olan Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü gibi kuruluşlarının baskısı ve yönlendirmesiyle, tarımında da liberalleşme politikalarını uygulamaya başladı. Türkiye tarımının liberalize edilmek istenmesinin ardındaki ana gerçek, merkez ülkelerdeki tarımsal ürün ve girdi&nbsp; stoklarının çok yüksek düzeylere ulaşarak sorun oluşturması yanında tarım tekellerinin kendi ülkelerinde tıkanmaları nedeni ile dünya pazarlarını işgal etme isteği idi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kısaca,Türkiye&#8217;de uygulana gelen tarım politikalarının, büyük ölçüde dış dinamikler ya da küreselleş(tir)me ya da daha doğrusu emperyalizm ile bağlantılı olduğu görülmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emperyal Kapitalizm Nasıl Hayata <a>Geçirildi</a><a href="#_msocom_1">[L1]</a>&nbsp;?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sermaye, mal ve hizmetler akışında çevre sınırlamalar gevşetildi ve azaltıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sıcak para hareketlerine konan sınırlamalar kaldırıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Eskiyen teknoloji ve üretim birimleri, Türkiye’ye kaydırıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Menkul kıymet borsaları kuruldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sendikasızlaşmaya ivme verildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kamu şirketleri değişik araçlar kullanarak özelleştirilmeye başlandı, süreç devam ediyor. Türkiye&#8217;de 1980&#8217;lerden bu yana, özellikle 2000&#8217;li yıllardan sonra hız kazanan özelleştirme uygulamaları kapsamında Tekel, Seka ,Petkim, Tüpraş, Türk Telekom, şeker fabrikaları, SEK, Zirai Donatım Kurum,YEM Sanayi,Gübre Sanayi ,elektrik dağıtım şirketleri ve limanlar gibi sanayi,hizmet &nbsp;ve tarım kamu kurumları satıldı&nbsp; ya da devredildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Gıda sektörü ve organize gıda perakendeciliğinde tekelleşme oldu&nbsp; ve yabancı firmalarının denetimine girdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Batı, kimi zamanlar denetim altında tuttukları Dünya Borsa Fiyatları’nda yüksek düzeyde indirim yaparak ellerindeki&nbsp; tarım&nbsp; stokları eritti. Ancak bu ithalat,Türkiye tarımına büyük zarar verdi ve vermeye devam ediyor. Kanımca bilginiz vardır.Tarım&nbsp; ürünleri ithalatı&nbsp;&nbsp;&nbsp; 2024’de&nbsp; 344.2 milyar dolar, ihracatı ise&nbsp; 261.9 milyar dolar gerçekleşti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">•&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; “<em>AB&nbsp; ve&nbsp; ABD’de Tarımda Desteklemeler Yoktur</em>”aldatmacası, neo-liberal kurumlarla Türkiye’de egemen kılındı. Bu kapsamda Türkiye’de&nbsp; kimi bilim adamları, yazarlar ve siyasetçiler fonlandı. Örneğin televoloji adı verilen kişilerle ,Antonio Gramsci’nin “<em>İnsanların beyinlerini işgal edebilirseniz, kalpleri ve elleri de arkadan gelecektir”</em>&nbsp; deyişi gerçekleştirildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oysa Batı için öncelikle besin güvenliği nedeni ile tarım sektörü en fazla gözetilen ve korumacılığın en yüksek düzeyde olduğu bir sektördü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu günümüzde de sürdürülmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özet olarak, kendi tarımlarında korumacılık egemen olduğu halde, Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü gibi aracı kurumların kullanarak&nbsp; ,Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’ni dayatmalarıyla &nbsp;ile Türkiye tarımında serbestleşme çıkış yolu olarak gösterildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Çözüm var mı?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye Tarımı’nda çöküşün nedenini salt emperyal kapitalizme ya da&nbsp; &nbsp;dış etmenlere bağlamak istemem. Bu kolaycılıktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belirleyici olan iç etmenlerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu da geçtiğimiz yazıda dile getirmeye çalıştığım <strong>&nbsp;&nbsp;</strong>önermelerin &nbsp;tabandan gelmesiyle&nbsp; oluşturulacak bir siyasi irade ve&nbsp; bu siyasi iradenin iktidarıyla olası.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak &nbsp;emperyal kapitalizmin payı da kesinlikle dikkate alınmalı. Uluslararası tarım ve gıda emperyalizmine karşı siyasi koşulların oluşturulabilmesi, temel konularımızdan biri olmalı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burada Dünya milletlerinin düşmanı Henry Kissinger&#8217;a atfedilen <em>&#8220;Petrolü denetlerseniz ülkeleri, gıdayı&nbsp; denetlerseniz insanlığı yönetirsiniz&#8221; i</em>fadesini unutmamak gerekiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu ifade, tarım ve gıdanın 20. yüzyıldan itibaren emperyal&nbsp; kapitalizm stratejinin&nbsp;&nbsp; jeopolitik bir silah ve&nbsp; denetim aracı olarak kullanıldığını göstermiyor mu?(*)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>(*) Bakınız: Kaymakçı, Mustafa (Ed.,) Açlık ve Emperyalizm. İlkim Ozan Yayınları, Antalya</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Azim ve Karar, 19.04.2026</strong></p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="wp-block-paragraph"><a id="_msocom_1"></a></p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;<a href="#_msoanchor_1">[L1]</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TARIMDA ÜRETİM ÇIKMAZINA SEÇENEK VAR MI?</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/tarimda-uretim-cikmazina-secenek-var-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Apr 2026 22:55:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mustafa KAYMAKÇI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=7999</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa Kaymakçı &#160;Önce bir tespit yapalım. Türkiye’de tarımda üretim çıkmazını tetikleyen iki ana etmen var.Bunlardan birincisi, iç etmenler.ikincisisi de dış etmenler. &#160;Bu yazımızda ağırlıklı olarak iç etmenler özetlenecek.Ancak uluslararası tarım ve gıda emperyalizminin payını,bir başka deyişle dış etmenlerin de dikkate alınması gerekiyor. Üstelik İran-ABD Savaşı nedeniyle 2026 yılı ve yakın gelecekte dış etmenlerin payı da [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mustafa Kaymakçı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;Önce bir tespit yapalım. Türkiye’de tarımda üretim çıkmazını tetikleyen iki ana etmen var.Bunlardan birincisi, iç etmenler.ikincisisi de dış etmenler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;Bu yazımızda ağırlıklı olarak iç etmenler özetlenecek.Ancak uluslararası tarım ve gıda emperyalizminin payını,bir başka deyişle dış etmenlerin de dikkate alınması gerekiyor. Üstelik İran-ABD Savaşı nedeniyle 2026 yılı ve yakın gelecekte dış etmenlerin payı da yükselecek gibi gözüküyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Örneğin İran-ABD Savaşı’nda Hürmüz Boğazı kriziyle,petrol,gübre ve lojistikteki aksama ve fiyat artışları&nbsp; küresel tarımı tehdit ettiği gibi Türkiye’yi de etkileyecek.Gübrede de dışa bağımlı bir ülke olan yurdumuzda buğday,pirinç ve mısır gibi&nbsp; temel ürünlerde,üretimin&nbsp; olumsuz olarak düşüşü söz konusu olacak .FAO’ya göre kriz devam ederse,2026’nın ilk yarısında küresel gübre fiyatları ortalama yüzde 15-20&nbsp; daha yüksek olacak.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;<strong>İç Etmenler Açısından Tarımsal Üretimde Gerilemenin Kök Nedeni Ne?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Türkiye Tarımının kök sorunu,uygulanan&nbsp; tarım politikalarının tarımsal işletmelerin büyük bir çoğunluğunu oluşturan aile işgüçü temelli küçük ve orta ölçekli işletmelerden yana olmaması.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Politikalar, tarımın şirketleşmesi üzerine inşa edilmiştir.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarım politikalarının tarımsal işletmelerini büyük bir çoğunluğunu oluşturan aile işgüçü temelli küçük ve orta ölçekli işletmeler için düzenlenmediği taktirde çıkış yolu yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tarımda Üretim Çıkmazının Manzarası</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Tarım Yasası’na göre 2026 yılında çiftçiye milli gelirin yüzde 1’i  olan 772 milyar destek verilmesi gerekiyormuş, Oysa hazineden  bu yıl için ayrılan para  168 milyar para imiş .</li>



<li>Tarımda  çalışan kişi sayısı 2024 yılında 4 milyon 948 binden iken 2025 yılında 4 milyon 560 kişiye düşmüş, bir başka deyişle 388 bin çiftçi tarımsal üretimden kopmuş.Üstelik çiftçilerin yaş ortalaması, gençleşmek yerine yaşlanmış ve 59 yaş olmuş.</li>



<li>Çiftçinin borcu 2000’li yılların başına göre 187 kat artmış.</li>



<li>Tarımsal üretim, 2025 yılında bir yıl öncesine değin yüzde 8.8 küçülmüş.Sonuçta çiftçi para kazanamadığı için tarımdan çekilmiş,</li>



<li>Tarımsal üretim düştüğü için Türkiye tarım ürünleri ithalatçısı olmuş. Tarım  ürünleri ithalatı    2024’de  344.2 milyar dolar, ihracatı ise  261.9 milyar dolar .Üstelik tüketici de tarım ürünlerine artan fiyatlar nedeniyle erişemez  bir duruma gelmiş.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>&nbsp;Tarımda Üretim Çıkmazına Seçenek Var Mı?</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Yapılması gereken ilk iş, piyasa fiyatıyla üreticinin maliyetleri  arasındaki fark kadar destek verilmesidir. Ancak  çözümü salt desteğe bağlamak çözüm değil.Destek ne kadar artarsa,pazarlama kanalında yer alan  pazarlamacılar  ve  sanayici de o oranda fiyat düşürüyor.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Fiyat belirlenirken bu destekler düşüldüğü için üreticiye pek yansımıyor. &nbsp;Üstelik Tarım yasasına göre çiftçiye verilen destek, yukarıda değinildiği üzere tahahhüt edilen miktar olan yüzde 1’in &nbsp;&nbsp;ancak üçte bir kadar bile olmamıştır. Devlet çiftçiye borçludur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tarım sektöründe,tarımsal&nbsp; çıktıların (süt,et,sebze vb) değerlendirilmesinde az sayıda örgütlenmiş&nbsp; ya da büyük alıcının çok sayıda küçük üreticiyle karşı karşıya geldiği bir piyasa&nbsp; egemendir.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Oligopson piyasası olarak adlandırılan bu yapıda, alıcılar pazar gücüne sahiptir, fiyatları doğrudan etkiler.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu genellikle tarım ürünleri&nbsp; ya da hammadde gibi sektörlerde görülür. Alıcılar arasında yoğun bir rekabet yerine işbirliği&nbsp; ya da stratejik davranışlar &nbsp;vardır. Kısaca&nbsp; üreticilerin ürünlerini pazarlamakta zorlandığı,ürünlerini ucuza satmak zorunda kaldığı, alıcıların ise piyasaya&nbsp; egemen olduğu bir düzen &nbsp;söz konusu.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Oligopson piyasa düzenine karşı temelde çözüm,üreticilerin kooperatifleşerek sanayileşmesi.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Bir başka deyişle,küçük çiftçilerin sanayi kurumlarını kurarak&nbsp; ürünlerini piyasaya kendilerinin sunması.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ancak tarımsal amaçlı kooperatifler güçlenilceye kadar TARIMSAL KİTLER yeniden kurulmalı. Bu konu ,Türkiye kamuoyunda hemen hemen hiç gündeme getirilmiyor.Var&nbsp; olan politikaları eleştirenler bile kamucu politikalara değinmiyor. Sanki herkes serbest piyasacı.</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Aile işgüçü temelli küçük ve orta ölçekli işletmelerin kuracakları  Tarımsal amaçlı kooperatiflere gelir için Çiftçi Kayıt Belgesi verme hakkı verilmeli, pazarladığı ürünlerde KDV yüzde 1’e düşürülmeli ve en az 10 yıl süreyle Üst birlikleri olan birim kooperatiflere kurumlar vergisi muafiyeti sağlanmalı.</li>



<li>Tarımsal Kooperatif örgütlenme ile ilgili tek bir bakanlık sorumlu olmalıdır ve ürüne dayalı  tarımsal kooperatifleşme  olmamalı.</li>



<li>Kooperatiflere finans sağlayacak bir Kooperatifçilik Bankası Kurulmalı.</li>



<li>Tarımsal amaçlı kooperatifler ilçe ya da büyük belde/köy temelinde örgütlenmeli.</li>



<li>Aile çiftçiliği temelinde üreticilerin yine kooperatifler  aracılığıyla  sanayici  ve pazarlamacı  olmalı . Yaratılan artı değerin  büyük bir kısmı ancak bu model ile çiftçide kalabilir ve  tüketici de daha ucuza tarım ürünlerine ulaşabilir.</li>



<li>Yapılan bir araştırmaya göre lojistik hizmetlerin gıda üzerindeki payı,kimi durumlarda yüzde 18 kadar kadar yükselmektedir. Örneğin,İstanbul ya da İzmir’de kurulmuş büyük fabrikalar sütlerini binlerce uzaklıktaki kentlerden  almaktadırlar .<strong>Bu durum,meyve ve sebze  için de  geçerlidir. Lojistik hizmetlerin düşürülmesi için çözüm, büyük tüketim merkezlerini çeperlerinde tarım bölgelerinin oluşturulması gerekiyor.</strong></li>



<li>Stok üretim yapmadan, toplum gereksinmesinin önceliği,toprak ve  iklim koşulları  dikkate alınarak  kaynakların iyi değerlendirilmesi ve israfın önlenmesi için tarımsal üretim planlanması yapılmalı.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi,bu yazıyı okuyanların sorması gereken bir soru var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bütün bu önermeler yaşama geçirilebilir mi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">El cevap. Çözüm,bu önermelerin tabandan gelmesiyle&nbsp; oluşturulacak bir siyasi irade ve&nbsp; bu siyasi iradenin iktidarıyla olası.Tek bir yasama döneminde bile böylesine bir dönüşümün gerçekleştirilebilir. &nbsp;Ancak iç etmenlerin yanı sıra yukarıda değindiğim üzere uluslararası tarım ve gıda emperyalizmine karşı siyasi koşulların oluşturulabilmesi, temel konularımızdan biri.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya milletlerinin düşmanı Henry Kissinger&#8217;a atfedilen &#8220;<em>Petrolü denetlerseniz ülkeleri, gıdayı&nbsp; denetlerseniz insanlığı yönetirsiniz</em>&#8221; ifadesini unutmamak gerekiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu ifade, tarım ve gıdanın 20. yüzyıldan itibaren emperyal&nbsp; stratejinin&nbsp; &nbsp;jeopolitik bir silah ve &nbsp;denetim aracı olarak kullanıldığını göstermiyor mu?<strong>(*)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>(*) Bakınız: Kaymakçı,Mustafa (Ed.,) Açlık ve Emperyalizm. İlkim Ozan Yayınları, Antalya</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Azim ve Karar, 04.04.2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CUMHURİYET  DEVRİMİ: GÖRÜNMEYEN TÜRK ULUSUNDAN ULUS DEVLETE</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/cumhuriyet-devrimi-gorunmeyen-turk-ulusundan-ulus-devlete/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 22:10:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mustafa KAYMAKÇI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=7941</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa Kaymakçı Türkiye kamu oyunda ve özellikle okumuşların&#160; kimilerinde, &#160;uluslaşma&#160; ve ulus devlet konusunda birbiriyle bağlantılı iki tez,hatta iki kabul vardır.Bunlardan birincisi; Türklerin en son Osmanlı İmparatorluğu ile siyasal birlikleri ve devletlerinin olduğu,bu imparatorluğun ulusal bir devlet değil ve de arkasında bir ulusal topluluğu olmadığıdır. İkincisi de&#160; birincisinden hareket edilerek Türkiye Cumhuriyeti’nin&#160; önündeki en temel [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mustafa Kaymakçı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye kamu oyunda ve özellikle okumuşların&nbsp; kimilerinde, &nbsp;uluslaşma&nbsp; ve ulus devlet konusunda birbiriyle bağlantılı iki tez,hatta iki kabul vardır.Bunlardan birincisi; Türklerin en son Osmanlı İmparatorluğu ile siyasal birlikleri ve devletlerinin olduğu,bu imparatorluğun ulusal bir devlet değil ve de arkasında bir ulusal topluluğu olmadığıdır. İkincisi de&nbsp; birincisinden hareket edilerek Türkiye Cumhuriyeti’nin&nbsp; önündeki en temel görevinin bir ulus yaratmak&nbsp; fikri olduğu ile sürülür .</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yazı, ileri sürülen iki tezin de&nbsp; sorunlu olduğunu ve geçersizliğini tartışmaya açmaya yöneliktir. Bu kapsamda önce uluslaşma ve ulus devletin ortaya çıkmasının kuramsal temeli ve arkasından &nbsp;Osmanlı Devleti’nin tasfiye edilmesiyle Türk ulusuna dayalı &nbsp;yeni bir devletin oluşmasının &nbsp;kuramsal &nbsp;alt yapısına &nbsp;kısaca değinilecektir. Daha sonra Türklük kavramının Batı Dünyasında var oluşunun göstergeleri özetlenecektir. Son olarak Atatürk’ün yönlendiriciliğinde, görünmeyen Türk Ulusundan,nasıl görünür Türk devletine&nbsp; dönüştürülmesinin kültürel alt yapısı&nbsp; irdelenecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Uluslaşma ve Ulus Kavramı Nasıl Oraya Çıktı?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslaşma ve ulus kavramı, özellikle 18. ve 19. yüzyıllarda tüm dünyaya yayılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ulus fikrinin siyasi anlamda doğuşu ise &nbsp;büyük ölçüde, Aydınlanma ve Fransız Devrimi’yle &nbsp;18. yüzyılda ortaya çıkıyor. Ulus , ortak siyasi iradeye sahip,aynı egemenlik altında yaşayan vatandaşlar topluluğu olarak tanımlanabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ulus Devlet Modeli ise&nbsp; sınırları belirli toprak, merkezi yönetim, ortak vatandaşlık, tek hukuk sistemine modeline dayanır. Ulusçuluk, tüm sınıf, grup ve kimlikleri birleştirmeyi amaçlayan, bu yönüyle eşitleyici ve eşitlikçi bir düşüncedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ulusçuluk ve ulus konusunda özgün yaklaşımları olan Ernest Gellner<a href="#_ftn1" id="_ftnref1">[1]</a> de ,uluslaşma sürecinde biri kültürel, diğeri iradeye dayalı bir kabulü &nbsp;temel alır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunlara bağlı olarak&nbsp; Ernest Gellner, ulusçuluğu esas olarak siyasal birim ile ulusal birimin çakışmasını öngören ilke şeklinde tanımlar. Gellner,ulusçuluğun&nbsp; sosyo-ekonomik çıkışını da; “<em>Tarım toplumunun en temel yapısal özelliği, çok parçalı ve çok katmanlı olmasıdır. İnsanlar büyük ölçüde cemaatler şeklinde yaşamış; çok büyük oranda doğdukları yerden hiç ayrılmamıştır. Bireyin, devletle karşılaşması çok nadir yaşanmış ve cemaat liderleri, devletle birey arasında bir tür taşıyıcı olmuştur. Buradan hareketle ulusal kimlik ve ulusu, sanayi devriminin oluşturduğu yeni ve &nbsp;çağdaş bir olgu olarak yorumlar</em>.”şeklinde nitelendirmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gellner, ulusçuluğun &nbsp;devletli toplumlarda ortaya çıkacağını belirtir ve :“<em>Eğer ortada devlet yoksa, açıktır ki, sınırlarının ulusun sınırlarıyla çakışıp çakışmaması diye bir sorun da olamaz. Devlet olmayınca, yöneticiler de olmayacağından, &nbsp;öneticilerin yönetilenlerin aynı ulustan olup olmadıkları da sorulmaz”</em>der.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yorumlamaya göre feodalizmin tasfiyesi ve devletlerin oluşmasıyla sanayi &nbsp;toplumlarına geçiş, aynı zamanda üretilen &nbsp;mal ve hizmetlerinin daha çok düzeyde üretilmeleri ve pazarlama olanaklarının gerçekleştirilmesiyle &nbsp;&nbsp;ulus &nbsp;temelinde devletlerin ortaya çıkmasını sağladığı söylenebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Osmanlı Devleti’nde &nbsp;Ulus Devlete Gereksinme Arayışı, Neden Devreye &nbsp;Girdi?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>&nbsp;</strong>Osmanlı Devleti’nin dağılma sürecinde 20.yüzyılın başlarında hangi siyasal yolun izlenmesi gerektiğini tartışılır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kapsamda öne çıkan düşünürlerden Yusuf Akçura, 1904&#8217;te Kahire&#8217;de “<em>Türk”</em> adlı gazetede yayınlanan<em>“Üç Tarz-ı Siyaset</em>”<a href="#_ftn2" id="_ftnref2">[2]</a> makalesinde&nbsp; Osmanlı Devleti&#8217;ne güç kazandırmak için takip edilen farklı yaklaşımları analiz etmiştir</p>



<p class="wp-block-paragraph">“<em>Üç Tarz-ı Siyaset”</em>de ele alınan önermelerden &nbsp;birincisi; Osmanlı sınırları içindeki tüm milletleri (Türk, Arap, Rum, Ermeni vb.) eşit vatandaşlık temelinde birleştirmek olan “<em>Osmanlıcılık</em>”tır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İkincisi; “<em>İslamcılık”</em> olarak tanımlanan ve &nbsp;halifelik etrafında tüm Müslümanları birleştirmek &nbsp;fikridir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üçüncüsü ise “<em>Türkçülük”</em>tür. Türkçülük, Türk kimliği temelinde milli bir devlet oluşturmaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Akçura’ya göre ortada Osmanlı ulusu diye bir olus yoktur. Onun yaratılması olası değildir.Çünkü Balkanlarda milliyetçilik&nbsp; temelli isyanlar çoktan başlamış,Bulgarlar ve Yunanlar devletlerini kurmuşlardır. İslamcılık’ın da gerçekleştirilmesi&nbsp; olanaksızdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geriye kalan tek seçenek,Türk ırkı, daha doğrusı Türk ulusuna dayalı ulusal bir Türk politikasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türk milliyetçiliğin bir ünlü düşünürü de Ziya Gökalp<a href="#_ftn3" id="_ftnref3">[3]</a>’dir.O’na göre göre toplumların karakterleri kalıtımsal olmayıp kültür ve eğitim yoluyla şekillenmektedir. Bu &nbsp;nedenden dolayı ırksal temellere dayalı milliyetçiliğe karşı olmuştur. Gökalp’ın yaklaşımında Türk toplumunun kendine özgü ahlaki ve kültürel değerleriyle, Batı&#8217;dan aldığı kimi değerleri kaynaştırarak bir senteze ulaşma çabası yatıyordu. &#8220;<em>Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak&#8221;</em> diye özetlediği bu yaklaşımın kültürel öğesi Türkçülük, ahlaki öğesi de İslamdı. Saray edebiyatının karşısına halk edebiyatını koymuştu. Batı&#8217;nın teknolojik ve bilimsel gelişmesini sağlayan pozitif bilim anlayışını benimsemişti. Dini, toplumsal birliğin sağlanmasında yardımcı bir öğe olarak değerlendiriyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yusuf Akçura ve Ziya Gökalp’ın &nbsp;dile getirdikleri Türkçülük yaklaşımları, aralarında ayrımlar olmakla birlikte daha sonra gelişecek olan Milli Mücadele’nin başarıya ulaştırılması ve Cumhuriyetin örgütlenmesinde rol oynayan en büyük fikir akımları olmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Osmanlı Devleti’ni Oluşturan İnsan Topluluklarında Egemen Soy Kimdir ?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Osmanlı Devleti’ni oluşturan insan toplumu, elbette tek bir “<em>soy”</em>dan oluşmuyordu. Osmanlı, çok uluslu,çok etnikli ve çok dinli bir imparatorluktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak kurucu çekirdek unsurun kökeni , Oğuz Türkleridir. Oğuzlar, 11–13. yüzyıllarda Anadolu’ya göç eden Türk topluluklarının ana gövdesini oluşturmuştur. Osmanlı Hanedanı’nın kökeni de, Orta Asya’dan gelen Oğuz Türklerine dayanır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte&nbsp; Osmanlı Devleti’nin kurulduğu Anadolu’da,farklı halklar da &nbsp;vardı. Bunlar arasında;&nbsp; Bizans döneminden kalma Rum toplulukları, Ermeniler, Süryaniler, Kürtler ve&nbsp; Araplar sayılabilir. Osmanlı genişledikçe Balkan ve diğer bölgelerdeki Boşnaklar, Arnavutlar, Sırplar, Bulgarlar, Yahudiler (özellikle 1492 sonrası İspanya’dan gelenler) imparatorluk yapısına katılmışlardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuç olarak devletin kurucu çekirdek ve hanedanın &nbsp;soyu,Oğuz Türkleri idi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Osmanlı Devleti’nin&nbsp; Resmi Dili&nbsp; ve Halkın&nbsp; Dili Neydi?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Osmanlı Devleti’nde Resmi Dili, içinde Arapça ve Farsçadan dil bilgisi kuralları ve sözcükler içeren Osmanlı Türkçesiydi<a href="#_ftn4" id="_ftnref4">[4]</a>. Bu dil, geniş Osmanlı bürokrasisinde resmi dil olarak kullanılmaktaydı. Türklerin dışında azınlık ve Arapların hükümet ile resmi konularda, devletin resmi dili olan Osmanlı Türkçesini kullanmak zorunluluğu söz konusuydu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tanzimatla birlikte Osmanlı Türkçesindeki yazılı eserlerde Arapça ve Farsça &nbsp;egemenliğini azaltılacak &nbsp;ve Türkçe bilim dili de olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anadolu&#8217;da ve Balkanlarda halkın çoğunun konuştuğu dil&nbsp; de Türkçe idi. Arabistan, Kuzey Afrika, Irak ve diğer ülkelerde konuşulan &nbsp;dilin&nbsp; ise Arapça olduğu söylenebilir . Devletin egemenliği altındaki bölgelerde diğer &nbsp;bölgelerde&nbsp; ise azınlıklar, kendi &nbsp;dillerini kullanmaktaydılar .</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak devletin kurucu çekirdek soyunun Oğuz Türkleri olması ve nüfusun çoğunluğunu&nbsp; onların oluşturması nedeniyle &nbsp;Osmanlı coğrafyasında egemen dil Türkçe idi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Osmanlı Devleti’nde Edebiyat Nasıldı?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Osmanlı edebiyatı, çeşitli türlerden oluşuyordu. Divan edebiyatı<a href="#_ftn5" id="_ftnref5">[5]</a>, halk edebiyatı<a href="#_ftn6" id="_ftnref6">[6]</a> ve tasavvuf edebiyatı Osmanlı edebiyatının önemli dallarıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Divan edebiyatı, Osmanlı edebiyatının en önemli dalıydı. Fuzuli, Baki, Nedim ve Şeyh Galip, divan edebiyatının en önemli şairleriydi. Bu şairler, hem dini hem de seküler konularda eserler verdiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Halk edebiyatı, Osmanlı edebiyatının bir diğer önemli dalıydı. Halk şairleri; günlük hayatı halkın duygularını ve devlete karşı tavırlarını&nbsp; anadilleri olan&nbsp; Türkçe ile yansıtıyordu. Yunus Emre, Pir Sultan Abdal ve Karacaoğlan, halk edebiyatının önemli temsilcileriydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burada şu söylenebilir. Divan Edebiyatı,seçkinci bir edebiyat idi ve etki alanı nüfus açısından sınırlıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu nedenle günlük hayatı ,halkın duygularını ve &nbsp;devlete karşı tavırlarını&nbsp; yansıtan halk edebiyatı, günümüze kadar gelmiş ve çağdaş Türk edebiyatına kaynak olmuşlardır. Yansımaları salt edebiyatta değil, müzikten güzel sanatlara değin &nbsp;kültürün bütün kollarında&nbsp;&nbsp; da gözlemlenmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Osmanlı edebiyatı, zamanla değişmiş, 19. yüzyılda Batı etkisi, Osmanlı edebiyatını etkilemiştir. &nbsp;Çağdaş edebiyat akımları, geleneksel edebiyatı dönüştürmüştür.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Batı Dünyası Osmanlı Toplumuna Nasıl Nitelendirdi?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Hıristiyan Batı Dünyası Dünyası, Türklerle devlet düzeyinde Batı Hunları yanı sıra önce Doğu Roma İmparatorluğu’nun yenilgisiyle 1071’de karşılaşmışlardı. Ancak daha sonraları Haçlı Seferleri ile ilk karşılaştıkları yine bir Türk Devleti&nbsp; olan Anadolu Selçukluları&nbsp;&nbsp; olmuştur. 1453’te İstanbul’un fethi ise Batı Dünyası ile Türkler arasındaki ilişkileri dönüm noktası durumuna getirmişti.Bu tarihden itibaren&nbsp; devamlı bir şekilde Türkler karşısında Avrupa içerlerine kadar çekilmek zorunda kalmışlardı. Türk ordusu, Avrupa’yı fethe çıkmış,Belgrad ve&nbsp; Budapeşte’yi almış , Viyana kapılarına dayanmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türk ordusu Batı’ya doğru ilerlerken, Avrupalılarda Türklere karşı&nbsp; hayranlık ve gücü sınırlanamaz düşünce ve duyguları ortaya çıkmıştı. Örneğin;&nbsp; &#8220;<em>Turqueire&#8221;</em> modası canlanmış,soylular, Türk&nbsp; giysilerini giyerek resimler yaptırılıyorlardı .Bir yandan da Türkler; korkak, aşırı gururlu, kaba, miskin, cahil ve Hıristiyanları yok etmek isteyen zalimdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa,kendi kimliğini tanımlayabilmesi ve birlikteliğinin&nbsp; oluşturulması için de tehdit olarak gördüğü “<em>Türk Kimliği</em>”nin&nbsp; bir <em>&#8220;öteki</em>”olarak algılanmasına gereksinim duymuştur. Avrupa tarihi,büyük ölçüde Türk tarihi;Büyük Selçuklu Devleti’nden başlayarak Anadolu ve Suriye Selçuklu Devletleri,Osmanlı İmparatorluğu,hatta günümüz Türkiye Cumhuriyeti’nden bağımsız olarak yazılamamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bağlamda,Müslüman sözcüğü ile eş anlamlı olarak adlandırılan Türk sözcüğü de , Türk kimliğinin başat bileşeninin İslam olarak algılanmasına yol açmıştır. Böylece&nbsp; Türk varlığının ,Hıristiyan Avrupaların birlikteliğinin&nbsp; oluşturulması yanı sıra ortak bir bilinç inşasına da katkıda bulunduğu gözlemlenmektedir. Bu durum,Türklük temelinde uzun yüzyıllar boyunca devam edecek bir çatışmanın iki tarafını&nbsp; ortaya çıkarmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bütün bunlar,Osmanlı Devleti dönemi’nde ve&nbsp; bu devletin egemen olduğu coğrafyada&nbsp; soy olarak tanımlanan toplulukların Türk &nbsp;&nbsp;soyu olduğu kabulüne&nbsp; &nbsp;dayanak olmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunan kanıt olarak çok sayıda örnek verilebilir<a href="#_ftn7" id="_ftnref7">[7]</a>:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Haçlı Seferleri yanı sıra Osmanlı’nın Batıya karşı fetihlerine karşı koymak için  Papalık kurumu, Türklere karşı örgütlenmeler yapmıştır.</li>



<li> Avrupa’da hazırlanan haritalarda Osmanlı Devleti’nin toprakları “<em>Türk İmparatorluğu”</em> olarak yazılır.</li>



<li> Osmanlı  padişahları <em>“Türk İmparatoru</em>” olarak nitelendirilir.</li>



<li> Seyahatname yazarları,elçiler  ve Batılı devlet adamları  bu topraklarda yaşayan topluluklara <em>“Türk</em>” demiştir.</li>



<li>  Müzikte ve güzel sanatlarda da  Türk nitelendirmeleri gözlemlenir. Mozart’ın yazdığı eserin adı “<em>Osmanlı  Marşı”</em> değil.”<em>Türk Marşı</em>” dır.</li>



<li> Pek çok dilde ve ülkede, Osmanlı değil, yine Türkler  ile ilgili ırkçı sözcük ,deyim ve  atasözlerinde Türk adı geçmektedir.</li>



<li>Batı, “Devlet-İ Aliyye” değil, “Türkiye” derdi. Devletin adının yazıldığı Batı diline göre “Turquie”, “Turkey” , “Turchia”  ya da “Türkei” olmuş, imparatorluğa ise yukarıda da anlatıldığı  üzere “Türk İmparatorluğu” denmiştir.</li>



<li> Osmanlı İmparatorluğu’nda  devleti adı  “<em>Devlet-i Aliyye”</em>  olarak kullanılmıştır<a href="#_ftn8" id="_ftnref8">[8]</a>,ancak  “<em>Ulu Osmanlı Devleti” (Devlet-i Aliyye-yi Osmaniye</em>)”tanımlanması   19. yüzyılda belirlenmiştir. Bununla birlikte resmi  adında bir değişiklik olmamış, “<em>Devlet-i Aliyye”</em> olarak kalmıştır. Uluslararası yazışmalarda ve yabancı  ülkelerle yapılan anlaşmaların Türkçe  çevirilerde “<em>Devlet-i Aliyye”</em> terimi vardır.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Atatürk’ün Yönlendiriciliğinde Görünmeyen Türk Ulusunun, Görünür Türk devletine&nbsp;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Osmanlı İmparatorluğu döneminde Türkler, bir kimlik kaybı yaşamışlardı. Türklerin İslamiyet öncesi geçmişi, yarattıkları uygarlıklar, Asya’daki kökenleri ve oradan göç edişleri kollektif bellekten silinmiş, unutulmuştu. Bu nedenle&nbsp; Atatürk’ün yönlendiriciliğinde görünmeyen Türk Ulusunun, görünür Türk devletine&nbsp; dönüştürülmesi &nbsp;doğrultusunda, ekonomi-politik &nbsp;uygulamaların yanı sıra kültür ve eğitim politikalarının öne çıkarılması en önemli konular olmuştur. Bu doğrultuda gerçekleştirilen&nbsp; uygulama ve kurumların başlıcaları: “<em>Öğretimin birleştirilmesi (3 Mart 1924) ,Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928) , Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1931-1932)&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; ,Üniversite öğreniminin düzenlenmesi &#8211; Öğrenimin laikleştirilmesi (31 Mayıs 1933)&nbsp; ve Güzel sanatlarda yenilikler”</em> olmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türk kültürel kimliğinin görünür ve egemen kılacak&nbsp; &nbsp;çalışmalar ise, değinildiği üzere Türk Dil ve Tarih Kurumu’nun kuruluşuyla gerçekleştirilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Atatürk, Türk Tarih Kurumu’nun amacını özetle şöyle açıklıyordu; “ <em>Türk tarihini ve Türkiye tarihini ve bunlarla ilgili konulan, Türklerin medeniyete hizmetlerini, bilimsel yoldan incelemek, araştırmak, tanıtmak, yaymak, yayımlar yapmak, bunlara dayanarak da Türk tarihini ve Türkiye tarihini yazmaktır”</em>.Çünkü <em>“(Batı’da) Türklerin san ırka mensup, Avrupalılara göre ikinci sınıf bir ırktan olduğu bilgisi, Türklerin medenî niteliklerden yoksun oluşu ve&nbsp; Türk topraklan üzerinde tarihî iddialar&nbsp; var<a href="#_ftn9" id="_ftnref9"><strong>[9]</strong></a></em>“diyordu.Atatürk bu görüşün &nbsp;“<em>Şark Sorunu ”</em> adıyla tanımlanan ve Osmanlı&nbsp; İmparatorluğu’nun paylaşılmasını amaçlayan sömürgeci bir siyasetin ürünleri olduğuna&nbsp; değiniyor ve bunun temelinin de İslamiyet&nbsp; ilkelerine dayanan İmparatorluğun kuruluşundan Tanzimat’a kadar süren dönemde, ümmet tarihinin egemen olduğunu &nbsp;belirtiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine Atatürk’ün kuruculuğunda gerçekleştirilen Türk Dil Kurumu’nun amacı da<em>;”Türkçenin yazılı ve sözlü kaynakları üzerine bilime dayalı araştırmalar yapmak, Türkçenin bilim, sanat, edebiyat ve öğretim dili olarak gelişmesini ve her alanda doğru kullanılmasını sağlamak&nbsp; görevi ile faaliyet göstermek</em>” <a href="#_ftn10" id="_ftnref10">[10]</a>şeklinde tanımlanabilir. Bu amaca yönelik olarak&nbsp; Türkçe yazı dilinin Arapça, Farsça ve Fransızca gibi dillerden alınan alıntı sözcük ve kurallardan arındırılıp konuşma diline yaklaştırılması&nbsp; doğrultusunda bilimsel çalışmalar yapılmış ve yapılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sonuç</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Atatürk’ün önderliğinde Ulusal Kurtuluş Savaşı sonunda kurulan Cumhuriyetin en önemli iki işlevinden birincisinde; kulluktan yurttaşlığa geçişi sağlanmasına ,ikincisinde ise ;&nbsp; Türk kültürel kimliğini görünür ve egemen kılacak&nbsp; bir Türk Cumhuriyeti’nin&nbsp;&nbsp; kurulması doğrultusunda&nbsp; düzenlemeler&nbsp;&nbsp; gerçekleştirilmeye&nbsp; çalışılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Atatürk’e&nbsp; göre bu iki işlev, sosyolojik ve siyasal açıdan bir zorunluluktu. Çünkü emperyalizmin sultasından kurtarılan topraklarda&nbsp; nüfus çoğunluğu açısından da egemen soy Türk ve anadil Türkçe&nbsp; idi. Bunun yanı sıra&nbsp; çağ ulusal devletlerin çağıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Atatürk’ün önderliğinde Cumhuriyetin gerçekleştirdiği iş , iyi niyetli olsalar bile kimilerinin yanlış yaptığı değerlendirmelere göre olmayan bir ulus yaratmak değildi. Devletin kuruluşundaki büyük çoğunluk olan&nbsp; Türk kimliği ve kültürünü görünür duruma getirmek olmuştur. Çünkü&nbsp; bir ulus yoktan var edilemez, vardan yok edilemez.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Son sözümüz de şu: Atatürk’ün “<em>Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk’ün El Yazıları” kitabında yazıldığı üzere&nbsp; “Türkiye Cumhuriyeti’ni Kuran Türkiye Halkına Türk Milleti Denir</em>” saptaması,günümüzde olduğu üzere gelecekte de&nbsp; Türkiye Cumhuriyeti’ne ışık tutmaya devam edecektir.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kimi siyasal yaklaşımların &nbsp;ileri sürdükleri “<em>Yeni Osmanlıcılık</em>”’ın sosyoloji ve siyasi açıdan geçerliği &nbsp;de yoktur.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Azim ve Karar, 13 Mart</strong></p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref1" id="_ftn1">[1]</a> Hasan Aksakal, 2011.Ernest Gellner’in Ulusçuluk Kuramı Üzerine Bazı Dikkatler . Yalova Sosyal Bilimler Dergisi,sayı.2,s.1 https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/800206</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ernest Gellner,2018&nbsp; Uluslar ve Ulusçuluk. Hil Yayınları, İstanbul</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref2" id="_ftn2">[2]</a>Yusuf Akçura, 1991.Üç Tarz-I Siyaset.Atatürk Kültür, Dil Ve Tarih Yüksek Kurumu . Tůrk Tarih Kurumu Yayınları VII. Dizi -Sa. 73b</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref3" id="_ftn3">[3]</a> Ziya Gökalp,2016.Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak Toker Yayınları. Ziya Gökalp,2018.Türkçülüğün Esasları.Kapra Yayınları</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref4" id="_ftn4">[4]</a>https://islamansiklopedisi.org.tr/osmanli-turkcesi</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref5" id="_ftn5">[5]</a> https://islamansiklopedisi.org.tr/divan-edebiyati</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref6" id="_ftn6">[6]</a>Nâzım H. Polat, Osmanlı Dönemi Edebiyat Tarihlerinin Halk Edebiyatına Bakışıhttps://www.millifolklordergisi.com/PdfViewer.aspx?Sayi=99&amp;Sayfa=12</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref7" id="_ftn7">[7]</a>Mustafa Kaymakçı, 2021Oryantalizm, Filhellenizm ve Türkokratia.Mustafa Kaymakçı,Cihan Özgün,Nilüfer Erdem(Ed.,) Yunan Algısında Türk İmgesi(Kökenleri ve Dostluk İçin Kültürel Çıkış Yolları)(İç.,)Rodos,İstanköy veOnikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Yayınları,İzmir</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref8" id="_ftn8">[8]</a> https://www.haberalp.com/osmanli-ismi-ilk-defa-ne-zaman-kullanildi</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref9" id="_ftn9">[9]</a> https://belleten.gov.tr/tam-metin/1840/tur</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref10" id="_ftn10">[10]</a> https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/413/T%C3%BCrk-Dil-Kurumu</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Reşit Galip Baydur’u Anlamak ve Andımız</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/resit-galip-bayduru-anlamak-ve-andimiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 07:00:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mustafa KAYMAKÇI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=7905</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa Kaymakçı Önce 5 Mart 1934’de sonsuzluğa uğurladığımız ve Türk Kamuoyu’nda yeterincebilinmeyen Dr. Reşit Galip’in yaşam öyküsünde neler var, özetleyelim:Reşit Galip ya da Mustafa Reşit Galip Baydur, 1893’te Rodos’ta doğmuş. İlk veortaöğrenimini Rodos’ta tamamladıktan sonra liseyi İzmir Atatürk Lisesi’nde okumuş.1911’de İstanbul Tıbbîye Mektebi’ne girmiş.Tıbbiye öğrencisi iken arkadaşları için «Hakikat” gazetesi adlı bir gazete ve«Sivrisinek” adlı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mustafa Kaymakçı</strong><br><br>Önce 5 Mart 1934’de sonsuzluğa uğurladığımız ve Türk Kamuoyu’nda yeterince<br>bilinmeyen Dr. Reşit Galip’in yaşam öyküsünde neler var, özetleyelim:<br>Reşit Galip ya da Mustafa Reşit Galip Baydur, 1893’te Rodos’ta doğmuş. İlk ve<br>ortaöğrenimini Rodos’ta tamamladıktan sonra liseyi İzmir Atatürk Lisesi’nde okumuş.<br>1911’de İstanbul Tıbbîye Mektebi’ne girmiş.<br>Tıbbiye öğrencisi iken arkadaşları için «Hakikat” gazetesi adlı bir gazete ve<br>«Sivrisinek” adlı karikatür dergisi çıkarmış, İstanbul’da çıkan çeşitli gazetelerde<br>yazıları yayınlanmış.<br>Öğrenciliği devam ederken gönüllü olarak gittiği Balkan Savaşı’nda yaralanmış.<br>Ardından Birinci Paylaşım Savaşı’nda Çatalca ve Kafkasya Cephelerinde savaşmış.<br>Birinci Paylaşım Savaşı sonunda İstanbul’da kurulan Köycüler adlı cemiyetin<br>kurucularından biri olmuş. Cemiyet, köylere yerleşip çalışan on beş gençten<br>oluşuyormuş.<br>Kurtuluş Savaşında köylerde milli mücadelenin propagandasını yapmak için bir örgüt<br>kurmuş.<br>1923 yılının Mart ayında hekimlik yaptığı Mersin’e gelen Atatürk’ü yaptığı konuşma ile<br>önderi etkilemiş ve iki yıl sonra O’nun önerisiyle milletvekilliğine aday gösterilmiş.<br>1925 ara seçimlerinde Aydın milletvekilliğine seçilerek meclise girmiş.<br>Atatürk’ün Fikir Fedaisi<br>Dr. Reşit Galip’in fikir dünyamızda en çok iz bırakan hizmeti, Bakanlığı döneminde<br>1933 yılında gerçekleştirdiği Üniversite Reformu’dur.<br>Atatürk, İstanbul Darülfünun’un çağdaş bir üniversiteye dönüştürülmesi kararını<br>1931’de vermişti. Çünkü Darülfünun üniversite olmaktan çıkmış, üstelik Kurtuluş<br>Savaşı’na da uzak durmuştu.<br>Kararın uygulanması Reşit Galip’in bakanlığı sırasında gerçekleştirildi.<br>Darülfünun yerine İstanbul Üniversitesi’nin kurulmasına dair kanun 31 Mayıs 1933’te<br>TBMM’de kabul edildi. Yeni öğretim kadrosunun saptanması için öncelikle 150’ye<br>yakın müderris ve müderris yardımcısının görevlerine son verildi.<br>Yerlerine, Nazi Rejimi’nden kaçan Alman bilim adamları atandı. Ancak yasanın<br>yürürlüğe girmesinden önce kadronun saptanmasına ilişkin yoğunlaşan eleştiriler<br>yüzünden Reşit Galip 13 Temmuz 1933’te bakanlıktan ayrılmak zorunda kaldı.<br>Andımız Ne Zaman Okutulmaya Başlatıldı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Reşit Galip Bakanlığı sırasında ilkokuldan başlayarak öğrencilere Atatürk ilkelerine<br>bağlılık ruhu aşılamaya yönelen Reşit Galip, Cumhuriyet 10. yılını doldururken 23<br>Nisan 1933 sabahı çocuklarına kendi yazdığı bir andı okutmuş ve o gün Çocuk<br>Haftası’nı açış konuşmasında da bu metni tekrar etmişti.<br>Bu konuşmanın ardından Bakanlıkça yayımlanan bir genelge ile Cumhuriyet’in 10.<br>yılından başlayarak okullarda bu And,2013 yılına değin sürekli hep bir ağızdan<br>okutulmuştur.<br>Andımız’ın işlevi neydi?<br>Atatürk’ün önderliğinde Ulusal Kurtuluş Savaşı sonunda kurulan Cumhuriyetin en<br>önemli iki işlevinden birincisinde; kulluktan yurttaşlığa geçişi sağlanmasına<br>,ikincisinde ise ; Türk kültürel kimliğini görünür ve egemen kılacak bir Türk<br>Cumhuriyeti’nin kurulması doğrultusunda düzenlemeler gerçekleştirilmeye<br>çalışılmıştır.<br>Atatürk’e göre bu iki işlev, sosyolojik ve siyasal açıdan bir zorunluluktu. Çünkü<br>emperyalizmin sultasından kurtarılan topraklarda nüfus çoğunluğu açısından da<br>egemen soy Türk ve anadil Türkçe idi. Bunun yanı sıra çağ ulusal devletlerin<br>çağıydı.<br>Atatürk’ün önderliğinde Cumhuriyetin gerçekleştirdiği iş , iyi niyetli olsalar bile<br>kimilerinin yanlış yaptığı değerlendirmelere göre olmayan bir ulus yaratmak değildi.<br>Devletin kuruluşundaki büyük çoğunluk olan Türk kimliği ve kültürünü görünür<br>duruma getirmek olmuştur. Çünkü bir ulus yoktan var edilemez, vardan yok<br>edilemez.<br>Çünkü Osmanlı İmparatorluğu döneminde Türkler, bir kimlik kaybı yaşamışlardı.<br>Türklerin İslamiyet öncesi geçmişi, yarattıkları uygarlıklar, Asya’daki kökenleri ve<br>oradan göç edişleri kollektif bellekten silinmiş, unutulmuştu. Bu nedenle Atatürk’ün<br>yönlendiriciliğinde görünmeyen Türk Ulusunun, görünür Türk devletine<br>dönüştürülmesi doğrultusunda, ekonomi-politik uygulamaların yanı sıra kültür ve<br>eğitim politikalarının öne çıkarılması en önemli konular olmuştur.<br>Gerçekleştirilen uygulama ve kurumların başlıcaları da: “Öğretimin birleştirilmesi (3<br>Mart 1924) ,Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928) , Türk Dil ve Tarih<br>Kurumlarının kurulması (1931-1932) ,Üniversite öğreniminin düzenlenmesi &#8211;<br>Öğrenimin laikleştirilmesi (31 Mayıs 1933) ve Güzel sanatlarda yenilikler” olmuştur.<br>İşte bu anlamda “Andımız”, Türkiye sınırları içinde yaşamakta olan insanlara Millet<br>bütünlüğü içinde bir ideale yönlendirmenin bir ifadesiydi. Bu bağlamda and, ilkokul<br>öğrencilerinin vatan, Cumhuriyet, Atatürk, Türk Milleti, Saygı ve Sevgi Kavramlarını<br>içselleştirebilmelerinin simgesiydi.<br>Acaba neden kaldırıldı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">«Yoksa Türklük kavramının kaldırılmasıyla altından Ümmetçilik mi çıkarılmak<br>isteniyor?” diye insanın sorası gelmiyor mu?<br>“Andımız” yazarı Dr. Reşit Galip’i,Rodos doğumlu bir Türk ve de İzmir Atatürk Liseli<br>olarak saygı ile anıyorum.<br>Notlar:<br>1-Andımız’ın , Türkiye&#8217;de okullarda okunmasına çözüm süreci kapsamında yapılan yasal<br>değişikliklerle, 2013&#8217;te son verildi. Türk Eğitim Sendikası’nın Danıştay&#8217;da açtığı davanın sonucunda,<br>Danıştay 8. Dairesi, 2018’de oy çokluğuyla andı yürürlükten kaldıran düzenlemenin iptaline karar<br>verdi. Ancak bu karar, yürütme tarafından uygulamadı. Millî Eğitim Bakanlığı, kararı temyiz etti ve<br>dosya Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna geldi. Kurul, 13 Mart 2021&#8217;de Millî Eğitim Bakanlığı’nın<br>itirazı oy çokluğuyla kabul etti ve Danıştay 8. Dairesinin yönetmeliği iptal eden kararını kaldırdı.<br>2- Her devletin «Andımız” e benzer metinleri söz konusudur. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde<br>okulların birçoğunda (net bir sayı olmasada neredeyse yarıdan fazlasında) öğrenciler, anaokulundan</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onikimci sınıfa kadar her sabah derse başlamadan önce sınıfta “bağlılık yemini” ediyor. 1892 yılında Francis<br>Bellamy tarafından yazılan ant ise şöyle: “Amerika Birleşik Devletleri’nin bayrağına ve o bayrağın<br>simgelediği cumhuriyete bağlı kalacağıma, herkese özgürlük ve adaletle; tanrının gözetiminde,<br>bölünmez, tek ulus için ant içerim…” (Bakınız:Eğitimpedia;milliyet.com.tr/yazarlar/gungor-aras Uras)<br>Reşit Galip konusunda yetkin bir kitap, ”Yener Oruç,2007. Atatürk’ün Fikir Fedaisi. Gürer Yayınları”<br>adıyla kaleme alınmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Azim ve Karar, 06.03.2026</strong></p>



<ol start="12" class="wp-block-list"></ol>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TARIMDA ve KOOPERATİF ÜRÜNLERİNİ PAZARLAMADA  ÇIKIŞ YOLU ŞİRKETLEŞME Mİ?</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/tarimda-ve-kooperatif-urunlerini-pazarlamada-cikis-yolu-sirketlesme-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Feb 2026 13:09:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mustafa KAYMAKÇI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=7883</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa Kaymakçı Son &#160;yıllarda tarımda ve tarımsal amaçlı kooperatiflerin ürünlerini pazarlamada &#160;yaşanan kimi zorluklardan çıkış yolu için şirketleşmenin çözüm yolu olacağı gündeme getirilmişti. Bu&#160; konu günümüzde de devam ediyor. Bu &#160;konuya ışık tutacak bir yazıdan alıntılar yapmadan &#160;&#160;önce kooperatifler&#160; ile şirketler arasındaki farklara kısaca göz atmakta&#160; yarar var. Kooperatifler İle Şirketler Arasındaki Farklılıklar Nelerdir? Şirketlerin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mustafa Kaymakçı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Son &nbsp;yıllarda tarımda ve tarımsal amaçlı kooperatiflerin ürünlerini pazarlamada &nbsp;yaşanan kimi zorluklardan çıkış yolu için şirketleşmenin çözüm yolu olacağı gündeme getirilmişti. Bu&nbsp; konu günümüzde de devam ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu &nbsp;konuya ışık tutacak bir yazıdan alıntılar yapmadan &nbsp;&nbsp;önce kooperatifler&nbsp; ile şirketler arasındaki farklara kısaca göz atmakta&nbsp; yarar var.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kooperatifler İle Şirketler Arasındaki Farklılıklar Nelerdir?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Şirketlerin amacı, yatırılan sermayeden en yüksek düzeyde kar sağlamaktır. Bunun için ham madde üreticilerine ve işçilere olabildiğince az ödemeye, tüketicilere de daha fazla ödetmeye çalışırlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Koop’larda mülkiyet ve işletme görevi, ortaklar tarafından yüklenilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;Şirketlerde kar, ortakların sermaye katılım payına;koop’larda ise kar, ortakların yapmış oldukları işlem esasına göre dağıtılır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şirketlerde ortaklar birbirlerini tanımayabilir, hisse senetleri serbest piyasada alınıp satılabilir.Koop’larda ise, ortaklık senetleri kooperatifin onayı ile devredilebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;Şirketlerde, birey ya da aile, şirket sermayesinin &nbsp;yüzde 50’sinden fazlasına sahip olduğu taktirde, şirkete egemen olur.Koop’larda ise bir bireyin sahip olabileceği ortaklık sınırı, yasa ile sınırlandırılmıştır <em>(Bakınız:Tarımda Kooperatifçilik Neden Önemli?-m-turkmenoglukoopvakfı.org.tr)</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarımda şirketleşmenin neoliberal sistemin dayattığı bir model olduğu biliniyor. Ancak tarımsal amaçlı kooperatiflerin ürünlerini pazarlamada&nbsp; şirketleşmenin çözüm yolu olmayacağı konusunda &nbsp;yazılar çok yetersiz. Bu&nbsp; konuyu irdeleyen bir yazıyı, &nbsp;geçtiğimiz yıllarda İzmir’in tarımsal kooperatifçilik konusunda&nbsp; en yetkin kişilerinden biri olan Çağatay Özcan Kokulu&nbsp; kaleme almıştı. Kokulu’nun yazısı güncelliğini koruduğu için yinelemede yarar görüyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Çağatay Özcan Kokulu,Bize Yol Gösteriyor.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kokulu<em>,”Köy-Koop İzmir Birliğinin Tarihi Çizgisi</em> “adlı makalesinde; &nbsp;“<em>İzmir Tarımsal Amaçlı Köy Kalkınma Kooperatifleri Birliği’nin &nbsp;1971’de kurulduğunu, &nbsp;birliğin 28 zeytinyağı fabrikası,Altı orta ölçekli süt işleyen mandıra, 10 süt toplama ve tarımsal girdi sağlama tesisi, İki salamura zeytin tesisi,Bir çam fıstığı işleme tesisi, Bir hayvan kesim- mezbahası,&nbsp; İki orman ürünleri işleme (kutu, kasa) fabrikası ,25 dekar örtü altı (sera) sebze, çiçek üretimi ve Bir meyve fidanı üretim tesisi&nbsp; gibi tarıma dayalı sanayi ve büyük tarımsal tesisleri &nbsp;sahip olduğunu ve 1980’li yıllarda 58 çalışanı istihdam ettiğini” &nbsp;&nbsp;</em>yazıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kokulu, bu başarının nedenini<em> &nbsp;</em>ise<em> <strong>“Köy-Koop İzmir Birliğinin gelişmesinde en önemli etmenlerden birinin, yatırımları doğru yönlendirme ve inandırıcılığı kadar, demokratik yapısıdır. Herkesin kendini bulduğu, “söz söyleme” olanağı bulduğu bir yapı oluşturulmasıdır”</strong></em>şeklinde açıklıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kokulu şunları da&nbsp; yazıyordu: “<em>Birlikle birim kooperatifler arasındaki iş bütünlüğünü sağlayan sürekli bir bağ kurulmuştur. O bağ, tüm kooperatiflerin muhasebe kayıtlarının, gelir –gider belgelerinin Birlik merkezinde tutulmasıdır. Bu işlemler, birimlerin denetimini, yanlışlarının önüne geçilmesini, otorite ve disiplini sağlarken, birlikle birim ilişkisi sürekli diri ve canlı kalmıştır.”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kokulu,ancak 1980 sonrasına denk gelen dönemde Köy-Koop İzmir Birliği yönetiminin Ata Ünver ekibinin&nbsp; &nbsp;eline geçtiğini ve &nbsp;bu ekibin şirketleşme ile daha hızlı karar alınacağı, uygulamanın daha hızlı olacağı, tasarruf sağlanacağı &nbsp;gibi gerekçeler ileri sürerek&nbsp; birim kooperatifleri inandırıldığını ve TASTAŞ adlı bir şirketin kurulduğunu belirtiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;Kokulu yazısının sonunda; “<em>şirketleşme ile 105 dekar arazi satılarak çarçur edildiği,53, 55, 29 nolu Yaş-Sebze Meyve Hâlindeki stantlar satılarak elden çıkarıldığını, İzmir’deki ve Ankara’daki mağazalar kapatıldığını, 105 dekarlık arazi üzerinde kurulacak entegre tesise verilecek kredi güvensizlik nedeniyle geri çekildiğini, TASTAŞ’ın üç kooperatifin batmasına neden olduğu, Üreticilerin borçları ile SSK ve vergi&nbsp; prim borçları ödenmediğini ve Köy-Koop’un geleneksel yapısının &nbsp;kaybolduğunu ve kısaca Köy-Koop İzmir’in her şeyini kaybettiğini”</em> anlatıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kokulu’nun yazısından yola çıkarak “<em>Tarımda ve Kooperatif Ürünlerini Pazarlamada&nbsp; Çıkış Yolu Şirketleşme Mi?”</em> yazımı şöyle sonlandırmak isterim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birincisi şu: <em>Kokulu,bize deneyimiyle</em> <em>aile işgücü temelli küçük ve orta ölçekli&nbsp; tarımsal işletmelerin&nbsp; kurdukları kooperatiflerin&nbsp; ürünlerini pazarlamada çıkış yolunun&nbsp; şirketleşme olmadığı&nbsp; göstermiştir. Bir duayen kooperatifçi olarak esen rüzgara boyun eğmemiştir. Kokulu’nun yazısına toplumcu anlayışım gereği imzamı atıyorum. &nbsp;</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">İkincisi şu: <strong><em>Türkiye’de dışa bağımlı neoliberal ekonominin ve onun bir aracı olan  şirketlerin  getirdiği  nokta; sömürü ve gelir dağılımın bozulması olmuştur. Özellikle tarımda  çiftçiler fakirleşmiş, kırlar boşalmaya yüz tutmuş, birim tarımsal ürün artışı gerilemiş ve bunun sonucu  tarımsal ürün ithalatında patlama yaşanmış ve yaşanmaktadır. Üstelik tüketiciler de  tarım ürünlerine ulaşamaz olmuşlardır. Bu nedenle   kimilerinin neoliberal ekonomiye karşı tavır göstermesi görüntüsüyle ,yine neoliberal ekonominin bir aracı olan şirketlerle çözüm yolları önermesi   tarımdaki çöküşü engelleyemez.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Geçmişte yaşananlar bizim geleceğimizi de aydınlatır. Geçmişten ders alınmaz ise ne işe yarar?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Azim ve Karar, 23.02.2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title> “DEMOKRASİ VE TOPLUMSAL BARIŞ KONFERANSI&#8221;NDA TOPRAK DEVRİMİ KONUSU İŞLENDİ Mİ?</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/demokrasi-ve-toplumsal-baris-konferansinda-toprak-devrimi-konusu-islendi-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Feb 2026 08:12:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mustafa KAYMAKÇI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=7846</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa Kaymakçı CHP tarafından 31 Ocak 2026&#8217;da düzenlenen &#8220;Demokrasi ve Toplumsal Barış Konferansı”nda dört ayrı panelle konuşmalar yapılmış. İlk oturumda; Türkiye’nin iç barışı ile bölgesel gelişmeler ve farklı barış deneyimleri ele alınmış. İkinci oturumda; demokratikleşme, siyasal temsil, eşit yurttaşlık ve Meclis merkezli çözüm yolları tartışılmış. Üçüncü oturumda; Kürt meselesi ve toplumsal barışın ekonomik boyutu ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mustafa Kaymakçı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">CHP tarafından 31 Ocak 2026&#8217;da düzenlenen &#8220;<em>Demokrasi ve Toplumsal Barış Konferansı”</em>nda dört ayrı panelle konuşmalar yapılmış. İlk oturumda; Türkiye’nin iç barışı ile bölgesel gelişmeler ve farklı barış deneyimleri ele alınmış. İkinci oturumda; demokratikleşme, siyasal temsil, eşit yurttaşlık ve Meclis merkezli çözüm yolları tartışılmış. Üçüncü oturumda; Kürt meselesi ve toplumsal barışın ekonomik boyutu ve dördüncü oturumda; <em>“Barışı Toplumda Yeniden Kurmak</em>” konusu işlenmiş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beni ilgilendiren oturum ise, &nbsp;&nbsp;konferansın “<em>Toplumsal Barışın Sosyoekonomik Zemini: Kapsayıcı Kalkınma”</em> başlıklı panelinde iktisat tarihçisi Prof. Dr. Şevket Pamuk’un bildirisi oldu.Basından öğrendiğimiz kadar Pamuk,bölgesel eşitsizliklere dikkat çekerek “<em>Batıdaki ortalama gelir, doğudaki ortalama gelirin iki buçuk katından fazla” te</em>spitini paylaşmış. Bölgesel eşitsizliklerin giderilmesi için iş imkanları, sanayi yaratılması ve eğitim niteliğinin artırılması gerektiğine dikkat çekmiş .</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bağlamda önce birbirini izleyen üç&nbsp; görüşüşümü &nbsp;&nbsp;paylaşmak ve bir önermede bulunmak &nbsp;isterim.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kürt Sorunu mu,Doğu Sorunu mu?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Prof.Dr.Halil İnalcık “<em>ABD ve Batı, bilhassa buradaki petrol kaynakları nedeniyle bağımlı hükümetler yaratıyor bölgede…Bugün Amerika Ortadoğu’ya hakim olmak istiyor; İsrail’i yarattı, Irak’a geldi. Kuzey Irak’ta(Biz ekleyelim.Şimdide Suriye’de)başka bir İsrail devleti yaratmaya çalışıyor…AB ve ABD bugün Kürtleri destekliyor; Ermeniler ve Kürtler, şimdi Amerika’nın Ortadoğu’da yeni “parçala-bağımlı yap” politikasından kendileri için çok ümitliler… <strong>Bence bütün bunlar, Avrupa’da 19.yüzyıldaki ‘Question d’Orient:Doğu Sorunu” politikasının devamından başka bir şey değildir.”</strong></em> demişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu görüşe içtenlikle katılıyorum .</p>



<p class="wp-block-paragraph">Biz ekleyelim, AB ve ABD aynı zamanda&nbsp; ayrılıkçı hareketleri işine geldiği zaman kullanır, maliyet yükseldiğinde &nbsp;ya da müttefik dengesi değiştiğinde sahadaki vekilinden &nbsp;gözünü yaşına bakmadan desteğini çeker .</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir örnekle yetinelim.Perver Şivan,ABD&#8217;ye gözyaşları içinde seslenerek “<em>Bizi kullanıp attınız! </em>.”demedi mi?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Doğu Sorunu’nun Temeli, &nbsp;Bölgesel Eşitsizlikliği Yaratan Toprak Dağılımında Eşitsizlik Değil Mi?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Pamuk’un bildirisinde; bölgesel eşitsizliği yaratan temel nedenin, toprak dağılımında eşitsizlik&nbsp; olduğuna ilişkin bir görüşün olduğunu bilmiyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Konferansta da sorunun temelini oluşturan alt yapı sorunlarının, daha açıkçası terör hareketinin daha çok görüldüğü bölgelerde dirlikle doğrudan bağlantılı olan feodalitenin çözümlenmesi doğrultusunda önermeler ortalıkta gözükmüyor. Bir başka deyişle konunun toprak mülkiyeti, topraksız köylüler sorunu olduğu dile getirilmemiş, adeta saklanmış.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Doğu Sorununun Çözümüne Kürt Yoksulları Müdahil Mi?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kürt ayrılıkçı hareketinin egemen olduğu bölgelerde toprak mülkiyeti; aşiret örgütlenmesi altında toprak ağalarının denetimindedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ağalara ait topraklarda yoksul Kürt köylüsü, yarı aç, yarı tok varlığını sürdürmeye çalışır. Kimi zamanlar topraklar ile satılır ya da pazarlanır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Seçimlerde oylar kitlesel olarak atılır ve beyler meclise gider. Milletvekilleri, belediye başkanları, genellikle ya toprak ağaları ya da yakınlarıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanayici ve ticaret erbapları da benzer sınıfsal yapıdadır. Kentlere gelen yığınlar, sanayi ve hizmet sektörünün yeterince gelişememesi nedeniyle işsizdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bölgede eğitim ve sağlık hizmetleri de talebi karşılamaktan uzak.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Çözüm Ne?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Çözüm, bölgedeki feodal yapıyı tasfiye edecek olan ve temelinde “<em>Toprak Devrimi</em>”’ni kapsayan “<em>Bölgesel Kalkınma Planı</em>”ndan geçmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toprak Devrimi’nin ilk aşaması,elbette topraksız ya da az topraklı köylülerin yeter genişlikte topraklandırılması.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aslında T.C.Anayasası’nın 44. maddesi bunu zorunlu kılmaktadır. Ancak, Toprak Devrimi salt toprak dağıtımını içermemeli.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aksi durumda dağıtılan topraklar yeniden güçlülerin eline geçecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu engellemek için toprak devriminin, tarım işletmelerinin kooperatif örgütlenmesiyle ele alınması şarttır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burada girdilerin temininden başlayarak çıktıların pazarlanmasına değin kooperatifler temel alınmalıdır. Bir başka deyişle, köylüler kooperatifler ile sanayici olmalı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toprak devrimiyle birlikte bölgede kamu iktisadi kuruluşları eliyle sanayileşmeye ivme kazandırılmalıdır. Böylesi bir yaklaşımda, Devlet bölgede de yönlendirici ve yatırımcı olmalı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha açıkçası Planlı Karma Ekonomi uygulanmalı. İşsizlik ve yoksulluğun çözümü, liberal ekonominin eline bırakılmamalı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğu Sorununun genel anlamda tek çözümünün ise, “<strong><em>bütün yurttaşlarımıza bu ülkenin kaynaklarını ve üretimini eşit bir şekilde paylaştıracak bir toplumsal sistem” olduğunu ,ayrılıkçıların kimi zamanlar açık,kimi zamanlar örtük dille getirmeye çalıştığı üzere ayrı devlet kurması, özerklik ya da federasyon&nbsp; gibi seçeneklerin çözüm olamayacağını</em></strong><em> “</em>düşünüyorum</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>CHP Yöneticilerine Atatürk’ün&nbsp; Toprak Devrimi&nbsp; Konusunda Yapmış Olduğu Bir Söylemden Anımsatma Yapalım mı?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">1 Kasım 1937’de TBMM Açış Konuşması’nda Atatürk<strong><em>; “ Bir defa memlekette topraksız çiftçi bırakılmamalıdır. Bundan daha önemli olanı ise, bir çiftçi ailesini geçindirebilecek toprağın, hiçbir sebep ve suretle bölünemez bir maliyet alması, büyük çiftçi ve çiftlik sahiplerinin işletebilecekleri arazi genişliği, arazinin bulunduğu memleket bölgesinin nüfus kesafetine ve toprak verim derecesine göre sınıflamak lazımdır”.</em></strong>demişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">CHP’nin Atatürk Devrim ve ilkelerine sahip çıkar yaklaşımını, sözde değil,özde ve uygulamada olmasını diliyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Azim ve Karar, 07.02.2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ŞEVKET SÜREYYA AYDEMİR&#8217;İ ANLAMAK ya da KIRMIZI MEKTUPLAR</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/sevket-sureyya-aydemiri-anlamak-ya-da-kirmizi-mektuplar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Jan 2026 20:31:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mustafa KAYMAKÇI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=7796</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa KAYMAKÇI Şevket Süreyya Aydemir, kamu oyunda &#160;daha çok&#160; Türk tarihinde önemli rol oynayan kişilikleri inceleyen eserleri ile ünlenmiş bir yazar. Kendi yaşamını anlattığı “Suyu Arayan Adam” dışında “Tek Adam”, “İkinci Adam”,”Menderes&#8217;in Dramı”, “Enver Paşa” gibi biyografik kitapları kalem aldı. Ancak bir düşün adamı olduğu yeterince bilinmiyor. Aydemir’in , “Suyu Arayan Adam” &#160;ve “Kırmızı Mektuplar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mustafa KAYMAKÇI</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Şevket Süreyya Aydemir, kamu oyunda &nbsp;daha çok&nbsp; Türk tarihinde önemli rol oynayan kişilikleri inceleyen eserleri ile ünlenmiş bir yazar. Kendi yaşamını anlattığı <em>“Suyu Arayan Adam”</em> dışında “<em>Tek Adam”,</em> “<em>İkinci Adam”,”Menderes&#8217;in Dramı”, “Enver Paşa</em>” gibi biyografik kitapları kalem aldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak bir düşün adamı olduğu yeterince bilinmiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aydemir’in , “<em>Suyu Arayan Adam”</em> &nbsp;ve “<em>Kırmızı Mektuplar ve Son yazılar</em>” adlı kitaplarında “<em>21.yüzyıl bir Çin yüzyılı olabilir”</em> tespitleri, O’nun &nbsp;&nbsp;uzak görüşlü bir düşün adamı&nbsp; özelliğini yansıtıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşamı hakkında önce kısa bir bilgi vermek yerinde olacak.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Turancılıktan Kemalizm ve &nbsp;Sosyalizme Uzanan Çizgide Suyu Arayan Adam&nbsp;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Aydemir,Edirne Öğretmen Okulu&#8217;nu bitirdi. Kuşağının büyük çoğunluğu gibi O da Turancılık akımının ateşli bir taraftarıydı. Azerbaycan&#8217;da kurulan hükümete öğretmen olarak atanarak 1919-20 yıllarını Azerbaycan&#8217;da geçti. Ancak Kafkasya&#8217;nın çok etnikli yapısını görünce Turancı düşüncelerinin doğru olup olmadığını sorgulamaya başladı. Bakü&#8217;de yapılan Türkiye Gizli Komünist Fırkası&#8217;na katıldı ve sonrasında da Türkiye Komünist Parti(TKP)&#8217;ye girdi. Moskova&#8217;ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi&#8217;ne (KUTV) kaydoldu. Ekonomi eğitimi gördükten sonra 1923 yılında Türkiye&#8217;ye döndü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aydemir, Türkiye&#8217;ye döndükten sonra, &#8216;<em>Aydınlık&#8217;</em> dergisinde komünist fikirleri yaymaya çalışan yazılar yazdı ve tutuklandı. 1927&#8217;de çıkarılan genel aftan yararlanarak hapisten çıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bundan sonra bir tür <em>&#8216;milliyetçi komünizm&#8217;</em> anlayışını savunmaya başladıysa da, Türkiye için geçerli düşüncenin <em>&#8216;Kemalizm olduğu görüşü&#8217;nü</em> kabul etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu görüş değişikliği sonucunda, Vedat Nedim Tör&#8217;le birlikte TKP&#8217;den ayrıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aydemir, 1928&#8217;de bürokrat olarak Ankara&#8217;da çalışmaya başladı. 1932 yılında Atatürk&#8217;ün isteği üzerine Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile birlikte &#8216;<em>Kadro&#8217; </em>dergisini çıkarttı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aydemir, değinildiği üzere biyografik &nbsp;ve otobiyografik <a><em>&nbsp;kitapları </em></a>&nbsp;yanı sıra <em>“Toprak Uyanırsa</em>” ve “<em>Kahramanlar Doğmalıydı&#8217;</em>”adlı romanları da yazdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir düşün adamı olarak ise &nbsp;“ <em>İnkılap ve Kadro”, “Lenin ve Leninizm (ortak kitap)”, “Cihan İktisadiyatında Türkiye (inceleme-araştırma)”, “ İktisat Mücadelesinde Köy Muallimi (makale)”, “Halk İçin İktisat Bilgisi (makale)”, “ Türkiye Ekonomisi (inceleme-araştırma ders kitabı)”, “İhtilalin Mantığı ve 27 Mayıs İhtilali (inceleme)”,” Lider ve Demagog (inceleme)”,”Kırmızı Mektuplar ve Son Yazılar (mektup – makale)”</em>gibi çok sayıda&nbsp; eseri kaleme aldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“<strong><em>Kırmızı Mektuplar ve Son Yazılar</em>”da Öngörüleri Neydi?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">“<em>Kırmızı Mektuplar ve Son Yazılar”,</em> Aydemir&#8217;in 1979 yılında ölümünden beş yıl sonra yayınlanan son kitabı. Kitap,KUTV&#8217;dan arkadaşı olan Rus Pavel ve Çinli Liu Shaco-chi ile olan özel yazışmalarını ve ölmeden önce kaleme aldığı son yazılarını içeriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kitabda Çin ile öngörüleri de var.Aydemir şöyle diyor; <em>“<strong>Ama anlaşılıyor ki şimdi dünyada bir başka Çin var. Hatta yarınki yüzyıl, belki bir Çin yüzyılı olabilir. Fakat bugün de dünyanın terazisinde büyük ağırlık, Uzakdoğu&#8217;dadır. Dünya nüfusunun üçte biri kadar Çinlidir. Dünyada doğan her dört çocuktan biri Çin&#8217;de doğuyor. Ve yüzyılımızın sonunda, yani 2.000 yılında Çin, dünya terazisine, bir milyarlık nüfusunu koyacaktır</strong></em>.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu öngörü Çin&#8217;in ekonomi büyümesiyle doğrulandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüz uzmanları da Çin&#8217;in ekonomik başarısını; büyük ölçüde istikrarlı hükümetlere, &nbsp;sabırlı stratejik planlamaya, yüksek tasarruf ve yatırım oranlarına,&nbsp; dinamik (devlet destekli) ticaret, yatırım ve sanayi politikalarına,&nbsp; enflasyonun &nbsp;ve kamu açıklarının denetimine ağırlık veren makroekonomik politikalara, aile bağlarına dayalı disiplinli iş ve ahlak anlayışına dayandığına değiniyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;Ve bu durumuyla Batı emperyalizminin cenderesinden çıkmak isteyen gelişme yolundaki ülkelere kalkınma modeli olarak ilham kaynağı olabileceğini bildiriyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte ekonomik büyüme ile yetinilmemesi gereği ve&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; salt ekonomik büyümenin zengin yoksul ayrımını derinleştirdiği,&nbsp;&nbsp; toplumda gerilimlere yol açtığı ve enerji güvenliği ve ekolojik tahribat nedenleriyle Çin&#8217;e ağır maliyetler getirdiği de&nbsp;&nbsp; dile getiriliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özetle Çin mucizesinin devamının ancak ve ancak “<em>dengeli kalkınma</em>”, <em>&#8216;büyüme kalitesinin iyileştirilmesinin</em> &#8216; arttırmakla olabileceği belirtiliyor .</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aslında yazımda dile getirmeye çalıştığım ana tema, elbette Çin Mucizesi&#8217;nin nedenlerini irdelemek değil.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>“Şevket Süreyya Aydemir&#8217;i Anlamak ya da Kırmızı Mektuplar”Yazısının İki Amacı Var</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Birincisi; Aydemir’in Çin Mucizesi gibi uzak görüşlüğü dikkate&nbsp; alınarak &nbsp;“<em>İnkilap ve Kadro</em>” kitabında ileriye sürdüğü Kemalizm ve&nbsp; sosyalizme uzanan görüşlerini tartışmaya açmak.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İkincisi de şu; Türkiye ekonomiden dış siyasete değin geleceğini planlarken Çin Mucizesi&#8217;nin nedenlerini görmeli mi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak kesinlikle ve kesinlikle dikkate alınması noktanın &nbsp;ise; “<strong><em>Amerikan Öykünmesinden Çin Öykünmesine de geçilmemeli&#8217;</em></strong>” yaklaşımının dikkate alınması&nbsp; gerekiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü bir açıdan Çin, kapitalizmine entegre olmuş durumda.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdilik yumuşak güc olarak&nbsp; görünüm vermekle birlikte emperyal yüzünü de göstereceğini&nbsp; kestirmek&nbsp; olası.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Atatürk’ün antiemperyalist ekonomi politikası,neoliberal politikalara karşı değil miydi?</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Aslında Atatürk önderliğindeki Türk Milli Mücadelesi ve devrimlerinin,20. yüzyılın başlarında emperyalizmin esareti altında olan ve uluslaşamayan birçok doğulu topluma örnek olduğu gibi Çin&#8217;deki milli uyanışı hareketine de örnek olduğu biliniyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye özelinde olduğu üzere dünyanın da geleceğini planlarken öncelikle neoliberal sistemin değiştirilemez yaklaşımının değiştirilebileceğini kavramak ve kamu önderliğinde planlı ekonomi-politikanın devreye girmesinden başka çarenin olmadığını da ortaya çıkmış bulunuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>&nbsp;<a>“</a><a><em>Şevket Süreyya Aydemir’in </em><em>Düşün Dünyası Sempozyumu</em>” </a>nun Düzenlenmesi üzerine Bir öneri</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yazımda belirttiğim&nbsp; amacımın uygulamaya geçmesi doğrultusunda&nbsp; Aydemir’in özellikle “<em>İnkilap ve Kadro”</em> kitabında ileriye sürdüğü görüşlerin&nbsp; bir kesiminin Türkiye’nin geleceği için tartışılması gereken yaklaşımlar olduğunu düşünüyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bağlamda “<em>Şevket Süreyya Aydemir’in Düşün Dünyası Sempozyumu</em>”nun düzenlenmesi yararlı olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıldırım Koç’un belgelere dayanarak &nbsp;Şevket Süreyya Aydemir ve üyesi olduğu Kadro Hareketi hakkında &nbsp;kaleme aldığı yazılar bu nedenle değer kazanıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Azim ve Karar, 18.01.2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
