<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>mustafa kemal tutgun &#8211; Azim ve Karar</title>
	<atom:link href="https://www.azimvekarar.net/author/editor/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.azimvekarar.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 14 Apr 2026 20:40:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>ABD’YE BİR ABDÜLHAMİT GEREK</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/abdye-bir-abdulhamit-gerek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Apr 2026 20:23:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ceyhun BALCI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=8019</guid>

					<description><![CDATA[Ceyhun Balcı Kırk gün savaşına ateşkes arası. Dile getirdiği hiçbir amaca ulaşamayan ABD için can simidi oldu bu ateşkes. Birkaç günle başlayan savaşa süre biçme haftalara uzadı. Uzadıkça da İran direnci gösterdi kendini. Vatan savunmasının yanı sıra düşmanın gözünü kör, kulağını sağır etti üslerini, radarlarını vurarak. Özetle, savaşın yitireni olmadı İran. Umulmadık bu durum karşısında [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Ceyhun Balcı</strong></p>



<p>Kırk gün savaşına ateşkes arası. Dile getirdiği hiçbir amaca ulaşamayan ABD için can simidi oldu bu ateşkes.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="756" height="425" src="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-7.jpeg" alt="" class="wp-image-8021" srcset="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-7.jpeg 756w, https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-7-300x169.jpeg 300w" sizes="(max-width: 756px) 100vw, 756px" /></figure>



<p>Birkaç günle başlayan savaşa süre biçme haftalara uzadı. Uzadıkça da İran direnci gösterdi kendini.</p>



<p>Vatan savunmasının yanı sıra düşmanın gözünü kör, kulağını sağır etti üslerini, radarlarını vurarak.</p>



<p>Özetle, savaşın yitireni olmadı İran.</p>



<p>Umulmadık bu durum karşısında ABD-İsrail mola almak durumundaydı.</p>



<p>Bu ateşkes işte o moladır.</p>



<p>Savaşta kural tanımayan ABD-İsrail haydutluğu kimse kuşku duymasın ki öncelikle toparlanmayı hemen sonrasında da yeniden saldırıyı düşünecektir.</p>



<p>Durum böyleyken, haydut üst perdeden ses çıkartarak daha çok kendi iç kamuoyunda baskın güç olduğu izlenimi oluşturmayı göz ardı etmiyor.</p>



<p>ABD, İran’ın ateşkes koşullarına sessiz kalarak onay verdiyse de İslâmabad’da aslına döndü.</p>



<p>İran savaş alanında üstünlük kurmamış gibi teslim olmasını isteniyor.</p>



<p>Elbette bu istek karşılık bulmuyor.</p>



<p>Yazının başlığına geliyorum.</p>



<p>Yıl 1897.</p>



<p>Osmanlı-Yunan savaşı patlıyor.</p>



<p>Bir ay süren savaşın kazananı Osmanlı.</p>



<p>Osmanlı ordusunun Atina’ya yürümesinin önüne Rusların girişimiyle geçiliyor.</p>



<p>Savaşı kazanan Osmanlı masada Teselya’yı yitiriyor.</p>



<p>Bu yetmemiş gibi Girit’e Hıristiyan vali atanmasına onay veriyor kazanan Osmanlı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="168" height="300" src="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-6.jpeg" alt="" class="wp-image-8020"/></figure>



<p>Tarihte savaşta kazanıp, masada yitirmenin başka örnekleri var mı bilemiyorum.</p>



<p>Bilemediğim için, kendi tarihimizden örneğe başvurmak zorunda kaldım.</p>



<p>Bu nedenle, savaşta kazanamadığı halde masada kazanmaya çalışan ABD’ye <strong>“bir Abdülhamit gerek”</strong> demek zorunda kaldım.</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 14.04.2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>NATO</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/nato/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Apr 2026 21:07:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Suay KARAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[NATO]]></category>
		<category><![CDATA[NATO Çok Uluslu Kolordu Karargâhı]]></category>
		<category><![CDATA[NATO Deniz Unsur Komutanlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=8015</guid>

					<description><![CDATA[Suay Karaman 4 Nisan 1949 tarihinde 12 ülke tarafından imzalanan Kuzey Atlantik Antlaşması&#8217;na dayanarak kurulan NATO’nun (North Atlantic Treaty Organization &#8211; Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü), temel amacı, üye ülkelerin herhangi bir dış saldırıya karşı ortak savunma yapmasını sağlamak ve Kuzey Amerika ile Avrupa arasındaki güvenliği güçlendirmektir. Merkezi Brüksel’de bulunan NATO&#8217;nun kurucu ülkeleri Amerika Birleşik Devletleri, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Suay Karaman</strong></p>



<p>4 Nisan 1949 tarihinde 12 ülke tarafından imzalanan Kuzey Atlantik Antlaşması&#8217;na dayanarak kurulan NATO’nun (North Atlantic Treaty Organization &#8211; Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü), temel amacı, üye ülkelerin herhangi bir dış saldırıya karşı ortak savunma yapmasını sağlamak ve Kuzey Amerika ile Avrupa arasındaki güvenliği güçlendirmektir. Merkezi Brüksel’de bulunan NATO&#8217;nun kurucu ülkeleri Amerika Birleşik Devletleri, Belçika, Birleşik Krallık, Danimarka, Fransa, Hollanda, İtalya, İzlanda, Kanada, Lüksemburg, Norveç ve Portekiz’dir.</p>



<p>Türkiye, 19 Eylül 1950 tarihinde TBMM’nin onayı olmadan Amerikan emperyalizmine hizmet için Kore’ye asker göndermiş ve bunun sonucunda 18 Şubat 1952 tarihinde NATO&#8217;ya katılmıştır. Bugün NATO’nun üye sayısı 32 olmuştur. NATO, soğuk savaş döneminde Sovyetler Birliği tehdidine karşı bir denge unsuru olarak kurulmuş ve günümüzde de üye ülkelerin güvenliğini korumaya devam eden uluslararası askeri ittifaktır. Ancak bugün Sovyetler Birliği dağılmış, Rusya’nın ise tehdit durumu söz konusu değildir. Günümüzde NATO, ABD’nin çıkarları için çalışan bir örgüt konumuna getirilmiştir.</p>



<p>28 Şubat tarihinde emperyalist ABD ve haydut devlet İsrail’in, İran’ı vurmasıyla başlayan yeni süreç NATO ile ABD’yi karşı karşıya getirdi. NATO’yu, ABD olmadan kâğıttan kaplan olarak niteleyen ABD Başkanı Donald Trump; İran’da yardımına gelmedikleri için NATO üyelerine “<em>bizim yanımızda değilse biz neden onların yanında olalım ki?”</em> diyerek, kızgınlığını ifade etti. Türkiye’yi ise diğer NATO üyelerinden ayırarak; “<em>Türkiye bizi son derece destekleyici oldu. Bence Türkiye şahaneydi, harikaydı. Onlar istediğimiz şeylerin dışında kaldılar. Bence Erdoğan harika bir lider</em>” diyerek, İran’a karşı Türkiye’nin de tutum alması için algı operasyonuna başladı.</p>



<p>Bunun yanında 4, 9, 13 ve 30 Mart günlerinde İran’dan ateşlendiği belirtilen füzelerin Türk hava sahasına yöneldiği ve Doğu Akdeniz’de bulunan NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından düşürüldüğü bildirilmişti. Ancak ortada yanıt bekleyen kritik sorular bulunmaktadır: atıldığı iddia edilen füzelerin radar izi nerede, hangi rota ile geldi, ne kadar yüksekte düşürüldü? Bu soruların yanıtı bulunmayınca, akıllara başka olasılıklar gelmektedir. Ayrıca Milli Savunma Bakanlığı’nın, görüntüsü belli olmayan füzeleri İran&#8217;dan bizim topraklarımıza doğru atılmış füzeler olarak nitelendirmesi ise tuhaftır.</p>



<p>Bu füzelerle ilgili yapılan yorumların amacı, Türkiye&#8217;yi İran&#8217;a karşı bir savaşa sürükleme çabasıdır ve zaten ABD’nin de isteği budur. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İran’dan Türkiye’ye füze fırlatıldığı yönündeki iddiaların tamamen asılsız olduğunu bildirerek “<em>İran iyi komşuluk ilkesine bağlıdır. Türkiye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı duyuyoruz. Muhtemel iddiaların incelenmesi için ortak teknik iş birliğine hazırız</em>” dedi.</p>



<p>Emperyalist ABD ve haydut devlet İsrail, İran’daki savaşa başından beri NATO’nun dahil olmasını istemektedir. Bunu sağlayabilmek için NATO anlaşmasının 5. maddesine sığınmaktadır. Bu maddeye göre; <em>“Avrupa veya Kuzey Amerika’daki bir müttefike yönelik silahlı saldırı, tüm üyelere yapılmış sayılır. Bu madde, ‘birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için’ prensibiyle, saldırıya uğrayan üyeye askeri kuvvet kullanımı dahil gerekli yardımın yapılmasını taahhüt eder.”</em> İşte ABD, bu maddeyi uygulamak için İran’dan atıldığı söylenen füzelere sığınmaktadır. Ancak İran’ın bu zorlu savaşta kendisine yeni bir cephe açarak NATO’yu da devreye sokması akıl ve mantık ile açıklanamaz.</p>



<p>2004 yılından beri Yunanistan Ege Adalarımızı işgal etti ama NATO’dan hiç ses çıkmadı. Bizim siyasi iktidarımızdan da tepki verilmedi; üstelik işgal hala her boyutuyla sürmektedir. Ayrıca ABD, Yunanistan’da bizim sınırımıza yakın yerlerde üs kurmaktadır. Biz de el yükseltelim, bölücü ve dinci terör örgütlerinin arkasında başta ABD olmak üzere bazı NATO ülkelerinin olduğu gerçeğini unutmamalıyız; ülkemizin parçalanması, emperyalizmin en büyük arzularından biridir. Bu durumda NATO’ya üye olmanın ne işe yaradığı sorgulanmalıdır.</p>



<p>26 Mart 2026 tarihinde Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan basın açıklamasında, NATO&#8217;nun Adana’da Çok Uluslu Kolordu Karargâhı kurma sürecinde olduğu bildirildi ve ardından da İstanbul Boğazı Anadolu Kavağı’nda Deniz Unsur Komutanlığı kurulacağı bilgisi paylaşıldı. Böyle bir ortamda NATO’nun Türkiye’de iki yeni karargâh kuracağının açıklanması, ülkemizin güvenliği açısından son derece tehlikeli bir girişimdir. Zaten Adana İncirlik ve Malatya Kürecik üsleri ülkemiz adına tehdit oluşturmaktadır.</p>



<p>Adana&#8217;da kurulacak NATO Çok Uluslu Kolordu Karargâhı, İran ve Ortadoğu içindir. Bu karargâh Türkiye için değil NATO adına, bir başka deyişle ABD ile İsrail’in bölge planlarına hizmet edecektir. Açıkça İsrail&#8217;in güvenliğine ve bölgede kurmaya çalıştığı baskının hizmetine yöneliktir. Dolayısıyla bölgemizde devam eden savaş sürecinde kurulması planlanan bu karargâhın Ortadoğu, Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika olmak üzere bölgeden kaynaklanacak tehditlere odaklanacağı yönündeki yorumlar tamamen gerçek dışıdır.</p>



<p>İstanbul&#8217;da Anadolu Kavağı&#8217;nda kurulacak NATO Deniz Unsur Komutanlığı’nın ise komşumuz Rusya için kurulacağı bellidir. Bu, ülkemiz için yaşamsal derecede önemli olan Montrö Sözleşmesi’nin ortadan kaldırılmasına yönelik bir girişimdir. Böylece ülkemizin güvenliğinin temel taşlarından biri olan önemli bir uluslararası sözleşmeyi kendi elimizle yok etmiş olacağız. Planlanan NATO makyajlı bu girişim ile zaman içinde Montrö Sözleşmesi’ni ortadan kaldırarak, Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelerin, özellikle ABD savaş gemilerinin Karadeniz’e serbestçe girişi sağlanacaktır. Kısaca bu girişim Türkiye’nin kendi eliyle Karadeniz’i NATO’ya açması anlamına gelmektedir.</p>



<p>Türkiye, NATO maskesi altında kuşatılmak istenmektedir. Adana ve İstanbul Boğazı’ndaki iki NATO yapısı, birbirini bütünlemektedir. Bu girişimler, Türkiye&#8217;nin güvenliği ve çıkarları için büyük tehdittir. Bu arada Türkiye, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde ikinci kez NATO Zirvesi&#8217;ne ev sahipliği yapacak; bu zirvede ülkemizin güvenliğini olumsuz yönde etkileyecek nasıl kararlar çıkacağını da hep birlikte göreceğiz.</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 13 Nisan 2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ISLAS MALVİNAS’TAN İRAN’A</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/islas-malvinastan-irana/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 13:59:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ceyhun BALCI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=8008</guid>

					<description><![CDATA[Ceyhun Balcı Bu yazı kafa karışıklığını gidermeye katkısı olması umuduyla kaleme alındı. Islas Malvinas da neresi diyeceklere haritaya bakınız derim. İran’a ABD-İsrail emperyalist saldırısı gün gibi ortadayken kafaların karışık olması anlaşılır gibi değil. Antiemperyalist duruş olmayınca bu ve benzeri karmaşaya şaşırmak gereksiz. Kırk beş yıl önceye gidip bugüne ışık tutmaya çalışalım. Yıl 1982. Arjantin’de tarihin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Ceyhun Balcı</strong></p>



<p>Bu yazı kafa karışıklığını gidermeye katkısı olması umuduyla kaleme alındı.</p>



<p>Islas Malvinas da neresi diyeceklere haritaya bakınız derim.</p>



<p>İran’a ABD-İsrail emperyalist saldırısı gün gibi ortadayken kafaların karışık olması anlaşılır gibi değil.</p>



<p>Antiemperyalist duruş olmayınca bu ve benzeri karmaşaya şaşırmak gereksiz.</p>



<p>Kırk beş yıl önceye gidip bugüne ışık tutmaya çalışalım.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="693" height="510" src="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-4.jpeg" alt="" class="wp-image-8009" srcset="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-4.jpeg 693w, https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-4-300x221.jpeg 300w" sizes="(max-width: 693px) 100vw, 693px" /></figure>



<p>Yıl 1982.</p>



<p>Arjantin’de tarihin en kanlı diktatörlüklerinden birisi iş başında.</p>



<p>Birleşik Krallık’ın kolonisi olan Islas Malvinas’a Arjantin askeri çıktı. Haritaya bakıldığında kime ait olması gerektiği ortadadır bu adaların.</p>



<p>Yeri gelmişken bir öğüt. Günün birinde Arjantin’e yolunuz düşerse sakın Falkland sözcüğü çıkmasın ağzınızdan. Islas Malvinas demeyi yeğleyin!</p>



<p>Diyelim ki, zorda kalan Arjantin diktası dikkat dağıtmak ve biraz olsun rahatlamak için kolay zafere yönelmişti. Bunu fırsat bilen Birleşik Krallık uzaklardan gelerek kolonisine sahip çıktı. Altı haftalık savaş sonunda Arjantin yenildi. Adalardaki Birleşik Krallık egemenliği yenilendi.</p>



<p>Bu sırada doğal olarak ülkeler saflarını belli etti.</p>



<p>Dün gibi anımsıyorum.</p>



<p>Fidel’in Kübası ikilemsiz Birleşik Krallık’ın karşısında yer aldı. Dolayısı ile Arjantin’in yanında saf tutmuş oldu.</p>



<p>Şimdi soralım.</p>



<p>Antiemperyalist duruşu gereği Arjantin’den yana tutum sergileyen Fidel ve Kübası faşizme mi omuz vermiş oldu?</p>



<p>Kıssadan hisse!</p>



<p>İran halkının saldırganlığa karşı duruşunu destekleyenler İran’da molla rejimine mi arka çıkmış oldular?</p>



<p>Sorun sıralaması yapma yeterliliğine sahip olanlar için elbette en küçük sorun yok. Güncel sorun emperyalist saldırganlık olduğuna göre öncelik haydudu savuşturmaya verilmelidir. İran’ın mollası, teokratik rejimi ve başka sorunları sonranın konusudur.</p>



<p>Sonranın konusu olmanın ötesinde İran halkının sorunudur. Emperyalist saldırganlığa onurlu ve dirençli bir duruşla karşı koyabilen İran halkı bu sorunu da çözme yeterliliğine sahiptir.</p>



<p>İran’da yaşananları izleyenler bilecekler.</p>



<p>İran’da yönetimle sorunu olan ve hatta bu nedenle yargılama sonucu hüküm giymiş olanlar bile koşarak ülkelerine dönüyorlar. Bu soylu ve duyarlı davranış bile birincil sorunun ne olduğunu yeterince anlatmıyor mu?</p>



<p>Yine de anlaşılmadıysa aşağıdaki acıklı görsele bir göz atılıversin ne olur!</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="697" height="389" src="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-5.jpeg" alt="" class="wp-image-8010" srcset="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-5.jpeg 697w, https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-5-300x167.jpeg 300w" sizes="auto, (max-width: 697px) 100vw, 697px" /></figure>



<p><strong>Azim ve Karar, 07.04.2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AKBELEN TALANI</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/akbelen-talani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 21:01:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Suay KARAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[Akbelen Ormanı]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Işık]]></category>
		<category><![CDATA[İkizköy Muhtarı]]></category>
		<category><![CDATA[Nejla Işık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=8004</guid>

					<description><![CDATA[Suay Karaman Akbelen Ormanı, Muğla&#8217;nın Milas ilçesine bağlı İkizköy Mahallesi&#8217;nde bulunan bir ormanlık alandır. Yaklaşık 750 hektarlık bir alanı kapsayan bu orman çam, çınar, kestane, kızılağaç, meşe gibi çeşitli ağaç türlerine ev sahipliği yapmaktadır. 2023 yılının Temmuz ayında Yeniköy Termik Santraline yakıt sağlayan İkizköy linyit madeninin genişletilmesi için Akbelen Ormanı’nın büyük bir bölümü, %50 İÇTAŞ [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Suay Karaman</strong></p>



<p>Akbelen Ormanı, Muğla&#8217;nın Milas ilçesine bağlı İkizköy Mahallesi&#8217;nde bulunan bir ormanlık alandır. Yaklaşık 750 hektarlık bir alanı kapsayan bu orman çam, çınar, kestane, kızılağaç, meşe gibi çeşitli ağaç türlerine ev sahipliği yapmaktadır.</p>



<p>2023 yılının Temmuz ayında Yeniköy Termik Santraline yakıt sağlayan İkizköy linyit madeninin genişletilmesi için Akbelen Ormanı’nın büyük bir bölümü, %50 İÇTAŞ Enerji ve %50 LİMAK Enerji’nin ortaklığındaki Yeniköy-Kemerköy Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş. tarafından kesildi. Bunun üzerine protestolar başladı ve güvenlik güçleri müdahalede bulundu. Yapılan protestolar ulusal medyanın ilgisiyle karşılandı ve ses getirdi. Ancak aynı yıl Ağustos ayı sonunda ormanın yüzde altmışı yok edildi.</p>



<p>19 Temmuz 2025 tarihinde TBMM’de kabul edilen 7554 sayılı maden yasası ile büyük bir talan başladı. Bu yasa ile madencilik etkinliklerinin her koşulda yapılmasına olanak sağlayacak düzenlemeler getirilerek, ülke genelindeki zeytinlikler, tarım alanları, ormanlar ve koruma altındaki alanların madencilik işletmelerine açılması sağlanmıştır. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na (EPDK) acele kamulaştırma yetkisi tanınarak, toplumsal rıza ve mülkiyet hakkı göz ardı edilmiştir. Bu yasa ile maden ve enerji yatırımlarında çevresel denetimler devre dışı bırakılarak, halkın katılımı yok sayılmış ve talan süreçleri kolaylaştırılmıştır. Bunun yanında mera, yaylak ve kışlak alanları yenilenebilir enerji projelerine açılarak, kırsal alanların yok edilmesine ve gıda güvenliğinin zedelenmesine yol açılacaktır. Bu yasanın anayasaya, ilgili koruma yasalarına ve uluslararası çevre anlaşmalarına aykırı olduğu bilinmektedir. Ancak hukukun olmadığı yerde, her türlü keyfi ve talan yasaları çıkarılabilmektedir.</p>



<p>Bu yasa TBMM’de görüşülürken, Türkiye’nin 30 ilinden gelen köylülerin oluşturduğu ‘Toprağımızı Vermiyoruz Platformu’ üyeleri, yasa teklifinin geri çekilmesi için TBMM önünde eylem yaptılar, açlık grevine başladılar. Ancak siyasi iktidar ve yandaşları bu protesto gösterileriyle hiç ilgilenmeyip, bu talan yasasına oy verdiler.</p>



<p>10 Ocak 2026 tarihli Cumhurbaşkanı Kararı ile, Milas sınırları içinde yer alan, IV. grup maden (linyit) sahasında üretimin sürdürülebilmesi gerekçesiyle 7 köyde toplam 679 parselin, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına hükmedildi. Acele kamulaştırma kararı, bölgedeki köylüler için yalnızca bir mülkiyet sorunu değil; barınma, geçim ve yaşam hakkı sorunu anlamına gelmektedir. Zeytinlikler, tarım alanları ve yerleşim yerlerini kapsayan parsellerin kamulaştırılmasıyla birlikte, çok sayıda yurttaş, evini terk edecektir. Akbelen’de daha önce yaşanan ağaç kıyımı ve maden genişletme girişimlerinin ardından gelen bu karar, yöre halkı tarafından güçlü şekilde protesto edilmeye başlandı.</p>



<p>Yeniköy-Kemerköy Enerji’nin termik santraline kömür sağlamak için, Akbelen Ormanı çevresindeki zeytinliklerin ve tarım arazilerinin ‘acele kamulaştırılmasına’ karşı köylüler dava açtı. Açılan dava kapsamında 30 Mart tarihinde bilirkişi keşfi yapıldı. Keşif heyetinin bölgede yaptığı çalışmanın hukuksuz olduğunu anlatmak isteyen köylüler, jandarma barikatıyla karşılaştı. İkizköy Muhtarı Nejla Işık’ın kızı, İkizköy Çevre Komitesi üyesi, psikoloji eğitimi almış 26 yaşındaki Esra Işık, bu haksız duruma tepki göstererek, protesto gösterisinde bulundu, isyan etti. Ancak bu isyan, keşif heyetinde rahatsızlık yarattı ve şikayetçi oldular.</p>



<p>Esra Işık, 30 Mart gecesi saat 23:50 civarında İkizköy’deki evinden göz altına alındı. Geceyi Milas Jandarma Karakolu’nda geçiren Esra Işık, 31 Mart tarihinde çıkarıldığı mahkemede keşif heyetine ‘görevini yaptırmama’ ve ‘hakaret’ suçlamasıyla haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklandı. Ülkemiz çöl olmasın diye gecesini gündüzüne katarak direnen Esra Işık’ın suçu ne? Enerji ve maden şirketlerini koruyan yasaya karşı toprağını, köyünü, geleceğini savunduğu için, “bölgede sayılan ağaçlar bizim ömrümüz” dediği için, “İkizköy ve Karacahisar, Yeniköy-Kemerköy Enerji’nin çiftliği değil” dediği için, bu haksızlığa, bu hukuksuzluğa ses çıkardığı için özgürlüğü elinden alındı.</p>



<p>Bu tutuklama, köylünün sesi kesilsin, yapılan keşifler hızlıca bitsin, köylülerin tapularına çökülsün ve köylüler buralardan gitsin diye yapıldı. Amaç gözdağı ve korku salarak, bu toprakları talan etmektir. Ancak ne olursa olsun topraklarını savunan köylülerin mücadelesi sonuna kadar sürecek ve ülkemizin her yerinden de destek çağrıları gelecektir.</p>



<p>12.624 km<strong><sup>2</sup></strong> olan Muğla il sınırlarının yaklaşık %50 kadarına maden ruhsatı verildi. Şu ana kadar 100 km<strong><sup>2</sup></strong> arazi maden sahasına dönüştürüldü; bunun 30 km<strong><sup>2</sup></strong> si orman alanı, 70 km<strong><sup>2</sup></strong> si nitelikli tarım alanı ve zeytinlik. Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy termik santralları içinde bulunan yirmiden fazla köy, kömür madenleri nedeniyle yok edildi; şimdi 90 köy daha yok edilecek. Toprakları, evleri ellerinden alınan köylüler nereye gidecek ve nasıl geçinecek? İşte ‘milletin efendisi’ köylülerimiz, bunun mücadelesini vermektedir ve destek beklemektedir.</p>



<p>Keşif dosyalarda ‘parsel’ diye geçen bu toprak, o değerli köylüler için alın teriyle yoğrulmuş ekmek demektir, kutsal bir emektir, her mevsim yeniden kurulan yaşam demektir. Şimdi o köylülerin hafızası, geçmişi ve geleceği olan bu toprak, yağma düzeninde yok olup gidecek ve direnenler tutuklanacak. Bu düzenin değiştirilmesi için örgütlü ama bilinçli ve nitelikli eylemlere gereksinim olduğunu ne zaman anlayacağız?</p>



<p>Muğla cezaevine gönderilen Esra Işık’ın, yazdığı kısa ama özlü mektup yapılanların özetidir;</p>



<p>“Ben toprağımı savundum. Ben onurumuzu savundum. Zehra ninemizin, Hatice teyzemizin ve nicelerinin yolundan yürüyorum.</p>



<p>Alnım açık, başım dik. Mücadelemizin bayrağını köylülerime bıraktım. Buradan çıktığımda o bayrağı tekrar devralıp en önde yürüyeceğim.</p>



<p>Ben bu toprakların kızıyım.</p>



<p>Ben bir köylü kızıyım.</p>



<p>Mücadeleden gurur duyuyorum.</p>



<p>Buradan yeniden sözüm olsun:</p>



<p>Mücadelemizi de onurumuzu da haysiyetimizi de satmayacağız.</p>



<p>Milas bir şirketten büyüktür.</p>



<p>Vazgeçmeyeceğiz.”</p>



<p>Yaşadığımız bu kara düzende acilen çıkartılan maden yasalarıyla ülkemiz talan ediliyor. Ülkemizin yer altı ve yer üstü zenginliklerini, doğasını yok eden maden yağmalarına karşı direnmek en kutsal görevdir. Yurtseverlik memleketin taşını toprağını, ağacını, ormanını, ırmağını, denizini, gölünü, suyunu kısaca her şeyini savunmak demektir.</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 6 Nisan 2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TARIMDA ÜRETİM ÇIKMAZINA SEÇENEK VAR MI?</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/tarimda-uretim-cikmazina-secenek-var-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Apr 2026 22:55:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mustafa KAYMAKÇI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=7999</guid>

					<description><![CDATA[Mustafa Kaymakçı &#160;Önce bir tespit yapalım. Türkiye’de tarımda üretim çıkmazını tetikleyen iki ana etmen var.Bunlardan birincisi, iç etmenler.ikincisisi de dış etmenler. &#160;Bu yazımızda ağırlıklı olarak iç etmenler özetlenecek.Ancak uluslararası tarım ve gıda emperyalizminin payını,bir başka deyişle dış etmenlerin de dikkate alınması gerekiyor. Üstelik İran-ABD Savaşı nedeniyle 2026 yılı ve yakın gelecekte dış etmenlerin payı da [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Mustafa Kaymakçı</strong></p>



<p>&nbsp;Önce bir tespit yapalım. Türkiye’de tarımda üretim çıkmazını tetikleyen iki ana etmen var.Bunlardan birincisi, iç etmenler.ikincisisi de dış etmenler.</p>



<p>&nbsp;Bu yazımızda ağırlıklı olarak iç etmenler özetlenecek.Ancak uluslararası tarım ve gıda emperyalizminin payını,bir başka deyişle dış etmenlerin de dikkate alınması gerekiyor. Üstelik İran-ABD Savaşı nedeniyle 2026 yılı ve yakın gelecekte dış etmenlerin payı da yükselecek gibi gözüküyor.</p>



<p>Örneğin İran-ABD Savaşı’nda Hürmüz Boğazı kriziyle,petrol,gübre ve lojistikteki aksama ve fiyat artışları&nbsp; küresel tarımı tehdit ettiği gibi Türkiye’yi de etkileyecek.Gübrede de dışa bağımlı bir ülke olan yurdumuzda buğday,pirinç ve mısır gibi&nbsp; temel ürünlerde,üretimin&nbsp; olumsuz olarak düşüşü söz konusu olacak .FAO’ya göre kriz devam ederse,2026’nın ilk yarısında küresel gübre fiyatları ortalama yüzde 15-20&nbsp; daha yüksek olacak.</p>



<p>&nbsp;<strong>İç Etmenler Açısından Tarımsal Üretimde Gerilemenin Kök Nedeni Ne?</strong></p>



<p><strong>Türkiye Tarımının kök sorunu,uygulanan&nbsp; tarım politikalarının tarımsal işletmelerin büyük bir çoğunluğunu oluşturan aile işgüçü temelli küçük ve orta ölçekli işletmelerden yana olmaması.</strong></p>



<p><strong>Politikalar, tarımın şirketleşmesi üzerine inşa edilmiştir.</strong></p>



<p>Tarım politikalarının tarımsal işletmelerini büyük bir çoğunluğunu oluşturan aile işgüçü temelli küçük ve orta ölçekli işletmeler için düzenlenmediği taktirde çıkış yolu yoktur.</p>



<p><strong>Tarımda Üretim Çıkmazının Manzarası</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Tarım Yasası’na göre 2026 yılında çiftçiye milli gelirin yüzde 1’i  olan 772 milyar destek verilmesi gerekiyormuş, Oysa hazineden  bu yıl için ayrılan para  168 milyar para imiş .</li>



<li>Tarımda  çalışan kişi sayısı 2024 yılında 4 milyon 948 binden iken 2025 yılında 4 milyon 560 kişiye düşmüş, bir başka deyişle 388 bin çiftçi tarımsal üretimden kopmuş.Üstelik çiftçilerin yaş ortalaması, gençleşmek yerine yaşlanmış ve 59 yaş olmuş.</li>



<li>Çiftçinin borcu 2000’li yılların başına göre 187 kat artmış.</li>



<li>Tarımsal üretim, 2025 yılında bir yıl öncesine değin yüzde 8.8 küçülmüş.Sonuçta çiftçi para kazanamadığı için tarımdan çekilmiş,</li>



<li>Tarımsal üretim düştüğü için Türkiye tarım ürünleri ithalatçısı olmuş. Tarım  ürünleri ithalatı    2024’de  344.2 milyar dolar, ihracatı ise  261.9 milyar dolar .Üstelik tüketici de tarım ürünlerine artan fiyatlar nedeniyle erişemez  bir duruma gelmiş.</li>
</ul>



<p><strong>&nbsp;Tarımda Üretim Çıkmazına Seçenek Var Mı?</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Yapılması gereken ilk iş, piyasa fiyatıyla üreticinin maliyetleri  arasındaki fark kadar destek verilmesidir. Ancak  çözümü salt desteğe bağlamak çözüm değil.Destek ne kadar artarsa,pazarlama kanalında yer alan  pazarlamacılar  ve  sanayici de o oranda fiyat düşürüyor.</li>
</ul>



<p>Fiyat belirlenirken bu destekler düşüldüğü için üreticiye pek yansımıyor. &nbsp;Üstelik Tarım yasasına göre çiftçiye verilen destek, yukarıda değinildiği üzere tahahhüt edilen miktar olan yüzde 1’in &nbsp;&nbsp;ancak üçte bir kadar bile olmamıştır. Devlet çiftçiye borçludur.</p>



<p><strong>Tarım sektöründe,tarımsal&nbsp; çıktıların (süt,et,sebze vb) değerlendirilmesinde az sayıda örgütlenmiş&nbsp; ya da büyük alıcının çok sayıda küçük üreticiyle karşı karşıya geldiği bir piyasa&nbsp; egemendir.</strong></p>



<p><strong>Oligopson piyasası olarak adlandırılan bu yapıda, alıcılar pazar gücüne sahiptir, fiyatları doğrudan etkiler.</strong></p>



<p>Bu genellikle tarım ürünleri&nbsp; ya da hammadde gibi sektörlerde görülür. Alıcılar arasında yoğun bir rekabet yerine işbirliği&nbsp; ya da stratejik davranışlar &nbsp;vardır. Kısaca&nbsp; üreticilerin ürünlerini pazarlamakta zorlandığı,ürünlerini ucuza satmak zorunda kaldığı, alıcıların ise piyasaya&nbsp; egemen olduğu bir düzen &nbsp;söz konusu.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Oligopson piyasa düzenine karşı temelde çözüm,üreticilerin kooperatifleşerek sanayileşmesi.</li>
</ul>



<p>Bir başka deyişle,küçük çiftçilerin sanayi kurumlarını kurarak&nbsp; ürünlerini piyasaya kendilerinin sunması.</p>



<p><strong>Ancak tarımsal amaçlı kooperatifler güçlenilceye kadar TARIMSAL KİTLER yeniden kurulmalı. Bu konu ,Türkiye kamuoyunda hemen hemen hiç gündeme getirilmiyor.Var&nbsp; olan politikaları eleştirenler bile kamucu politikalara değinmiyor. Sanki herkes serbest piyasacı.</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Aile işgüçü temelli küçük ve orta ölçekli işletmelerin kuracakları  Tarımsal amaçlı kooperatiflere gelir için Çiftçi Kayıt Belgesi verme hakkı verilmeli, pazarladığı ürünlerde KDV yüzde 1’e düşürülmeli ve en az 10 yıl süreyle Üst birlikleri olan birim kooperatiflere kurumlar vergisi muafiyeti sağlanmalı.</li>



<li>Tarımsal Kooperatif örgütlenme ile ilgili tek bir bakanlık sorumlu olmalıdır ve ürüne dayalı  tarımsal kooperatifleşme  olmamalı.</li>



<li>Kooperatiflere finans sağlayacak bir Kooperatifçilik Bankası Kurulmalı.</li>



<li>Tarımsal amaçlı kooperatifler ilçe ya da büyük belde/köy temelinde örgütlenmeli.</li>



<li>Aile çiftçiliği temelinde üreticilerin yine kooperatifler  aracılığıyla  sanayici  ve pazarlamacı  olmalı . Yaratılan artı değerin  büyük bir kısmı ancak bu model ile çiftçide kalabilir ve  tüketici de daha ucuza tarım ürünlerine ulaşabilir.</li>



<li>Yapılan bir araştırmaya göre lojistik hizmetlerin gıda üzerindeki payı,kimi durumlarda yüzde 18 kadar kadar yükselmektedir. Örneğin,İstanbul ya da İzmir’de kurulmuş büyük fabrikalar sütlerini binlerce uzaklıktaki kentlerden  almaktadırlar .<strong>Bu durum,meyve ve sebze  için de  geçerlidir. Lojistik hizmetlerin düşürülmesi için çözüm, büyük tüketim merkezlerini çeperlerinde tarım bölgelerinin oluşturulması gerekiyor.</strong></li>



<li>Stok üretim yapmadan, toplum gereksinmesinin önceliği,toprak ve  iklim koşulları  dikkate alınarak  kaynakların iyi değerlendirilmesi ve israfın önlenmesi için tarımsal üretim planlanması yapılmalı.</li>
</ul>



<p>Şimdi,bu yazıyı okuyanların sorması gereken bir soru var.</p>



<p>Bütün bu önermeler yaşama geçirilebilir mi?</p>



<p>El cevap. Çözüm,bu önermelerin tabandan gelmesiyle&nbsp; oluşturulacak bir siyasi irade ve&nbsp; bu siyasi iradenin iktidarıyla olası.Tek bir yasama döneminde bile böylesine bir dönüşümün gerçekleştirilebilir. &nbsp;Ancak iç etmenlerin yanı sıra yukarıda değindiğim üzere uluslararası tarım ve gıda emperyalizmine karşı siyasi koşulların oluşturulabilmesi, temel konularımızdan biri.</p>



<p>Dünya milletlerinin düşmanı Henry Kissinger&#8217;a atfedilen &#8220;<em>Petrolü denetlerseniz ülkeleri, gıdayı&nbsp; denetlerseniz insanlığı yönetirsiniz</em>&#8221; ifadesini unutmamak gerekiyor.</p>



<p>Bu ifade, tarım ve gıdanın 20. yüzyıldan itibaren emperyal&nbsp; stratejinin&nbsp; &nbsp;jeopolitik bir silah ve &nbsp;denetim aracı olarak kullanıldığını göstermiyor mu?<strong>(*)</strong></p>



<p><strong>(*) Bakınız: Kaymakçı,Mustafa (Ed.,) Açlık ve Emperyalizm. İlkim Ozan Yayınları, Antalya</strong></p>



<p><strong>Azim ve Karar, 04.04.2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SPORUN İSRAİL’LE SINAVI</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/sporun-israille-sinavi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Apr 2026 18:20:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ceyhun BALCI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=7994</guid>

					<description><![CDATA[Ceyhun Balcı İsrail son yarım yüzyıldır bölgenin şiddet kaynağıdır. Katildir demek abartı olmaz. Gazze’de iki yılı aşkın süredir 10 binlerce sivilin ölümünden sorumludur İsrail. İran’a yönelik saldırının daha ilk gününde 200’e yakın çocuğun ölümünden ABD’yle birlikte sorumludur. Spor dostluğun, kardeşliğin ve barışın önde gelen aracıysa İsrail’in bu ortamlardaki varlığı sorgulanmalı. Bir önceki ayki kış olimpiyatlarında [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Ceyhun Balcı</strong></p>



<p>İsrail son yarım yüzyıldır bölgenin şiddet kaynağıdır. Katildir demek abartı olmaz.</p>



<p>Gazze’de iki yılı aşkın süredir 10 binlerce sivilin ölümünden sorumludur İsrail.</p>



<p>İran’a yönelik saldırının daha ilk gününde 200’e yakın çocuğun ölümünden ABD’yle birlikte sorumludur.</p>



<p>Spor dostluğun, kardeşliğin ve barışın önde gelen aracıysa İsrail’in bu ortamlardaki varlığı sorgulanmalı.</p>



<p>Bir önceki ayki kış olimpiyatlarında boy gösterdi İsrail.</p>



<p>Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin kılı kıpırdamadı diyelim. Üye ülkelerden birisinin bile aklına gelmedi mi harekete geçmek?</p>



<p>Başka birçok ortamda da İsrail’in hem milli takımlar hem kulüpler düzeyinde varlığını sürdürdüğünü ibretle izliyoruz.</p>



<p>Türkiye için durum biraz daha farklı.</p>



<p>Türk takımlarıyla karşılaşması olan İsrail takımları güvenlik kaygıları nedeniyle Türkiye’ye gelemiyorlar. Türk takımı, İsrail takımı ile sahasındaki maçları seçtiği Avrupa ülkelerinden birisinde yapıyor.</p>



<p>Eğer spor dediğimiz etkinlik dostluğun, kardeşliğin, barışın aracıysa İsrail’in bu ortamdaki varlığı kabul edilemez.</p>



<p>İsrail hem ulusal hem takım düzeyindeki sporlardan uzaklaştırılmalıdır.</p>



<p>Bireysel sporlarda ise sporcu katılabilir ancak tıpkı Rusya ve Belarus’a titizlikle yapıldığı gibi bayrağını dalgalandırmasına engel olunmalıdır.</p>



<p>Uluslararası ölçekte girişimler gereklidir.</p>



<p>Türkiye bu girişimlere öncülük etmelidir.</p>



<p>Spor bakanlığı, spor federasyonlarının harekete geçmesini sağlamalıdır.</p>



<p>Diğer yandan, dış ortamda spor karşılaşmalarına çıkan ve dolayısı ile de İsrail takımlarını karşısında bulan kulüplerimiz ilgili kurumlara nezdinde girişimlerde bulunmalıdır.</p>



<p>Özellikle profesyonel sporları düzenleyen oluşumlar devlet içinde devlet gücüne erişmiş durumdadır günümüzde. İşin ticari boyutunu her şeyin önüne koyan bu oluşumların İsrail’in dışlanması isteklerini kulak arkası etmeleri bir olasılıktır.</p>



<p>Buna karşılık, girişimde bulunmak da insanlık görevidir.</p>



<p>Hiçbir şey elde edilemese bile tarihe not düşmek, tarihin doğru yanında yer almak da önemlidir.</p>



<p>Bir yurttaş olarak üç büyük spor kulübümüze konuyla ilgili başvuruda bulundum. Kulüp olarak uluslararası kurumlara başvuru görevini yerine getirmenin kendilerine düştüğünü anımsattım.</p>



<p>GS’li okurlar alınganlık göstermesin. Bu seçkin kulübümüze resmi internet sitesinden gönderdiğim ileti Hata 500’le geri döndü.</p>



<p>BJK ve FB’den iletilerine geri bildirim almadım.</p>



<p>Bu olayın bence öncüsü olması gereken spor bakanlığı ve federasyonların duyarlılık göstermesi için CİMER’e de başvuruda bulundum. Henüz yanıt almadım. CİMER’den gelen geri bildirimde başvurumun ilgili kurumlara iletildiği bilgisi verildi.</p>



<p>Yazıyı kaleme alalı birkaç hafta olmuştu. Paylaşmakta geciktim.</p>



<p>İyi ki gecikmişim.</p>



<p>Yine İspanya, yine Pedro Sanchez Türkiye’den gelmeyen yanıtı verdi.</p>



<p><a href="https://www.facebook.com/share/p/1DYrXocLPD/?mibextid=wwXIfr">https://www.facebook.com/share/p/1DYrXocLPD/?mibextid=wwXIfr</a></p>



<p>Haziranda ABD’de yapılacak dünya kupasında İsrail varsa biz yokuz diyerek bir kez daha yerkürenin namusunu kurtardı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="512" height="640" src="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/israil-varsa-biz-yokuz.jpg" alt="İsrail varoluşundan bu yana ve son olarak da Gazze'de, İran'da yaptıklarıyla çocuk katili devlet olarak nitelenebilir. Böyle bir devletin bayrağı spor alanlarında dalgalanmamalıdır." class="wp-image-7996" srcset="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/israil-varsa-biz-yokuz.jpg 512w, https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/israil-varsa-biz-yokuz-240x300.jpg 240w" sizes="auto, (max-width: 512px) 100vw, 512px" /></figure>



<p>Türkiye’de toplumda olduğu gibi yönetenlerde de bir İsrail öfkesi olduğu kuşkusuzdur. ABD’den esirgenen bu öfkenin İsrail’e yöneltildiği gerçektir.</p>



<p>Ancak, söylemin eylemle tamamlanması zamanı gelmiştir. Söylemde kalanın zamanla anlamsızlaştığı, silinip gittiği kesindir.</p>



<p>Türk kulüpleri, spor federasyonları spor bakanlığı öncülüğünde İsrail’in spor ortamından uzaklaştırılması için uluslararası girişimlerde bulunmalıdırlar.</p>



<p>Ortada bir de İspanya gibi güvenilebilecek bir bağlaşık varken bu fırsat kaçırılmamalıdır.</p>



<p>Bu girişim ülkemize saygınlık kazandıracağı gibi yerine getirilmesi gereken bir insanlık görevi olarak da karşımızda durmaktadır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="756" height="378" src="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-3.jpeg" alt="" class="wp-image-7995" srcset="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-3.jpeg 756w, https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-3-300x150.jpeg 300w" sizes="auto, (max-width: 756px) 100vw, 756px" /></figure>



<p><strong>Azim ve Karar, 04.04.2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>NÜKLEER GÜÇ OLMAK NEDEN GEREKLİ?</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/nukleer-guc-olmak-neden-gerekli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 12:12:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ceyhun BALCI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=7989</guid>

					<description><![CDATA[Ceyhun Balcı İran’a yönelik ABD-İsrail emperyalist saldırısı bir yandan enerjiyi diğer yandan nükleer silahlanmayı getirdi gündeme. ABD-İsrail haydutluğu İran’ın nükleer silah geliştirmesi olasılığını öne çıkartarak haklılık sağlamaya çalıştı. Nükleer silahlanma elbette görmezden gelinecek, önemsenmeyecek bir başlık değildir. Buna karşılık, İran’ın nükleer silah geliştirmesini saldırı gerekçesi yapanlara siz niye geliştirdiniz ve bu nükleer silahları caydırıcılık unsuru [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Ceyhun Balcı</strong></p>



<p>İran’a yönelik ABD-İsrail emperyalist saldırısı bir yandan enerjiyi diğer yandan nükleer silahlanmayı getirdi gündeme.</p>



<p>ABD-İsrail haydutluğu İran’ın nükleer silah geliştirmesi olasılığını öne çıkartarak haklılık sağlamaya çalıştı.</p>



<p>Nükleer silahlanma elbette görmezden gelinecek, önemsenmeyecek bir başlık değildir.</p>



<p>Buna karşılık, İran’ın nükleer silah geliştirmesini saldırı gerekçesi yapanlara siz niye geliştirdiniz ve bu nükleer silahları caydırıcılık unsuru olarak kullanıyorsunuz diye sorulmaması ilginç değil mi?</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="696" height="892" src="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-1.jpeg" alt="" class="wp-image-7991" srcset="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-1.jpeg 696w, https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-1-234x300.jpeg 234w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></figure>



<p>Nükleer teknolojiyi enerji üretimi amacıyla kullanan ülkelerin sayısı 25 dolayında.</p>



<p>Bunların içinden bir bölümü aynı zamanda nükleer silahlara da sahiptir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="756" height="434" src="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image.jpeg" alt="" class="wp-image-7990" srcset="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image.jpeg 756w, https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-300x172.jpeg 300w" sizes="auto, (max-width: 756px) 100vw, 756px" /></figure>



<p>Toplamda 9 ülke nükleer silah sahibidir. Daha önce nükleer başlığı olup da tümünün varlığına son veren Güney Afrika Cumhuriyeti bu bağlamda tektir.</p>



<p>BM Güvenlik Konseyi’nin sürekli üyeleri olan beşli bir yana bırakıldığında, Pakistan-Hindistan kökü geçmişe dayanan bir karşıtlık içindedir.</p>



<p>Kuzey Kore, varlığını bir bakıma nükleer başlık caydırıcılığına borçludur. Kuzey Kore’nin nükleer silah sahipliği ABD’ye karşı güvencenin gereği olarak da görülebilir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="756" height="293" src="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-2.jpeg" alt="" class="wp-image-7992" srcset="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-2.jpeg 756w, https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/04/image-2-300x116.jpeg 300w" sizes="auto, (max-width: 756px) 100vw, 756px" /></figure>



<p><strong>Yukarıdaki veri Our World in Data’dan alınmıştır.</strong></p>



<p>İsrail’in nükleer silah geliştirmiş ve kullanabilecek durumda olması sözcüğün tam anlamıyla denge bozucu bir durumdur. Batı emperyalizminin bölgedeki uzantısı İsrail’in nükleer caydırıcılığa sahip olması başlı başına sorundur. İran’ın nükleer silah geliştirmekle suçlandığı yerde İsrail’in nükleer silah sahipliği görmezden gelinmektedir.</p>



<p>Nükleer silah geliştirmemekle birlikte topraklarında bu silahları bulunduran iki ülke Almanya ve Türkiye’dir.</p>



<p><strong>Attilâ İlhan’ı anmak…</strong></p>



<p>Türkiye ve nükleer demişken Attilâ İlhan’ı anmamak olmaz.</p>



<p>Attilâ İlhan, nükleer teknolojiye sahip olmayı bağımsızlıkla ilişkilendiren görüşlere sahipti. Bu görüşleriyle bir bakıma aykırılık da sergilerdi.</p>



<p>Doğrusu, onun bu düşüncesiyle ilk tanıştığımda yadırgamış olduğumu anımsıyorum.</p>



<p>Nükleer teknolojiyi olumsuzlamak neredeyse değişmeyen ezberimizdi o yıllarda.</p>



<p>Her şeyden önce nükleer teknolojiye sahip olmakla nükleer silaha sahip olmanın farklı olduğunun altını çizmekte yarar var.</p>



<p>Paylaştığım tablolardan da anlaşılacağı gibi nükleer teknolojiye sahip olan ülkelerin tümü nükleer silah geliştirmemiştir.</p>



<p>Bitmiş savaşın sonunda kullandığı iki nükleer bombayla yüzbinlerin ölümüne yol açan ABD başta olmak üzere nükleer silah sahipleri bu konumlarından vazgeçmeye niyetli görünmemektedir.</p>



<p>Bizde olsun ama karşıtımızda olmasın demeyi yeğlemektedirler.</p>



<p>Gecikmeyle de olsa Türkiye nükleer enerji santrali aracılığıyla bu teknolojiyi öğrenebilirdi, bu değerli bilgiye sahip olabilirdi.</p>



<p>Anlaşıldığı kadarı ile Türkiye, Rusya’yla yaptığı nükleer santral anlaşması uyarınca bu teknolojiye sahip olmak şöyle dursun, kurulacak santralin mülkiyetini bile yapımı üstlenen Ruslara bırakmıştır. (Bu konuya ilişkin söylentilere ne yazık ki resmi açıklamayla açıklık getirilmemiştir)</p>



<p>Sonuç olarak :</p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Yanı başındaki düşman ve saldırgan devlet İsrail nükleer silah sahibiyken İran’a yönelik nükleer silah geliştirme suçlamalarının vicdanla, insafla ve ahlâkla ilişkilendirilmesi olanaksızdır.</li>



<li>Yine, İsrail nükleer silah cephaneliğe sahipken, komşu İran nükleer silah sahibi olmaya adayken Türkiye’nin bu konuda geç kaldığı kuşkusuzdur.</li>



<li>Hiç kuşkusuz en iyisi nükleer silahların ortadan kaldırılması en iyisidir, en arzulanandır. Ancak, bu ideale en azından şimdilik yakın olduğumuz söylenemeyeceğine göre nükleer teknolojiye sahip olmak günümüz dünyasında var olmayı sürdürebilmenin önemli gereğidir.</li>
</ol>



<p><a href="https://ourworldindata.org/nuclear-weapons">https://ourworldindata.org/nuclear-weapons</a></p>



<p><strong>Azim ve Karar, 03.04.2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İRAN YANILSAMASI</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/iran-yanilsamasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 20:53:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ceyhun BALCI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=7986</guid>

					<description><![CDATA[Ceyhun Balcı İran’a yönelik emperyalist ABD-İsrail saldırısını lanetleyerek başlamakta yarar değil zorunluluk var. İsrail’in Gazze’de terör estirdiği günlerden birinde eşini, çocuklarını, torunlarını yitirmiş Filistinli bir kadının elindeki kutsal kitabı göstererek “Allah’tan başka kimsem kalmadı” haykırışı belleğime çivilenmiş. Bugün İran’ın direnişini görünce o haykırışı anımsadım! Filistin başta olmak üzere Arap dünyasının önde gelen sorunudur aklını kullanmamak. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Ceyhun Balcı</strong></p>



<p>İran’a yönelik emperyalist ABD-İsrail saldırısını lanetleyerek başlamakta yarar değil zorunluluk var.</p>



<p>İsrail’in Gazze’de terör estirdiği günlerden birinde eşini, çocuklarını, torunlarını yitirmiş Filistinli bir kadının elindeki kutsal kitabı göstererek <strong>“Allah’tan başka kimsem kalmadı” </strong>haykırışı belleğime çivilenmiş.</p>



<p>Bugün İran’ın direnişini görünce o haykırışı anımsadım!</p>



<p>Filistin başta olmak üzere Arap dünyasının önde gelen sorunudur aklını kullanmamak.</p>



<p>İran bir ayı aşan süredir ağır saldırı altında kalmasına karşın ayakta kalabildiyse bunu aklını kullanmış olmasına borçludur.</p>



<p>İran denildiğinde hemen hepimizin gözleri önüne gelen görüntü sarıklı, cüppeli, sakallı mollalardır.</p>



<p>Durum böyle olunca da İran’ın aklını kullanabildiği akla getirmek zorlaşmaktadır.</p>



<p>Hiç kuşku yok ki, İran dinselliğin baskın olduğu bir ülke. Bunun önde gelen gerekçesi dinin yönetsel bir sopa olarak kullanılmasıdır. Bununla birlikte, İran’da dinin bu bağlamda kullanımının yıllar geçtikçe zayıfladığı da gerçektir.</p>



<p>Molla görüntüsünün perdelediği gerçeği görmekte yarar var!</p>



<p>İran, yetiştirdiği 233 bin/yıl mühendisle bu bakımdan Çin, Hindistan ve Rusya’yı izlemektedir.</p>



<p>İran, 2010’lardan başlayarak bilimsel yayın üretiminde de önemli sıçrama yapmış. Böylelikle dünyada 17. sıraya yerleşmiş. Bu konudaki sıçramasını sürdüren İran’ın Türkiye’yi geride bıraktığını eklemekte yarar var.</p>



<p>Bu iki örnek bile İran’ın nükleer teknolojiye sahip olabilmesini açıklamaya yetecektir.</p>



<p>Diğer yandan, son savaşın gözlerimizin önüne serdiği bir diğer gerçek İran’ın özellikle füze teknolojisinde eriştiği düzeydir. İsrail’in demir kubbesi ve körfez ülkelerinin ABD destekli hava savunma düzenekleri delik deşik olmuş durumdadır.</p>



<p>Elbette, İran’a destek veren Çin ve Rusya gibi büyük güçler de vardır.</p>



<p>Ancak, kendi aklını kullanmayan ve becerisini ortaya koymayan hiçbir ülke dış desteğin büyüklüğü ne olursa olsun ayakta kalamaz. Direnemez.</p>



<p>İran, bölgede ve dünyada birçok değeri savunmasının yanı sıra, emperyalist saldırganlığa karşı koymada aklı kullanmanın olmazsa olmaz olduğunu kanıtlaması bakımından da önemli bir iş yapmaktadır.</p>



<p>Tüm içtenliğimle ve varlığımla gönlüm haydutluğa karşı direnen İran’la birliktedir.</p>



<p>Din sopasını iktidarlarını korumak için kullanan mollalar kuşkusuz önemlidir.</p>



<p>Emperyalist saldırganlık savuşturulduktan sonra sıra yüne bu konuya gelecektir.<br><br><strong>Azim ve Karar, 01.04.2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>NEVRUZ BAYRAMI</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/nevruz-bayrami/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Mar 2026 21:08:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Suay KARAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[Nevruz]]></category>
		<category><![CDATA[Nevruz Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[terörsüz Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=7981</guid>

					<description><![CDATA[Suay Karaman Nevruz Bayramı, tarih boyunca baharın gelişini, doğanın uyanışını ve yeni başlangıçları simgeleyen bir gün olarak kutlanmaktadır. Her yıl 21 Mart&#8217;ta kutlanan Nevruz Bayramı, bahar ekinoksuna denk gelir ve gece ile gündüzün eşit olduğu günü simgeler. Kültürel değerlerin ve birlikteliğin de sembolü olan Nevruz, ‘yeni gün’ anlamına gelir; Türkiye, Orta Asya ve bazı Balkan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Suay Karaman</strong></p>



<p>Nevruz Bayramı, tarih boyunca baharın gelişini, doğanın uyanışını ve yeni başlangıçları simgeleyen bir gün olarak kutlanmaktadır. Her yıl 21 Mart&#8217;ta kutlanan Nevruz Bayramı, bahar ekinoksuna denk gelir ve gece ile gündüzün eşit olduğu günü simgeler. Kültürel değerlerin ve birlikteliğin de sembolü olan Nevruz, ‘yeni gün’ anlamına gelir; Türkiye, Orta Asya ve bazı Balkan ülkelerinde coşkuyla kutlanır.</p>



<p>Nevruz Bayramında insanlar genellikle ateş yakar, ateş üzerinden atlar, baharın gelişini simgeleyen yemekler hazırlar, şiir okunur, müzik çalınır, dans edilir ve dostluk ile barış mesajları paylaşılarak eğlenilir. Coşku ile yapılan bu kutlamalar, aynı zamanda kültürel miras açısından da zengin bir deneyim sunar.</p>



<p>28 Eylül-2 Ekim 2009 tarihleri arasında Abu Dabi&#8217;de hükümetler arası toplanan Birleşmiş Milletler Manevi Kültür Mirası Koruma Kurulu, Nevruzu Dünya Manevi Kültür Mirası Listesi &#8216;ne dahil etmiştir. Bunun üzerine Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 23 Şubat 2010 tarihinde aldığı kararla 21 Mart tarihini Uluslararası Nevruz Günü ilan etmiştir.</p>



<p>Ülkemizde yıllardır büyük bir coşku ve heyecanla kutlanan Nevruz Bayramı, son yıllarda bazı provokasyonlara özellikle de PKK terör örgütünün yaşa dışı kutlamalarına neden olmaktadır. Özellikle bu yıl Diyarbakır’da yapılan Nevruz kutlamalarında çok üzücü ve ülkemizi bölünmeye götürebilecek olaylar yaşandı. PKK terör örgütünün bebek katili başının ve iki yıl önce TUSAŞ’a saldırıp beş vatandaşımızı şehit eden teröristlerin posterleri açıldı. 25 Aralık 1991 tarihinde İstanbul’da 12 vatandaşımızı yakarak öldüren bir terörist konuşma yaptı. Konuşma yapanların bazıları da teröristler için “<em>şehitlerimiz</em>” dedi.</p>



<p>Nevruz kutlaması öncesinde açıklama yapan DEM Partinin eş genel başkanı Tuncer Bakırhan; “<em>İran meselesi sürecimizi hızlandırmalı. Türkiye Kürt meselesini demokratik yollarla çözerek Orta Doğu’da örnek model bir ülke haline gelebilir. Demokratik ülkelerin ne kadar korunaklı olduğunu ve ne kadar güvende yaşadıklarını hep birlikte görüyoruz.” </em>dedi.</p>



<p>Tuncer Bakırhan’ın Nevruz kutlamasında yaptığı konuşmanın bazı bölümleri şöyle: “<em>Kürtler, Türkiye’de kimliğinin tanınmasını istiyor. Ana dilinde eğitim istiyor. Anayasal güvence istiyor. Yerel demokrasi istiyor. Eşit yurttaşlık istiyor. Kürtler yönetime ortak olmak istiyor. Geçen 27 Şubat’ta sayın Öcalan tarihi çağrısını yaptı. Üzerinden bir yıl geçti. Silahlar sustu, silahlar yakıldı. Şimdi sıra devlette ve iktidardadır. Artık sözden yasaya, temenniden güvenceye, vaatten eyleme geçme zamanıdır. Cezaevindekiler artık özgür olmalıdır. Dağdakiler demokratik siyasete katılabilmeli, sürgündekiler evlerine dönebilmelidir. Sayın Öcalan’ın statüsü ve çalışma koşulları yasal düzenleme ile teminat altına alınmalıdır. Sayın Öcalan’ın elbette bu meydanda halkıyla buluşmasının önü artık açılmalıdır.”</em></p>



<p>Emperyalizmin güdümünde bölücülük kokan bu söylemler için hiçbir soruşturma açılmaması, ülkemizin üzerinde oynanan oyunları göstermektedir. Üstümüze dayadıkları silahla, ülkemiz ‘demokratikleştirme’ adı altında bölünmeye doğru götürülmektedir. Ne yazık ki siyasi partilerin büyük çoğunluğu bu oyunun figüranları arasındadır.</p>



<p>Nevruz Bayramından bir gün önce ABD Ankara Büyükelçisi olan ancak kendisini sömürge valisi sanan Tom Barrack, Türkiye ile PKK terör örgütü arasındaki barış sürecine hayran olduğunu belirtip, bazı yöneticileri övdükten sonra şu açıklamayı yaptı: “<em>Gelinen süreç Kürtlerin yaşadığı dört büyük ülke arasındaki yanlış anlamaların tüm parçalarını kapsıyor. Herkesi bir araya getirme ve Kürtlerin kendi yaşamlarını kendilerinin belirlemesine imkân tanıma fırsatı. Bu yüzden Kürtler için umutluyum. Kürtler harika ve tarihleri de harika. Mirasları etkileyici. Zaman içinde kendi devletlerini kuramamış olmaları üzücü. Bu yüzden hayal kırıklığı yaşadıklarını anlıyorum. Ama umut şu ki, artık bulundukları ülkelerde entegrasyonla hak ettikleri refaha ulaşabilirler.”</em> Kısaca ‘büyük Kürdistan’ tablosu çizilmektedir.</p>



<p>Yani terörsüz Türkiye masalı dedikleri olay şudur: açıkça ABD’nin kılavuzluğunda, gözümüzün içine baka baka, toplumu kandıra kandıra ‘büyük Kürdistan’ın temellerini atıyorlar. Başta ana muhalefet olmak üzere, bu konuya destek veren siyasi partiler de bu ihanete ortaktır.</p>



<p>Nevruz Bayramı sadece Diyarbakır’da değil, birçok kentimizde de kutlandı ve ne yazık ki yine bölücü sloganlar eşliğinde hukuksuz, temelsiz istekler sıralandı, provokasyonlar yapıldı. Emniyet Genel Müdürlüğü, Nevruz kutlamaları öncesi ve sonrasında terör örgütü propagandası yapmak ve örgüt mensuplarına ait fotoğrafların yer aldığı pankartı açmak iddiasıyla 15 kentte toplam 170 kişinin gözaltına alındığını açıkladı. Yapılan bu olaylardan rahatsızlık duyan siyasi parti, sendika ve demokratik kitle örgütlerinden ise güçlü bir tepki gelmediği görüldü.</p>



<p>Diyarbakır’daki kutlamalara mesaj gönderen ana muhalefet partisi genel başkanı, atılan sloganlardan, teröristlerin posterlerinden, yapılan konuşmalardan rahatsız olmamışsa, terörsüz Türkiye masalı tam yol ilerliyor demektir. Bir yılı aşkın süredir hapiste tutulan İstanbul Anakent Belediye Başkanı da PKK paçavraları ve bebek katili terörist başının posterlerinin açıldığı Nevruz meydanında olmayı çok istediğini açıklayarak, önümüzdeki yıl Nevruz Bayramını Diyarbakır’da kravatlı teröristlerle kutlamak dileğinde bulundu. Cumhuriyeti kuran partiye, cumhuriyeti yıktırmak için emperyalistlerin oyununa gelmek işte böyle olur.</p>



<p>Bu arada 28-29 Mart günlerinde ‘Kürt Milli Platformu’ isimli oluşum, çalıştay düzenleyerek kuruluşunu ilan etti. Sözde Kürt ulusal marşı okunarak başlayan çalıştayda, salonda sözde Kürdistan bayrakları açıldı. Platform sözcüsü ise resmi dil, resmi kimlik ve kendi kaderini tayin hakkı talep ettiklerini söyledi. Terörsüz Türkiye masalı meyvelerini vermeye başlıyor.</p>



<p>Terörsüz Türkiye masalının sonucunda yeni bir anayasa yapılarak, ülkemizin bölünmesine kapı açılmak istenmektedir. Fiili olarak anayasayı askıya almış bir iktidarla, ifade özgürlüğünün, demokrasinin, hukukun olmadığı bir ortamda anayasa yapılamayacağı gibi anayasa değişikliği bile yapılamaz. Gerçek ve kalıcı bir çözüm devlet ve terör örgütü arasındaki görüşmelerle değil, toplumun güveni ve desteğini artıracak, toplumun demokrasi, hukuk ve barışa dair umutlarını artıracak adımlarla gerçekleşir. PKK terör örgütünün ardındaki gücün emperyalizm olduğunu bilerek, ülkemizin nerelere sürüklendiğini anlamak zorundayız. Nevruz Bayramını bahane ederek yapılan hukuksuzlukların hesabını soracak, ülkemizin bölünmesine dur diyecek bir makam ya da kişilerin bulunacağı günlere en kısa sürede kavuşmak dileğiyle…</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 30 Mart 2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İRAN’DAN ÖĞRENDİKLERİMİZ</title>
		<link>https://www.azimvekarar.net/irandan-ogrendiklerimiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mustafa kemal tutgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Mar 2026 13:02:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ceyhun BALCI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.azimvekarar.net/?p=7975</guid>

					<description><![CDATA[Ceyhun Balcı Yanı başımızda canlıyım diyenin başını öne eğdirecek türden bir haydutluğa tanık oluyoruz. “İran, ABD-İsrail emperyalist saldırısı altında.” İran’la ilgili olarak sözlerine yukarıdaki tümceyle başla(ya)mayan herkes ve her kurum benim gözümde vicdan ve ahlâk düşkünüdür. Çocuk katili-pedofil işbirliğini görmeyenlerin böyle etiketlenmesi gerekli olmanın ötesinde zorunludur. Emperyal seviciler Hemen her ortamda İran’a yönelik savaşa ilişkin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Ceyhun Balcı</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="703" height="331" src="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/03/irana-saldiri-1.jpg" alt="İran'a yapılanı emperyalist saldırı olarak görmeyenler vicdan ve ahlâk düşkünüdür." class="wp-image-7976" srcset="https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/03/irana-saldiri-1.jpg 703w, https://www.azimvekarar.net/wp-content/uploads/2026/03/irana-saldiri-1-300x141.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 703px) 100vw, 703px" /></figure>



<p>Yanı başımızda canlıyım diyenin başını öne eğdirecek türden bir haydutluğa tanık oluyoruz.</p>



<p><strong>“İran, ABD-İsrail emperyalist saldırısı altında.”</strong></p>



<p>İran’la ilgili olarak sözlerine yukarıdaki tümceyle başla(ya)mayan herkes ve her kurum benim gözümde vicdan ve ahlâk düşkünüdür. Çocuk katili-pedofil işbirliğini görmeyenlerin böyle etiketlenmesi gerekli olmanın ötesinde zorunludur.</p>



<p><strong>Emperyal seviciler</strong></p>



<p>Hemen her ortamda İran’a yönelik savaşa ilişkin yorumlar ve kestirimler yapılıyor. İlk birkaç gün emperyal güce tapanların <strong>“ABD-İsrail yenilmez”</strong> tadındaki yorumları yerini <strong>“İran iyi dayandı”</strong>ya bıraktı. Başları öne eğilmiş olsa da bu tipler ellerinde çubuklar fonlarında haritalarla boy göstermeyi sürdürüyor.</p>



<p>Irak, Libya, Suriye ve Venezuela kolaylıklarından sonra bir kez daha Vietnam ayarında direnişle karşılaşmak emperyal haydutların dengesini bozmaya yetti.</p>



<p>Birkaç günle başlayan İran’ı haklama senaryoları önce birkaç haftaya şimdi de birkaç aya uzamış durumda. Denebilir ki, emperyal haydutlar bu ummadıkları durumdan sıyrılmak için kara kara düşünmektedirler.</p>



<p><strong>Uçak gemisi çağının sonu</strong></p>



<p>İran’a yönelen emperyalist saldırı bir çağın sonunu görme şansı verdi hepimize.</p>



<p>Uçak gemisi döneminin kapandığına tanık olduk.</p>



<p>Diğer yandan, tarihin hemen her döneminde geçerli olan <strong>“savaşı teknolojisi üstün olanlar kazanır”</strong> saptaması bir kez daha doğrulandı. Yeryüzünün efendisi, en kudretli gücü ABD karşısına dikilen Çin-Rus-İran teknolojisi karşısında duvara çarptı.</p>



<p>Teknolojik üstünlüğe vatan savunması haklılığı eklenmezse eksik kalır.</p>



<p>Sanayisizleşmeye eklenen bilim ve teknolojide çağı yakalayamama bu sonuca yol açtı.</p>



<p>Savaştan önce açık olan ve İran’ın üstünlüğü ele geçirmesiyle birlikte kapanan Hürmüz Boğazı’nın açılması savaşın güncel amacına dönüştü.</p>



<p>Şu günlerde yedi kocalı Hürmüz’ün tek bir egemeni var. Boğazdan İran’ın istedikleri geçebilirken, boğaz saldırganlara ve destekçilerine kapalı.</p>



<p><strong>Körfez ülkeleri</strong></p>



<p>Körfezin yaşları 50’yi henüz doldurmuş uydurma devletleri İran’a saldırının önde gelen yitirenleri olarak yer alacaklar tarihte.</p>



<p>Uzaktaki saldırgan ABD, er ya da geç def olup gitse de bölgeden, körfezin uyduruk devletlerinin burada olmaktan başka seçeneği yok.</p>



<p>Komşuları İran’a yönelik saldırganlığa onyıllardır kolaylık tanıyan, emperyale yardımı ve yataklığı yaşam biçimine dönüştüren devlet bozuntularının yaptıklarının bedelini biraz olsun ödemeye başlamış olmaları haktan, hukuktan adaletten yana olanların içini serinletmiş olmalıdır.</p>



<p>Sınırları Sykes-Picot tarafından çizilen, bağımsızlıkları ve sözde egemenlikleri efendilerince belirlenen Arap yarımadası devletlerini yürüyerek işgal edebilen, onları koruma kisvesi ardında haraca boğan emperyal saldırgan binlerce yıllık devlet geleneği olan İran karşısında afallamış durumda.</p>



<p>Emperyal sevicilerin sıkça başvurduğu tümce şöyle başlar :</p>



<p><strong>“Ama, molla rejimi de…”</strong> diyerek baskıdan ve insan haklarının çiğnenmesinden kapı açarlar. Doğruluk payı vardır bu yaklaşımın.</p>



<p>Ancak, kalabalık kentlerin orta yerinde durdurdukları araçların içindekileri kurşun yağmuruna tutan ICE güçlerinin yaptıklarını anımsamak istemez her nedense bu efendi seviciler.</p>



<p>Sözün özü!</p>



<p>İran’da çocuk katili-pedofil işbirliğiyle sürdürülen vahşet dururken molla rejimiyle uğraşmayı öne almak için vicdan ve ahlâk eksikli olmak gerekir.</p>



<p>Öncelik haydudun savuşturulması ve kovulmasıdır.</p>



<p>Mollaya ve rejimine sıra daha sonra gelir.</p>



<p><strong>Azim ve Karar, 29.03.2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
