<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Köşe Yazarları &#8211; Azim ve Karar</title>
	<atom:link href="https://www.azimvekarar.net/category/kose-yazarlari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.azimvekarar.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Oct 2025 16:47:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>KİMLİK SİYASETİ TUTKUSU</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/kimlik-siyaseti-tutkusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Oct 2025 16:36:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ceyhun BALCI]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[imamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[kimlik siyaseti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=7509</guid>

					<description><![CDATA[Ceyhun Balcı Türkiye, sözcüğün tam anlamıyla bir kimlik siyaseti çukuruna yuvarlanmış görünüyor. İktidarın açılım hevesi sınır tanımıyor. İktidarın, iktidarda kalma zorunluluğu hukuk düzeneğini yargı sopasına dönüştürmüş durumda. Öcalan’ı TBMM’ye çağıranlar muhalefeti kent uzlaşısıyla suçlayarak yol almakta sakınca görmüyorlar. Muhalefetin Cumhurbaşkanı adayı uğradığı haksızlık karşısında yargıdan umudunu kesmiş olacak ki diğer yolları zorluyor. Yabancı basına yazmak, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Ceyhun Balcı</strong></p>



<p>Türkiye, sözcüğün tam anlamıyla bir kimlik siyaseti çukuruna yuvarlanmış görünüyor.</p>



<p>İktidarın açılım hevesi sınır tanımıyor.</p>



<p>İktidarın, iktidarda kalma zorunluluğu hukuk düzeneğini yargı sopasına dönüştürmüş durumda.</p>



<p>Öcalan’ı TBMM’ye çağıranlar muhalefeti kent uzlaşısıyla suçlayarak yol almakta sakınca görmüyorlar.</p>



<p>Muhalefetin Cumhurbaşkanı adayı uğradığı haksızlık karşısında yargıdan umudunu kesmiş olacak ki diğer yolları zorluyor.</p>



<p>Yabancı basına yazmak, uluslararası kamuoyunu etkilemek bu yollardan birisi.</p>



<p>İki tarafı keskin bıçak gibidir bu yöntem.</p>



<p>Bir yandan derdinizi anlatırken diğer yandan seslendiğiniz kamuoyunun gururunu okşamayı gerektirir.</p>



<p>İmamoğlu bir süredir bu yolu deniyor.</p>



<p>Son olarak ünlü Fransız gazetesi Le Monde’a yazmış.</p>



<p>Kafkavari davalar benzetmesinde sorun yok.</p>



<p>Ancak, yazısının bir yerine sıkıştırdığı şu sözler önemli ve bir o kadar sorunlu!</p>



<p><em>“…Diplomama haksız şekilde el konulması hakkımdaki tek dava değil; hakkımda başka pek çok Kafkavari dava var: &#8216;hakaret&#8217;, &#8216;yolsuzluk&#8217;, &#8216;terörizm&#8217; <strong>(çünkü 2024’te İstanbul’daki belediye listelerime Kürt adaylar koymaya cesaret ettim). </strong>İşte mücadele ettiğimiz sistem bu.”</em></p>



<p>Bu satırları kaleme alan İmamoğlu elbet bir gün özgürlüğüne kavuşacaktır. Anlaşıldığı kadarı ile İBB başkanlığı koltuğuna da oturacaktır.</p>



<p>Kendisine öğüdüm, göreve başlar başlamaz odasındaki Atatürk görselini kaldırmasıdır. Bunu yapsa da, yapmasa da Le Monde’a yazdığı yazının son satırı bunu gerektirmektedir.</p>



<p>Sözleri Atatürk Cumhuriyeti’ne yapılmış büyük haksızlıktır. Gerçekle ilintisi olmayan sözlerinin gereğini yerine getirmekle yükümlüdür.</p>



<p>Diğer yandan, İmamoğlu kimlik siyaseti hevesiyle yol alan iktidara karşılık vermek istemiş olabilir.</p>



<p>Bu bakımdan zahmete girmemesinde yarar var!</p>



<p>Kimlik siyaseti yolunda İmamoğlu ne yapsa iktidarın eline su dökemez.</p>



<p>Silivri’deki 15 metrekarelik hücresinde izlemekte olmalıdır İmamoğlu, TBMM heyetinin İmralı yoluna düşmeye hazırlanmakta olduğunu.</p>



<p>Durum bu denli ortadayken, İmamoğlu’nun kimlik siyasetinde iktidarla boy ölçüşemeyeceği belli değil midir?</p>



<p>İmamoğlu bir an önce özgürlüğüne kavuşsun.</p>



<p>Tutuksuz yargılansın!</p>



<p>Hak, hukuk, adalet arayışındaki İmamoğlu kimlik siyasetine boğazına kadar batmak zorunda olmadığını fark etmeli.</p>



<p>TBMM’deki kimlik siyaseti ustaları çoktan uzlaşmış görünüyorlar.</p>



<p>Dün İmamoğlu!</p>



<p>Bugün Erdoğan!</p>



<p>Kimlik siyasetinin ve elbette terörün TBMM’deki temsilcileri istediklerini kimden alacaklarsa onlarla uzlaşmaktan çekinmezler.</p>



<p>Onların istediklerini verme gücü iktidardadır.</p>



<p>İmamoğlu’na düşen kimlik siyaseti yarışına girmek değil Türkiye’den yana olmaktır.</p>



<p>Bunu yaptığında büyür, iktidarın ve kimlik siyasetinin izinde gittiğinde yok olmak kaçınılmaz yazgısı olacaktır.</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 06.10.2025</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ASKER SAĞLIĞI</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/asker-sagligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Jul 2025 13:42:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ceyhun BALCI]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[asker sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=7299</guid>

					<description><![CDATA[Genç ve askerliğe elverişli iki askerimizin sıcak çarpması sonucu ölümü birden bire gelişmiş olamaz. Bir öncesi olmalı. Gizli kalması gerekenlerin ortalıkta olduğu, buna karşılık kamuoyunca bilinmesi gerekenlerin saklandığı Türkiye&#8217;de bu olayın gizemini anlayabilmek için epeyce beklemek gerekecek gibi görünüyor. Birkaç hafta önce bir şehidimizin cansız bedenine ulaşmak için girdikleri mağaradan 12 askerimizin cansız bedeni çıkmıştı. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Genç ve askerliğe elverişli iki askerimizin sıcak çarpması sonucu ölümü birden bire gelişmiş olamaz. Bir öncesi olmalı.</p>



<p>Gizli kalması gerekenlerin ortalıkta olduğu, buna karşılık kamuoyunca bilinmesi gerekenlerin saklandığı Türkiye&#8217;de bu olayın gizemini anlayabilmek için epeyce beklemek gerekecek gibi görünüyor.</p>



<p>Birkaç hafta önce bir şehidimizin cansız bedenine ulaşmak için girdikleri mağaradan 12 askerimizin cansız bedeni çıkmıştı. Üzüldük, kahrolduk.</p>



<p>Ordu sağlık sisteminin ortadan kaldırılmasının sonucu oldu doğrultusunda yorumlar okuduk.</p>



<p>İskenderun’daki acemi birliğinde sıcak çarpması sonucu 2 Mehmetçiğimizin şehit olduğu haberiyle bir kez daha sarsıldık.</p>



<p>Evlatlarını devlete, hem de onurlu bir görev için teslim eden aileler tabutları omuzlamak zorunda kaldılar.</p>



<p>Her iki olay da önlenebilirdi.</p>



<p>Önlemsizliğe ve öngörüsüzlüğe gecikme eklenince ölüm kaçınılmazdı.</p>



<p>Yok pahasına ölümün sıradanlaştığı Türkiye’de sorumluyu ara ki bulasın!</p>



<p>Yazgı deyip geçince olağanlaşma kaçınılmaz oluyor.</p>



<p>Sıcak çarpmasına bağlı iyon dengesizliğinin çoklu organ yetmezliğine yol açması göz açıp kapayıncaya dek kısa sürede gelişmesi akla ve bilime aykırı bir olasılık.</p>



<p>Bilinmemesi gerekenlerin ortalıkta uçuştuğu ülkemizde bilinmesi gerekenleri bilmek neredeyse olanaksız.</p>



<p>Birlikte doktor var mıydı?</p>



<p>Varsa bilgine başvuruldu mu?</p>



<p>Başvurulduysa ne gibi kararlar verdi?</p>



<p>Bu soruların yanıtlarını almamız zaman alacaktır hiç kuşkusuz.</p>



<p>Asker sağlığına gelince!</p>



<p>Ordu ve ona bağlı olarak ordu sağlık sistemi bu topraklardaki çağdaşlaşmanın başlangıcı sayılabilir.</p>



<p>1827’de modern ordu yapılanmasına geçişle eş zamanlı olarak çağdaş tıp öğretimi başlatılmıştır.</p>



<p>Yaklaşık 200 yıl sonra çağa uygun bu yapılanmaya “darbe girişimi” gerekçesiyle son verilmiştir.</p>



<p>Bu mantıkla yaklaşılacak olursa Türkiye’de yargı başta olmak üzere pek çok kamu hizmetine son verilmesi gerekirdi. Bu düşünülemeyeceğine göre askeri sağlık sisteminden neden vazgeçilmiştir.</p>



<p>Yaklaşık 10 yıldır, ordumuz sağlık örgütlenmesinden yoksundur. Buna bağlı olarak, sıcak çatışmalarda sağlık yardımından, mağaraya girişte temel bilgilerden ve sıcakta eğitim gören askerlere ilk yardımdan ve yönlendirmeden yoksundur.</p>



<p>Tüm bu olaylar ardışık yaşanınca ordunun sağlık sisteminden yoksunluğu konusunun irdelenmeyi hak ettiği kesindir.</p>



<p>Demokratik ortamın bulunduğu yerde başkomutandan, savunma bakanına, genelkurmay başkanından birlik komutanına varıncaya dek bir dizi yetkilinin hesap verme sorumluluğuyla karşı karşıya olduğu açıktır.</p>



<p>Ordu sağlık sistemine son verildiği günden bu yana söyleneni yineleyelim.</p>



<p>Ordu sağlık sistemi yeniden kurulmalıdır.</p>



<p>Bu, aklı ve bilimin olduğu kadar Türkiye’nin 200 yıllık birikimine saygının da gereğidir.</p>



<p>Her fırsatta Osmanlı, ecdad, tarih diyerek söze başlayanlar bu işe ne der?</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YUMRUĞUN DÜŞÜNDÜRDÜĞÜ</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/yumrugun-dusundurdugu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ceyhun Balcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Dec 2023 08:35:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ceyhun BALCI]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://azimvekarar.net/?p=5763</guid>

					<description><![CDATA[Ankara’daki hakeme yönelik yumruklu saldırıyı holiganlara ve özgeçmişine güvenen birinin çılgınca davranışı olarak nitelemekle yetinirsek yanılırız. Şiddetin kutsandığı ortamda futbolun bu konudaki birinciliği rastlantı değildir. Biraz geriye gidelim. Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin sarsıldığı yıllardı. Ordu ve yargı FETÖ tarafından ama siyasi iktidarın eteklerinin de zil çalarak desteklediği görüntülerle teslim alınıyordu. Futbolda şike savları üzerinden bir başka [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p></p>



<p>Ankara’daki hakeme yönelik yumruklu saldırıyı holiganlara ve özgeçmişine güvenen birinin çılgınca davranışı olarak nitelemekle yetinirsek yanılırız.</p>



<p>Şiddetin kutsandığı ortamda futbolun bu konudaki birinciliği rastlantı değildir.</p>



<p>Biraz geriye gidelim.</p>



<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin sarsıldığı yıllardı. Ordu ve yargı FETÖ tarafından ama siyasi iktidarın eteklerinin de zil çalarak desteklediği görüntülerle teslim alınıyordu.</p>



<p>Futbolda şike savları üzerinden bir başka kumpasın tetiği de çekilmişti. Tam da bu sırada tek yumruk olup kumpasa karşı koymak varken birileri <strong>“şampiyonluğumuz çalındı, geri isteriz”</strong> söylemleriyle boy göstermekteydi ortalıklarda. Bir fırsatçılık gösterisiydi. Ortam uygun olursa bu tiplerin bugün de benzer davranışı sergilemekten çekinmeyeceklerinden kimse kuşku duymamalı.</p>



<p>Bir futbol maçının bitiminde hakemler stadyumda alıkonuldu. Dağ başında yaşanmadı bu olay.</p>



<p>Yeterli tepki verildi mi?</p>



<p>Ne gezer?</p>



<p>Bir futbol takımının otobüsü ateşli silahlı saldırıya uğradı!</p>



<p>Sonuç mu?</p>



<p>Hiç!</p>



<p>İki yıl önce bir birinci lig maçında futbol alanında pet şişe adacıkları oluştu. Kimi adacıklarda tepecikler gösterdi kendisini.</p>



<p>Tüm bunları görmezden gelen bir hakem vardı sahada! Maç başarıyla (!) bitirildi.</p>



<p>Ankara’da yumruk yiyen hakemimize geçmiş olsun.</p>



<p>Tez iyileşsin!</p>



<p>Ama, futbolda kendisini gösteren ve her geçen gün yerleşikleşen şiddet olgusunda hakemlerin umursamaz ve duyarsız tutumlarının etkisi de yok mudur diye sormayalım mı?</p>



<p>Futbol maçına şemsiyeyle girilemezken İzmir’deki bir maçı kana bulayanların patlayıcıları cankurtaran görevlisi aracılığıyla sokabildikleri yansımıştı basına.</p>



<p>İrili ufaklı, önemli önemsiz örneklerin listesi uzar gider.</p>



<p>Futbolumuz TFF’den kulüplere uzanan bir yelpazede çok kötü yönetiliyor. Endüstriye dönüşmüş olan futbolun payına düşen paralar savurganca tüketiliyor.</p>



<p>Yalnızca para mı?</p>



<p>Vicdan, namus ve ahlâkın tüketilmesi de eşlik ediyor bu duruma.</p>



<p>Her takımda eksik olmayan yandaş toplulukları savurganca harcanan paralarla yaratılan yapay heyecanlarla hizada tutulurken ortalığa saçılan şiddetin gönüllü neferleri olarak da işlev görüyorlar.</p>



<p>İş bilmez futbol yönetimleri başıbozuk tiplerin ön aldığı yandaş öbeklerini yeri gelince koruma niyetine, çok gerektiğinde de saldırı timleri olarak kullanabiliyorlar.</p>



<p>Takımların başına geçirilen ve ceplerine kumar oynamayı göze alabilecekleri niceliklerde para konan sözde teknik direktörleri de unutmamak gerek.</p>



<p>Az hatalı ve sorumlu sayılmazlar.</p>



<p>Bakmayın siz olayın sıcaklığıyla TFF’nin ligleri durdurmuş olmasına, hakemlerin <strong>“biz maça çıkmıyoruz, kendinize yabancı hakem bulun” </strong>çığlıklarına.</p>



<p>Birkaç hafta içinde her şey unutulur!</p>



<p>Futbol endüstrisi yolunda yürümeyi sürdürür.</p>



<p>Bu endüstrinin lokomotif gücü yayıncı kuruluş olduğuna ve yaptığı yatırımın karşılığını fazlasıyla alma kararlılığında eksilme olamayacağına göre…</p>



<p>Futbol Türkiye’yi tutsak alan yoz kültürün amiral gemisi gibidir. Durum böyle olunca iktidarın da arka bahçesi olmasına şaşırmamak gerekir.</p>



<p>Kitleleri yönlendirmedeki ve yönetmedeki etkisi tartışılmaz olan futbolun çarklarının dönmemesi akla bile getirilemeyecek seçenektir.</p>



<p>Çok da uzun olmayan bir süre sonra <strong>“nerede kalmıştık?”</strong> diyeceklerinden kuşku duyulmasın.</p>



<p>Hakemin suratında patlayan yumrukta yöneticilerin, futbolcuların, hakemlerin ve elbette biz yurttaşların payı yadsınabilir mi?</p>



<p>Spor alanlarındaki şiddet her sözlerine <strong>“hakem”</strong> diyerek başlayan birilerinin ayıbını kapattığı sürece durmayacaktır.</p>



<p>Utanmalıyız…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TOZ DUMANDA İKİ OLAY</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/toz-dumanda-iki-olay/</link>
					<comments>https://www.azimvekarar.net/toz-dumanda-iki-olay/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ceyhun Balcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Mar 2023 10:55:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ceyhun BALCI]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://azimvekarar.net/?p=4956</guid>

					<description><![CDATA[Hafta sonunu kaplayan politik sarsıntı giderildi. Altılı masa yeniden toparlandı. Toplumsal beklenti karşılanmış oldu. Türkiye’yi ikiliğe tutsak eden politik ortamla ilgili yazılacak ve göz önüne alınacak sayısız ayrıntı var. Bunları bugünlerde dile getirmek ya da yazmak kutuplaşmış Türkiye’de etiketlenmenize yeter de artar. Türkiye’ye uzunca süredir egemen olan siyasi ortamda “iç cephe”ye değinmek neredeyse olanaksızlaşmıştır. Birinin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p></p>



<p>Hafta sonunu kaplayan politik sarsıntı giderildi. Altılı masa yeniden toparlandı. Toplumsal beklenti karşılanmış oldu. Türkiye’yi ikiliğe tutsak eden politik ortamla ilgili yazılacak ve göz önüne alınacak sayısız ayrıntı var. Bunları bugünlerde dile getirmek ya da yazmak kutuplaşmış Türkiye’de etiketlenmenize yeter de artar.</p>



<p>Türkiye’ye uzunca süredir egemen olan siyasi ortamda <strong>“iç cephe”</strong>ye değinmek neredeyse olanaksızlaşmıştır. Birinin ak dediğine diğerinin kara demesi neredeyse zorunludur. Böylesi bir ortamda <strong>“iç cephe”</strong> ortak paydasında buluşmak da düşe eşdeğer bir beklentiye dönüşmüştür. Bu olumsuzluktan hiç kuşkusuz önemli ölçüde iktidar sorumludur. Ancak, muhalefetin de bundan yararlandığı akıldan çıkartılmamalıdır.</p>



<p><strong>Olay 1</strong></p>



<p>ABD Genelkurmay Başkanı, geçtiğimiz günlerde güney sınırlarımızın yanı başındaki ayrılıkçı, etnikçi, bölücü terör unsurlarını ziyaret ederek desteğini bir kez daha üst düzeyde sunmuş oldu. Sözde müttefikimiz ABD Batı sınırlarımıza yaptığı yığınağı epeyce ilerletmişken ve son aşamasına eriştirmişken güneydeki kuşatmayı da ileriye taşıyarak buradaki ereklerinden vazgeçmediğini bir kez daha ortaya koyan bir davranış sergilemiştir.</p>



<p>İç cephenin biri birine girdiği günümüzde bu önemli olay neredeyse görülmemiştir. Görüldüyse bile hak ettiği değer verilmemiştir. Depremle yerle bir olan bölgemizin yanı başındaki bu önemli gelişmeye dışişlerinin tepkisine eklenen bir başka tepki ya da karşı çıkışın yokluğu düşündürücüdür.</p>



<p><strong>Olay 2</strong></p>



<p>Bursa’daki Bursaspor-Amedspor maçında yaşananlar da önemlidir. İlk yarıda oynanan Amedspor-Bursaspor maçı da yaşanan saha içi olaylarıyla anımsanacaktır. Kimi odakların, Bursa’daki maçta yaşananları bu maçın öcünün alınması olarak nitelemesi inanılır gibi değildir.</p>



<p>Bursa’da yaşananların öç alma kapsamında değerlendiriliyor oluşu ürperticidir.</p>



<p>Bursa’daki maçta Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’la beyaz toros pankartları kullanılmış olması inanılır gibi görünmese de gerçektir.</p>



<p>Stadyumlardan yükselen ve son derece demokratik bir istek olan “hükümet istifa” seslerine hoşgörülü olamayan hükümetin Bursa’daki maça söz konusu pankartların yanı sıra patlayıcıların sokulması konusundaki hoşgörüsü anlamlıdır.</p>



<p>Geçen yılın bugünlerinde İzmir’deki bir futbol maçına gittiğimde beraberimdeki şemsiyenin içeri sokulmadığını yaşamamış olsam Bursa’daki maçta içeri sokulan nesnelerin gözden kaçmış olabileceğini düşünebilirdim.</p>



<p>Bursa’da sahnelenen ve son derece tehlikeli olan oyuna ilişkin yeterince ses gelmemiş olması, bu önemli olayın Türkiye iç siyasetindeki toz dumanın gölgesinde kalmış olması da bir o kadar önemsenmelidir.</p>



<p>Türkiye’yi ortadan ikiye bölen politik ortamın son derece yaşamsal önemdeki gelişmelere tepkisizliğe varan bir algı yaratması, üzerinde önemle durulmayı gerektirir.</p>



<p>Hemen her gelişmeyi dış güçlerle ilişkilendirenlerin kendi görevlerini göz ardı ediyor olmalarının da altı çizilmelidir. Hükümet istifa diye bağıranları anında saptayabilme yeteneğindeki iktidarın Bursa’daki utanç gecesine engel olamamış olması tarihe geçecek denli önemlidir.</p>



<p>Son depremle birlikte yaldızları iyice dökülen iktidarın kendisi milli güvenlik sorununun bir parçasına dönüşmüştür.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.azimvekarar.net/toz-dumanda-iki-olay/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KUNDAKÇI PAŞA</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/kundakci-pasa/</link>
					<comments>https://www.azimvekarar.net/kundakci-pasa/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ceyhun Balcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2023 06:41:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ceyhun BALCI]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Ceyhun Balcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://azimvekarar.net/?p=4810</guid>

					<description><![CDATA[Emekli korgeneral Hasan Kundakçı yalın bir vatandaş olarak aramızdan ayrıldı. Süreli sağlık denetimi için gittiği sağlık kuruluşunda yaşamını yitirdiği haberleri yer aldı basında. Önemli kişilik olmakla birlikte medyada pek de yer almayan biriydi. Ölümüy medyada yer buldu doğallıkla. Bölücü teröre göz açtırmayandı. Silahını yanından ayırmadığı için “tamburacı paşa” olarak da bilindi. Kamuoyundaki tanınırlığı 1996’da Kıbrıs [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p></p>



<p>Emekli korgeneral Hasan Kundakçı yalın bir vatandaş olarak aramızdan ayrıldı. Süreli sağlık denetimi için gittiği sağlık kuruluşunda yaşamını yitirdiği haberleri yer aldı basında. Önemli kişilik olmakla birlikte medyada pek de yer almayan biriydi. Ölümüy medyada yer buldu doğallıkla.</p>



<p>Bölücü teröre göz açtırmayandı. Silahını yanından ayırmadığı için <strong>“tamburacı paşa”</strong> olarak da bilindi.</p>



<p>Kamuoyundaki tanınırlığı 1996’da Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri komutanlığı sırasında yaşanan bir olaya dayanır.</p>



<p>Kıbrıs Rum kesiminde toplanan motosikletlilerin amacı kışkırtmadır. Motorlarıyla sınırı geçip Girne’ye gidip döneceklerdir. Bu eylemlerine de Türk bayrağını gönderden indirerek başlayacaklardır. Böylelikle küresel ölçekte ses getirmeleri, tanınmaları sağlanacaktır.</p>



<p>Sınırdaki bayrak direğine tırmanan ve Türk bayrağını indireceğini sanan bir maskara Kundakçı paşanın buyruğuyla vurulur. Bayrak değil ama bayrağı indirmeye çalışan indirilir. Şımartılmış eylemcilerin beklemediği bir karşılıktır.</p>



<p>Oysa, Kundakçı paşa girişilen eylemin anlamını ve önemini kavramış bir askerdir. Bayrağın indirilmesine seyirci kalmak vatan toprağına sahip çıkmamakla eşdeğer bir eylemdir. Herhangi bir yurttaş için önemli olan bu gelişme bir asker ve özellikle de bir komutan için çok daha önemlidir ve onur kırıklığı kaynağı olacaktır.</p>



<p>Böylesi bir onur kırıklığına yol açmamanın yolu bayrağı indirmeye çalışanı indirmektir. Kundakçı paşa gözünü kırpmadan gereğini yapmıştır.</p>



<p>Bu eylemi sonucunda adı İnterpolün arananlar listesine eklenmiştir. O olaydan sonra 27 yıl boyunca Türkiye sınırları dışına adım atmamıştır. Böyle bir kısıtlılıktan ötürü hoşnutsuz olduğuna ilişkin tek serzenişte bulunmamıştır.</p>



<p>Kundakçı paşanın ölümü, onun ve onun gibiler için olağan olan duyarlılığını anımsatmış oldu.</p>



<p>Ölümünden önceki günlerde yaşananları da kısaca gözden geçirelim :</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Altılı masaya paraşütle indirilen ve bugün yaşananlardan sorumlu olmak şöyle dursun yakınan ve üst perdeden emperyal seviciliği yapan bir siyasi önder Türklüğü tartışmakta sakınca görmedi. Diyelim ki o bu çılgınlığı sergileme özgüveni gösterdi. Onun bu çılgınlığına sessizle karşılanması çok daha önemliydi.</li>



<li>Yine altılı masanın AKP artığı bir başka üyesi altılı imza incisine, <strong>“gün gelecek her Türk Kürtçe öğrenecek” </strong>sözleriyle bir başkasını ekledi. Hak ettiği tepkiyi gördü mü? Ne gezer!</li>



<li>Kundakçı paşanın kemiklerini sızlatan bir başka olay altılı masanın başoyuncusundan kaynaklandı. Bölücülük senaryolarına kapılarını ardına dek açan kurucu partinin genel merkezindeki bir görüşmede Türk bayrağı indirildi. Etnikçileri incitmemek, küstürmemek amaçlı olduğu anlaşılan bu eylemde kimsenin de burnu kanamadı. Kimselerden dişe dokunur tepki gelmedi.</li>
</ul>



<p>Kundakçı paşanın ölümünün çağrıştırdıklarıydı aklıma geliverenler.</p>



<p>Yüce anısına saygıyla…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.azimvekarar.net/kundakci-pasa/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YİRMİ BİRİNCİ YÜZYILDA ENDÜLJANS</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/yirmi-birinci-yuzyilda-enduljans/</link>
					<comments>https://www.azimvekarar.net/yirmi-birinci-yuzyilda-enduljans/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ceyhun Balcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2022 11:39:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ceyhun BALCI]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://azimvekarar.net/?p=4529</guid>

					<description><![CDATA[Erişkedeki haber yazının başlığına esin kaynağı oldu. https://www.veryansintv.com/cennet-mujdeleyen-muftu-simdi-de-cumhuriyeti-hedef-aldi/ Endüljans, işlenen günahların kabulü koşuluyla bir miktar para karşılığında tanrı katında affa uğrama ya da suçun hafifletilmesi olarak tanımlanmış. Hıristiyanlık ortamında kendisini gösteren bu uygulamanın zamanla cennetten yer ayarlanmasına evrildiği de söylenir. Bir yerde kutsal kılıflı para alışverişi varsa ayrıcalıklı birilerinin bu paradan pay alması da son [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="960" height="720" src="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2022/10/C.-Balci.jpg" alt="" class="wp-image-4515" srcset="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2022/10/C.-Balci.jpg 960w, https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2022/10/C.-Balci-300x225.jpg 300w, https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2022/10/C.-Balci-768x576.jpg 768w" sizes="(max-width: 960px) 100vw, 960px" /></figure>



<p>Erişkedeki haber yazının başlığına esin kaynağı oldu.</p>



<p><a href="https://www.veryansintv.com/cennet-mujdeleyen-muftu-simdi-de-cumhuriyeti-hedef-aldi/">https://www.veryansintv.com/cennet-mujdeleyen-muftu-simdi-de-cumhuriyeti-hedef-aldi/</a></p>



<p>Endüljans, işlenen günahların kabulü koşuluyla bir miktar para karşılığında tanrı katında affa uğrama ya da suçun hafifletilmesi olarak tanımlanmış. Hıristiyanlık ortamında kendisini gösteren bu uygulamanın zamanla cennetten yer ayarlanmasına evrildiği de söylenir.</p>



<p>Bir yerde kutsal kılıflı para alışverişi varsa ayrıcalıklı birilerinin bu paradan pay alması da son derece olağan karşılanmalı. Bir tür komisyon diyelim.</p>



<p>Günümüzden beş yüz yıl kadar önce din devriminin filizlenmesine de katkıda bulunan endüljans özellikle Batı toplumlarının gündemindeki yerini ancak bir tarihsel olgu olarak koruyor.</p>



<p>Dinselliğin gündelik yaşamdan çıkartılması Türkiye’de Cumhuriyet ve devrimleri sayesinde gerçekleşebildi. Coğrafyamızda dinselleşmenin her türüne rastlansa da endüljansa rastlandığı söylenemezdi. Bugün yeniden doğdu diyebiliriz. İçimiz kan ağlayarak!</p>



<p>Din adamlarının el üstünde tutulduğu, her ortamda öne çıkartılarak baskın kimlik kazandırıldığı günümüz Türkiyesi endüljansın var olması için elverişli koşullarla donatıldı.</p>



<p>Tarikatler, cemaatler ve benzeri oluşumlar <strong>“sivil toplum kuruluşları”</strong> ve <strong>“kanaat önderliği”</strong> olarak kutsandı. Geçtiğimiz 20 yıl boyunca hızlanan bu sürecin öncesinin olduğu unutulmamalı.</p>



<p>Emperyal destekli cemaat yapılanması FETÖ, işi iktidara doğrudan gelmeye götürünce dur demek akıl edilebildi. Şimdilerde her geçen gün yoğunlaşan tarikat ve cemaat etkinlikleri de devlet yönetimine istekli olmadıkça alabildiğine hoşgörüyle karşılanıyor. İktidarı ele geçirme noktasına ilerlerlerse hak ettikleri yanıtı alacaklardır.</p>



<p>Günümüz Türkiyesi’nde cennet pazarlamacılığı yapan din adamı görünümlü varlık diğer yandan Atatürk’e ve en büyük eserine yönelttiği tepkisiyle kendisi gibilerin varlığına son veren gücü hedeflemiş oluyor.</p>



<p>Kendi açısından hedef seçimi son derece yerindedir.</p>



<p>Bir yandan etnik ayrılıkçılar diğer yandan dinci gericiler iş başındadır.</p>



<p>Biribirlerine karşıt gibi görünseler de hedef birliği bakımından en küçük ayrılıkları yoktur.</p>



<p>Din, bir inanç alanı olmaktan çıkartılarak gündelik siyasetin kaldıracına dönüştürülürse bugün Türkiye’de yaşananlar ortaya çıkar.</p>



<p>Takvimler ilerlerken, toplumsal düzen gerilemiş, çağdaş değerler aşınmış olur.</p>



<p>Bu olumsuzluk da <strong>“ne yapalım ki halk böyle istedi”</strong> nitelemesiyle tarihe geçer.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.azimvekarar.net/yirmi-birinci-yuzyilda-enduljans/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇAY KANUNU TASARISI MECLİSTEN DÖNDÜ, ANCAK!</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/cay-kanunu-tasarisi-meclisten-dondu-ancak/</link>
					<comments>https://www.azimvekarar.net/cay-kanunu-tasarisi-meclisten-dondu-ancak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jun 2022 17:42:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Mahiye Morgül]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://azimvekarar.net/?p=3985</guid>

					<description><![CDATA[Mahiye Morgül &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; “Tüzel kişi”lere ruhsat verilmesini durdurmak için değil, taban fiyatını kimin belirleyeceği noktasında itiraz geldiği için yasa geri çekildi. Eğer yasada taban fiyatını Ulusal Konsey değil de Tarım Bakanlığı belirleyecek deseydi yasa geçecekti. Anlıyoruz ki tüzel kişilik dedikleri derneklere ve vakıflara çay ruhsatı verilmesine itiraz eden yok. Demek ki çay kanunu çok yakında [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Mahiye Morgül</strong></p>



<p><strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; “Tüzel kişi”lere ruhsat verilmesini durdurmak için değil, taban fiyatını kimin belirleyeceği noktasında itiraz geldiği için yasa geri çekildi. Eğer yasada taban fiyatını Ulusal Konsey değil de Tarım Bakanlığı belirleyecek deseydi yasa geçecekti.</strong></p>



<p><strong>Anlıyoruz ki tüzel kişilik dedikleri derneklere ve vakıflara çay ruhsatı verilmesine itiraz eden yok. Demek ki çay kanunu çok yakında yeniden meclise gelecek.</strong></p>



<p><strong>Şimdi diyeceğim şudur; yasayı sunanlar ”tüzel” tuzağının fark edilmediğini gördüler. Öyleyse taban fiyatı kimin belirleyeceğini yenileyip tuzaklı kelimeyi hiç oynatmadan tekrar meclise getirirler.</strong></p>



<p><strong>Rize’de şöyle bir taradım, tüzel’in anlamını bilen yok. Bu kelime yasaya sokulmuş tuzaktır. Bu yolla “tüzel” ağalar(!) sistemine geçiş gözden kaçırılmaktadır.&nbsp;</strong></p>



<p><strong>Dert şu; ülkemizde okuduğunu anlayan insan kalmadı. Eğitimi liberalize ederken de böyle tuzaklı kelimelerle sistemi allak bullak ettiler, daha iyi bir şey gelecek zannettirdiler, “çoklu zekâ ” gibi uyduruk kavramlarla velileri iyi kandırdılar. Şimdi çay tarımında tüzel ağalık sistemi gelecek, daha önce ülkemizde örneklerini gördüğümüz gibi, evini bağını şeyhine bağışlayıp cennette köşkünü garanti edenler gibi, çay bahçesini de İslam adına vakıflara verebilecek!</strong></p>



<p><strong>Önceki köşe yazıma yukarıdaki satırları ekleyerek yeniden okurlarıma sunuyorum:</strong></p>



<p>Yeni Çay Kanununda “Gerçek ya da Tüzel Kişilere Ait Çay İşletmesi” Kavramına Dikkat!</p>



<p>Çay Kanunu Meclise sunuldu… Kim veya kimler tarafından hazırlandığına dair bilgi verilmeyen bu kanun üreticiye ne getirecek ne götürecek kimse bilmiyor. Rize milletvekili tarafından meclise sunulduğunun dışında hazırlanmasına dair bir bilgiye ulaşılamıyor.</p>



<p>Tasarı hakkında basında çıkanlara baktım; dikkatimi çeken en önemli husus “Lisanslı Çay Üreticiliği” başlığı altında “<strong>GERÇEK ve TÜZEL</strong>&nbsp;kişilere ait çay işletmesi” kavramı getiriyor.&nbsp;</p>



<p>Çaykur’un liberalizasyonu gündemdedir. Parçalayarak lağvetmek Dünya Bankasının kullandığı yöntemdir. Bunu 2005’deki SPAN adlı ABD eğitim şirketinin programladığı şekilde Fetöcü bakan Hüseyin Çelik’in Ziya Selçuk’la beraber başlattığı “kamucu eğitimden piyasacı eğitime geçiş” sürecini yakından takip ettiğim için biliyorum.&nbsp; Her kurumu “Çoklu zeka” ile paramparça ettiler. Şiarı şuydu: “Parçala, her parçasını ayrı ayrı piyasaya at, ne kadar parçalarsan piyasa o kadar para kazanır.” &nbsp;&nbsp;</p>



<p>Şimdi Çaykur’da ve çay üretiminde üretim zincirleri parçalanacak. Bu değişikliğin üreticiye ne getireceğini dilimin döndüğü kadar açıklamaya çalışacağım. &nbsp;</p>



<p>&nbsp;“Tüzel kişi” kavramı için sözlükler şöyle diyor:&nbsp;<strong>Tüzel kişi, hukuk bakımından birçok kişinin veya malın topluluğundan doğan&nbsp;</strong><strong>ş</strong><strong>irketler, vakıflar, dernekler, belediyeler, üniversiteler.</strong>&nbsp;</p>



<p>Bunda ne var, derseniz… İlk aklımıza gelen daha önce başımıza gelendir. Örneğin, çay üreticisi olan dindar bir kişi İslami görünümlü tüzel kişilikle, bir vakıfla veya bir cami yaşatma derneği ile karşı karşıya gelebilir. Bir yaşlı köylü çayını taşıtacak kimse bulamıyorsa, “Çayınızı çaylığınızdan gelir alırız siz zahmet etmeyin” diyene verebilir. Çayını bize sat diyen daha İslami görünümlü bir vakfa ya da Cami derneğine yönelebilir.&nbsp; Tıpkı önceki yıllarda kurban derilerini toplarken cami derneklerine veya şaibeli cemaat vakıflarına verilen deriler gibi.</p>



<p>Yazımın başlığını “Çay yasası mı tarikatlara devir yasası mı?” diye koymalıydım. Kurban derileri öykülerini herkes hatırlamayabilir, kısa anımsatma yapayım. Eskiden Türk Hava Kurumu toplardı derileri, gün geldi cemaatlere toplama izni verildi, öylece kurumun gelirleri düştü, kesildi. Ama bazı cemaatlerin biti kanlandı, darbelere nelere kalkıştılar.</p>



<p>Çay Kanunu taslağında şöyle diyor. (Basından)</p>



<p>“<strong>Gerçek ve tüzel kişiler</strong>, gerekli izinlerini almak şartıyla kuru çay üreten işletmeler kurabilecek.”</p>



<p>“İşletmeler A, B ve C lisanslı işletmeler olarak gruplandırılacak.”</p>



<p>“A lisanslı işletme &#8220;Yaş çay yaprağını işleyerek kuru çay ürünleri elde edebilen ve bunları dökme çay olarak borsada satabilen, kendi ürettiği veya satın aldığı kuru çay ürünlerini kendi paketleme tesislerinde paketleyip tüketiciye arz edebilen ve kendi namına tescilli ürün markası olduğuna dair marka tescil belgesi bulunan&nbsp;<strong>gerçek ya da tüzel kişilere</strong>&nbsp;<strong>ait kuru çay işletmelerini</strong>&#8220;;</p>



<p>B lisanslı işletme &#8220;Yaş çay yaprağını işleyerek kuru çay ürünleri elde edebilen ve bunları dökme çay olarak borsada satabilen&nbsp;<strong>gerçek ya da tüzel kişilere ait kuru çay işletmelerini</strong>&#8220;</p>



<p>C lisanslı işletme ise &#8220;Satın aldığı kuru çay ürünlerini, kendi paketleme tesislerinde paketleyip tüketiciye arz edebilen&nbsp;<strong>gerçek ya da tüzel kişilere ait kuru çay işletmelerini</strong>&#8221; ifade edecek.”</p>



<p>Anladığım şu ki yaş çay üretim zincirinde, çayın toplanmasında işlenmesine ve pazarlamasına kadar her aşamada tüzel kişiler, yani dernek ya da vakıflar üreticinin ve tüketicinin muhatabı olabilecek. Yandı keten helva!</p>



<p>Yani, Çaykur’un parçalanarak piyasaya devredilmesini getiriyor yasa. Bu çok önemli sorundur. Çay üreticisinin ve çayda kalite standardının garantisi yani devlet garantisi ortadan kaldırılıyor.</p>



<p>Halkımızın bilmediği bir şey daha var: bu özelleştirmelerin arkasında Tansu Çiller’in 1995’de Dünya Ticaret Örgütüne verdiği taahhütname vardır, adı GATS sözleşmesi. Kamu hizmetlerinin küresel piyasaya para kazandıracak şekilde liberalize edilmesi demektir.</p>



<p>MEB de liberalizasyon GATS sözleşmesiyle aşladı, devam ediyor. Tüm kamu kurumlarını yani sosyal devlet güvencesini ortadan kaldıran düzenlemelere devam ediliyor. Çay’da olan da budur. &nbsp;</p>



<p>Çay’da liberalizasyon yasasıdır meclise Rize milletvekilinin sunduğu… Eğitimde Parçalı Müfredat&nbsp; gibi, tıpkısının aynısı çok parçalı çay üretimi… Dileyen çocuğunu tarikat okuluna verdi, şimdi dileyen çayını vakıf işletmesine verecek.</p>



<p>Vaktiyle yaşlı bir akrabam bir dairesini bir cemaate vermişti, cennette kendine yer garantisi olsun diyerek. Şimdi bu kanundan sonra çay bahçesini vakıf işletmesine vermeler göreceğiz.</p>



<p>Haçlı seferlerinin arkasında da benzer bir tarih vardır. Dindar zenginler cennette yerim garanti olsun diye mal varlıklarını kiliseye bağışlıyorlardı. Kiliseler öyle zenginleşti ki krallara borç veriyor, onlara her dediklerini yaptırıyorlardı, Anadolu’yu ve Filistin’i ve İstanbul’u defalarca yağmaladılar.</p>



<p>Ha bizim kilisemiz yok ki diyeceksiniz de… Kazım Karabekir Paşa, arkasında İngiliz servisleri olan o tarikat evlerini neden kapatmıştı acaba diye bir düşünün.</p>



<p>Çaylığına tek başına bakamayacak kadar yaşlı ve yalnız kimseleri korumanın tek yolu üretim kooperatifleridir. Japonya liberalizasyondan vazgeçmiş kooperatifleşmeye geçmiş ilk ülkedir. Çünkü, köyden şehre göç ile başlayan, eğitim süresini uzatarak aileleri sürekli eğitim harcamasına mecbur eden sistemde köylerde genç kalmadı, çayı toplayacak genç bırakmadı. Dört işlem bilmeyeni lise mezunu eden sistem her genci üniversiteye yerleştirdi. Oysa bilenleri ilerleten bilmeyeni sınıfta bırakma kuralı geri getirilse, bu gençler toprakla karnını doyurmayı öğrenmek için köye dönmeye ve çay bahçesine de girmeye başlayacaktır.</p>



<p>Özetle, çay tarımında liberalizasyonla çözüm yoktur. Tarımda kooperatifleşme ve köye dönüşün özendirilmesi en akıllı çözümdür.</p>



<p>Çaykur’un kamu güvencesini kaldırıp dernek, vakıf, tarikat, cemaat vb eliyle tüzel ağalar yaratmak Karadeniz’de tarih boyunca hiç olmamış bir üretim biçimi getirmek bu halka ve Rizeliye en büyük ihanettir.</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 28.6.2022 </strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.azimvekarar.net/cay-kanunu-tasarisi-meclisten-dondu-ancak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
